Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 97
Bir cadı olmak bazen ne kadar zor oluyor. Hele bahar sendromu yaşayan bir cadı olmak daha da zor. Şu bahar denen meret beni iyi bir cadı olmaya zorluyor. Etrafımdaki her şeye gülerek bakmak ve insanların yanaklarını mıncıklamak istiyorum. Hatta Zebani'nin ve benimle bir türlü geçinemeyen konuşan aynamın bile aslında o kadar kötü olmadığını düşünüyorum. Bir an önce kendime gelmeliyim. Başcadı geçen gün beni çağırıp “Neyin var?” diye sordu. Umarım bu durum bir an önce geçer. Diğer cadı arkadaşların alay konusu olacağım yoksa. Geçen gün bir kedi yavrusunu elime alıp “Ne şirin şeysin sen” demişim. Artık ne yaptığımı bilmiyorum. Kendime gelmeliyim..... Şu hikaye olayı da olmasa aramızda ne cevherlerin olduğunu göremeyecekmişiz. Kelimelerin gücü adına savulun iki hikaye geliyor!!!!!!!!
Korkuluk, çiçek, tarla, koyun, adam, yangın, ağaç, kuş, ev,
Imayı
mi, sümüklü böcek, para, su, masa, televizyon, saç. KORKULUĞUN LANETİ << Çoban Zebani koyunlarını otlatmaya götürür. Ağaçlarla dolu bu ormanda kendisini çok feci bir biçimde güvende sanmaktadır. Her zaman bu ormanda ne yapıyorsa yine aynı şeyi yapacak; evinde hiç ot olmadığı için buradaki ormanda koyunlarını otlatacaktır. Pis beleşçi! Üstelik bunu yaparken her zamanki gibi masum bir çiçek ezecektir. Fakat bu sefer durum farklıdır. Ağaçlardan bile daha büyük, üstüne kuşların yuva yaptığı bir çiçek vardır Zebani'nin karşısında. Zebani her zamanki salaklığıyla: -Bu ne ya? Allah bilir bu meretin içinde televizyon bile vardır, der. Sümüklüböcek, çiçeğe bu şekilde hitap edilmesine sinirlenip Zebani'ye sümük saldırısı yapar. Zebani'nin her yeri sümük olur ve suyu olmayan bir dereye atar kendini. Olmayan suyla bir güzel yıkanır. Tarlasından çıkan şampuanla da saçını yıkar. Oluyor işte böyle bazen! Sonra Zebani bir ağacın yanına gider ve ağacın dalına konup gözü açık uyumaya başlar. Rüyasında korkuluğu ile kendisini yatakta bulur. Birden bire korkuluk kendini kibritle yakıp Zebani'nin üstüne atlar. (Saman da çabuk yanar.) Zebani kan ter içinde uyanır. Sonra da koyunlarının bağrışlarını duyar. Hepsi kaçmaktadır. Zebani ormanda yangın olduğunu görür. Sonra karşısına “O” çıkar...(Put horror music here) KORKULUK!!! Zebani olayı anlayamaz. Yine her zamanki salaklığıyla:
Çotoloz aman diyeyim sataşmayın!
