Ayın Hikayesi

OLMASI GEREKEN HEMEN OLSUN

otururken kapı çaldı. Ben de o sırada çok önemli bir işle meşguldüm. Kızarak kapıyı açtım. Bir de kimi göreyim; lise yıllarından eski bir arkadaş bana bakıyor. Adı Yusuf. Bana diğer kankaların aşağıda arabada beklediklerini söyledi. Neyse apar topar aşağıya indim. Selamlaşma faslından sonra arabaya binip gazı kökleyerek mahalleden ayrıldık. O gece aklımıza gelen tüm eğlenceleri yaptık. Lise anılarından bahsettik, biraları yudumladık vakit epey ilerlemişti sonra arabayı sahile çekip denizi seyrettik. Herkes aygın baygın bir şekilde sigaranın dumanını savura savura denize bakarken benim aklıma bizim köye gitme fikri geldi. Orası sakin ve tenha bir yerdi ve evde kimse olmadığından geceyi orada geçirebilirdik. Bu fikir herkesin aklına yattı. Zaten bizim diğer iki kanka da -Mustafa ile İlker- kalacak yer için endişeleniyormuş. Çünkü bu halde eve gitmek pek iyi olmazdı. Neyse bir tekel bayiinden yeteri kadar bira aldıktan sonra doğru bizim köyün yolunu tuttuk. Köy şehirden 30 km uzaklıktaydı. Şarkıyla türküyle vakit hemen geçti ve köye vardık. Sonra gecenin karanlığında zar zor da olsa evi bulduk. Ben kapının eşiğinden anahtarı çıkartıp kapıyı açtım. O sıralar da saat gecenin üçü. Kapı sanki ağlarmışçasına bir ses çıkararak açıldı. Bizimkiler biraz tırsar gibi oldu. Ama karar verilmişti. İçeri girdik ve hemen üst kata çıkarak yatacak bir yer hazırlamaya başladık. Bu iş bizim fazla bir zamanımızı almadı. Zaten bizimkilerin hemen yorganın altına girme gibi bir istekleri vardı. Neyse hepimiz bir yer yatağında yattık. Zaten alkollü kafalar hemen uykuya daldı. Uyanıyorum, karanlık odada tek duyduğum hızlı bir şekilde alıp verilen soluk sesleri. Saat sabahın 5.00'i ve hava aydınlanmaya henüz yüz tutmamış. Mustafa dehşet dolu bir yüz ifadesiyle yataktan kalktı ve ışığı açtı. Bize hemen toparlanmamız gerektiğini söyledi. Hiçbir şey anlamıyordum. Muntazam bir hızla toparlandık ve hemen arabaya doğru gittik. Ben evin kapısını kilitlemeye uğraşırken araba hareket etmeye başlamıştı bile. Zar zor kendimi arabanın içine attım. Ve şehre doğru gitmeye başladık. Yol boyunca ne kadar direttimse onların ağzından bu olayla ilgili tek bir laf alamadım. Olayın anlamsızlığı kafamda bir ileri bir geri gidiyordu. Sonunda şehre geldik. Bizim üç silahşörler beni eve bırakırken benden yarın gece saat 01.00'de sahilde buluşmak için söz aldılar. Sonra ben eve gittim ve uyudum. Gerçi buna tam olarak bir uyku denmezdi ama neyse o ayrı bir konu. Ertesi gün tam sözleştiğimiz yerde oldum. Bizim İlker, Mustafa ve Yusuf da oradaydı. Kafalarını öne eğmiş oturuyorlardı. Sonra ben yanlarına gittim tokalaştık ve kumsala oturduk. Ben söz hakkını onlara bıraktım. Önce birbirlerinin yüzlerine baktılar

Bir ilkbahar akşamı evde bilgisayarın başında sonra da İlker bana dönüp karamsar bir ifadeyle şunları söyledi: Kerem beni dikkatlice dinle. O gece orada inanılmaz bir olay oldu. Gece yatağa başımızı koyar koymaz uyuduk ya da uyuduğumuzu sandık. Sonra ben garip bir ürpertiyle uyandım. O sırada Mustafa ile Yusuf'un da uyandığını fark ettim. Ama sen hala uyuyordun. Sonra evin kapısı aniden çarpıldı. Biz korkudan ne yapacağımızı şaşırdık ben bir elimle de seni dürtüklüyorum uyanasın diye ama sende tık yok. Neyse arada bir 20 sn. boşluk oldu. Biz kulak kesildik sesleri dinliyoruz. Sonra yavaş yavaş merdivenlerin gıcırdadığını duydum, Sesler giderek ağırlaşıyor ve artıyordu. Sanki merdivenlerdeki şey avını köşeye sıkıştıran bir sansar gibi kasıla kasıla yanımıza doğru geliyordu. Ben resmen taş kesilmiştim. Aklım beynim her şeyim dondu kaldı. O adam içeri girdiğinde kıyametin o gün olduğuna karar verdim. Üzerinde bembeyaz bir elbise vardı ve gözleri de elbisesi kadar beyazdı. Yüzündeki kırışıkların haddi hesabı yoktu. Parmakları da birer oku andırıyordu. Adam ayaklarımızın dibine kadar geldi. Ellerini arkada birleştirdi ve sana sabit bir şekilde bakmaya başladı. Yüzündeki ifadeyi asla unutamıyorum sana sanki acınası bir kedi yavrusuymuş gibi bakmaya başladı. Biz sanki hareket edemez olmuştuk ağzımızı bile açamıyorduk. Adam sana şöyle böyle 5 dakika boyunca baktı, Sonra bende film koptu. Sanki bunlar bana bir rüyaymış gibi geldi. Emin olmak için Mustafa'ya Yusuf'a sordum onlar da o adamı gördüklerini söylediler. Bu sefer tam bir dehşete kapılmıştım. Sonra seni uyandırdık ve şehre doğru yola koyulduk zaten bundan sonrasını sen de biliyorsun. Ben İlker'in bu dediklerini sanki hiç şaşırmamışçasına dinliyordum. Sanki o şeyin varlığını eve ilk adımımı atarken hissetmiştim. Epey zaman geçti. Yarın bu olay olalı tam dört sene olacak. Bu olayın ilk yıldönümünde Mustafa kayboldu, Ertesi yıl İlker ve üçüncü yılında ise Yusuf. Hiçbirinden bir haber alınamadı. Akıbetlerinin ne olduğu hakkında en ufak bir bilgim yok. Geriye küçücük bir iz bırakmadan kayboldular. Biz bu olayı kendimizden başka hiç kimseye anlatmamıştık. Şimdi sıranın bana geldiğini hissediyorum. Ama hiçbir şeyden emin değilim, Yarın son perde oynanacak ve her şey belli olacak. Evet yarın özel bir gün ya 21. doğum günüm ya da son günüm...

Yukarıdaki hikayeyi yazan arkadaş, bize gerçek soyadını ve adresini yollar mısın? Nedense burada yayınlanan hikayelerin sahiplerinin adresi olmuyor. Bekliyoruz.