Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 68
URBAN RUNNER - (4) : Al işte Fransızlar yine karşıma çıktılar. Elimde olsa dünya yüzündeki tüm Latinleri siler geçerdim. Başta Franklar elbette. Gerçi onlar orijin olarak Latin değiller, Fransız üst kimliğini oluşturduğu söylenen (yok öyle bir hikaye, Fransızlar melez bir topluluktur) Franklar Cermen kökenlidirler. Ancak doğal olarak bu onlar adına bir artı değer oluşturmaz aksine Türklük mefhumu için ekstra düşmanlık demektir bu. Bakın; Fransız tarihi bütünüyle bir kalleşlik ve vahşet örneğidir, bunu herifler sefil geçmişleri boyunca başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir tarafına cerahatlerini akıtıp durdular. Yürekli ve bilekli birileri çıkıp gerçekte ödlek olan bu “horoza” haddini bildirene kadar da bu böyle devam edecek görünüyor. Üzüldüğüm olay, bizim gibi geri bırakılmış toplumlara Fransa gibi biçimsiz modellerin uygarlık beşiği gibi yutturulmaya çalışılması. Oysa ki “yumuşak” Fransızlar bizlere ilham değil, olsa olsa sizce küreselleşecek, bence ise barbarlığın doruğuna çıkılacak olan geleceğin dünyasında “av” olabilirler. Tabii o zamana kadar içinde barındırdığı Afrikalı ve Asyalı mülteciler Avrupalı kanı taşıyan son numuneyi de ortadan kaldırmazsa... Bu askıntılar arasına Türkleri katamayız. Çünkü atalarımız diğer kavimlerin göçüne sebebiyet verecek şekilde, bir avuç öncüyle, Avrupa kıtasını çiğneyip kendine yeni “yaşam alanları” ararken tarihler bundan çok çok öncesini işaret ediyordu. Bu neyi ifade eder? Bu, Avrupa'nın bugünkü şeklinin oluşmasındaki eski ve köklü Türk varlığının göstergesidir. Avrupa'daki mevcudiyetimiz “bilek hakkı” denilen hadisedir... Tarih sürekli bir eğri çizer. Şartlar açısından en başa dönüldüğünde tekrar sıramız gelecek emin olun... Ama bak şimdi enterasandır... Bu lanet Akdenizliler bilgisayar oyunları konusunda iyidirler. Efemine taraflarının ağır basmasından olsa gerek Amerikan menşeli oyunlarla kıyaslandığında daha ince temalı, dokunaklı sahneleri olan, senaryo ağırlıklı yapıtlar çıkıyor bunlardan. İçlerinden erotizm, romantizm türü zımbırtıları da eksik etmiyorlar. Urban'da öyle. Pek çokları için epey tanıdık
THE EXPERT
Ertunç BURAK eburak@kamernet.com havası var oyunun. Bulabilirseniz alın, bakın.
Mech Koca koca robotlar, hiç gerçekçi değil
Ubik Ölümsüz bir klasik Doom benzerleri oyunlar
Gobliins gibi oyunların yapımcısı. Aşk, macera, komedi iç içe Runner'da... Özetle yaptığımız iş; gerçek görüntüler akıp giderken doğru yere doğru zamanda tıklamak. Yalnız bunu A Fork In The Tale'deki gibi sanmayın. UR öğeleri oldukça yüklü bir interactive movie. Arada hayli uğraştırıcı problemlerle boğuşuyoruz. Örneğin hiç unutmam; binanın birinde ikamet eden güvenlik görevlisi amcayı atlatabilmek için birkaç beyinsel parende atmıştım zamanında... Ama oyuncuların rol zavallılığı görülmeye değer. Güneylilere has abartılı el, kol hareketleri ve mimiklerle rol kesen doksan dokuzuncu kademe aktör ve aktrislerle çekilmiş filmler, üzerine bir de zaman zaman senkronu kaçan İngilizce dublajı yiyince ortaya bir dolu Fransız şaklabanlığı çıkıyor. Konu ise bütünüyle Hollywood özentisi aksiyon tıkışıklığından ibaret... Ama yine de Urban'ı tuttum. Dedim ya; bu
