Gameshow sayı 42, sayfa 44

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 44

life of cimne r

İnanamıyordum! Kamer adlı şer yuvasına düşüşümün yedinci ayında ünlü, pek sevilen, özlenen, yazarlarının daha hala "Niye kapattınıüöaz?" sorularına maruz kaldığı, adeta kendi içinde bir muamma olan Game Show'da yazıyordum! Yanımda binbir şekilsiz, kendilerini insani sıfatlarla tanımlamaya cesaret etmiş, adı küfür sayılacak ucubeler klavyelerinin başında emek sarfediyorlardı. Zebani öğlenleri kapının altından içeri akıyor ve akşama kadar monitörüne hiç aralıksız anlaşılmayacak kadar korkunç "yargılar ve bulunuyor, Ertunç ise koltuğuna yayılmış, hiç durmadan yazı yazıp, beni dövmeye vakit bulamıyordu. Engin Abla ise dergi açılacak diye etraftan alınan borçları her gün ama her gün bıkmadan usanmadan kendi usullerince ödüyor ve sendeleyerek dergiye dönüyordu. ve Meg beni tiksindirmek için - sadece konuşmaları yeterken- espriler yapıyor, her maymunluğu yapıp düşkün insan olmaktan hiç çekinmiyorlardı. Ben artık arkadaşılığımı tek hücreli hayvanlar ve sardunyalarla kısıtlamanın ne kadar iyi olacağını düşünürken, Zebani o yay şeklini almış kaşlarıyla bezeli yüzündeki yaralı köpek ifadesiyle karşımda belirdi, dayanamadım ve "Tamam koçum, yalnız değilsin. Ben de yazıyorum!" dedim. "Abim, Zebo abim kurban oliyim uzay simülasyonlarını ben yazim!" dediğimi de nerden çikartıyosunuz canım?! Ehüh. Bu konuşma sizce de çok gereksiz bir yöne saptı öyle değil mi arkadaşlar, heheh, En iyisi hemen kesip konumuza gelelim. Yazıma başlamadan önce Wolfenstein davasıyla, bilgisayar oyunları tarihinin en oyun çeşidini bulan 1D Software'deki amcalarıma ve kulları olduğumu belirtiyorum. Söyleyin bana şu yolcu olduğumuz dünyada, FPS'den daha güzel ne vardır? Bilgisayar olayı nedir? Sizi sanal bir gerçekliğe taşıyıp orda eğlendirmektir öyle değil mi? Sidikli stratejiler mi? Hah! Çözmek için bir gerizekalı gibi düşünmenizi gerektiren mantık yoksunu adventurelar mı? Hahah! Aslının gölgesi bile olamayacak CRPG'ler? Muhahah! Tabi ki First Person Shooterlar, güzel Allah'ımın bana ve bize lütfu FPS'ler, sizi koltuğunuzdan alır ve lönk diyehareketin ortasına bırakıverir. Sevgilinize alabileceğiniz en güzel hediye ne olabilir? Evet dğru düşündünüz, bir Half Life cd'si, Peki ya anneler gününde biricik annenize? Tabii ki Delta Force, Ya biricik matematik hocanız? Adam bir Alien vs. Predator oynamasın mi şimdi? Bakın herkes mutlu

Ve mesut oldu, gördünüz mü? Peki... Eee, buraya beyaz önlüklü amcalar geldi niye olduğunu anlamadım ama yinede yazımı hemen bitireyim en iyisi. Yok hayır olmadı. ben de denedim ama M4'üm amcalara doğru bi türlü dönmedi. O yüzden ben hemen yazıya geçeyim. Hepimizin bildiği üzere son yıllarda 3D grafik çalışmalarında inanılmaz bir yol katedildi. Half-Life grafikte olduğu gibi yapay zekada da bir dönüm noktası oldu. Oyun firmaları oyunlarını daha da gerçekçi ve keyifli kılmak için dahiyane fikirler üretir oldular. Bu çekişme ve yarışın son meyvesi de Kingpin. Grafikler şimdiye kadar yapılmış olanların en iyisi. Özellikle insanların çizimleri ve animasyonları gerçeğe fazlasıyla yakın. Yoldaki serserinin bile tişörtünü öyle güzel yapmışlar ki, dokununca hissedecekmişsiniz gibi geliyor(Vallahi abartmıyorum!). Hatta Burak'ın iddiasına göre insanların kas yapıları dahi gerçekçi bir şekilde hareket ediyormuş. Tabi ki özel efektler göz kamaştırıcı ve ışıklandırma efektleri de fazlasıyla gerçekçi. Sesler keza kendinizi gerçekten bir çatışmanın içindeymişsiniz gibi hissetmenizi sağlayacak kadar boyutlu. Şimdü. Kingpin'de adamımız aşağılık, merhamet duygusundan yoksun, uğursuz bir herif. Patronumuz için "bağış" topluyoruz, halka senet imzalama alışkanlığı kazandırıyoruz, bu dünyada işi kalmadığını itiraf edemeyenleri zahmetten kurtarıyoruz. Hikaye patronumuzun bağış yapmakta geciken Nicco adındaki bir koçla uygun şekilde bir görüşme yapmamızı, bizden pek de terbiyeli ya da ahlaka uygun olmayan bir üslupla rica etmesiyle başlıyor. Nicco'ya gidiyoruz, "Gülüm bi dakika bakar mısın?" derken, o da ne?! Nicco'nun adamları bize önce bakıyorlar, fakat sonra biz etrafı mor, kırmızı ve siyahın tonlarında görmeye başlıyoruz. Ağzımız burnumuz dağılmış, bir ara sokakta kendimize gelip köşedeki su borusunu alarak uzun yolculuğumuza başlıyoruz. Hemen bir uyarı getireyim. Kısa zamanda fark edeceğiniz üzere sokakta insanlar çok da, nasıl diyeyim nizama uygun konuşmuyorlar. Hah şöyle söyliyeyim, iyi ki aklıma geldi, sokak aynı Kamer'n içerisi gibi. Sevgi sözcükleri ve seviye üst sınırları zorluyor, inanamazsınız. Bi de yine fark edeceksiniz, insanlar vurulunca çk kanıyorlar, nasıl desem kan duvarlara sıvanıyor, kıyefetlerini kızıla boyuyor, şıpir şıpır yerlere damlyor. Eğer bu ayrıntıları görmek sizi rahatsız cdocokse oyunu install ederken kapayabiliyrsunuz.. Eveet. Nerdeydik, elimizde borumuz ara sokaktayız.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.