Gameshow sayı 38, sayfa 57

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 57

Girdik bi maceraya: Kütüphane... Kütüphaneye girdik bugün iyi mi! İyi değil çünkü çıkana kadar anam ağladı. Önce kapının yanındaki sandıktan aldım. Sonra şu gizemli kütüphanenin önünde durup kitapları karıştırmaya başladım. Soldaki bölmenin altındaki küçük boşluğa "Salome" isimli "scroll'u koyunca bir kapı açıldı. İçerisi çok karanlık olduğundan tırstım girmeyeyim ben buraya dedim ama kütüphaneden çıkamamanın verdiği zorunluluk ile girdim ve masadaki mumu yakıp "manuscript'i aldım. Babamın bana bıraktığı notu da okumadım değil tabi. Başımıza kadar bir olaya girdik ki sormayın gitsin. Havada macera kokusu var: Köprü... Düştük mü yollara, Toulouse'a. Bİr panayır sanki burası. Herkesi bir kez ziyaret edip isimlerini öğrendikten sonra... şu köprüyü geçmemiz gerektiği gün gibi ortada. Potronus ile biraz çene çaldıktan sonra yanındaki "machine"e bakıyorum, Potronus ile "machine" hakkında konuşuyorum. Köprüdeki tüccarı görüyorum. Kendisi ile Potronus, Pablo ve İsabeau'yu çekiştiriyorum. Arkasındaki eşyalarına bakıp "bucket'"ı alıyorum. Köprüden aşağı, sola, ileri, sağa da dönünce önüme çıkan kaya parçasını kova ile alıyorum. Tüccarın eşyaları arasındaki ipe kova- kaya ikilisini bağlayınca tüccarın sandığını kurtarmış oldum ama herifin sorunları bununla bitmiyor. Bize verdiği "yoke"u siyah öküz bağlıyorum. Şaklabanların karavanının diğer tarafındaki "whell"leri gördüğümden tüccara bunlardan bahsediyorum. Potronus'a tüccarın sandığını, "cask", soruyorum. Öküzlerin karşı tarafından köprünün altına inip Hermit ile konuşuyorum. Teknesine bakıyorum. Hermit'e teknesini ve sandığı soruyorum. Omzundaki fareyi gözden kaçırmıyorum. Potronus'a sırası ile fare, makinası diyorum. Elindeki ipek parçasını," silk purse", görüp onu da soruyorum. Hermit'in faresini bu ipek kumaş ile alıyor ve Potronus'un makinasına koyuyorum. Vakit geçirmeden Pablo'dan yardım istiyorum. Artık tekneyi kullanabilirim. Sandığı teknenin kıyısına bırakıyorum. Potronus'a danışuktan sonra karavanındaki ağırlıları ve boyayı alıyorum. Ağırlıkları sandığın yanına koyuyorum. Tekneye önce sandığı koyup boyaları teknede kullanıyorum. Sandığı alıp bu sefer ağırlıkları teknede sandığı koyduğum yere koyuyorum. Ve köprünün de durumunu gördükten sonra patron Potronus'a bu durumu bildiriyorum. Karavanın bu tarafındaki "poles"ları ve öküzleri de kullanıp kullanamayacağımızı da Potronus'a sorup karavandan ipi alıyorum ve kendisine gösteriyorum. İp deyince güzel Isabeauilk aklıma gelen kişi tabi. Köprünün durumunu ve ip fikrini İsabeau'ya anlatıyorum. Köprünün karşısından gördüğüm ağaçtan da bahsedince tamamdır bu iş. Havalar serinlese de bir yaz günü 1208'den: Toulouse... Toulouse'nin girişine, Bazacles kapısına varmam bayağı iyi durum aslında, ah şu guard olmasa! Kente girişte para istiyorlar. Ne kadar çağdaş bir uygulama. Guard ile konuştuktan sonra "smith shop"a gidiyorum. Buradaki tartışmadan sonra parfüm müşterisi bayan, "perfumer client", ile konuşuyorum. Guard'dan bahsedip "ipek kumaş peki? guard yani" diyoruz. Helal len bize, guard'ın kılıcı cepte. Kılıcı İspanyol Şövalyeye veriyoruz ve aldığımız paraları da guard'a... Esnaf ile muhabbet en güzeli: Market... Kapı kapı dolaşıyorum ama sabah bu seher vakti kapılar duvar sanki. Kentin diğer yerlerine gidiş kapanmış iki koruma ile, sonunda tek şans "merchant hall". Esnaf ahalisi ile bir muhabbet ki sormayın gitsin. "Caterer", "silkworker", "shoemaker" ile konuşuyorum. Ayakkabıcıya ipek işlemecisinden bahsediyorum. Sırada terzi var, terziye "Bernard?" diyorum. Dövizci herife bakıyorum. Altın paramı bozduruyorum. Üç çantaya bakıyorum. "Scale"in sağ tarafına diğer üç çantayı yerleştiriyorum. Sağ tarafı tutan sağ kolu düzeltiyorum. Eğer terazi dengesiz kaldıysa hafif olan üç çantayı alıyorum. Bu üçünden hangisinin en hafif olduğunu bulmak için tartmaya devam ediyorum. En hafifi seçiyorum.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.