Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 25
RLD
karşılaşmıyorum ama anlamını bilen bir insandan dinlemek gereği duydum ki olay şuymuş: Bu teknoloji makinanızın daha uzun ömürlü, kirece karşı daha bir yumuşak özen... haaadi len... A. Bu Compression teknolojisi, oyuncuya verilen komutun daha çabuk bir şekilde reaksiyona çevrilmesini mümkün kılarak oyunun daha akıcı olmasını sağlar. Nasıl anlattım ama, gördün mü kireci? Söz teknolojiden (kireç) açılmışken, Cutting-edge motion capture'dan da bahsetsem iyi olur. 80'lerin başında evlerimize giren renkli televizyonlar diye söze başlasam? Yok hiç girmeyeceğim. Cuttingedge (das is gud), kenarların kesilmesi demektir arkadaşlar, ingilizce bilmiyormuşum gibi bakmayın bana, Cuttingedge motion capture ise, kalecilere has hareketler olsun, sahaya çıkışlar, gol sonrası sevinçler, çek bir beşlik ve benzeri hareketlerin daha göze hoş gelir tarzda işlenmesi, anlamına gelir diyebiliriz sanırım. Hatta dedim bile... Üç zorluk derecesi var, amatör (Muderj), Profesyonel (Alper) ve World Class (Emre). Ben Amatör'ü tavsiye ederim, yenmesi kolay oluyor. Söz yenmekten, yenilmekten açılmışken, yediği her golde kafasında kabak patlattığım kalecim geldi aklıma (kabak kafalı): World Cup 98 ile beraber tabiattaki bir çok bahane de sular altına gömülüyor (my heart will go on and oocon). Örneğin, bir kalecinin gol yedikten sonra, ne vuruyorsun abi, sanki kopa (kupa değil, kopa) mı alacaktık hayret bir şeysin, bahanesi, yerini, vur abi vur, kanırt beni dünyaların kopasını kaybettirdim sana şekline dönüşüyor. Bu da tabii espri oluyor, insanın yüz kasları geriliyor, hatta bazılarının ağzı kulaklarına varıyor ki şüphesiz onlar gülmeyi seven insanlardır, onlar ki kalp krizi riskini azaltmış olanlardır.
Utanmazlar yaa... Neyse, ne diyordum, bak az daha diyeceğimi de unutup onca insanın önünde rezil oluyordum, iyice uçmuş bunlar.
Neyse, kaleciler daha bir zeki desem, inanın doğru olur ki, yeni gelişen, KBK, "Kafası Büyük Kaleci" teknolojisi sayesinde, oyundaki kaleciler, hatalarını öğrenip, düzeltebiliyorlar. Hala komodinler sağlamsa, yetmediyse, bitmedi diyorum ben de... Team Handicapping (Aaa, Was is diye bir olay var. Bu nedir ne değildir'den önce şunu söyleyeyim, seçersin Brezilya'yı alırsın rakip olarak da Madagaskarlı oh, at baba atalım, yenersin adamları, ne moral kalır ne bir şey Madagaskar'da, bekara ev verilmez bile, ta o kadar. İşte bu olayı engellemek için, tüm bekarlar "singles" böyle bir "team handicapping" geliştirmişler. Böylece, oyuncunun kazanması seçtiği takıma değil de, onun genel yeteneğine bağlı oluyor. Bekarım diye mutlu da mı olamam sandınız? Alın bakalım... Gelelim, Fifa'da da olan, Catch-up logic davasına. Buna kısaca "mantığı yakalamak" diyebiliriz. Ama nedir bu mantık, ne mantığı, neden kaçar mantık, niye yakalarız, mantık mı o da ne? ne gibi? şeklinde sorular gelebileceğini düşünerek bu konuyu biraz daha açıyorum: Efendim, bir adam, rakibini ezip ezip büzüyorsa yene yene (kedi'nin fare'yle oynama mantığı), rakibinde de hiç bir değişiklik yoksa (ölü fare), bu adam bu rakipden sıkılır (kedi fareden sıkılır, onu yer). Oysa Catch-up Logic sayesinde fare, canlı), adam rakibi bir yener iki yener (bir cırmık iki cırmık) üçüncü de, rakip bir şeyler kapar (fare kaçmaya çalışır) ve oyun daha zevkli hale gelir, daha çok oyun daha çok galibiyet... sonuçta fare yenilir mi yenilir, o ayrı... Bir diğer önemli ayrıntı, yıldız oyuncu hareketleri! Dikkat ettiyseniz ünlem koydum cümlenin sonuna. Önemli bir olay yani. Yıldız oyuncuların kendilerini has hareketleri vardır, futbolla uzaktan yakından en ufak ilgisi olan insan bunu bilir. Örneğin Gullit'in bir saçlarını arkaya atışı vardır ki, ah içim gider diyeceğim, espri olacak. Çok espri yaptım, yoruldum, bunu yapmayayım. Zaten çok karışık saçlar, girmeyelim, çıkamayız. Bak hala espri yapıyorum, yok böyle bir şey, hatta, ay Muder sen adamı öldürürsün, fare gibi oynarsın, adi aşağılık kukuman kuşu seni... Ne diyordum, işte yıldız oyuncuların kendilerine has hareketleri oyuna eklenmiş. Ayrıca, oyuncular, hava şartları ve maçın göre tavır takınıyorlar. Alem şu oyun anlatışıma hasta ben sana Kullit... İşte bir oyunu "oyun" yapan özelliklerden bir kaçını daha gördük beraberce... Eee, ne diyorsunuz?
