Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 19
Herkes
bilgisayarın iyi bir icat olduğunu kabul ediyor. O zaman bu bir seçim meselesiydi.
O zamanlar yürüyerek gittiği bilgisayarcıdan yeni oyunlar alan, okulda futboldan başka bir şey konuşmayanlarla konuşmayıp oyun haritaları çizenlerdir. Atmosferi anlayabildiniz mi bilmiyorum... gerçi babasından karne hediyesi olarak bilgisayar alan, sonra da her türlü porno malzemeyi seyredip bunu marifet sayanların bunu anlayabilmesi biraz zor, biliyorum... ama elimden geleni yaptım yine de, beni suçlayamazsınız.... Her neyse, o günlerde bizim için oyun almak oldukça zor bir şeydi. Hem fiyatlar hem de hiçbir yerden preview alamadığımız için (o zaman Son Dakika sayfaları yoktu), resmen el yordamıyla oyun alıyorduk. Fakat işte hani karanlıktayken bir süre sonra gözleriniz alışır da biraz görmeye başlarsınız ya, işte bize de öyle olmuştu ve kendimizce bir yol, ve güzel bir yol bulmuştuk... o zamanlar oyun firmaları şimdiki gibi aynı anda 15 oyun üzerinde çalışan dev organizasyonlar değil, bir kerede bir oyun çıkaran ufak arkadaş gruplarıydı. Ya da bize öyle gelirdi. İşte o yüzden bir firmanın bir oyununu beğenirsek, bu diğerlerinin de güzel olacağına bir işaretti. Hatta eski oyun listelerinde, bazılarında yani, firmalara göre sıralıdır oyunlar, hah işte anlayın siz değerini o bilginin. O zamanlar bulutların arasından yükselen birkaç oyun firması olmuştu, ve bizim de konumuz bu oyun firmalarından biri. Defender of the Crown'u bilir misiniz? Adını duydunuz mu? Anket yapıyorum desem yüzde kaçınız evet der? Hah işte, oyun ilk geldiği günlerde öyle olmamıştı. Herkes biliyor ve hakkında konuşuyordu. Daha önemlisi, herkes çok beğeniyordu... nasıl beğenmesinler. İlk defa, ya da şöyle diyeyim, benim gördüğüm ilk defa, bir oyunda bir çok öğe böyle güzel bir şekilde birleştirilmişti. Düşman kalelerine saldırırken, gece baskınlarında, hele o canın tam bitecekken ve son adamla dövüşürken, heyecandan adrenalinin en babasını salgılardık. Sonra turnuvalarda at üstünde dövüşürken, düşmanın kalkanının tam altına getirmeye çalıştığımız mızrağı kendimiz kaldırmış kadar heyecanlanırdık. Sonra savaş sahnelerinde, hele gece 2'de bir arkadaşınızla oynuyorsanız, sandalyeden kalkar pijamalar sallaya sallaya tezahürat yapardık... bazen de Robin Hood'dan yardım istemiş olurduk, o zaman yeşil yastık kılıfları. Biz de küçüktük, bu piyasa da küçüktü anlayacağınız. Fakat Cinemaware o günlerimize altın damgasını vurdu. Sonra, yine bir hit, TV Sports Basketball'ı unutamam, saatlerce oynadım da bir türlü bir ligi bitiremedim. Fakat size nasıl anlatayım... o zamanlar Cinemaware'in oyunları diğerlerinden, sütle kaymak gibi ayrılırdı. Çünkü, içlerinde yaratıcılık olurdu, değişik bir şeyler olurdu, bir adım önde olurlardı.