SUPER SPY - (Geo Interactive (1 CD)) : Geo Interactive... Ne biçim isim lan bu. Şimdi bunlar top mu oluyorlar yani (geo yer yuvarlak)? Bak şimdi yanlış anlarım... Onların ne olduğunu bilemem ama Super Spy için ne diyeceğimi biliyorum. Boşuna kasmışsınız be koçlar... Spy, bundan bir on sene önce falan iyi adventure sayılabilirdi. Tabii olağanüstü kolay ve kısa olmasını saymazsak. Hayır, çoluk çocuk takımı için yapılmış diyeceğim; değil... Çünkü oyunda çok yoğun olmasa da kanlı sahneler mevcut. Bizler düşünülerek tasarlanmış desem; o hiç değil... Yeterince şiddet, seks, küfür yok!!! Eee, ne var o zaman? Olan bir şey yok. Oyun iki arada bir derede kalmış (nassıı yani?) zavallı bir casus macerası. Nakil esnasında çalınan ve kötü adamların elinde korkunç bir silah haline dönüşebilecek kimyasal maddeyi geri almaya uğraşıyoruz. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatının her türlü teknik imkanını kullanarak tabii. Düşünsenize bunların arasında bir ışınlanarak gidiyoruz. Koskoca(!) Super Spy'da oluyor süper madara tabii ki. Hayal gücünüze sı... selam olsun programcı beyler. Böyle yaratıcı fikirleri kıçınızın hangi bölgesinden fırlatıyorsunuz bilemem ama artık sıktınız o kesin. Çok da iyi sayılmayacak çizgi filmleri, kötü seslendirmeleri, hepsinden daha da rezil mevzusuyla Super Spy piyasada bolca bulunan ve kocaman bir hiç olarak adlandırılacak adventure'lardan. Spy'ı birkaç saatte bitirdim ve ancak birkaç dakikasından zevk aldım... Grafikler 256 renk, genel görüntüsü bütünüyle Hopkins FBI'ı andırıyor. Hatta o kadar ki; şu an hatırladığım bir sahnenin Super Spy'a mı yoksa Hopkins'e mi ait olduğunu bile çıkaramadım. En ilginç olan da yanılmıyorsam bunun bir serinin ilk oyunu olduğu, CD'nin üstünde Super Spy 1 yazıyor çünkü. Ve eğer onlar da birincisi gibi olursa benden uzak dursunlar. Sende ismini, hatta mümkünse cismini de değiştir Geo Interactive, yuvarlaklardan doğru dürüst işler çıkmaz bu alemde. Almiim aklınızı fikrinizi sonra... THE CURSE OF MONKEY ISLAND - (Lucas Arts (2 CD)) : Ne söylenebilir ki? Daha piyasaya çıkmadan bir “hit” olacağı kesindi. Çıktı ve oldu... çoğu kimse için... 90'lı yılların başı adventure oyunları açısından en parlak zamanlardır kanaatimce. Lucasfilm Games, Sierra gibi pek çok firma en baba eserlerini bu dönemde yayınladılar. O günlerde Gameshow'un duayeni olan merhum 64'ler dergisi hükümranlığının son günlerini sürdürüyordu alemde. Şahsımın da kısa bir dönem yazarlık denemesinde bulunduğu bu dergi vasıtasıyla öğrenmiştim “Maymun Adasının Sırrı" isimli bir oyunun geleceğini. O şartlarda en azından Türkiye'de internet minternet yaygın değildi tabii. Bilgisayar dergileri bizlerin gözü kulağıydı o günlerde. The Secret Of Monkey Island'ı tam iki sene ağzımın suları akarak bekledim. Bir gün geldi ama Almancaydı. Sonra İngilizcesi geldi ancak onun da şifreleri kırılmamıştı. Böylece hayatımın ilk orijinal oyununu almak durumunda kalmıştım fakat değmişti... Ömrüm boyunca oynadığım en iyi ikinci adventure'dır Monkey Island (birincisi Indiana Jones And The Fate Of Atlantis, CD versiyonu tarafımdan aranmaya devam ediliyor... Umutla ve inatla). Ardından yıllar yılları kovaladı. Monkey'in pek de beğenmediğim LeChuck's Revenge adlı devamı Amiga'da oynadığım son adventure'lardandı. Uzun yüklemeler ve sık disket değiştirmeler bazı şeylerin bittiğinin habercisiydi sanki. PC alıp Maymun Adası 3'ün geleceğini öğrendiğim an ikincisinin damağımda bıraktığı bu acı tat yüzünden olsa enfes, seslerde öyle. Üstelik diğer real time'lar gibi üretim tabanlı bir mantığa dayanmadığından benim açımdan çok daha zevkli bir hale geliyor. Benim gibi Close Combat manyakları Age Of Empires'lara, Red Alert'lere salak oyunlar gözüyle bakarlar (çok saygıdeğer sayın Mehmet Emin Gür Close için turn-base demiş geçen ayki Megafon'da, kusura bakmayın ne de olsa o da Allah'ın bir AOE'ci kulu). Bina yap, adam üret, çağ atla türü saçmalıkları kendisine sunulan her sözde yeniliği sorgusuz sualsiz kabul eden