Gameshow sayı 45, sayfa 47

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 47

Kamer NHL'de

Birgün NHL'dekiler bizi liglerine davet ederler. Dostluk maçı için (konuya dank diye girerim!). Tabii biz de “abi bakın biz bu işten anlamayız. Sopa verirseniz kavga ederiz, buz gördük mü kızak yapar kayarız” dedik ama “olsun bizde bi çeşit kavga ediyoruz, hadi bakalım takımı toplayıp gelin” dediler. Biz de “peki lan” dedik (Türkçe!) Madem ilk defa oynayacağız bari şu gavurları yenip rezil edelim, yenilirsek zaten Türklük gururumuz bize sopaların başka amaçlar içinde kullanılacağını hatırlatırdı (cümle olmadı!). Kalktık, gittik ve direk salona girdik. Seromonide İstiklal marşının bir notasının eksik çalınmasının bizi kızdırmak için olduğunu anlamakta gecikmedik. Bizim takım tam Kamer'in kilolu ve belalı haydutlarından oluşuyordu: Kaslı(!) göbeğiyle ölümcül olabilen 0.1 tonluk MEG, her tükürüğü birer kılıç darbesi olan Zebani, tümden kızgın olan ve her yerinden alev kusan “yanardağ” Ertunç, üç eklemli uzun çelik bacaklarıyla “kafa-kol” Rauf ve sinirden her yerini kalın damarlar kaplamış olan “sinir” Engin. Tabii kalede ise bizim “tam yağlı” Burak (6 kişiyle mi oynanıyordu bu oyun?). Maç başlar başlamaz bizim takım kaygan buzda “kuğu gölü balesi”nin bir versiyonunu sunmaya başlar ama kıç üstünde. Ayağa kalktıklarında ise rakip çakallar 12-0 öne geçmişlerdir bile. Bu farkın kapanamayacağını hisseden takımımız “b” planına geçiş yapar. MEG “F” vektörel kuvvetinde rakip oyuncuyu göbeğiyle perişan eder. Ertunç zaten elindeki sopayı bildiği anlamda kullanmaya başlamıştır. Zebani'nin tükürükleri ise kaskına takılıp kaldığından etkili olamaz. Üstüne de takımdan dayak yer. Rauf ise oyundan tamamen bağımsız ona buna “kafa-kol” girmektedir. Hatta bi ara Zebani'ye bile girdiği söylenmektedir. Engin yedek sopalardan kendine garip bir silah yapar ama planlama hatası rakip oyuncudan sopa yemesine neden olur. Sonuçta skor olarak hezimete uğramamıza rağmen, dayak olarak kesin kanıtladığımız NHL'den de yüzümüz ak döndük. Kamer! Kamer! Kamer!

futboldaki beşer penaltı çekişme olayı ya da basketboldaki üç sayı yarışması gibi bir atraksiyona katılırsınız. Burada amaç, tek adamınızla, kaleciyi geçmek, daha doğrusu, orta sahadan aldığınız topla, top dedim, pardon, “pak” diyecektim, pakla, gol yapmak.

Gol dedim. Tamam doğru dedim. Paranoya oldum bir an, ehe,

Yine ana menüden, daha önce kaydettiğiniz replay'lerinizi (highlights) izleyebilirsiniz. Oyunun hemen her noktasından, Options'a, yani oyun ayarlarına ulaşmak mümkün, Bunları kısaca, Rules, yani kurallar, Game Options yani oyunun maçla ilgili ayarları Display Options yani görüntü ile ilgili ayarlar ve Sound Options yani ses efekt müzik ayarları olarak sıralayabiliriz.

Game Setup ekranından (exhibition'dan girdiğimizi varsayalım, direk karşımıza çıkan ekran ya da sezon içinde Coach Options'dan da ulaşabilirsiniz), “create player"

diyerek bir oyuncu yaratmak mümkün. EA Sports'un geliştirdiği yeni teknoloji sayesinde, NBA'de olduğu gibi NHL 2000'de de kendi yüzünüzü, kendi kendinizi oyuna aktarabiliyorsunuz. Bunun için, oyuna başlamadan önce bir resminizi tarayıp, NHL 2000 klasörü içindeki, \data\users\faces klasörüne atıyorsunuz. Game Setup'daki yüz ikonuna basıp (create player) diyorsunuz. Yaratmak, aktarmak istediğiniz oyuncunun istatistiki bilgilerini giriyorsunuz. Yüz'e basıp, daha önceden hazırladığınız yüzü oyuna aktarıyorsunuz. Gerisi de, oyuncuyu bir takıma sokmanıza kalıyor.

