Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 59
* bu şeyler de nedir, sanırım aklımı kaybediyorum, nedir nedir nedir? Sol üst köşedeki zaman göstergesi onu anladım, sağ alt köşedekiler de motor devrini ve hızı gösteren kadranlar bunları da geçtim. Sağ üstteki Race Position ki, genelde 6'yı gösteren yarıştaki sıralamam, sol altta da ikide bir arabanın vites kutusu çıkıyor. İst ortadaki şu renkli küçük noktacıkları da çözdüm kendi içimde, beni ve diğer araçları simgeliyor o küçük noktalar ki, kendimi ve onları, aramızdaki mesafeyi kolayca izleyebileyim diye... Peki pekili, hepsini çözdüm de, bu hayatın anlamı nedir? Nedir nedir nedir?..." Aldım yazdım. Şimdi de oyun sırasında F1'e basınca ne olur, F4'e basınca kim gider, X'e basınca uçar mıyız kaçar mıyız sorularına eğiliyorum. F1, ekran büyüklüğü. Monitör yine 14 inch kalıyor ancak içindeki görüntüler değişiyor. F4 viewing distance, uzaklık ayarı, uzak, uzak, çok uzak ve uzak biçiminde ayarlanabilir. P ve ESC pause ki buradan müzikle efektlerle ve görüntüyle (uzaklık) ilgili ayarlara ulaşılabilir. X kornadır ki, basınca düt diye ses çıkar. Trafikli ortamda "çekilir misiniz bayım ben geliyorum boşaltalım yolu arkadaşım" babında kullanılabilir. Bir de düğünlerde kullanılır ama oyunda evlilik seçeneği yok. Bak onu da şimdi burda farkettim, takdir ettim. Vites değiştirmek icap etti ama vitesleri bilmiyorsunuz. Korkmayın yanınızdayım. Şimdi sağ tarafınızda siyah uzun bi çubuk var. Bunu elleyin. Bunun adı vites. Şimdi bunu ikiye, üçe, beşe atabilmek için A tuşu vardır onu kullanmalı derim. Beşe çıktım inemiyorum, kam milini kıracağım sanırım yardım et Muder diye bağırmadan önce size Z'yi tavsiye ederim ki vites düşürür kam milini incitmezsiniz. Kam Mili önemli bir mildir. Teknik bilgi yaptım hem de güzel oldu. Ehuehe... Demo biraz daha başarılı olabilirdi. Ses efektleri de "biz başarısızız abi" gibi bir ses verdiler bana, sonra uyudum geçti. Lake District'deki yağmur efekti başarılı. Özellikle onu diyorum çünkü daha önce böyle yağan yağmur görmemiştim. Onun dışında duman efektleri de güzel, arabayı çalıştırırken falan çıkan dumanlar yani... Taşlı yollar, mağara gibin geçitler falan da ekstra atraksiyon hesabı, güzel olmuş. Oyunu yapan ekipten biri anlatıyordu geçen gün, kulak misafiri olayım dedim de, neler duydum bakın; parkurları tasarlarken almışlar bir ellerine gerçek haritaları bir ellerini de koymuşlar mouse'un üstüne, çiziktirivermişler "gerçeğe en yakın'ı. Sonra adam farketti dinlediğimi, kaçtı gitti. Yorumum, "NFS çekişir". NFS'e genç yetenek, TD4'e de efsanenin torunu diyeyim siz anlayın. Hızlı bir aletiniz, güzel Ram'iniz, 3Dfx (duruyorum ama maalesef fark bariz) kartınız falan varsa denemeye değer... Direk bana gelip sorarsanız, gencini güzelini alırım derim, o başkaaaa. Geriye kalan 97'ye bakıp da gözlerim dolunca, aklıma 97 diye tabir ettiğimiz zaman dilimi içinde, bir gün, arabayla eve gelirken, açık pencereden girip de kulağımın arkasını sokan arıya rağmen, amacıma ulaşıncaya, eve gelinceye kadar, kendimi tutup evde aynanın karşısına geçip de "AAAAAARRRAGHH!" diye bağırışım geliyor. Hatırlıyorum, kendimce yılın olayı ilan ediyorum bu durumu. Egomu tatmin edi; kulağımın arkasını okşuyorum. O olmuş bu bitmiş, umrumda değil demiyorum ama bunca olan biten içinde, başıma ne gelirse gelsin, ne olursa olsun şu kısacık hayatımda, kendimi sevdiğim için, hala çok sevdiğim için MUDER olduğum için, ayakta ve dimdik durabildiğim için kendimi takdir ediyor, böyle tadına doyulmaz yazılar yazdığım için de teşekkür edip, seviyor