taşmayın iyiyim sa aman d
Pis bir cadı nesra(dneton
-Aman Tanrım, korkuluğun içine şeytan girmiş!, der. Sonra korkuluk çok feci bir şekilde patlar. İçinden harika bir isme sahip olan Cadı Loz çıkar ve salak Zebani'ye: -Hahahahahahaha! Biraz önce şeytan diyordun ya! Haha, şimdi “Keşke şeytan olsaydı" diyeceksin, der ve Zebani'ye kocaman bir masa atar. Zebani korkusundan ağaçtan düştüğü için bu saldırıdan son anda kurtulur. Düştüğü yerden doğrulup: -Aaay, yine mi sen? Ben de bir halt sanmıştım. Peh...Sadece eski düşmanım Çatı Gaz'mış! der. Cadı Loz çok sinirlenir. Zebani'ye kırbacını tattırır ve ona ardarda ateş büyüleri atar. Zebani Cadı Loz'dan birden bire çok korkmaya başlar. Çünkü Cadı Loz tahmin ettiğinden daha güçlüdür. Cadı Loz: -Şimdi kaç, kendini geliştir ve karşıma adam gibi çık, der. Tabii Zebani, Cadı Loz daha sözlerini bitirmeden kendisini evine ışınlar ve gelecek karşılaşmasında Cadı Loz'u yeneceğine dair kendi kendine söz verir... Ekin
ZEBANİ ve İTFAİYECİ KADIN Güneş yavaş yavaş batarken, Zebani de Kamer'den çıkmış, evine doğru gidiyordu. Bunaltıcı bir sıcak vardı. Öyle ki çiçekler kurumuş, CD'ler bozulmaya yüz tutmuştu, Zeb de her zamanki gibi soğuk bir diet cola'yla serinlemeye çalışıyordu. Evi Anadolu yakasında olduğundan karşıya vapurla geçiyordu. Birden yanından hızla ve telaşlı bir şekilde geçen bir adam gördü ve ona şiddetle bağırdı, çünkü güzelim kolası üzerine dökülmüştü. “Hemen şu herifi yakalayıp bir güzel dövmeliyim" diye düşündü. Arkasından hızla koştu ancak yakalayamacağını anlayınca bu kara cüppeli adamı unutmaya çalıştı. Vapurun üst kıç tarafına geçti ve bir yandan kolasını içerken, bir yandan da rüzgarla uçuşan ve yüzüne çarpan su damlacıklarını izlemeye başladı. Bu sırada vapurun arkasından uçan kuşlara da iştahlı gözlerle bakıyordu. Çünkü çok açtı ve bir güvercin kızartma yemeyi çok istiyordu. Yaklaşık yarım saat geçmişti ve vapur Kadıköy'deki iskeleye büyük bir uğultuyla yanaşıyordu. Zebani alt kata indi ve vapurun yanındaki korkuluklardan tıklım tıklım ilerleyen sürüye katıldı. Tıpkı bir koyun sürüsü gibiydi ve Zebani bunu düşününce daha da acıktı. Bir kuzu pirzola için diet cola'sını bile verebilirdi. Ama o sırada beklenmedik bir şekilde denize bir adamın düştüğünü gördü. Bu o kara cüppeli adamdı. Zebani, güzelim kolasının dökülmesine neden olan bu adamı saçlarından tüm gücüyle çekerek kurtarmayı başardı. Zebani, adam ayılınca onunla iskelenin yakınındaki büfelerden birine gidip bir şeyler içmeyi teklif etti (Diet cola). Tanıştılar. Adamın ismi Meg idi. Meg, Zeb'e hayatını kurtardığı için teşekkür etti. Masaya oturduklarında televizyon açıktı ve Serkan adındaki vali, çeteler hakkında bir konuşma yapıyordu. Meg de güvenini kazanan Zebani'ye sırrını açıkladı. Meg, “Sümüklüböcek” adlı bir çetenin lideriydi. Meg Zebani'ye iş teklif etti. Zebani, yeterli para ve diet cola almak şartıyla verilen işi kabul etti. Görevi Vali olan Serkan Bey'in evini ve kendisini havaya uçurmaktı. Meg'den aldığı bir kaç kilo C4 patlayıcı ile Serkan Bey'in üç katlı villasına gerekli teçhizatı yerleştirdi. Sonuç olarak Serkan Bey'in evindeki patlama o kadar büyük oldu ki, çevresinde bulunan tüm ağaçları köküne kadar yaktı. İtfaiye olay yerine hemen yetişti. Zebani, yangını söndürmeye çalışan bir kadın itfaiyeciye aşık oldu ve hayatını onunla geçirmeye karar verdi. Kadın Serkan Bey'in evindeki hem de Zebani'nin kalbindeki yangını söndürdü. Alcatrazz
Bitirdiniz mi sayfayı? Pekala alın size yeni kelimeler... Bahar, düdük, silgi, pilav, gözlük, silah, çelik, Vazo, mikrofon, tahta, bilgisayar, mum, güneş, kedi, tabak. Sizi seviyorum. (Ne dedim ben? Nefret ediyorum bahar sendromundaaaaaan!!!)
İ0VerdOsE 9, 5
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 96
Havalar bahar diyor. Havalar aşk diyor. Havalar çalışma, yazma diyor. Buradan direkt çıkarılabilecek sonuç: Zebani hava değildir. Geçen gün sokakta yürüyorum. En üst kattan bir teyze aşağıya bir ip uzattı. Sanal evladım bana bakkaldan iki kilo un, şeker, su ve sepet alır mısın dedi? Sonra bu ülkenin alışmakta güçlük çektiğim adetlerini düşünerek dediğini yaptım. Sepeti ipe bağlamamı istedi ve aldı. Parasını vermeyecek misiniz dedim. O da kafama bir CD fırlattı. Parasını Zebani'den yazıyı teslim edince alırsın dedi. Böylece Türkiye'nin ilk depozitolu yazısını yazmaya koyuldum. Yazıyı yazar paramı geri alırım. Ayrıca bir oyun CD'si 7. kattan atıldığında beton etkisi yapıyor. Dikkat edin.