Yüz yüz dedim aklıma seyirciler geldi. Aslında gelmedi. Bilerek sözü oraya getirdim. Profesyonel amatör ruh ve eee şey, ne diyordum, bir saniye. Bazen takılıyorum, kimse bug'sız değildir, bilirsiniz (Aaa Muder pörfekt değilmiş, ki tabii ki yalan!). Hah seyirciler, seyirciler üç boyutlu değil ama bu oyunda, FIFA ya da NBA kadar önemli değil bu. Çünkü maç öncesi şovlarıyla olsun, mükemmel ses efektleriyle olsun seyircilerin geride kaldıkları o bir adımı kapattıklarını söylemek mümkün.

Bu arada aklıma gelmişken, oyunun üç zorluk derecesi var, kolaydan zora; Rookie, Pro, All-Star. Şimdi biraz da (aslında hamuduyla) kontrollerden bahsetmek istiyorum: Pak sizdeyken, Space, şut. C, pas. X, turbo. Z, deke. Keke mi? Hayır deke. Üstelik de “diik” okunuyor, yani, kendi çevrende falan dönüyorsun. Futboldaki dripling olayı gibi bir şey (teknik adına 'deke' demişler işte daha ne kasıyorsun diyecek olursanız, deke deyip geçsem, 1500 tane “deke nedir adam" maili gelecekti, kendimi korudum ehehe) Paksız ortamda, Space, çengel, yani sopanızla (teknik adı: zopa) oyuncuyu ya da pak'ı çelmeniz. C, oyuncu değiştirme. X, turbo ve “body check” yani adama omuz atma, düşürme gibi hareketler. Z, (zopanın Z'si) sopayla rakibe hareket. Pak kalecideyken, Space, pakı uzaklaştırma. C, pas. Kaleciyi kontrol ederken (kaleci pak'a sahip değilken) Space sopa uzatma, X, kurtarmaya yönelik hareket, Z yere yatarak kurtarma (teknik bir adı vardır, “yuvarlanma” pakı kurtaracağım diye maymuna dönme falan gibi ehehe ay çok avamlaştım birden), Face Off'larda, Z sopayla rakibi itme, C, pakı kapma. Dövüşlerde, Space, yüksek yumruk, C, alçak yumruk,

Bunları da belirttikten sonra, oyun hakkında söylenebilecek şeylerin hemen hepsini söylediğimi düşünüyorum. Grafikler ve seslerin mükemmelliği EA Sports kalitesi, zaten ortada. Bunun dışında, oynanabilirlik ve basit menülerle, yine “en iyi” kıvamı tutturmuşlar, mükemmel bir oyunu daha zevkimize sunmuşlar.

Uzun süre Kanada'da, Çek Cumhuriyeti'nde ya da Amerika'da kalsam kesinlikle fanatiği olacağım bir spor dalı buz hokeyi. Uzun süre buz üstünde durabilsem, belki burada da fanatiği olabilirdim... Her neyse. Ülkemizde buz hokeyi fanatiklerinin sayıca futbol ve basketbol fanatikleri kadar olmadıkları kesin ama bu oyunu oynadıktan sonra bu sayının artacağına eminim. Son olarak, GAMESHOW okuyun okutturun. Bu dergiye sahip çıkın. Bu derginin arkasında, büyük holdingler, gazeteler ya da onların büyük yayın kuruluşları yok. Biz de büyüğüz GAMESHOW da çok büyük. Farkımız, gücümüzü tamamen okuyucumuzdan almamız. Ben de bir GAMESHOW okuyucusu, bunun bir parçası olarak bu derginin ardında olmaktan çok mutlu olduğumu bir kez daha belirtmek istiyorum. Bu arada, Internet “benim okuyun, okutturun, tanışın, tanıştırın. Pişman olmayacaksınız... Esen MUDER rüzgarını hissediyordunuz. Şimdi fırtınası çıkıyor. HANCI... Ocak 2000'de... Dışarıda fırtına koparken, içeride bu tıkırtı nereden geliyor dememeniz için en yakın seçkin kitabevine konuşlanın! Çok az kaldı... (Daha fazla ayrıntı için: www.muder.com) Eh artık kaçayım ben. Çok bile konuştum

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.