yeni nesil şaklabanlara yakıştırırlar. Kainat yaratıldığından beri yapılmış en iyi oyun olan ve benim günler geceler boyu oynayıp harbi “expert” olduğum Close Combat serisinin ismini dahi duymamış bu zevat için söylenecek ne olabilir ki? Gerçek stratejiye burun kıvıran böyle adamlardan bizim Kamer'de bol miktarda mevcut. Her gün bunların Age Of Kings muhabbetlerine katlanmak zorunda kalmak çok acı. Hayır bir gün sağlı sollu girişecem hepsine o olacak... Haydaa, lan o'lum ben Mech Commander'dan bahsediyordum konu nasıl da dağılıverdi Mech'i, Desperate Measures adlı gold edition'ını olmak kaydıyla alın. Elbette bolca hafızaya sahipseniz, yoksa safi eziyetten başka bişi değil.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 69
Journeyman 3 kısa olması biraz dandik
geçen ayki MEGafon'da, kusura bakmayın ne de olsa o da Allah'ın bir AOE'ci kulu
Mi TANK PLA, 2
#0 görevler iyi dizayn edilmiş gerek hiçbir heyecan duymadım. Aynı şu aralar dördüncüsünün haberini aldığımda olduğu gibi. Sanırım ilkinin yerini hiçbiri tutamayacak. Hele üçüncüsü asla... Tamam be, kafa ütülemeyin oyun teknik açıdan mükemmele yakın, kabul ediyorum ama... bilmiyorum. Klasik adventure özgünlüğünden taviz vermemeliydi bence. Çizgi filmimsi olay hoşuma gitmiyor Eskiden olsa Curse Of Monkey Island'ı yalayıp yutar hatta oturup sağa sola dersini verirdim. Oysa daha oyunun yarısına gelmeden şu güvertedeki kılıç sahnesinde sıkıldım ve bıraktım. Espriler çok yavan, bildik tekrarlar içeriyor. Lucas aynı olayı Grim Fandango'da da yapmıştı. Sanırım bu tarz oyunlarda fazla sululuk atmosferi bayıyor. Söyleyecek bundan başka lafım yok bu konuda... MECH COMMANDER - (Micro Prose (1 : Hemen belirteyim benim gördüğüm oyunun “gold edition” versiyonu. Sanki ilk gelenin inanılmaz derecede kazık görevleri yetmezmiş gibi bir de 13 yeni mission eklemişler. Tabii 13 devasa görevi artı oyunun kendisini tek CD'ye sığdırmak için video görüntülerindeki kaliteyi düşürmüşler biraz. Olsun, zati filmler dandik briefing'lerden ibaretti. Gıcık olduğum taraf; oyunun sistem gereksiniminin de artmış olması. 32 Mb'da eşek gibi kasıyor. Ulan böyle mekanik zımbırtılarla yapılan ve geleceğin uyduruk savaşlarını konu alan oyunlara zaten gıcık olurum. Bir de benim makinemde zortlayınca bütünüyle şansını yitiriyor. Real time strateji hikayesine olan mesafemde sizlerce malumdur... Yine de Mech Commander iyi. Misyon dizaynı oldukça başarılı. Senaryo bağlantılı ilerleyen görevler boyunca aksiyonun temposu hiç düşmüyor. İzometrik grafikler
Neredeyse ismini hak edecek
TEX MURPHY - OVERSEER
Agatha Christie stili cinayet masalları değil
UBİK - (Cryo (3 CD)) : Bilim kurgu üstadı olduğu iddia edilen Philip K.Dick'in (bu K'nın ne olduğunu bilmiyorum, sorsam hemen öğretirler ama hiç umurumda olmadığından bunu da yapmıyorum) romanından uyarlanmış oyunlar içinde tanıttığım ikinci eser Ubik. İlki Blade Runner'dı. Güzel olan şu; bana göre son derece basit mevzular içeren her iki eserinde bilgisayara olan uyarlamaları tecrübeli kişilerin elinde oldukça baba bir kurgu ve anlatımla adeta baştan yaratılmışlar. Kolay iş değildir bu. Kitap dahilinde tasvir, tarif ve benzetmeler kullanılıp kelimeler yoluyla anlatılan öyküyü görüntü ve ses ortamında canlandırmak çoğu kez başarısızlıkları beraberinde getirir (Rama'nın oyunu buna iyi örnektir). Çünkü okuyucu bir yerden sonra olayların kendi hayal gücüne bırakılmasını bekler. Beyaz perde içinde böyledir bu, pek çok romanın film uyarlaması insanlarda düş kırıklığı yaratmıştır. Allah'tan ne Blade Runner'in ne de Ubik'in romanlarını okudum. Yalnız Blade'in filmini
KOSELER 6 7