Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 40
Fatih Terim Efekti
“Biz çıkıp topumuzu oynadık ve aslanlar gibi mücadele ettik. Oyuncularımla gurur duyuyorum. Kim çıkarsa çıksın fark etmez. Aslanlarım benim, Müfit gel buraya tokatlayacağım seni” derken oluşan bir efekttir. Fakat bunun haricinde genel olarak hemen önündeki hakeme bağırılıp çağrılırken (yan hakem), karşı taraftaki haksız ofsayt pozisyonunu veren hakemi azarlanırken (öbür yan hakem), penaltı pozisyonunu vermeyen hakeme küfür edilirken (orta hakem!), sahaya kadar girip oyuncuyla konuşmak istendiğinde başka birisince engellenen kişiye savunma yaparken (4. hakem) ve hakemler hakkında ileri geri konuşup ceza alındığında tepki gösterilirken (merkez hakem kurulu) oluşur. Bu efektin efektif olabilmesi için gerekli gereksiz her pozisyona tepki kusmak gerekir. Uyarı yararsız olduğu gibi tokat olarak sahibine geri dönme olasılığı 9/1000'dir.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 41
“Bak, teke tek, yedi, yok, güme, size de aynısı oldu, biz penaltı dedik mi? Hayret bir şey!” - “Abanmak yok abi! Oynamam valla!” Ne bunlar demeyin hemen, biraz yakından bakın, hepsini tanıyacaksınız. Mahalle maçlarının değişmez cümlelerinden bir seçme yaptım size. Bana kalırsa, küçüklükten gelen bu tip şartlanmalar yüzünden futbolumuz yerinde sayıyor. Gülmeyin, ciddiyim ben. Mesela FIFA'ya bir başvuru yapılmalı ve futbola “üç korner bir penaltı”, “gol atan kaleye”, “kaleci-oyuncu” gibi kurallar getirilmesi istenmeli. O zaman Dünya Şampiyonu olmazsak neyim... Futbol konusundaki, ilerde tez haline getirmeyi düşündüğüm dahiyane (bakmayın öyle) fikirlerimi geçersek, bu ay bir son dakika golüyle karşınızda olduğumu göreceksiniz. Bu nefis golün sahibi ise, gerilerden gelip kafayı çakan Zebani. Kendisi sağ olsun, bu ay suyumu çıkarana kadar bana yazı yazdırmaya karar vermiş olduğundan, “al iki günde şunu yaz”, “o bozukmuş, şunu al bir günde yaz”, “mümkünse yarım saatte overdose'u da yaz” gibi şekillerde karşıma çıktı. Ben de makus kaderime boyun eğdim ve işte Football World Manager 2000'le huzurunuzdayım. Aslında menajerlik oyunlarıyla aram pek de iyi değildir ama bu işin hastası arkadaşlarım da yok değil. Onlar arasında yaptığım ufak çaplı araştırmada bu oyunun, bir devam oyunu olmasına rağmen, pek de duyulmuş olmadığını öğrendim. En azından hatırlayamadılar. Aslında buna da pek şaşırmadım çünkü menajerlik oyunlarının isimleri birbirine benzer (“bilmem ne menajer”). Haliyle bir süre sonra hangisi hangisiydi hatırlamak zorlaşıyor. Hatta dikkat ettiyseniz bu tür oyunların hemen hepsinin kapağında Fatih Terim gibi bağıran bir adam vardır, keza bunda da var (bağlaç yaptım size). Peki FW Manager 2000'in diğerlerinden ne farkı var, derseniz; benim en çok dikkatimi çeken 70 ülke ligine yer vermesi ve bunların arasında Türkiye 1. Ligi'nin de bulunması oldu. Kesin konuşmak istemiyorum ama sanırım bir menajerlik oyununda bizim ligden bir takım seçme şansı ilk kez bu oyunda var. Bu ülkelerin ne kadarının oyununuzda yer alacağına başlarken karar veriyorsunuz ancak ne kadar çok ülke seçerseniz bellek ihtiyacı o kadar artıyor. Ben önce açgözlülük yapıp hepsini seçtim, oyun kilitlendi! Ben de on ülkeyle yetinmek zorunda kaldım. Yapımcı firma Ubisoft, bilmem kaç bin kulüplük veritabanıyla böbürlenedursun, Avrupa dışındaki çoğu ülkede kulüplerin bilgileri doğru olduğu halde futbolcu isimleri yanlış. Mesela bizde Galatasaray, Fenerbahçe dışındakilerin hepsi
N a o de ay es didu. Diz penat dedik mit Hayret bi gey hun
