Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 85
KIŞ “Hep birbirinin ışığına engel olmak, bu çılgınlıklar ve tuhaflıklar (( Gelecek aya kadar, lütfen, yaşadığınız her ânın değerini bilin." diye dünyasında, bütün varlıkların bahtıdır ve başlamıştım geçen ayki son paragrafına. Yaşanılan her ânın iyi insanlar, birisinin kahkahası diğerinin değerini bilmenin önemi, yaşadığımız deprem felaketi ile çok daha göz yaşına mal olmayan bir yaşamı boş fazla anlaşıldı sanıyorum. Şu hayatını tam yaşamadan bitirmiş yere özlerler." insanlar, şimdi insana daha fazla hüzün veriyor. Tüm Türkiye'ye Thomas-Mann; Kafalar gönülden geçmiş olsun, bundan sonra daha bilinçli ve — sevgi dolu insanların yaşadığı birlülke olur; hem-doğat Telâketlere doğal çözümler getirmek için, hem de birimizin kahkahasının diğerinin göz Mu rad OMAY yaşına mal olmadığı, birimizin sevincinin bedelinin diğerinin üzüntüsü olmadığı bir yaşamı bulmak için çaba harcarız. Geçen ayki yazımda şu düşünceler üzerinde gözünden görmemiz, düşünsel ve duygusal olarak bizi en Kendi dünya görüşünü incelemek ve sorgulamak. fazla tatmin edecek dünya görüşünü oluşturma ya da Yaşama farklı bakış açılarından bakmasını bilmek. Farklı seçme şansımızı ortaya çıkarır. kültürleri, farklı dünya görüşlerini tanımak. Ve en önemlisi, son olarak, kendi kişiliğimizi ortaya koymak Bunların bilgisine sahip olduktan sonra, düşünsel ve duygusal — ve gerçek anlamda özgür olmak istiyorsak bunu yapmamız olarak en fazla doyuran dünya görüşünü seçmek -ya da gerekir. Çünkü diğer seçenekleri bilmeden bir şeyi zorunlu mevcut dünya görüşlerinden bir karışım yapmak- veya olarak seçmek, özgürlük değildir. Gerçek özgürlük, tüm sıfırdan oluşturmak (geçen ay bu noktalar eksik kalmış). seçenekleri bilerek seçim yapmaktır. Ancak diğer tüm Seçilen -ya da oluşturulan- dünya görüşünü yüzeysel değil, — hayat felsefelerini hakkıyla inceledikten sonra kararımızı derinden hissederek yaşamak. verirsek, gerçek anlamda, özgürce karar verdiğimizi Varlıktaki birliği hissetmek ve böylece diğer insanların söyleyebiliriz. yaşama bakış açılarını yargılayıcı bir tavır almamak; Mümkün olduğu kadar okuyarak, seyrederek, dinleyerek, ayrılıkçı değil, uzlaşmacı olmak, gezerek kısacası her yolla, değişik dünya görüşleri, hayat Bu ay, geçen ay ortaya koyduğum bu düşüncelerin neden — felsefeleri hakkında bilgi sahibi olup, bu bilgileri kullanarak yapılması gerektiğini düşündüğümü anlatmaya zihnimizdeki bütün temel sorulara, yani “Neredeyim?”, çalışacağım. “Neyim?", “Niçin yaşıyorum?” ve “Ne yapmalıyım?” Şu soruya cevap bulmakla başlayalım işe: Neden kendi sorularına cevap vererek bizi düşünsel ve duygusal yönden hayat felsefemizi masaya yatırmalı; onu incelemeli ve tatmin eden bir hayat felsefesi oluşturduktan sonra, geriye sorgulamalıyız? onu derinden hissederek yaşamak kalır. Çünkü belki de Bu soruya verilebilecek en temel cevap, bana göre, sadece bir kere yaşayabileceğimiz bir hayatı, “Yaşayayım şudur; Bunu yapmalıyız; çünkü kendi dünya görüşü, gitsin!" mantığıyla değil de dolu dolu, her ânınının hayat felsefesi konusunda düşünmemiş; yaşayışını değerini bilerek yaşamamız gerekir. sorgulamamış insanın dünya görüşü, genellikle sistemli, Burada denilebilir ki, bir insanın kendi hayat felsefesini tüm bütünlüklü değil bölük pörçüktür. Bilinçli olarak seçilmiş — benliğiyle ve tam anlamıyla yaşayabilmesi için tek başına ya da oluşturulmuş değil; geleneklerin, içinde bulunulan olması gerekir. Eğer o insan tüm dünyanın hakimi değilse, Çevrenin etkisiyle kendiliğinden oluşmuştur. Dünyanın bu doğrudur. Çünkü eşit haklara sahip başka insanların da birçok bölgesinde, birçok