Gameshow sayı 42, sayfa 52

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 52

Umut ile beklenen ama gelmeyecek sanılan sonunda geldi. Olmayacak sanılan, umudun, kaybedildiği anda piyasaya sürülen bir kaç resim, basına sızdırılan bir kaç haber ile canlandığı, ancak geçen zaman ile yavaşça soluverdiği günlerin ardından, sonunda dağların ardından Tiberian Sun gözüktü. Bulutlar dağıldı, oyunun kutusunun türkçe olduğu  göze çarptı, bu olumlu bir gelişme olarak nitelendirildi, ve haberlerde okunanlar doğru muymuş diye, yıllar sonra yine © heyecanla açıldı jelatin. Dune 2 ilk geldiği zaman, yani bundan yıllar, yıllar önce, sahip olduğum Amiga'da oyunun bölüm atlama ekranında sorun yapması yüzünden, arkadaşlarımdan her bölümün en başının save'ini almış ve tek tek onları oynamıştım. Bu acı ile yaşanamayacağını düşündüğümden (arkadaşlarım sekizinci bölümü geçemiyorlardı), o zaman ilk PC'mi satın almıştım. Beni bu kadar heyecanlandıran nedir size tam olarak açıklayamayacağım, ama, her nedense, Dune2'de beni çeken bir şeyler vardı. Zamanına göre inanılamayacak kadar k güzel demoları vardı, bu, kalite açısından oyuna artı puan veren bir özellikti öncelikle. Hem ayrıca daha önce görülmeyen bir türün ilk oyunu olması önemliydi. Sonuç olarak real-time strateji son bir kaç yılın en çok tutan oyun çeşidi olduğuna göre Dune2 bu türün ilk ömeği 4 diberan Sun kaç senedir geldi mi, geleçek mi derken bek emeve değdi!!

peki ayın oyunu olmayı haketti mi? okuyun olarak böyle bir ilgiyi zaten hak etmişti. Aradan geçen yıllardan sonra bile oyun konsepti olarak bugün yakalanabilen çok daha ilginç bir fikir yok. Aslında bugün Tiberian Sun'da gelinen noktanın başlangıcı Dune2 olmasına rağmen, bir çok kişi, hatta kitleler © oyunu hatırlamazlar. O yüzden serinin başı diyebileceğimiz oyun Command&Conauer'dir. Şu günlerde adı Tiberian Dawn olarak anılan Command&Conaer, rafları ilk vurduğu gün, Dune2 ile tanışık olan olmayan, hemen hemen herkes en azından bir kere bakmıştı. Westwood yine ne yapacağını bilmişti. İnanılamayacak kadar güzel grafikler (o zamanlar için), çok temiz bir arabirim, harika denebilecek bir oyun sistemi ve kalite kokan menüler ile (install ekranında bile bu hissedilirdi) türden hoşlanmayanları bile bu büyüye kapıldılar. Zaten bu işlerin içinde olanlar (bizler) ise çok farklı tatlar bulmuştuk. Çok iyi bir yapay zekanın yanında, bence Command&Conaver'ı bir dönüm noktası yapan özellik, oyun boyunca her ünite kullanılıyor olmasıydı. O zamana kadar bizim alışık olmadığımız bir durum da vardı: her silah her üniteye aynı zararı vermiyordu. Bu, oyuna çok farklı bir stratejik tat katmıştı. Bölümlerin hazırlanışı, sunuluşu, ve oyundaki her ünitenin -bir şekilde- gerekli olması, C&C'yi farklı yapandı. Hemen ardından, kısa bir süre sonra (siz onu bir de bize sorun, bekleye bekleye renk değiştirdik) Red Alert geldi. Aynı oyun motoru üzerinde kurulmuş, hemen hemen aynı özelliklere sahip, ancak çok daha farklı bir zamanda geçen Red Alert, aslına bakarsanız, bence bekleneni veremedi. Zaten Westwood açısından da bir dönüm noktasıdır bu. O zamana kadar her yeni oyunda bir kaç adım ileriye giden firma, bu sefer yeni grafikler (hi-res) ve daha da güzel ara demolar dışında ileriye gidememişti.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.