ODIUM
Retro bilgisayarykusuzluktan başınızı kaldıramayacak hale geldiğiniz halde, ertesi sabah kargalardan önce kalkıp, pek doğal olarak onlar daha kahvaltı bile etmemişken uyanmış olacağınız halde, sırf size saatin ne kadar geç olduğunu hatırlatsın diye kurmuş olduğunuz saat, her defasında on beş dakika ertelenen mecburi yatma saatini belki onuncu kez hatırlatırken, bir kahve daha içip çılgınlar gibi oynamaya devam ettiğiniz oyunlar vardır ya... geçen gün fark ettim ki artık öyle bir oyun gelmiyor. Ya da ben değiştim, bilemiyorum, ama kaç sabah Pirates oynamak için okula gitmediğimi bilirim, ve artık değil oyun için okula gitmemek, bilgisayarımın başından herhangi başka bir teklif için hemen kalkabiliyorum. Belki, dediğim gibi, biz büyüdük, artık oyun oynamaktan daha ilginç şeyler yapıyoruz hayatta...belki de bilgisayar gençliğimizin bir büyüsüydü, biz hayatını sırlarını keşfettikçe onun büyüsü de uçtu gitti... Kim bilir? Bu ay da Odium ile karşınızdayım. Ben baş muavininiz Burçak aner yaklaşık 1600 kelime ve 30 dakika sürecek ğunuzda, susarsanız, daha mutlu oradaki "susarsanız" ı "su içmek isterseniz" manasında anlamıştınız değil mi ilk önce.... hahaha.... ben de öyle yazdım zaten, sonra o gereksiz espriyi bir kenara bırakalım diye düşündüm. Galiba sanal gerçeklik gözlükleri yaygınlaşıncaya kadar bilgisayarda, multiplayer dışında, pek de bir tat yok. Hoş, onlar yaygınlaşsa da ben prensip olarak kesin ilk 1-2 yıl karşı olacağımdan, benim single player'dan tat almama daha yıllar var. New Jersey'den İstanbul'a kadar uzanan geniş bir bilgisayar kullanıcısı kitlesi de bu konuda benimle hemfikir olsa gerek ki, artık her firma yaptığı oyunun multiplayer yönünden bahsedip duruyor, hatta bir çok oyun sadece multiplayer için hazırlanıyor. Odium da öyle çok ahım şahım bir oyun değil. Gerçi önce Fallout'a benziyor diyerek beni heyecanlandırdılar ama (saf bir yapım var hemen kanıyorum), bu da beni uykusuz bırakacak oyun değil. Daha çok “evet işte güzel oyun, ama nedense oynayasım gelmiyor” denecek türden oyun. O ne demek? Yuh? Çüş? Tamam açıklıyorum. Şimdi biz buna bir oyunun ruhu diyoruz. Bazı oyunlarda böyle bir ruh olabileceği gibi, bazı oyunlarda da yok.
Odium'da var. Yok'diyeceğim sandınız değil mi? Bu sefer ciddiyim, gerçekten oyunun gider mi? Oyleyse buyrun Ödum'a atmosferi oldukça güzel. Fakat, gelin görün ki, bundan başka da bir şey yok. Yani şöyle iyisinden bir korku filmi (Blair Witch değil mesela) seyretseydim daha iyiydi, dedirtebilecek bir oyun, Bir kere benim bilgisayarımda yavaş çalıştı. Tam konfigürasyonumu bilmiyorum ama P2 falan... Bu çok büyük dezavantaj, oyunun aralarda “ayak tırnakların da uzunsa onları da kes” dercesine yaptığı uzun yüklemeleri de ekleyince, hani, nasıl desem, bayıyor. Bu arada şu ana kadar hayatımda gördüğüm en etkileyici “şu anda yüklüyorum arkadaşım, sakin ol” atraksiyonunu da (normalde “please wait” falan derdi, sanki demese beklemeyecekmişiz gibi) bu oyunda gördüm. Ortada bir milin çevresinde çelikten bir rüzgar gülü (ne yapsın yazar, bir şeye benzetemedi böyle uydurdu salak) dönüyor, fakat oyunun genel havasından etkilendim diye mi bilmem, ben çok beğendim, hatta o olmasa oyunu uzun uzun oynamama imkan ve “possibility” (yani ihtimal, kültür saçıyoruz) yoktu. Bir ara ben bir kombatı kazanınca oyun kendisini, nasıl olduğunu bilmiyorum ama, kilitleme şansını bile yakaladı ama, o sırada kizıp bilgisayarın fişini çekersem Polat'ın sonra o fişi bana takacağını düşünerek bir kez daha oynadım. Yani iyi yönler ve kötü yönler, hepsi bir arada, bu kanalda. Bu arada Odium ismi gerek fonetik güzelliği, gerek anlamını her gün sokakta yürüyen pek çok insanı görünce tekrar tekrar becaner©kamernet.com hatırlamam sebebi ile artık benim alternatif nick'im olmuştur. Haberiniz olsun. Odium, nasil desem, Fallout ile X- Com karışımı bir şey diyorlar ya, gerçekten de biraz öyle. Ama ben buna biraz da Jagged Alliance benzeri derdim, çünkü oyunda savaşmaktan başka pek bir amaç yok ne yazık ki. Yani biraz yürüyorsunuz, demolar görüyorsunuz, sonra savaşıyorsunuz, belki görmezsiniz diye üzerlerine çarpılar koyulmuş eşyalara sağ klikleyip onları aktive ediyorsunuz, ve onları aktive edince çıkan düşmanları da öldürüp daha ileriye gidiyorsunuz, yeni eşyalar bulup onlara “ay ne kadar şirin çarpı işareti körlere yönelik" diyorsunuz, sonra yeniden savaşıyorsunuz... bu arada biraz daha etkiniz olsun diye konulmuş, ve ilerleme hissi açısından çok yararlı olduğuna inandığım bir tecrübe sistemi var. Yani karakterleriniz oyunun sandalyeden düştüm:
başında daha birince level'lar ve hiçbir silahı kullanmayı pek -Amacımız ilk ekibi bulup onları buradan kurtarmaktır. beceremiyorlar. Zamanla hem bu silahları daha iyi kullanmayı -Peki, efendim, bizi kim kurtaracak? öğreniyorlar, hem de kendi özelliklerini arttırıyorlar, ve nelerin İnanılmaz değil mi? Senelerdir bunlardan sıkıldığımızı idrak artacağını siz belirliyorsunuz. Biraz konudan bahsedelim edememişler mi acaba? diyorum, sonra yine geri döneriz. Ekibin birbirinden ayrılması diye bir durum yok. Yani siz bunlardan Günümüzden birkaç yıl sonra Rusya'da bir askeri eğitim sadece birini yönetiyorsunuz, diğerleri onu takip ediyorlar. Arada üssünde garip bir şeyler oluyor, ne olduğu pek bilinmiyor ama — ablak ablak kendileri de hareket ediyorlar, fakat bunun oyuna zerre Rusya orayı tamamen havaya uçurmuş ve konuyu da kadar bir etkisi yok. Siz gidilebilecek tek yoldan devam ederken, kapatmış böylece. Bir süre sonra da bu olay her neyse, ki onu kimse bilmiyor, onun aynısı burada da oluyor (yani aynısı olduğuna nasıl kanaat getirmiş NATO (biziz yani) onu da hiç bilemiyorum, belki onuncu saniyede, yani konu falan anlatıldıktan sonra başlattım kronometremi (kök olarak zaman ölçer... ay neyse, kültür ateşeliğinin manası yok), karşınıza bir ucube çıkıyor. Hiç heyecanlanmayın. Zaten hep çıkacaklar. Askerlerinizi biraz daha yakından görüyorsunuz. Her birinin belli bir “Walk Point”i var, ki sanırım bu hep 4, yani çok dikkat etmedim. O kadar ilerleyip bir de ateş edebiliyor. Ateş etmesi için de sağ kliklemelisiniz. Her tur sadece bir kere ateş edebiliyorlar, yani normal silahlarla. Ayrıca nasıl oluyor bilmiyorum ama ortogonal ve diagonal olmayan yerlere senaryoyu | - ateş edemiyorlar. Yani adam dibindeki bir yaratığa ateş edemiyor. okumuşlardır), ve e Çok saçma biliyorum ama zamanla alışıyorsunuz. Zaten yeni gönderilen ilk ekipten oyunlar güzel değil derken... neyse.