Bir sanal oğlan macerası: RISK 2
'Ne dünyaymış be! Her oyunda ele geçir kurtar. Yok mu başka bir konu?
rası: RISK 2 yararlanmadın galiba he? Tertip!
Hayatta insan çok risk alır. Bu aldığım en acayip riskti. Öncelikle şunu söylemeliyim ki Risk 2'nin dergideki açıklaması berbat. Zaten kadın kısmısı gitsin evde soğan doğrasın demek isterdim ki, aklıma Cadı Loz'un adam doğramayı tercih eden biri olduğu gerçeği bir tokat gibi vurdu. Akla vurulan tokat ne oluyorsa artık. Şimdi diyeceksiniz ki bu adam oyundan bahsediyor da ne oluyor? Oyunu zaten okuyoruz öbür tarafta. Bir de bu Sanalhödömüdür nedir ondan niye okuyalım. İşte bu sorunun cevabını aramanız bile bu yazıyı okumak için iyi bir sebeptir aslında. Risk oyunu bizim küçüklüğümüzde Gizli Hedef olarak bilinen ondan sonra da yeniden düzenlenen bir masa oyunu. Koca koca adamlar olunca aynı oyunu yeniden keşfedip günlerce oynamıştık. Bir ara Gameshow ekibi toplanıp deli gibi oynardık. Emin'in
Ateş! Vurun yiğitlerim, Koman gazilerim!
kazanma azmi, Çilemin edebi oyunu, Polat'ın cesuryürek tadındaki asi dalışları, benim anlamsız pazarlıklar yapıp bir varlık gösterememem, Cadı Loz'un kudurmuş zarları ve sabahlara kadar süren anlamsız tartışmalar. Zaten herhangi bir oyunu güzel yapan da uğrunda dünyanın en gereksiz tartışmalarını yapabilmekte yatar. Bu oyunu güzel yapan şey de zaten Pentium 2, 3, 5 ya da her kaçsa, bilgisayarı değil de birilerini yenmektir. Çünkü bir bilgisayarı her türlü oyunda yenebilirsiniz. Ama ne yazık ki hiçbir oyunda bir bilgisayarı kızdıramazsınız. Onların gerilen sinirleri
Kuduralım Yarabbi!
Bedelliden *
İntihara meyilliyim şu sıralar.
DALİ Dur hemen Leeds'e şapka deplasmanda çıkartayım iki attık tabii
yoktur. Belki de bu yüzden sizinle oynamaya hazırdırlar. Ha oynayacaklar tabi eşek gibi... “Para” sayıyoruz o kadar. Oyunun beni en tatmin etmeyen kısmı anlamsız pazarlıklarıma fırsat vermemesi. Diplomasi pek bir işe yaramıyor. Ama oyunun mükemmel bir yanı ise Zone'da oynanabiliyor olması. www.zone.com'a gidin bir sign up yapın. İki üç gavur size bir koysun bakın bakalım oyun CD-ROM'unuzdan çıkıyor mu bir daha. Öğrenip Viyana kapılarına dayanana kadar oynuyor insan. Turn based strategy dedikleri o acayip sınıfa giriyor ki benim asıl sevdiğim oyun türüdür. Tek sorun, ben kurşun asker görselinden nefret ediyorum o. Yoksa her şey iyi güzel tasarlanmış oyunda. Risk 1 varken Risk 2 nereden çıktı sorusuna verilebilecek cevap hazır. Pazarın kaymağını alma stratejisi. Birkaç küçük değişiklikle unutulan oyun tekrar sunulur. Aslında grafiği güzel sayılır oyunun, eskisi paçoz kalıyor yanında. Müzik de eklemişler. Ben asıl bunu pek anlamıyorum. Ben evimde müzik setimden bir sürü müziği ekleyebiliyorum. Bu ne ki? Zaten yaz geldi. Güneye gidin, tatile çıkın durmayın bu acayip şehirde. Almayın size yollanan sepetleri. Boş verin gitsin. Risk 2 çıkar üç çıkar, hayat böyledir. Kalın sağlıcakla. Riske de, bence, girecekseniz evde masaüstünde girin,