Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 93
Bunlar sidik yarıştırır yıllardır ve ne birini edinmişimdir: 1- İki sebebi olabilir: birincisi 3D olması şart. Hatta şarttan da öte (ismi ne oluyorsa artık). Kamer'deki ucuz 3D kartlarla bu sorun olmaz (öhöl). İkincisi ise 64 MB RAM'in olmalı. “Oha bu kadar da olmaz” dediğini duymamış olayım! Kamer'deki RAM'ler. 2- Cine5 bende dekoder olarak var. Yani parayı bastırıp zamanında aldım ve inan ki bu bilgisayardaki CINE 5 mevhumlarıyla ilgili en miniğinden de olsa bir bilgim yok. Yani bilmem kaç dolar ekran kartı alıp bir dolu ücübik uğraştan sonra CINE5'i seyretmek (kalite de düşük) bana biraz saçma geliyor. Orijinalini alırım daha iyi fay ne diyeyim? (ben de zaten var), 3- Bakınız birinci soru, sonra 4. cevap. Olmazsa mektup sonu. 4- Eğer evde amatörce uğraşacaksan Lightwave çok iyi program. Benim önereceğim program senin cebinde tarifi mümkün olmayan hasarlar meydana getireceğinden söylemiyorum. Yalnız bu programın internette crack zibil gibi, CD'de ise Lightwave'i vermemiz teknolojik korsanlığın zirvesi olacağından şimdi de ben *Çüş artık! bu kadar da olmaz ki" diyorum" Kaliteli ve her zaman sorulmayan sorular bunlar ise 8 yıl önce girdiğim üniversite sınavında “OVERDOSE'a MEKTUP YAZMAZSANIZ 2000 ASTEROİD'in LANETİ ÜZERİNİZDE OLSUN” he demektir sorusu hakkında ne düşünüyorsun?
Selam Zebani; Nasılsın görmeyeli? Bir yıldır sıkıntıdan patlıyordum, imdadıma yetiştiniz. Gameshow'suz hayat ... benzer (İstediğinizi yazın). Yeni soru moduna geçiyorum. Uhuhuh! 1- Ya, Homeworld denen oyun ne zaman geliyor. Bizim burada (Ankara) gördüm ve hemen yapıştım. Bir baktım, adi herifler demo versiyonunu CD'yi koymuş. Valla bunu yapana ne diyeyim ben artık. Betaya, virüslüye, crack edilmemişe alıştık; ama bu da fazla... 2- Uhuh, Metallica konserine gittin mi? Göremedim de... Ayrıca şu son Garage Inc. albümleri için ne düşünüyorsun? Kasım'ın ilk haftası orkestrayla verdikleri konser albümü. Bu arada müzik olayına girmişken benden sana tavsiye (muhuh) Machine Head (burning red türü seviyorsan mükemmel), Iced Earth, Anathema (mükemmel). 3- Abi, işte (bence) Türk gruplarında zirve... THE CLIMB. Bu grup, resmen, dünya standartlarında kayıt kalitesi parçalar; enstrüman kullanımı. Mutlaka bulun, buldurun, kesin, öldürün! 4- Neyse, bu son soru. Bana, şöyle iyisinden, bir iki death veya thrash grubu tavsiye etsene (In Flames, Testament hariç). Bu arada CD hakkında atıp tutanlar... CD MÜKEMMEL! Daha CD'nin ismini duyup da karşı çıkanlar önce bir içine bakın. İşinize yarayacak şeylerle dolu! Abi, ellerine sağlık, dergi dizaynı süper. Böylesini görmedim. Kendinize iyi bakın. Bu arada yorulma, ben yazayım şu cümleyi “MEKTUPLARINIZI SADECE DİSKETTE YOLLAYIN. HEE, BİR DE MAİLLE YOLLARSANIZ GALAKSİLER ADINA MİNNETTAR KALIRIM!"