Fakat daha sonra, 90'ların başında, bilgisayar ve oyun piyasasının gördüğü en büyük kriz dönemlerinden birinde, Cinemaware kapılarını kapattı. Bakın size nasıl anlatsam, o zamanlar biz oyun firmalarını demonun başında yazan isimler olarak görmezdik, bizim için büyülü bir yanları vardı. Hani aranızda bazı GameShow fanatikleri var ya, biz de onlar gibiydik işte, her açıdan, gençliğimizin büyük oyunlarını yapan firma, bir sabah, belki bir gece, bilemiyorduk ki, haberleri çok geç alıyorduk, birdenbire kapanmıştı. Ta ki, 2000 yılının Mart ayında Polat Yarışçı bana “Cinemaware yeniden açılıyormuş, bu konuyla bir ilgilen” diyene kadar. Evet beyler bayanlar, işte budur. Cinemaware, benim için çok özel bir yeri var diyebileceğim oyun firmalarından biri, sadece “oyun”, ama bizim de olayımız bu be kardeşim. Her neyse, bu konuyla ilgili şimdiden söyleyebileceğim çok bir şey yok, sadece elimde olanları sizinle paylaşayım. Öncelikle bir web sayfası kurdular. Bu sayfayı oyun piyasasının “kaşarları” diyebileceğim iki kişi hazırladı. Herhangi bir arşivleri olmadığı (ya da öyle bir izlenim verdikleri için) önce bu web sitesi yardımıyla oyun kutuları, posterleri ve oyunların kendilerini topladılar. Yani anlayacağınız kapandıklarında kapıldıkları dalga oldukça büyük bir dalgaymış, ne varsa dağıtmışlar. Ayrıca yapılan anketler ile daha önce başka bilgisayarlarda oynadığımız oyunlardan hangilerini PC'de görmek isteyeceğimizden bahsetmişler. Ben gözüm kapalı Defender of The Crown'u seçtim, ve tabii ki o birinciymiş. En son baktığımda Wings ile kapışıyordu. Tabii bu doğal, çünkü mesela TV Sports Bball'da çok güzel bir oyun olsa bile onun alternatifi (NBA xx) çıktı ve o daha güzel. Ama Defender of the Crown tadında bir oyun çıkmadı henüz. Ya da bize o zevki vermedi diyelim. Firmayı yeniden kuran iki tane beyefendiden bahsedebiliriz. Sean Vesce ve Lars Fuhrken-Batista. Firmanın tüm çalışanları şu anda büyük bilgisayar firmaları için çalışıyorlar, ve geri döneceklerini zannetmiyorum. Ancak müdürlerin de bahsettiği gibi, onlar Cinemaware adını devam ettirme ilkelerini “zekanın ve yaratıcılığın izini taşıyan, piyasadan bir adım önde oyunlar” yapmak şeklinde belirlemişler. Fakat, yine de, eski ekipten birilerini bulabileceklerini umuyor, ve/veya, biliyorum. Çünkü amatör ruh denen şey var ya, o yok olacak bir şey değil, vardır ya da yoktur... bir kere varsa hep vardır, bence. Yakında daha da güzel oyunlar görebiliriz belki PC'lerimizde. Orijinal olarak, ne kadar dolarsa artık, almayan.... dedim artık. Daha fazla bilgi ve destek olmak için adresi de verdim. Vermedim mi? Vereyim o zaman da gideyim artık.
CINEMAWARE ai”
TANITIM (17
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 18
Bekleyişlere son ve derin bir bakış
HINEMAWAHL
Efe Mumoğlu (efe.mumoglu@kamernet.com)
TROM
Bu yazı ana fikri, konusu ve kendisi bir satırda özetlenebilecek yazılar türünden bir yazı. Aslında size bütün yazıda anlatacaklarımı muhtemelen ilk üç satırda anlatabilirim. O yüzden, beyler bayanlar (biliyorum bayan okurlarım var mail atıyorlar), size çok da laf salatası yapmadan, şöyle okunası, sonra tatile giderken otobüste bir daha okunası bir yazı yazmak istiyorum. Bu arada, geçen ay benim sorunlarımdan dolayı (sorunlu gençliğin sonu ne olacaktı) yerime yazı yazan ve hayatımı kurtaran Efe Mumoğlu'na da çok teşekkür ederim (vefalı gençliğin sonu ne olacaktı). Bu ayki konumuz, muhtemelen Polat'ın da sayfa dizaynı sırasında gözünüze gözünüze sokmuş olacağı gibi, Cinemaware firmasının yeniden açılmasıdır arkadaşlar (arkadaş canlısı gençliğin başına neler geldi). Bazılarınız bilmezler belki Cinemaware nedir ne değildir... gerçi ben de bu konuda Doçent değildim ama hakkında bir yazı yazmak gerekince arşivleri karıştırdım ve bakın neler buldum, hatırladım (geçmişine sahip çıkan gençlik nereye yol alacaktı). Eskiden bilgisayar sektörü şimdiki kadar gelişmiş değildi. Bunu öyle “eski bayramların tadı yok artık” diyen yaşlı dedeler tadında söylemiyorum, gerçekten öyleydi. Yeni bir oyun almak demek, gerçekten hayata yeni bir gözlükle bakmak demekti. Çünkü hem her şey günümüzdeki kadar gelişmemişti, hem de bilgisayar oyuncusunun istedikleri şimdiki gibi matematikleşmemişti... oyunun başında iyi bir demo, güzel bir konu, ses müzik animasyon.... yani nasıl desem, bir oyunun başında demo görmeyince onun kalitesiz olduğuna değil, o oyun firmasının bunu tercih etmemiş olduğuna inanıyorduk. Ne yalan söyleyeyim, o zamanın yapımcıları, sonu bilinmeyen bir tünele önden giden kaşiflerdirler. Şimdi bilgisayar sahibi olmak moda oldu. Herkes bilgisayarın iyi bir icat olduğunu kabul ediyor. O zaman bu bir seçim meselesiydi, ve bazı insanları “amaaan, o da bilgisayar manyağı” diye aşağılıyorlardı. Aileler çocuklarına günde üç saat bilgisayar oynama izni vermiyorlardı. O zamanın bilgisayarcıları hafta sonlarında sinemaya gitmeyip,