farklı yaşayış biçimi bulunmakta — olduğu bir yerde, bir insanın sınırsız özgürlüğünden söz ve yeni nesiller, çoğunlukla, doğdukları yerdeki yaşayış edilemez. Dolayısıyla diğer insanlarla beraber yaşamak biçiminin az çok değişik bir hâlini uygulamaktalar istiyorsak, © insanlarla belli düşüncelerde uzlaşmamız yaşamlarında. Sadece bulundukları yerle sınırlı kalan gerekir. Ama bizi diğer insanlara bağlayan bu bağın dışında, anlamında, “yeribirlik” insan olmaktalar, Dolayısıyla hayat felsefemizi özgürce ve derinden hissederek hayat felsefemizi incelemez ve sorgulamazsak, o, yaşamamızda bir engel yoktur. Ayrıca, zaten varlıktaki çevremizde bize etki eden insanların hayat birliği hisseder ve kendimizi her an diğer İnsanların felsefelerinin rastgele, sistemsiz, bölük pörçük bir yerine koyabilme başarısını gösterirsek, bu bağı bizi karışımı olur, bizim hayat değil. Eğer tutsak eden, sınırlayan bir bağ olarak görmeyiz. Böylece gerçekten kendimizin olan, sistemli ve bütünlüklü bir dünya — bu değerli yaşamı, başkasının yaşayışını bozmak için çaba görüşü istiyorsak, ilk yapmamız gereken mevcut dünya harcayarak geçirmeyiz. görüşümüzü incelemek ve sorgulamaktır. Tüm anlatmak istediklerimi bir örnekle basitleştirmek Bununla birlikte, bir hayat felsefesini sadece kendi içinden — gerekirse; dünya görüşlerini, hayat felsefelerini yemeğe incelemek ve sorgulamak da bir başlangıçtır. Asıl yapılması — benzetirsek (bunun benim yemek yemeği sevmemle hiçbir gereken, o dünya görüşünü, diğer dünya görüşlerinin ilgisi yoktur... belki biraz ilgisi olabilir), söylemek istediklerim gözünden de incelemek ve sorgulamaktır. Peki, neden kısaca şöyle özetlenebilir: değişik dünya görüşlerini, hayat felsefelerini öğrenmeli ve — Hiç nefes almadan, sürekli yemeği bırakalım ve durup önce bunları öğrendikten sonra bir dünya görüşü oluşturmalı, nasıl bir şey yediğimizi inceleyelim. Diğer insanların yedikleri seçmeli ya da mevcut dünya görüşümüzü yeniden gözden — başka başka yemeklerin de farkına varalım. Bunların da geçirmeliyiz? tadına bakalım. Bu tatları sevenlerin de olduğunu görelim. En önce, bunu yaparsak; yaşadığımız dünyanın daha fazla — Tüm bunlardan sonra, bu tatlar arasından ya istediğimizi farkında olur ve yaşama daha kapsamlı ve daha geniş seçelim ya da gerçekten özgürce davranıp; kendi bakarız. kişiliğimizi, bireysel farklılığımızı ortaya koyan bir tat ortaya İkinci olarak, yaşama daha geniş bakmamız ve diğer çıkaralım. Ve sonra da, kimsenin ağız tadının kötü olduğunu insanların bakış açılarından da kendimizi görebilmemiz, söylemeden, kendimizin seçtiği ya da oluşturduğu ziyafeti, ayni zamanda bizim diğer yaşayış biçimlerine daha yavaş yavaş, tadına iyice vararak yiyelim. hoşgörülü bakmamıza yol açabilir. Üçüncü olarak, dünyayı birçok bakış biçimininin her birinin ilk yapmamız gereken mevcut dunya goruşumuzu incelemek ve sorgulamaktır.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 84
Uzak Dünyanın Şarkıları - Arthur C. Clarke
Bilimkurguyu bilenler bilir! İletişim uydularının da babası olan zeki, yaratıcı bir bilimadamı, sayısız dilde baskılar yapmış. Ülkemizde de bir hayli tanınıyor. Fakaaaaaaaat! üslubu çok sıktı artık. Clarke'ın okuduğum romanları arasında en yaratıcı olanı bence 2001: Space Odyssey ile Rama'dır; o da ilk kitabı, daha sonrakiler değil (serinin diğer kitapları maalesef “uzayda Dallas” dizisi olur). Romanlarının kurgusu sağlamdır, hikayelerinin özü de iyidir fakat o dediğim üslup kendini o kadar tekrarlar ki bir sonraki kitabını alırken yine tanıdık olaylar, kişiler ve mecburi bir sonla karşılaşacağınız hissine kapılabilirsiniz. Bu roman da öyle: Dünyanın yok olmasıyla seçilmiş 1 milyon insan Thalassa gezegenine doğru yola çıkarlar. Bu gezegen insanoğlunun yıldızları keşfetmek için geliştirdiği tohum gemisi tarafından bulunmuş ve üstünde hayatı başlatmıştır. Gezegen sakinleri için atalarının gelişi onlar için büyük bir sürpriz olur. Başlarda ilginç olan (özellikle yıldızlar arası yolculuk teorileri) ancak daha sonra cıvıklaşan bir roman. Hele hele