MICROSOFT (BSA RULLA: TÜR: REAL TIME
Pentium 75
16 MB RAM 1CD 50MB HARDISK
-Peki. Bazen yetenek kadar, taktik de önemlidir. Yalnız, burada anahtar kelime: "bazen" Size ve takımınızın kendi ana taktiğine uyan bir çok strateji ve tarz seçmek de mümkün World Cup 98'de... Olmasa şaşardım demeyin, doğru strateji önemlidir... Dünya Kupası resmi isim haklarına sahip Electronic Arts'ın da dediği gibi (benim bir şeyim yok ama olsun ;) "There is only one World Cup Video Game" (Polifzay!) ve gerçekten, World Cup 98 de bir Alınması şart diyorum, kesinlikle tadılmalı. Mükemmel. EA bu işi biliyor diye bir kez daha demiyorum, bunca sözün üstüne... Bu kez değişik bir tat yaptım, dikkat ederseniz her seferinde kendimi aşıyorum, mükemmel olmak imkansızdır, bilirsiniz, siz bir de beni düşünün, mükemmel olmayı geç, hep öyle kalmak zorundayım... :) Yaz geldi gelecek, sıcak hava, deniz, kumlar tenis ve kızlar, ÖYS'ye dikkat ederek, kazasız belasız atlatın, ÖYS'ye de az kaldı, sıkın dişinizi sonrası, biliyorsunuz; deniz, kumsal, kızlar, mavi... Yalandan kim ölmüş, bakmayın bana öyle... Bir durum olursa aşağıdaki adreslerden birine mail atın, benim hakkımda yazılanları da okumuyor, mutlu olmuyor değilim, konuyla ilgili herkesin elma yanaklarından öperim, bırakmam. Eh, mavramızı yaptık, oyunumuzu açıkladık, şimdi ne yapıyoruz, sanırım kaçıyoruz. Toplumsal mesajımı verdim mi, dur bir tane daha vereyim, çok asitli içecekler mideye zarar verebilir, benim gibi küçük mideli adamlar da çok yemek yer, üstlerine gitmeyin, bırakın yesinler... EİMUDER "Yekpare Bekar" muder@gsmnet.com muder@Dmuder.com
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 24
Rİ sezumz>o durdur:
endi kendini öven insanlardan da, K de, tüzel veya özel kişilerden de nefret etmem ama hoş karşılamam bu davranışı, sevmem. Ali, kendi kendini övdü durdu diye bir ortam olsa, hiç girmem o ortama, kaçar giderim. Ali'yi kendi içinde yalnız bırakırım, üzerim O'nu, ama hiç kasmam, kaçarım... Bu yüzden hayatta en son yapacağım şey kendimi övmektir. Her ne kadar süper ötesi, infra-olağan (oğlan değil, dikkat edelim, olağan bir kişiliğe sahip olsam da, manyak espritüel, kocakafalı bir yapım olsa da, dikkatli takip eden okuyucular bilirler, asla bu özelliklerimden bahsetmem. Hatta bunlardan bahsetmeyeyim diye, pek çok oyunda "single player" nedir diye sütunlarca anlatmışımdır, bilene de bildiğini unutturmuşumdur. Ama bu ay öyle bir şey oldu ki, bu kez biraz övüneyim dedim, yani Tanrı sizi korusun, övünmeye başlayacaktım az daha. Ancak sonra, şuramdan şöyle bir ağrı girdi, bu isteğimi geçirdi, geçti gitti. Oh diyenleriniz çok olsun... Fakat, yine de, yapımcı firma tarafından Mayıs 98 çıkış tarihi verilmiş bir oyunu, Mayıs 98'de Türkiye'de, gelmeden, çıkmadan açıklayan, tanıtan bir dergide yazar olmakla ciddi anlamda ne kadar övünsem azdır, onu kabul ediyorum ama yine de bakınız, şöyle bir değindim geçtim...
