Gameshow sayı 36, sayfa 50

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 50

A WANDERER AT TRISTRAM Tristram Kasabası'na geleli henüz fazla olmadı. Ama burası kesinlikle seneler önce arkamda bıraktığım kasaba değil. Büyü sanatını öğrenmek için çok zamanlar önce ayrıldığımda bu kasaba daha huzur dolu bir yerdi. Oysa şimdi koca bir savaş geçirmiş. Kasabanın üzerindeki laneti ise dağların ötesinden hissetmemek imkansız gibi. Gelir gelmez araştırmalara başladım. Yaşlılar ve tanıklardan pek çok şey öğrendim. Hikaye oldukça karışık, inanılmaz ve bir o kadar da acıklı. Kütüphaneden bulduğum bir yazıyı ise değiştirmeden buraya aktarıyorum: kutsal, yardımsever Leoric, doğrunun ve ışığın savaşçısı, Westmarch'ın güney krallığından, Khandaras'a geldi. Soylu savaşçı Khandaras'da çok sevildi ve buradakilerin desteğiyle kendini Kral ilan etti. Onun adaletli yönetimine kimse karşı çıkmadı, çünkü o doğruluğun, ışığın dini Zakarum'un kutsal savaşçısıydı ve bölgeyi karanlık güçlerden koruyabilirdi. Bütün bunların dışında o gerçekten iyi bir kraldı. Krallığının bir göstergesi olarak bir saray ve bir de Cathedral yapılmasını emretti. Saray ve Cathedral için Tristram kasabası yakınlarında seçtiği arazi, kadim zamanın büyücüsavaşçılarına ait manastırın yıkıntılarını barındırıyordu ve saray bu yıkıntıların üzerinde yükseldi. Bilgeler ve yaşlılar, kralı, hala büyük güçler barındırdığı söylenen bu yıkıntılar için pek çok kez uyardı. Ama Leoric ne kadar iyi bir kralsa, bir o kadar da inatçı bir yaradılışa sahipti. Cathedral'in ilk taşları lanetli arazi üstünde yükselirken, gururla seyretti. Sarayı da bittikten sonra oraya yerleşti ve krallığını oradan yönetti." Hikayenin bundan sonrası ise oldukça acıklı. Kral Leoric, bir süre sonra değişmeye başlar (eski manastırın etkisiyle sanıyorum). Artık etrafındaki danışmanlarının dışında kimseye güvenmez olur. Hatta danışmanlarının kuklası olup çıkar, özellikle de Başpiskopos Lazarus'un. Böylesine güçlü bir insanın bu hale düşmesi gerçekten üzücü. Bununla beraber bu etki, eski yıkıntılardan miras kalan kara kudretin de bir göstergesi sayılabilir. Düşüncelerindeki dengeyi gitgide kaybeden Kral Leoric, anavatanı Westmarch krallığının, kendi krallığını işgal edeceği gibi bir paranoid

CYCLOPS: Hellfire'daki yeni dostların en sorunsuzlarından. Kafa başına bir göz, iki kafa, yani iki göz, korkacak bir şey yok.

saplantıya kapılır ve etrafındaki ülkelere savaş ilan eder. Ordularını ve komutanlarını bu ülkelere saldırmak için gönderir. Halk krallarının dengesiz davranışlarından iyice huzursuz olmaya başlamıştır. Bu savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Leoric'in tek ve biricik oğlu Albrecht kaybolur. Kral Leoric çok öfkelenir ve çok az kalan akıl sağlığını tamamen yitirir. Çılgına dönmüş olan kral, oğlunun savaşı protesto etmek isteyen Tristram Kasabası sakinleri tarafından kaçırıldığına hüküm getirir. Saray muhafızlarını kasabaya gönderip oğlunu aramaları ve kasaba halkına gerekli cezayı vermelerini emreder. İşte kasabanın böylesine acınası hale gelmesine, bu anlamsız öfke sebep olmuş ve bu katliamdan çok az kasabalı sağ kurtulmuş. Bu sırada sınırda ki savaşta büyük kayıplar vermekte olan kutsal kahraman ve kralın ordularının komutanı Şövalye Lachdanan'a, kralının çıldırdığı haberi gelince, Şövalye Lachdanan, kralı durdurmak ve zayıfları korumak için ordusundan geriye kalanlarla saraya geri döner ve kasabanın mahvolmuş haline tanık olur. Kral Leoric'in huzuruna çıktığında, Kral'ın çıldırmış olduğunu fark edip, ondan tacını teslim etmesini ister. Kral bu isteği reddedince, Lachdanan'ın askerleri ve Kral'ın adamları arasında büyük bir çatışma başlar. Sarayın koridorlarında başlayan savaş, bir labirent kadar karışık olan Cathedral'in mahzenlerine kadar kayar.