Zebani: Gameshow'suz hayat çölde mahsur kalıp su aramaya benzer, bulamazsanız ölürsünüz (ohal), bulduğunuzda lıkır lıkır
(bu tip boşlukları doldurma işini bana bırakmayacaksın!). Ama cevap işini bana rahatlıkla bırakabilirsin ki bu iş seçilmiş ve biçilmiş kaftanım (ay iğreniyorum kendimden ve insanlığımdan!):
1- Aslında geçen ay gelmişti ama Demoydu. Bu ay sağlamı geldi ve açıkladık. Burçak atladı hemen oyunun üstüne!
2- Konsere gitmedim ve eee (bakınız Ayça'nın Mektubu). Son Garage albümlerinin ilk CD'si bi boka benzemiyor ama diğeri zaten eski klasik Garage EP'sinden oluşuyor. Ki o mükemmel. Machine Head'in son albümünü (Burning Red) aldım. Diğerlerine göre biraz vasat kalmış. Iced Earth ve Anathema ise zaten olağanüstü. Melodik müzikal patlama. 3- İlk defa duyuyorum (işte Medya olayı bu!). Grubu bulmaya, buldurmaya, kesmeye ve öldürmeye çalışacağım. 4- Sana eski bir Thrash grubu tavsiye edeyim: Sadus. Olağanüstü güzel müzik yapıyorlardı (anladın sen!). Death istiyorsan bir an önce Dark Tranquillity'nin tüm albümlerini hatta ve hatta grubun kendisini bulmaya, almaya, kesmeye ve öldürmeye çalış (burdan ekmek yok anlaşıldı!) CD hakkındaki tartışmalar sona erdi. Şimdilik sular durulmuşa benziyor. Bu konunun tekrar kabarmasını istemiyoruz, ama şunu bilin ki Gameshow hep CD verecek (bak şimdi!). Dizayn ile ilgili söylediklerin için teşekkür ediyorum. Son cümle ise öyle değil, şöyle: “OVERDOSE'a MEKTUP YAZMAZSANIZ 2000 ASTEROİD'in LANETİ ÜZERİNİZDE OLSUN"
Selam Zebani... Valla, dergi kapanınca sizin çok kalitesiz bir şekilde taklidinizi yapan (uyduruk bir yarışmada Kemal Sunal taklidi yapan maymun herifler gibi) dergilere kalmıştık ki kurtardınız bizi. Bu arada kaşla göz arasında CD verelim, yok vermeyelim mavrasına da son verdiniz; fakat kimse “Ohaaa, CD verdiler!” diye abarmadı (ohaaa)... Soru neyin sorayım... 1) Megadeth'in yeni albümü değişik olmuş (bayağı değişik); ama güzel mi olmuş (mu) bilemem (Bunu soru gibi algıla, ya ne de diğerinin cevap ver) (İnsomnia güzel ama). 2) Look for the truth çok baba şarkı (yine cevapla sen). 3) Kingpin ile ilgili cins bir sorunum var. Oyunu un-install'adım sonra tekrar yükleyeyim, dedim. Fakat bir mesaj çıkıyor ve KP'nin eski sürümü falan bulundu, diyor ve şifre soruyor. Bilgisayarcıya söyledim "Sen cins misin?” dedi. Ama ben cins değilim; bizzat oyun cins (yoksa bilgisayar mı cins?). Tam beş kere cins, dedim ya.. Neyse işte Yeter yeter. Deniz Karakaş.
