Bakış

“Kendisi hep insanlık üzerine konuşmayı severdi. Neyin erdem neyin tanrıtanımazlık; neyin güzel neyin çirkin; neyin hak neyin haksızlık; neyin anlamlı neyin anlamsız; neyin yüreklilik ve neyin korkaklık olduğunu, ve iyi bir devletin ve devlet adamının, ve ülke yönetiminin ve ülkeyi yönetenlerin nasıl olması gerektiğini ve buna benzer daha bir sürü şeyi, bir kişi tüm bunları bilsin de iyi ve soylu bir kişi olabilsin diye ele almıştır." Xenophon (Ksenofon), Sokrates'ten Anılar, iki aydır sizlere dünya görüşlerinden, yaşam felsefelerinden bahsediyorum. Kendi yaşam felsefeniz üzerine düşünmenizi, diğer yaşam felsefeleri hakkında bilgi edinmenizi; bunları yaptıktan sonra kendinizi duygusal ve düşünsel anlamda tatmin edecek bir yaşam felsefesi oluşturup, diğer yaşam felsefelerini yargılamak yerine kendi yaşam felsefenizi gerçekten hissederek yaşamanızı tavsiye ediyorum. İki ayın sonunda, yaşam felsefesi konusunu kapatırken, aslında benim anlattıklarımın; bir temel soruya kendime göre bir cevap vererek oluşturduğum yaşam felsefemin bir bölümü olduğunu söylemek istiyorum. Bu temel soru, “Asıl gerçek nedir?" sorusudur. Bu ay bahsetmek istediğim, bu temel soruya verilebilecek birçok farklı cevabın, aslında iki kümeye ayrılabileceği. "Asıl gerçek nedir?" sorusuna verilecek bir cevap iki farklı şekilde olabilir: “Asıl gerçek ...'dır" ve “Bana göre asıl gerçek ...'dır." Cevaplardan birincisi gerçeğin birliği (bir gerçek olduğu), ikincisi ise gerçeğin çokluğu/yokluğu (bir gerçek olmadığı) kümelerini temsil eder. "Var oluşu, olguları tek bir doğru açıklama biçimi mi vardır, yoksa açıklama biçimleri arasında doğruluk açısından fark yok mudur?" sorusu çok eskiden beri farklı şekillerde sorulan ve günümüzde de üzerinde uzun uzadıya düşünülen ve tartışılan bir sorudur; ve sanıyorum bu soru, insanın kendi yaşam felsefesini oluşturması için öncelikle düşünmesi gereken soruların başında gelmektedir. Sorunun önemi, cevabının; diğer insanlara, kültürlere, toplumlara, devletlere kısacası yaşamın tümüne bakışı ikiye ayırmasından geliyor. Cevaplardan biri gerçeğe çağrının “kutsal” yoluna götürüyor, diğeri ise uzlaşımın, ayrılığın ya da yok etmenin “dikenli” yoluna. Gerçeğe çağrının “kutsal” yoluna, sorumuza şöyle bir cevap vererek giriyoruz: "Gerçek herkes için aynıdır; doğru olan açıklama biçimi bir tanedir, onun dışındaki açıklama biçimleri yanlıştır.” Böyle bir cevap, bizim bu dünyada doğru olan şeyin ne olduğunu bildiğimizi ortaya koyuyor ve böylece bizim yaşam felsefemiz; kendimizi -ve/veya akılsal ikna, duygusal ikna, fiziksel şiddet vb. yollarla diğer insanları- bu “kutsal” gerçeğe ulaştırmaya çalışma şeklinde oluyor. Diğer yola: uzlaşımın, ayrılığın ya da yok etmenin “dikenli” yoluna ise, sorumuza şöyle bir cevap vererek giriyoruz: “Var oluşu farklı açıklama biçimlerinden hiçbiri diğerine tercih edilemez." Bu şekilde bir cevap ise, aslında “gerçek” diye, tüm insanların görmesi, kabul etmesi, anlaması gereken bir şeyin olmadığını; kimsenin varoluşu kavrayış, anlayış, açıklayış biçiminin diğerinden üstün olmadığını ve bu yüzden yapmamız gerekenin belli kabullerde uzlaşımın, tümden ayrılığın ya da diğer bakışları yok etmenin yollarına girmek olduğunu söylüyor. Aslında verilebilecek her iki cevap da farklı sorunlara yol açıyorlar. Birinci cevap -gerçeğe çağrının yolu- karşımıza şöyle sorunlar çıkarıyor: Bir olan gerçeğin ne olduğunu, “doğru” olan açıklama biçiminin hangisi olduğunu nasıl biliyoruz? Bir açıklama biçiminin “doğru", diğerlerinin yanlış olduğunu neye göre söylüyoruz? Düşüncelerimize mi, duygularımıza mı, duyumlarımıza mı, çünkü nasılsa bir gün bitecek

