CHEATS
Retro bilgisayarep birilerine, okuyacakları zamanki K tepkilerini gözümün önüne getirerek bir şeyler yazdım. Aşık olduğum kıza okuduğu zaman nasıl da heyecanlanlacak diyerek şiirler yazdım. Mektubumu aldığında nasıl da sevinecek diyerek yurt dışındaki dostlarıma mektuplar gönderdim. Ama şimdi tıkandım. İçimdekiler yalnızca kendim için seçtiğim yolun pislikleri olduğuna göre bunları kime anlatabilirim ki? Anlatsam bile artık tepkilerini görmek bile istemiyorum. Tepkileri için yaşamıyorum. Eski sevgilime anlatsam kelimelerimi şiirlerim gibi duyacak, uzaktaki dostlarım gelen mektupları onlara ulaşma çabalarım olarak değerlendirecekler. Eskiden olduğu gibi. Değişimimi göremeyecek, onaylamayacaklar. Görmüyorlar, onaylamıyorlar. Bu acılara kadar hep dış tepkilere göre yaşamını düzenleyen, dışa bağımlı ben ne yapacak peki? Kime, ne yazacak? Yeni bir sevgili bulup yine şiirlerle işe başlasın, içindeki çürümüşlük hayatına ve ilişkisine gölgesini düşürdüğünde acı dolu kelimeler düzsün hayata, üzmek istemediği ama acı denizinde boğduğu sevdiğine. Sonra yalnız kalsın. Mektuplar yazsın. Dostlarına "sizi çok özledim"ler göndersin. Ve en başa dönsün. Hiç bir şey öğrenmeden, kendini biraz olsun keşfetmeden devam etsin çemberde yuvarlanarak dönmeye. a Beynim, çemberi de kabul etmeyecek kadar hayatta. İşte esas çemberim burada. Kurduğum çemberi yaşayamamak ve ondan kurtulamamak. Hep yazacak birileri olmalı hayatımda. Şimdi ise yok. Bugünlerden birilerine sarılmadan kurtulabilecek miyim? Ben, bugünlere "kurtulacak günler" tamlamasını eklediğim sürece başaramayacağım. Yola çıkmadan kaybediyorum. Yola çıkamıyorum. Yaşamıyorum. Yaşatmıyorum. Kendime haksızlık “ ediyorum. Yine o düşünce beynimi yönlendiriyor: "Bu satırlarını okuyanlar ........" Hayır efendim kimse bu satırlarımı okumayacak. Hiç birzaman okumayacaklar. Çünkü yazıldıktan sonra silinecekler. Evet, işte buldum. Asi beynimi eğitmenin ilk basamağını buldum. Yazdığım bu satırları sileceğim. Mükemmel. Ne kadar da rahat yazıyorum şu anda. Hiç bir ölçü biçimi ile ölçmeye çalışmıyorum kelimelerimi, Çünkü silenecekler. O zaman devam etmeliyim yazmaya.. Tüm gövdem acı dolu. Yoğunluğu ancak yaşayarak ödenebilecek. Böyle bir acı şekillendirilmeli, yaşantılaştırılmalı. Hakkı verilmeli. Büyük orkestralar çalmalı acımı, kimsenin yaşamadığı bir kentin tam ortasına yerden hızla yükselen heykeli dikilmeli, hapishanelerin duvarlarına resimleri yapılmalı, vücut bulmalı, şiirler düzülmeli kafiyesiz, bitmeyen ve okunmayan, romanlar yazılmalı hiç başlamayan, kelimeleştirilmeli. Böyle bir acı yaşanmalı. Acıyı yaşayan ben olduğuma göre bunları kim yapacak? Ben yapamıyorsam kim başaracak. Peki Kafka sen bu acıları çekmedin mi? Ya Herman Hesse, sen. Goethe ya da Sartre sizler çekmediniz mi? Ve yaşantılaştırmadınız mı? Sizleri siz yapan acılarınız değil, varoluş acılarınıza hükmedişinizmiş. Acılarımız aynı mı acaba? Yoksa benim acılarım çok mu yüzeysel. Acılarımın sebepleri, derinliklerini belirler mi? İnsani tutkularımın doğurduğu acılar anlamlı, yaralayıcı, gözyaşı akıtıcı olamaz mı? Sizlerin yüksek düşünce düzeyleriniz de tıkanıp kalmadılar mı hiç? Acılar içinde kıvranmadılar mı? Bu zor anlarda ayakta kalabildiniz ve gözlerinizi içinize çevirdiğinizde gördüklerinizi ben de içimde görüyor olamaz mıyım? Sorular sorular sorular. Sıkışıp kalmış, kalıplanmış düşüncelerin içinden çıkamadığı sorular. Kavramlarının tozlu yapılarının doğurduğu acılar, temellerinden daha derin olamaz. Acılarımı doğuranlar içimdeki yıkıntının da derinliğini belirleyeceklerdir. Acılar ne kadar derinlerden çıkarsa o kadar yıkıcı oluyorlar. Ve eğer içimdeki gerçeği buldum dediğiniz anda bu yıkıntılarla karşılaşırsanız harabeler sizi de içine alıyor. Zaten içinde yaşadığınız ama yıkıntıları güzel parklar zannettiğiniz dünya gerçek suratını gözler önüne serecekler. Hep kaçtığınız, kaçtığınızı fark etmediğiniz ama tüm değerlerinizi bu kaçışın emrine vet kovalamaca bitti. Peşini da en iyisi ise anında yakalayacak olması si kaçamazsınız, artık kaçmak da istemezsiniz. Çünkü bir anlamı yoktur artık kaçmanızın. Tüm hayatınız boyunca yakalanmadığınız için karşısına geçip gülmek isteği öylesine yoğunlaşır ki hayatınız gözlerinizin önünden geçer gider. Akar. Tıpkı yaşarken olduğu gibi. Hayatımız gözlerimizin önünden akıp gidiyor. Kaçtığımızı fark etmek istemeyerek kovalanıyoruz. Gülmek isteriz son nefesimizde. Nasıl da aldattık seni. İç gerçeğimizden nasıl da kaçtık. Ama gülemeyiz. Ölürken gülemeyiz. Artık gerçeğe yakalanma şansımızı kaybetmişizdir. Gerçeği yaşama, acılarını sırtlama şarısımızı kaybetmişizdir. Ölürken gülemeyiz. Gülmek isteriz ama yakalanırız. Son nefesimiz acı dolu bir soğukluktadır. Biliriz ama yaşayamayız. Yakalanmak ama yaşamak, ölmekten daha zorlaşıyor. yakın, kolay ve rahat gözüküyor. Yakalandım ama gerçeklerimi yaşamayayım. Çemberi yıkmak için harcamam gerekenleri bile kestiremiyorsam bu ağırlığı kaldıramayabilirim. Ben bir kez yakalandım. Bir kez yakalandın mı kaçışın yoktur. EBE! 1997-KIŞ ElMert "Bu da Nerden Çıktı?" Topçu