rapor tipleri üzerine kişilik yorumları
Sürünün aşığı, şairi ve sevgi adamı. Engin bilgisi ve yüksek IQ'suyla geleceğin ses getirecek entelektüel beyni. Aynı zamanda derginin 2. yarı Umberto'su. Doğum yeri: İstanbul (öyledir). Medeni hali: Birey. Dini: Elhamdülillah hepimiz müslümanız (bilmece 1). Mert, Boğaziçi Elektronik uzmanı (ayrıca kafayı yemiş, hımbıl, saçı başı dağılmış ve gözlüklü deli dahi tiplerin yüz karası!). Bu yüzden kadranı 240 gösteren bir arabanın 250 km hız yapmasını umursamadığı gibi (terbiyesiz!), herhangi 2 elektronik devreyi bir araya getirip lehim yapamayacak kadar da beceriksiz. Bunlardan başka matematikçi, kendi sorunları hariç herkesin sorunlarına derman olan, cheat uzmanı, potansiyel aşık ve potansiyel borsa simsarı gak gük. Aslında Mert buradaki birkaç paragrafta yapılacak tanımlara uymayacak kadar komplike bir heriftir. Genelde insanların en büyük sorunlarından objektif ve subjektif görüş arasındaki korkunç dengesizliğin en iyi dengelenmiş hali Mert'tedir. Bunun sonucunda yaşamın her zaman diyalektik bir yol izlediğini, sadece beyaz taraflarını görmeyip siyah taraflarının da yaşanıp tecrübe edilmesi gerektiğini, evrenin determinist değil de rastlantısal fenomenlerden oluştuğunu ve bu fenomenlerin monotonluğu azaltıp hayatı daha fazla yaşamaya değer kıldığını düşünerek iyimser bir ruh hali sergiler. Bu iyimser ruh hali Mert'i diğer sorunlu, takdir ve ilgi isteyen insanların gözünde değerli, saygı duyulan ve sevilen bir tip konumuna getirir (bir kişi hariç: bilmece 2). Fakat tüm bunlar Mert'in yaşama sıkı sıkıya bağlı, her anından mutlu olan, umut ve coşku pınarlarının sonsuza kadar aktığı bir kişi olduğu anlamına gelmez (öyle birisi var mı ki?). Her insan gibi Mert de bünyesinde kendisinin de çözemediği (benim de çözemediğim!) çelişkiler barındırır. Mesela çok yüksekte oldukları için erişemediği üzümleri ekşi diye tanımlamaz ama eriştiği üzümleri yerken de mutlu olmaz. Birçok şeye erişmek ister halde, o erişmek istediklerinin önüne bir tepsiyle sunulmasını istemez. Konusu çelişkili durum en çok hayatında belli eder kendini. Bu adamın elektronik mezunu olup karmaşık devreler arasında kafayı yemesi gerekirken, bedenine sığmayan ihtiraslarının ve kalbinde büyülü danslar yapan aşk perilerinin masalsı çağrılarına kapılarak romantik bir dünyanın kapısından içeri adımını atmış, geçemediği özgürlük ateşi ve kontrol edemediği bir budalalık yüzünden hem kendinin hem de başkalarının hayatını cehenneme çevirerek geride sadece gözyaşı bırakmıştır (bilmece 3). Aslında oldukça romantik bir tiptir Mert. Sadece siyah beyaz aşk filmlerinde oynar, süper renkli yapımlar ona göre değildir (bilmece 4). Romantizmin yumuşak ve heyecanlı taraflarını doyasıya yaşar. Öyle laf olsun diye bir et parçası elde edip kendini sonsuz ve gereksiz hazlara kaptırmaz (başkasına veya başkalarına gönderme 1). Burjuva avcısı değildir (gönderme buymuş!). Fakat iş aynı romantizmi karşı tarafa yaşatmaya gelince tökezler, beceriksizleşir. Sonra da oturup şiir ve şarap eşliğinde “ben nerde yanlış yaptım” şarkısını söyler... pardon düşünür. Buna rağmen içindeki savaşı bastırır, kimselere belli etmez (ben hariç). Manevi acılarından tecrübeler edinip hayata küsmez; “evet abi ya! yaşam bu işte, çok güzel” gibi her yeri iyimserlik dolu bilgece laflar eder, davranışlar sergiler. Bu yüzden Mert'i kırgın, kızgın, küskün ve anarşik tavırlar içinde görmeniz çok zordur. Zaten Mert'i anarşist olarak düşünmek, karşısına oyuncak bir silahla dikilen, oyuncak hödük bir kahraman olarak düşünmekle aynı şeydir. Bunların dışında Timur'la olan evrensel şahsiyet kavgaları, volkanik patlama efektli gülmeleri, heyecanlandığında hızlı ve yüksek sesle konuşması, kana karışan içkinin etkisiyle beynin en sinir bozucu yeri olan bilinçaltının serbest kalıp ona buna kusması (bilmece 5), Hollywood düşmanlığı ve onca entelliğine rağmen saçma sapan Fenerbahçe fanatikliği ile Mert son derece acayip bir adamdır. Grip ve soğuk algınlığı gibi durumlarda kullanılmaz. Doz aşımı halinde bana başvurunuz (bu son satırlarda saçmalarım hep!)
