Gameshow sayı 44, sayfa 92

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 92

hele hiç asılmayın!!

Catalor

kıllarla afişi aman diyeyim sataşmayın!

hiç taşmayın iyim sa aman d

Blair başına olmadı.

karşılaştığı nedeni bal

Pis bir cadı bu!

kabul etmezdim. Sanki dünyada başka cadı mı yoktu da seçe seçe Blair Cadısı'nı seçmişler. Tabi gerçek bir cadı görmemişler ki şöyle güzel, alımlı, rol yeteneği olan (üstelik vücudunun at gibi artık benim tavsiye ettiğim tuvalete bile gitmeyeceklerini söyleyip, onlara ne yaptığımı anlamam için bir yıl boyunca beni zorla Julia Roberts filmlerine götüreceklerini de sözlerine eklediler. Keşke çarmıha falan gereceklerini söyleselerdi Cadısı filminden etkilenmek için inanın her şeyi denedim. Baktım ki bu filmin beni gereceği

Siz benim ne “Cadaloz” ne de geçen sayıda olduğu gibi “Cadloz” olmadığımı artık biliyorsanız bu konuyu daha da uzatıp, aslında adımın öyle değil de böyle olduğu konusunu bu köşenin varoluş sebebi haline getirmek istemiyorum. Biz aramızda anlaştıktan sonra köşemin adı “Çataloz” olsa ne yazar.

Zebani'yle uğraşmayı bırakmam, asla pes ettiğim anlamına gelmiyor tabi ki. Ben sadece ona düşünmesi için biraz zaman tanıyorum (Zebani ve düşünmek... Uzun bir zaman tanımam gerekecek.) Bu süre içinde iyice düşündükten sonra, sonunda doğruyu bulmuş olmanın verdiği mutlulukla bana gelip, önümde saygıyla eğilerek şöyle demesini ümit ediyorum: “Sevgili Cadı Loz... Beni affedin, lütfen. Sizin gibi güzel ve ince bir cadıya ben nasıl böyle davranabildim? Şu an karşımda parlayan bu ışığı göremeyecek kadar nasıl kör olabildim? Adınızı bile doğru dürüst yazamayacak kadar cahil miydim ben bir zamanlar? Cadı Loz... Cadı Loz... Üstelik ne de güzel bir adınız varmış bir anlamı olmalı... Ah, lütfen, bir zamanlar sizi kızdırıp üzme cesaretini gösteren bu kulunuzu affedin.. Ama muhtemelen ona tanıdığım süreyi, düşünmek yerine diet kola içmek için harcayacak ve biriken şişelerin arasında sıkışıp kaldığı yerden geğirip şöyle diyecek: “Ha?”

Neyse yine de onun bu süreyi iyi değerlendireceğini düşünerek Zebani Dosyası'nı kapatıyorum. Şimdi yeni bir dosya açma zamanı... Blair Cadısı Dosyası... Hiç hayatınızda kendinizi bir şeye hazırlayıp, onla ilgili hayaller kurup, bu hayallerin gerçekleşeceği anı düşündükçe heyecanlandığınız oldu mu? Peki hayalini kurduğunuz o an gerçekleştiğinde sizi hayal kırıklığına uğrattığı oldu mu? Yoksa bu hayal kırıklığının adı Blair Cadısı mı? Benim için evet... Dünya üzerinde bir cadının beni bu kadar hayal kırıklığına uğratabileceğini aklıma bile getirmezdim. Cadı, dedik bizden biri deyip bağrımıza bastık; ama onun yaptığına bak, Film boyunca hatır için bile görünmedi. Yok bu Blair Cadısı kadar kendini.

