Gameshow sayı 49, sayfa 52

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 52

Ben biz hepimiz, tüm insanlar kendi içlerimizde apayrı bir evrenken, birbirimiz ile paylaştığımız şeyler o kadar az ve o kadar gereksiz ki! İşin kötü tarafı birbirimize aktarabildiklerimizden, 10000'de birini bile karşı tarafa doğru aktaramıyor olmamız. Yani bilmiyorum günlük, basit bir çok zamanda gereksiz düşünceler değil bahsettiğim. İç dünyamızda ne fırtınalar yaşıyoruz zaman zaman ya da ne bileyim bazen nelerin farkına varıyoruz yaşam amacımız hakkında neler öğreniyoruz kendimiz hakkında. Elbette bir çoğumuz bunları bir şekilde paylaşma ihtiyacını gideriyor. Yine de duygularımızla ya da sezilerimizle alakalı fikirlerimizi aktarırken kullandığımız kelimelerin çok azı düşündüklerimizin doğru ifadesi ve karşımızdaki insanın bu “yanlış anlam yüklenmiş” kelimelerden anlayabildiğinin çok çok az bir kısmı ise ona asıl anlatmak istediğimiz. Sanırım insanların bilim kurguya, fantezi dünyalara ya da bilgisayar oyunlarına ilgisi de bundan kaynaklanıyor. Yani içimizde sadece kendimizle paylaşabildiğimiz dünyamızı genişletmeye ya da onunla daha çok vakit geçirmeye çalışıyoruz. Bilgisayar oyunları sayesinde olamayacağımız mekanlarda dolaşıp olamayacağımız kişiliklere bürünüyoruz, ama onları da yine kendimize göre yorumlayıp aslında iç dünyamızda savaşlar verip görevler bitirmiyor muyuz? ... gibi fikirler kafamda uçuşuyordu Kamer'e gelirken otobüste. (1 haftadan beri evden dışarı çıkmıyordum da!). Heyecanla girdim Kamer'in kapısından. Sevgili dostum Raji'yi Emin abinin ona verdiği bir oyun üzerinde araştırmalar yaparken buldum ve hemen ona katıldım. Biraz sonra MEG içeri girdi ve bize “isterseniz bu oyunu yazmamda bana yardım edin” dedi. O bunları derken gururla ağlamaklı olup, gözleri yaşaran bizler ise içimizden “Merak etme, Yüce komutan! bu oyunu senin için adeta hatmedeceğiz” der gibiydik. Bütün gün o oyunu inceledik, gözlerimiz kör olana dek oyunun her ekranındaki pixelleri bile saydık diyemeyeceğim ama yine de bazı notlar aldık ve neticede oyunu yazma görevi de bana düştü. Evet şimdi başlıyoruz. -Antik Yunan'ın erişilmez tanrılarını düşünürken insan şöyle bir kendinden geçiyor değil mi? (Nasıl yani). Küçük insancıkları onlar için devasa tapınaklar yapıp deliler gibi tapına dursun; onlar Olympos (doğru mu yazdım acep) dağının eteklerinde şaşalı bir hayat yaşasınlar, arada bir insancıklarını

IN THE SHADOW OF OLYMPUS Sıradan

kahramanlardan bıktıysanız mitolojik tanrıları yönetmeye ne dersiniz? 5 OYUNLAR savaştırıp köşelerine çekilsinler. (Yahu bu antik Yunanlılar da ne hayal gücü varmış bre). O kadar güce rağmen yine de çoğu zaman ilginç entrikalardan dolayı da rahat değillermiş bildiğim kadarı ile. Hep birbirlerinin kuyusunu kazmakla uğraşmışlar (tabi olan yine aradaki insanlara oluyor). Zeus olmasa maazallah dünya kaosa sürüklenirmiş. Acayip bir konuda ilginç beraberlikleri. Yaw şu an elimde atalarımın İskenderiye kütüphanesinden kurtardıkları (Çüşş!) bir soyağacı tablosu var. Bütün soylar Zeus'tan türüyor sonra onlar da aralarında bir acayip şekilde ürüyorlar en sonunda yeni jenerasyondan bazıları Zeus'a aşık oluyor falan yani cinsel hayatları bayağı bir sapkın ilerliyormuş, affedersin! -Neyse oyunumuz Invictus: In the Shadow of Olympus'da da bu tanrı veya tanrıçalardan bazılarının önderliğinde kiraladığımız bir grup hero ile çeşitli görevleri başarmaya çalışıyoruz. (Hayır, garip cinsel yaşamları hakkında bir şeylerle ilgilenemiyoruz yazık ki) 2 CD'lik bir oyun olup Interplay tarafından piyasaya sürülmüş (Ve bu ismi biraz sarsmış (nerede Baldur, nerede Fallout)). Diablo benzeri bir oyun gibi gözükmesine rağmen bir kaç değişik özelliğiyle türdeşlerinden ayrılıyor gibi. Öncelikle gayet hareketli bir 3D dünyaya sahip. Grafikleri çok güzel olmasa da bakış açısının değiştirilebiliyor olması (aynı Dungeon Keeper 2 gibi) faydalı bir özellik. Bir diğer değişik durum ise oyun ilerledikçe grubumuza yeni yeni karakterler katarak grubu geliştirebiliyor olmamız. Hatta 4. ya da 5. bölümlerden sonra ufak bir orduya sahip oluyoruz. (Tanrılardan kurulu ufak ordu!) İşin ilginç yanı ise sonradan katabileceğimiz karakterler oyun içerisinde bir önceki bölümde katlettiğimiz düşman çeşitlerinden oluşmakta. Bırak mavrayı da oyuna geçelim artık ha! - Oyunumuz vasat bir sonra klasik bir menü ile açılıyor. Oynayacağımız tanrıları seçtikten sonra (başlangıçta max 2 tane seçilebiliyor) her bölüm sonunda çıkan, gruba eleman katıp upgrade yapabileceğimiz bir trade ekranı ile karşılaşıyoruz. İlk başta gruba katabileceklerimiz az fakat ilerde bayağı bir çeşit artifact ve hero ile doluyor burası. Gold ise başarılı görevler ile bol miktarda artmakta. Oyun ekranında hemen alt solda tanrılarımız, ortada ise herolarımız ve god point, gold, hit point, damage ve upgrade durumlarını gösteren bir boşluk mevcut. En sağda ise bir sürü komut mevcut ama bunların hepsini zaten mouse ile halledebiliyoruz. Neden konulmuş anlamadım. Bölümlere genellikle kasaba ya da benzeri yerlerde başlıyoruz. Kasabalarda bulunan köy ahalisinin bir kısmından alışveriş yapabilirken bazılarından da upgrade hallediyoruz.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.