Gelecek ay: TİMUR (hepsinin takkelerini düşüreceğim)
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 92
hele hiç asılmayın!!
Catalor
kıllarla afişi aman diyeyim sataşmayın!
hiç taşmayın iyim sa aman d
Blair başına olmadı.
karşılaştığı nedeni bal
Pis bir cadı bu!
kabul etmezdim. Sanki dünyada başka cadı mı yoktu da seçe seçe Blair Cadısı'nı seçmişler. Tabi gerçek bir cadı görmemişler ki şöyle güzel, alımlı, rol yeteneği olan (üstelik vücudunun at gibi artık benim tavsiye ettiğim tuvalete bile gitmeyeceklerini söyleyip, onlara ne yaptığımı anlamam için bir yıl boyunca beni zorla Julia Roberts filmlerine götüreceklerini de sözlerine eklediler. Keşke çarmıha falan gereceklerini söyleselerdi Cadısı filminden etkilenmek için inanın her şeyi denedim. Baktım ki bu filmin beni gereceği
Siz benim ne “Cadaloz” ne de geçen sayıda olduğu gibi “Cadloz” olmadığımı artık biliyorsanız bu konuyu daha da uzatıp, aslında adımın öyle değil de böyle olduğu konusunu bu köşenin varoluş sebebi haline getirmek istemiyorum. Biz aramızda anlaştıktan sonra köşemin adı “Çataloz” olsa ne yazar.
Zebani'yle uğraşmayı bırakmam, asla pes ettiğim anlamına gelmiyor tabi ki. Ben sadece ona düşünmesi için biraz zaman tanıyorum (Zebani ve düşünmek... Uzun bir zaman tanımam gerekecek.) Bu süre içinde iyice düşündükten sonra, sonunda doğruyu bulmuş olmanın verdiği mutlulukla bana gelip, önümde saygıyla eğilerek şöyle demesini ümit ediyorum: “Sevgili Cadı Loz... Beni affedin, lütfen. Sizin gibi güzel ve ince bir cadıya ben nasıl böyle davranabildim? Şu an karşımda parlayan bu ışığı göremeyecek kadar nasıl kör olabildim? Adınızı bile doğru dürüst yazamayacak kadar cahil miydim ben bir zamanlar? Cadı Loz... Cadı Loz... Üstelik ne de güzel bir adınız varmış bir anlamı olmalı... Ah, lütfen, bir zamanlar sizi kızdırıp üzme cesaretini gösteren bu kulunuzu affedin.. Ama muhtemelen ona tanıdığım süreyi, düşünmek yerine diet kola içmek için harcayacak ve biriken şişelerin arasında sıkışıp kaldığı yerden geğirip şöyle diyecek: “Ha?”
Neyse yine de onun bu süreyi iyi değerlendireceğini düşünerek Zebani Dosyası'nı kapatıyorum. Şimdi yeni bir dosya açma zamanı... Blair Cadısı Dosyası... Hiç hayatınızda kendinizi bir şeye hazırlayıp, onla ilgili hayaller kurup, bu hayallerin gerçekleşeceği anı düşündükçe heyecanlandığınız oldu mu? Peki hayalini kurduğunuz o an gerçekleştiğinde sizi hayal kırıklığına uğrattığı oldu mu? Yoksa bu hayal kırıklığının adı Blair Cadısı mı? Benim için evet... Dünya üzerinde bir cadının beni bu kadar hayal kırıklığına uğratabileceğini aklıma bile getirmezdim. Cadı, dedik bizden biri deyip bağrımıza bastık; ama onun yaptığına bak, Film boyunca hatır için bile görünmedi. Yok bu Blair Cadısı kadar kendini.