Şövalye Lachdanan, bu savaşın sonunda Kral

Leoric'i öldürmek zorunda kalır. Bir zamanlar korumak için yemin ettiği kralına ihanet etmiş olmanın acısı tüm yüreğini kaplar. Onurlu bir şövalye için bu gerçekten oldukça acı verici olmalı. Bu sırada Leoric ise son nefesini verirken Şövalye Lachdanan ve adamlarını sonsuza kadar lanetler. O çarpışmadan sonra Şövalye ve adamlarından bir daha haber alınmaz. Kayıp çocuğa ne olduğu ise meçhul. Şu an elime geçen bütün bilgiler bunlar, daha fazlası için sanırım o lanetli mahzenlere inmem gerekiyor... THE LORD OF TERROR Sanırım bu iş umduğumdan da zor olacak. Bugün mahzenlerin ilk birkaç katını dolaştım. NEKRO KOSA yaratıklarının sayısını bile gücümü tükettiğim çoğu zaman, pek iyi kullanamadığım kılıcıma uğraşlarımın sonucunda birkaç büyü kitabı ve Başpiskopos Lazarus'a ait olduğunu

sandığım bir günlük ele geçirdim. Günlüğü kafamdaki pek çok kırık parçayı ve parçaların kayıp kısımlarını bir araya getirdi. Kralın oğlu Albrecht, en güvendiği insanlardan biri olan Başpiskopos tarafından kaçırılmış. Başpiskopos'un hizmet ettiği tek efendi, kral değilmiş. Eğer bu allahın belası gürültüde hatırlayamıyorum. Büyüye başvurmak zorunda kaldım. Bütün bunları hatırlayamıyorum. Bu üç iblisin kadim zamanlarda cehennemi bu tarafa taşımak için yaptıkları hala anlatılır. Bu yüzden birisinin Lazarus'u durdurması gerekiyor. Şu an kendimi o kadar güçlü hissetmiyorum ama mahzende bulduğum birkaç sihirli eşyayı kullanır, yeni büyü kitaplarını okumayı becerirsem, Lazarus'u emeline ulaşmadan durdurabilirim sanıyorum. Eğer olur da başıma bir şey gelirse günlüğüm benden sonrakilere yol gösterecektir. IN TO THE HELLFIRE Dün mahzenin 9. katındaki araştırmalarımı bitirip kasabaya dönerken kasabanın bulundu ve kıramadım onu. Kasabanın yazılanlar doğruysa, aman tanrım bunu güneyinde ineklerini otlatan bir çiftçi düşünmek bile istemiyorum. Yazılanlar doğruysa eğer, Lazarus kara efendisini bu dünyaya getirmek için çocuğun taze vücudunu kullanacak ve Diablo Dehşetin Efendisi, Ruhların Yokedicisi tekrar dünyaya geri dönecek. Bu kitabı bulana kadar; tek amacım buradan gitmekti. Ama Diablo tekrar bu dünyaya gelirse diğer iki

Mephisto ve Baal'i de yanına almak köprünün karşı tarafında irin dolu bir tepe oluştuğunu bu yüzden ineklerinin o tarafa gitmediklerini söyledi ve bana bir patlayıcı verdi. Burasını daha önceden fark etmemiştim herhalde yeni oluşmuş olmalı. Patlayıcıyı irin dolu tepenin üzerine bıraktım. Tepe havaya uçunca aşağıya doğru bir delik açıldı. Delikten gelen tuhaf sıcaklık yüzünden haritamda burayı Hellfire olarak isimlendirdim. İçeri inip biraz dolaştığımda kanım ikinci kez dondu sanki. Bu allahın belası kasaba bütün kötülükleri üzerine çekiyor olmalı. Burada Diablo'ya bile

KA Lara Croft'un pazar sabahları

makyajsız hali... Çok sivri dişleri olduğundan

duruma göre çok tehlikeli.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.