Gelelim "single player"a... O da yalnız bir oyuncudur, hatta bekardır, benim gibi, içimizden biridir... Ne Ali'yi tanır, ne de Mehmet'i, kısacık hayatında hep single'dır ve single kalacaktır... Güzel dedim mi? Fifa'nın tahtından bahsettim durdum asırlar boyu; şöyle güzel tahttır böyle tüzel tahttır, salla salla korkma, hiç de bir şey olmaz vs vs diye diye Fifa'yı yücelttim de yücelttim. Haklı değil miydim? Haklıydım. Bakma şimdi bana öyle, herkes biliyordu, onun bir numara olduğunu. Ama ne oldu, Electronic Arts durdu mu, durmadı tabii. Yine öyle bir oyun çıkardı ki, Fifa'nın tahtını bırak, ben durduğum yerde sallandım da düştüm, yerde taklalar atarak ilerledim, kafamı komodine çarptım da ancak durdum. EA kendini aşabilir mi derken, yapacağını yaptı ve, işte: WORLD CUP 98. Tüm Dünya Kupası takımları, on ayrı stadyumda, dünya kupası atmosferi, o tat o doku o heyecanla, açılış ve kapanış seremonileriyle, kupanın 3 maskotuna kadar, Fransa'ya herkesten önce gitmeye hazır mısınız? Parlevu Franse? No, ih libe dih... Yaaa, gördünüz mü, yaparım ben öyle, acımam... Üstelik bu kez, tüm 98 takımlarının yanı sıra, Classic Team Mode'da, Macaristan 1954'ten (kuzey kutbunda röveşata yapan ilk Türk kaşifi ünvanını aldığım sene), İngiltere 1966'dan (Madagaskar'da bekara -single- ev vermedikleri yıllar), Almanya 1990'dan da (İskoçya dağlarında madımak topladığım yıllar) takımlar var.
Asıl bombalara gelince, sıkı durun, hatta dört komodin alın, kare yapıp içine girin, çünkü birazdan sallanıp düşecek, yerde taklalar atacaksınız. Muder, oğlan abartma, diyenleriniz olabilir, e buyur abi, abarttım mı abartmadım mı gel beraber tadalım, açıl bakim şöyle: Tüm Dünya kupası takımları dedim mi? Dedim, yenilik mi bu şimdi dedin, nedir ki yani dedin, anlatsana be adam dedin, kafamı yakalamaya komodine çarpmaya çalıştın, yaptın şimdi, masum masum bakma okuyucu karşısında. Neyse, geçtim onu, bitmap render nedir bilir misin? Yes, ayn zway dray, unsere haus. Tüm takımların bitmap renderlenmiş olduğunu bilmiyorsan yorma kafanı, güzel grafik diyeyim sen anla) home ve away üniformaları (forma, aşortman yani senin var. Bunu geç de, ya oyun boyunca, rüzgardan sallanmaları o formaların ve oyun ilerledikçe çamura bulanmalarına ne diyeceksin? Yeni değil de de, komodin gelsin... Pekiiii, her ülkenin marşları? Olabilir diyorsun, peki ya tezahüratlar? Açılış ve kapanış seremonilerindeki zerafet? Bak adamlar yapmış... Her zaman derim atmosfer çok önemlidir, delmeyin etmeyin diye. Delmeyin kısmı için özür dilerim, çok salak bir espriydi. Görüyorsun abi, mükemmel kalmak zor... Neyse, konuyu değiştireyim; Yorumcular ki, maçı yorumlarlar hani. Ay heyecandan güzel tarif edemedim, yorumcu kim bilir misin? Chris Waddle desem? "Tanımam'"a bir komodin... Kenneth Wolstenholme? Tamam tanımadın diyelim... ya John Motson, Des Lynam??? Yetmedi mi yoksa? Gary Lineker??? Hepsi, evet hepsi senin oyununu, senin maçını yorumluyorlar, TV tarzında, gerçeğe en yakın... Tanrı'm cennette miyim? "Peki ya hız?" mı dedin? Dur geliyorum, acele etme... Hız önemli tabii, oyun hızını daha ayrıntılı ayarlamak mümkün World Cup 98'de... Üstelik bu kez daha hızlı, daha ve daha... Hazır söz hızdan açılmışken, Compression Touch Technology (Yaa ich habe hausübung diye bir olay vardır, yani varmış. Bunca yıllık oyun yazarıyım, ilk defa