ağırdan satan bir cadı daha görmedim. Üstelik hastalık derecesinde kaprisli, gayet çirkin, at gibi kıllı bir cadıdır. Aslında düşününce filmde neden görünmediğini anlıyorum. Ben de onun yerinde olsam görünmez ve bu kadar kılla "Kurtadam Paris'te” filmindeki kurtadam rolünden başka bir rolü kaplı olması gibi bir sorunu olmayan) bir cadı. Evet, itiraf ediyorum o filmde ben adımı filmin hayal edebiliyor musunuz? Zebani'nin elinin değmediği, inanıyorum hem de başarıdan başarıya koşuyorum. Kalan zamanlarda da kazandığım yerlerde başrol oyuncusu olarak adım en üstte, hiç yanlışsız ve büyük harflerle “CADI LOZ” olarak yazılmış. Tüm yeteneğimi sergilediğim LOZ CADISI filmi ile hem şöhret basamaklarını 4 paraları deste deste dizip yüksek atlıyorum (Ne yorucu... Şöhretin bedeli işte...). Yine, bir gün, başarıdan başarıya koşarken Zebani'yle karşılaşıyorum. Üstü başı perişan vaziyette, elinde diet kola şişesi bir köşede kıvrılmış bana bakıyor. Önce tanıyamıyorum sonra diet koladan anlıyorum. Ürkek ve mahcup bir şekilde benden imzalı bir resmimi istiyor. Ben de bir resmimi bulup “ZEBONİ'ye sevgilerimle" diye imzaladıktan sonra kahkahalar atarak koşmaya devam ediyorum. Hayali bile ne güzel... Neyse, gerçeklere dönelim. Film bende gerçekten hayal kırıklığı yarattı, Ben bu filme gerilmeye, gerilimden tüm tırnaklarımı yemeye gittim. Üstelik bu şekilde yapmaları için üç cadı arkadaşımı da ikna ettim. Sonuçta tırnaklarımızı yedik. Ama bu film böyle mi devam edecek, Şimdi istediğimiz kıvama geldi, dediğimiz anda filmin bitmesini ise ancak alçaklık olarak açıklayabiliyorum. Bir sinema dergisinde bazı kişilerin bu filmi izledikten sonra korkudan psikolojilerinin bozulduğunu ve bazı günlük işlerini yapamayacak hale geldiklerini okudum. Ne şimdi bu? O zaman ben farkında olmadan, sıkıntıdan, filmin bazı yerlerinde uyudum ve muhtemelen benim de psikolojimi bozacak sahneleri kaçırdım. Aslında amaç psikolojiyi bozmaksa bunu başardılar. Korkudan olmasa bile sinirden... Üstelik binbir minnetle benimle gelmeleri için ikna ettiğim üç cadı arkadaşım;
filan yok iş başa düştü diyerek kendi kendime telkinde bulunmaya başladım: “Düşün ki sen bir FBI ajanısın (Ajan Loz... FBI'dan... Kulağa hoş geliyor.) ve bu kasedi sen buldun oturup tek izliyorsun. Dünya bu kasedin varlığını öğrendiğinde yer yerinden oynayacak." Ama yine bu sefer de "Gecenin bir yarısı ormanda karşısına şu Blair Cadısı denen yaratık çıktığında
İnsan korkudan adını bile unutur değil kamerayı alıp çekim yapmak..." diye düşünmekten giremedim (Tabi bu her zaman geçerli değil. Ormanda benim gibi güzel ve çekici bir cadıyla kameraya çekmemeniz aptallık olurdu.)
Neyse Blair Cadısı'ndan bu kadar bahsettiğim yeter. O benim adımı bile anmıyorken ben neredeyse, bütün sayfayı ona ayırdım (Şimdi okuyup havalara girsin istemem.). Sizden bir şey istiyorum. Hayatınız boyunca sizi sinir eden bir sürü olay olmuştur eminim. Bu olaylardan sizi en çok SİNİ?
rin edenleri bana yazmanızı istiyorum. Açıklamak istemediğiniz isimleri ve mekanları kafadan atabilirsiniz...
Sonra da beraber bu olaylara neden olanları nelere çevirebiliriz bir bakalım olur mu?
Şimdilik bu kadar... Gel bakalım Tırmık... Zebani ona tanıdığım süreyi nasıl değerlendiriyor, gidip bir bakalım...