ağırdan satan bir cadı daha görmedim. Üstelik hastalık derecesinde kaprisli, gayet çirkin, at gibi kıllı bir cadıdır. Aslında düşününce filmde neden görünmediğini anlıyorum. Ben de onun yerinde olsam görünmez ve bu kadar kılla "Kurtadam Paris'te” filmindeki kurtadam rolünden başka bir rolü kaplı olması gibi bir sorunu olmayan) bir cadı. Evet, itiraf ediyorum o filmde ben adımı filmin hayal edebiliyor musunuz? Zebani'nin elinin değmediği, inanıyorum hem de başarıdan başarıya koşuyorum. Kalan zamanlarda da kazandığım yerlerde başrol oyuncusu olarak adım en üstte, hiç yanlışsız ve büyük harflerle “CADI LOZ” olarak yazılmış. Tüm yeteneğimi sergilediğim LOZ CADISI filmi ile hem şöhret basamaklarını 4 paraları deste deste dizip yüksek atlıyorum (Ne yorucu... Şöhretin bedeli işte...). Yine, bir gün, başarıdan başarıya koşarken Zebani'yle karşılaşıyorum. Üstü başı perişan vaziyette, elinde diet kola şişesi bir köşede kıvrılmış bana bakıyor. Önce tanıyamıyorum sonra diet koladan anlıyorum. Ürkek ve mahcup bir şekilde benden imzalı bir resmimi istiyor. Ben de bir resmimi bulup “ZEBONİ'ye sevgilerimle" diye imzaladıktan sonra kahkahalar atarak koşmaya devam ediyorum. Hayali bile ne güzel... Neyse, gerçeklere dönelim. Film bende gerçekten hayal kırıklığı yarattı, Ben bu filme gerilmeye, gerilimden tüm tırnaklarımı yemeye gittim. Üstelik bu şekilde yapmaları için üç cadı arkadaşımı da ikna ettim. Sonuçta tırnaklarımızı yedik. Ama bu film böyle mi devam edecek, Şimdi istediğimiz kıvama geldi, dediğimiz anda filmin bitmesini ise ancak alçaklık olarak açıklayabiliyorum. Bir sinema dergisinde bazı kişilerin bu filmi izledikten sonra korkudan psikolojilerinin bozulduğunu ve bazı günlük işlerini yapamayacak hale geldiklerini okudum. Ne şimdi bu? O zaman ben farkında olmadan, sıkıntıdan, filmin bazı yerlerinde uyudum ve muhtemelen benim de psikolojimi bozacak sahneleri kaçırdım. Aslında amaç psikolojiyi bozmaksa bunu başardılar. Korkudan olmasa bile sinirden... Üstelik binbir minnetle benimle gelmeleri için ikna ettiğim üç cadı arkadaşım;

filan yok iş başa düştü diyerek kendi kendime telkinde bulunmaya başladım: “Düşün ki sen bir FBI ajanısın (Ajan Loz... FBI'dan... Kulağa hoş geliyor.) ve bu kasedi sen buldun oturup tek izliyorsun. Dünya bu kasedin varlığını öğrendiğinde yer yerinden oynayacak." Ama yine bu sefer de "Gecenin bir yarısı ormanda karşısına şu Blair Cadısı denen yaratık çıktığında

İnsan korkudan adını bile unutur değil kamerayı alıp çekim yapmak..." diye düşünmekten giremedim (Tabi bu her zaman geçerli değil. Ormanda benim gibi güzel ve çekici bir cadıyla kameraya çekmemeniz aptallık olurdu.)

Neyse Blair Cadısı'ndan bu kadar bahsettiğim yeter. O benim adımı bile anmıyorken ben neredeyse, bütün sayfayı ona ayırdım (Şimdi okuyup havalara girsin istemem.). Sizden bir şey istiyorum. Hayatınız boyunca sizi sinir eden bir sürü olay olmuştur eminim. Bu olaylardan sizi en çok SİNİ?

rin edenleri bana yazmanızı istiyorum. Açıklamak istemediğiniz isimleri ve mekanları kafadan atabilirsiniz...

Sonra da beraber bu olaylara neden olanları nelere çevirebiliriz bir bakalım olur mu?

Şimdilik bu kadar... Gel bakalım Tırmık... Zebani ona tanıdığım süreyi nasıl değerlendiriyor, gidip bir bakalım...

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.