(tahmin edin) haber Her ateş ettikten sonra biraz experience alınamıyor. Bunun kazanıyorsunuz. Ayrıca o an kullandığınız üzerine oradan kıl bir silahı birazcık daha iyi kullanmayı da komutan: “hemen birkaç kişi ir > $ öğreniyorsunuz bu sırada. Belli bir süre daha gönderelim de filme ekşın sonra level atlıyor ve bir özelliğinize puan olsun”, diyor, ve ekşinin merkezi > ekleyebiliyorsunuz. Bunlar arasında baskı olmaya alışkın olduğumuzdan erer altında sakinliğini koruyabilmesi, olacak, bu ekibi de biz yönetiyoruz. maksimum hit point'i ve ona ateş Amacımız, geçen seferki ekipten edildiğinde buna reaksiyon gösterebilmesi haber almak ve burada “her ne (ölmek dışında) gibi önemli olanlar dışında oluyorsa” (tam gizemli film repliği) bir de nişan alma özelliği falan var ki, asıl onu öğrenmek. Bu önemli iş için karakterlerde bu zaten çok yüksek bir sayı niye şöyle 15-20 kişi göndermezler, olduğu için pek de bir manası yok. Tüh. niye 3 tane çaylak göndermişler, bu Bazı kombatlar çok kritik olabiliyor ve adamlar daha öldürdükleri ilk zart diye ölebiliyorsunuz. Zaten bir kişi bile düşmandan sonra daha iyi tüfek ölse oyun bitiyor. Fakat o son savaşı yeniden kullanır hale geliyorlarsa (skill kazanıyorlarsa), daha önce yapıp yapmak istemediğinizi soruyor. Siz de evet diyorsunuz, ya da hayatlarında hiç tüfek tutmamışlar mı, niye sadece 12 bunalıp hayır deyip biraz geziyorsunuz. Fakat genelde orada ne mermileri var, bu gibi soruların tamamını bir kenara bırakırsak yapılması gerektiği hakkında bir ipucu size hemen başında, senaryo oldukça gerçekçi (siz Türkler nasıl diyorsunuz, eee, karakterler arasındaki dialog'da veriliyor. Buna dikkat edin. zartingen). Şimdi tam ayrıntılarını İşte bu da böyle bir oyun. Dediğim gibi, vermeyeceğim ama, zaten oyunda hayatınızın oyunu değil, hatta çok güzel her an yeni bir demo seyrettiğiniz bir oyun bile değil ama değişik ve hoş bir için, sürekli olarak senaryo hakkında oyun. Alıp bir süre vakit geçirebilirsiniz, yeni bir şeyler öğreniyorsunuz. hatta kendinizi biraz kaptırırsanız merak Mesela bu üste bir sürü yaratık var, edip bitirebilirsiniz bile. Yani, bu oyun tam yok aslında bu yaratıklar insanların “asla arkadaşınıza falan tavsiye metamorfoza uğraması sonucunda etmeyeceğiniz ama aldığınıza da pişman ortaya çıkıyorlar, ayrıca içerden olmayacağınız oyun” statüsünde. Bu birileri onları destekliyor... gibi. Ama statüyü bilmeyen yeniler ise belki de bunları pek takmayın kafaya. Yani oyunu çok beğenirler, onu bilemem. tabii hepsi güzel, hepsi hoş da, Netekim yazarım, müneccim değilim. Kötü oyun tamamen ekşın oyunu. Bir espri sakın yapmayın. sürü turn-based kombat oluyor, ki Şimdi bu kadar sıkışık bir zamanda bu bunlar kendi başlarına çok da yazıyı da yazdığım için Polat bana etkileyici değiller, fakat arada geçen teşekkür edecek sayın okuyucular. Etmezse demoların kalitesi ve konunun ilgi çekiciliği (tabii güzel de 6 12 — onun üzerine etil alkol döküp yakmak zorunda kalabilirim (ama mermi konusuna hiç girmeyelim... herhangi bir Türk'ün evinde sanırım cesaret bile en az bunun 3 katı mermi vardır eminim, askeri edemem, eee... sadece operasyona çıkan askerlere 12 tane vermişler, nedendir, yazarız Brad Pitt değiliz nasıldır hiç bana sormayın) sayesinde güzel güzel ki). oynuyorsunuz. Son olarak beni Tabii hayatınızın oyunu kesinlikle değil, alelade bir oyun okuyan arkadaşlarım, TARA diyebilirim. Fakat ne yalan söyleyeyim, belki yazacak ailem, köpeğim, sokak Sirateji olduğumdandır, uzun zamandır en uzun süreli oynadığım oyun — kedileri ve.... ayy... bu, Heroeslll Armageddon's Blade'den sonra. Burçak, yapma beeee 200 MMX 32 Mb Ram/ 250 Şimdi de biraz olayımıza girelim... rım rım rım... Oyunu ve gitti Burçak. n. | Mb Ho/ win 95-98/30 Ace. başında siz 3 kişilik bir ekipsiniz: 3 karakter de her türlü Yine, Odium muydu amerikan filmindeki klişeleri taşıyorlar... Komünist rejimden neydi. Olur öyle.
nefret eden Polonyalı, cool komutan.... hatta söylemek istiyorum, bir yerde aynen şu dialog geçiyor, ben gülmekten