THE SONGS OF duygusal bölümleri en ateşli pembe dizilere taş çıkartır! Alın ama bir şey beklemeyin,
Sinema: The MATRIX
oyun Roller Coaster Tycoon: Sid abimizin ilk yaptığı oyun olan Railroad Tycoon'ı hatırlarsınız sanırım. Gece gündüz, aç susuz kalarak sadece bu oyunu oynamaktan ölme haddine gelmiştim de annem son anda serum takarak kurtarmıştı beni (isterseniz sorun!). O
Hatta mükemmelden biraz daha iyi! Bilimkurgu filmlerinin gittikçe sıradanlaştığı bir dönemde Matrix tam anlamıyla hem türde olsun hem de sinema sanatında olsun tam bir devrim niteliği taşıyor. Ayrıca felsefi altyapısı da oldukça sağlam. Yönetmenler (Larry ve Andy Wachowski kardeşler) senaryoyu yazarken sanırım hem William Gibson'ın “Neuromancer” serilerinden hem de Stanislaw Lem'in “Kongre”sinden bayağı etkilenmişler. Film genelde gerçek ve hayal üzerinde odaklanmış. Gündüzleri software yazılımcısı olarak çalışan, geceleri ise hacker'lık yapan Neo (Keanu Reeves), Matrix'in ne olduğunu bulmaya çalışmaktadır. Kendisine Matrix'in ne olduğunu açıklayacak tek kişi olan Morpheus'a rastladığında Matrix'in kabus dolu gerçekliği (ya da hayali? Nasıl? İkilemde miyim?) hayatını ters yüz edecek ve size de bu sinema şölenini ağzınızı bir karış açık şekilde izlemek kalacaktır. Görsellik, ses, müzik, efektler olağanüstü güzellikte. Bir veya iki değil, sürekli gidilmesi lazım!
Tycoon'dan sonra Sid amca ve Microprose oyunun bayağı kaymağını yedi ve Microprose neredeyse tüm strateji olabilecek materyallerin üstüne tycoon etiketi yapıştırarak piyasaya sürdü. İşte bunların sonuncusu Roller Coaster Tycoon. Trene benzer vagonlara binip eğri büğrü ve yüksek rayların üzerinde hızla yol alıp avaz avaz ulutan ve bu sayede tepeden tırnağa adrenalin olunan bir eğlencenin “tycoon” versiyonu oyunumuz. İlk oynadığımda nedense Theme Park oynamışım gibi hissettim zira o derece benziyor. Daha sonra “tycoon” hastalığının etkisinden olsa müzik araçlardakinden daha fazla çığlık atabiliyorsunuz. İşte “Tycoon” farkı, olsun o kadar. Almalısınız!
gerek tüm benzerlikleri unutup kendimi bu oyuna kaptırmam sonucunda yazıyorum bu satırları. Zannımca “Tycoon” olan bir yerde diğer oyunların pek şansı yok gibi. Bunda da yine parkınızı kuruyor, işletiyor, genişletiyor ve zafer kazandığınızda ise o
Tİ Hi
In Flames - "Colony"
İlk var bu ay. Önce Testament'dan başlayayım. Güzel albüm! Her ne kadar o ilk büyülü Testament olmasa da (grup bunu iddia ediyor) müzikal açıdan doyurucu. Fakaaaaaat işte sorun! Kalıcılık yok. Testament'in "New Order"ını hala dinlememe rağmen bu albümü sadece 1 hafta dinleyebildim. Ayrıntı yok, sadece birkaç akılda kalıcı melodi o kadar. Grubun elemanlarının alanında en iyiler olması da bir şey değiştirmiyor demek ki. Evet içten çalmışlar, sert ama kalıcı değil. “Souls of Black” albümü ile Alex Skolnick'in gitmesinden sonra Testament'in vasat grup olduğunda ısrar ediyorum. Ve In Flames. Nefis, mükemmel. İşte Avrupalıların Death Metal'e ne kadar çok şey kattığının resmi kanıtı bu albüm. Her parçanın derinliklerine işleyen bir melodi zenginliği. In Flames'in en iyi albümü bence. Özellikle “Zombie Inc.” ve “Resin” parçalarını dinledikten sonra hayata bakış açınız değişecek (vay be!),
8 2 oVerDoSe