“İnsan her şeyin ölçüsüdür, var olanların varlıklarının da, var olmayanların var olmadıklarının da.” Protagoras

Murad OMAY yoksa hepsine birden mi güveneceğiz? Sonuçta bunlardan hangisine güvenirsek güvenelim; bir güven, bir inanç, bir kabul söz konusu değil mi? Temellendirmelerimizin temeli boşlukta durmuyor mu? İkinci cevap -uzlaşımın, ayrılığın ya da yok etmenin “dikenli” yolu- da farklı sorunlar çıkarıyor karşımıza: Açıklama biçimleri arasındaki çelişkileri o açıklama biçimlerinin temel kabullerinin farklı olması olarak görsek bile, birbiriyle çelişen farklı kabullerin aynı anda doğru olması mümkün mü? Farklı anlamlandırma ve açıklama denemeleri, belli noktalarda, insanlar arasında bir düşünsel/fiziksel çatışmaya yol açmaz mı? Böyle bir çatışma durumu doğduğunda, bu durumdan nasıl kurtulunabilir? Yoksa hep güçlü olanların, kendi görüşünü düşünsel/fiziksel yolla kabul ettirenlerin mi varoluşu açıklama biçimi yayılıyor dünyada? Sonuç olarak, uzlaşımın ya da ayrılığın “dikenli” yolu, aslında gizlenmiş bir gerçeğe çağrının "kutsal" yolu değil mi? Bu sorulara birçok farklı cevap verilmesi mümkün; ama her cevabın başka sorulara yol açması da kaçınılmaz gibi görüyor. Hâlâ tam bir karar vermemiş olmama karşın, geçen iki yazıma baktığımda gördüm ki ben, “Asıl gerçek nedir?” sorusuna, “Bana göre asıl gerçek ...'dır" şeklinde bir cevap verilebileceğini belirtiyor; var oluşu farklı anlamlandırma biçimlerinden hiçbiri diğerine tercih edilemez, çünkü tercih ölçütü insandan insana değişir, diyorum. Doğruluğun, ölçütün insanlara göre değişmesi dolayısıyla göreli olduğunu düşünüyorum. Herkesin kendi kabullerine göre istediği şekilde yaşaması gerektiğine inanıyorum. Ama bu düşüncelerim sonucunda, farklı kabullere sahip olan insanların bir arada yaşama sorununun ortaya çıktığını da kabul ediyorum. Sadece tek bir kişinin yaşadığı bir dünya olsaydı, o kişinin var oluşu istediği gibi anlamlandırabileceğini, açıklayabileceğini; kimse olmadığı için, ona hesap soran, farklı bir görüş belirten kişilerin olamayacağını düşünüyorum. Bununla birlikte ne güzel ki -ya da ne kötü ki- dünyada sadece tek bir kişi olmadığını, birçok kişi olduğunu; ve bu birçok kişinin de, var oluşu aynı şekilde açıklamadığını, asıl gerçeğin ne olduğu sorusuna aynı cevabı vermediğini görüyor ve uzlaşımın, ayrılığın ya da yok etmenin “dikenli” yollarında yolumu bulmaya çalışıyorum. Beraber yaşayabilmek için (tabi isteniyorsa) yapılacak olanın; herkesin kendi açıklama biçimini en doğru sayıp, diğer insanların açıklama biçimlerini ortadan kaldırmaya çalışması yerine; “Bana göre asıl gerçek ...'dır"lar arasında belli kabullerde anlaşmaya varması olduğunu söylüyorum, bir tek kabulde bile uzlaşmanın zorluğunu bilerek. Tüm insanların üzerinde uzun uzun düşünmesi ve tartışması gereken sorunlar bunlar... Gelecek ay buluşuncaya kadar, lütfen yaşamı hem ciddiye almaya, hem de almamaya bakın. Ciddiye alın; çünkü -belki de- bir kere yaşayacağınız bir yaşama hakkını vermelisiniz. Çok fazla da ciddiye almayın; çünkü nasılsa bir gün bitecek.

gün bitecek overDose 8 3