“Canıtın abi, bir isim de sen söyle, İstanbulspor'a kadro yazacağım” şeklinde hazırlanmış. Aynı durum Brezilya, Avusturya gibi ülkeler için de geçerli (araştırmacı yazar :) ). Oyuna başlayıp ülkeleri seçtikten sonra bir menajer yaratmalıyız. Sağdaki menüden bir kulüp seçmekle kalmıyor, menajerin yüzünü hatta ırkını bile seçebiliyoruz! Yalnız 6 yaşında bir menajer yapmak da mümkün, yani hayal gücünün de bu kadarı! Menajerinizi yarattığınızda 4 yıllık bir sözleşmeye imza atmış oluyor ve oyuna başlıyoruz... FW Manager'da, benzerlerinde olduğu gibi silsilesiyle baş başa kalıyoruz. Menüler başta sizi korkutacak da olsa, aslında çok da karışık olmadıklarını göreceksiniz. Ubisoft oyunda Windows tarzı bir sistemi benimsemiş. Örneğin bir futbolcu ismine çift tıklayınca onunla ilgili bilgiler görülebiliyor ya da menüler arasında gezinmek için sağ tuş veya “back/forward” butonları kullanılabiliyor. Oyunda tüm menülere üstteki araç çubuğundan erişmek mümkün. Buradaki butonlara sağ tıklayarak alt menülere de anında erişebilirsiniz. Bu menülerin hemen hepsinde konuşabileceğiniz, bilgi alabileceğiniz yardımsever insanlar var (antrenör, kulüp başkanı, yardımcı menajer...). Bunların isimlerine tıklayarak dertleri neymiş öğrenebilirsiniz. Hemen belirteyim; benim şu an birinci vazifemin, menülerin tüm ciciğini biciğini sizlere tek tek açıklamak olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama yanılıyorsunuz. Bunları benim yardımım olmadan bulabileceğinize inancım sonsuz olduğundan ve bütün yazıyı menülerin tamamını Türkçe'ye çevirerek doldurmak istemediğimden, uzun süre düşünüp taşındıktan sonra, sizlere ilk maçıma hazırlanırken yaptıklarımı özetlemeye karar verdim. Böylece oyunu almamış olanları oyuna, almış olanları da menülere ısındırmış olacağım. Evet arkadaşlar, oyuna başlayınca ilk işim üstteki araç çubuğundaki kravatlı adam resmine tıklamak ve menajerlik bilgilerime erişmek oldu. Alttaki menülerden ayın menajeri, menajerler sıralaması gibi bilgilere erişebileceğimin bilincindeydim ama henüz yeni başladığımız için pek önemsemedim. Fazla oyalanmadan, yanındaki ikona basıp kadro (squad) menüsüne geçtim. Antrenöre, doktora falan bir merhaba deyip alttaki beş ikonu inceledim. İlki takım menüsüydü, buraya girip takımın kadrosunu inceledim, oyuncuların yerlerine bakıp buna göre, istediğim formayı istediğim oyuncunun üstüne sürükleyip, ilk on biri belirledim. Formation sekmesine de bir tıklayıp sahayı görünce tatmin oldum. Sağ tıklayıp, açılan menüden ikinci seçeneği, genç takımı seçtim. Bunların gelecekteki yıldız adayları olduğunu bildiğimden, gözümü üstlerinde tutmaya adeta and içtim (saçmalıyorum galiba). Sonra antrenman programını düzenlemem gerektiğini hatırladım ve üçüncü alt menüye geçtim. Schedule sekmesinde, yaptırmak istediğim işin resmini alıp aşağıdaki takvime eklemek çok kolay olmuştu. Individual training'e geçtim. Özel antrenman yapacak futbolcuları ve çalışacakları özellikleriyle bunlara ayıracakları zamanı belirledim. Team training sekmesinden de takımın çalışacağı formasyonu belirledim, hatta 20 tane “custom” taktik ilişti gözüme, bunları seçip saha üzerinde futbolcuları oraya buraya sürüp bir kaç taktik de hazırladım. Bunları ilerde maç anında kullanmak üzere aklımda sakladım. Dördüncü alt menü olan sakatlık bilgilerini bir çırpıda geçip taktik editörüne vardım. Takıma oynatacağım taktiği seçtim, istediğim oyunculara da tıklayıp alttaki menüden hırs, pas uzunluğu ve atak/defans yüzdelerini ayarladım. Team tactics kısmından da bunların takım için ayarlarını yaptım. Artık kadrom hazırdı, taş gibi bir takım sürebilirdim sahaya... Sonra düşündüm de, bu kulüpte yeniydim, hakkında biraz bilgi edinsem fena olmazdı. Hemen üstteki saha ikonundan kulüp ekranına geçtim, başkanın elini eteğini öpüp yaladıktan sonra (ne var?) ilk alt menü olan kulüp bilgilerine baktım. İkincisine geçip stadımızı inceledim. Üç boyutlu olarak bakma şansını yakalamışken kaçırmadım ama seçtiğim stad olan İnönü'de beleştepe yoktu! “Oyun gerçekçi olmamış” diye hayıflandım :). Daha sonra, paralar arttıkça tribünleri genişletme ümidiyle bu ekrandan ayrılıp kulüp başarılarına baktım, süper bir forma yaptım bir de yaptığım transferleri inceledim (aslında henüz yapmamıştım ama neyse).