IVE4
seviyor seviyor ve hızla kaçıyorum gözünüzün taa içine bakarak. Olayım budur benim, kaçan giden bir insanım, duramam yerimde... "Kam Mili Kılıklı"
ACCOLADE
— ARABA YARIŞI
TEST
Pentium 133 16 MB RAM 1CD 25 MB HARDDİSK
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 58
(Sİ Soğumz>o
Dikkat: Yazıda geçen numaraları evde, yolda, herhangi bir mekanda denemeyiniz. Evet evet, yine Muder... Yapmış yapacağını bir kez daha... hm... Yazıdaaa, geçeeen, num... ha? Ne? Haa... Ne diyordum, evet, girdim mi? Hımm... Ehm... Dur olmadı, şöyle girecektim bak; PC gelip de ortalığı darmaduman etmeden daha, Amiga hanedanlığı altında mes'ut bir hayat sürerdi 'oyun manyakları' kitlesi. O kitleden bu zamana kalanlar, şimdi, vektör üstüne texture'lerini çekip, atlıyorlar bilmem kaç megahertz'lik Pentium'larına, MMX balolarında, 650MB dolusu veriyle dans ediyorlar... Ediyoruz... Halimden memnunum, sözüm kimseye değil... Benim anlatmak istediğim; Neler değişmedi ki... Neler değişmiyor ki zamanla... Neyse... (Ağlamıyorum, şey oldu, gözüme böcük kaçtı...) CD-ROM'un adı bile anılmazken daha, 20MB'lık harddiske "Oo00! Yuh!" denildiği dönemlerde, Test Drive adında şirin mi şirin bir oyun vardı. Birincisi, ikincisi ve hatta data diskiyle 12,5 derdik biz ona) mutlu bir aileydi Test Drive ailesi. Accolade firması da, o günlerde gözdeydi hani, Test Drive'dan mütevellit... Yıllar geçti vesselam. Gözümü kırpmışım... Farkında değilim. Bugün'e gelmişiz. Bir daha kırpmayacağım, söz verdim kendime... (-de böcük çıkmak bilmiyo sanki...) "98 geldi, orta yaş tribine girdim ben de" yaptım size... Onu bunu geçelim de, işte Test Drive 4, işte meydan... Ana menüden giriyorum ama sıkılmayın sakın, kendinizi boşlukta falan hissetmeyin, çok kısa geçeceğim, çünkü anlatacak çok şeyim var; One Player Game'den girersiniz, çıkar karşınıza altı seçenek: Bakiim, ooo, size bir Single Race yolu gözüküyor ki, rakibinizle güzel kapışacaksınız, ama durun durun, bir şey görüyorum, üniformalı, kırmızı-mavi ışıklar saçan bir de arabası olan biri peşinizde eheuhe... Sonunda finish gördüm ama bakiim bakiim, haaa yanlış görmüşüm.. Yarışa başlamak için önce parkuru seçiyorsunuz, aşağıda deyiniyorum bakın, okuyunca görürsünüz, şimdi deyinmedim, göremediniz ama okuyunca. Olacak olacak, yavaş yavaş... Sonra arabanızı seçiyorsunuz, arabaları da anlattım ama okumak lazım değil mi? En sonda da vitesi seçiyorsunuz; otomatik mi yoksa değil mi diye ki "değil"i tavsiye eden bir kişiliğim vardır. Neden diyecek olursanız, oyunun zevkini arttırır. Bir de virajlara falan gelirken vites küçülterek hızınızı daha güzel ayarlama imkanı sağlar. Tabii altıyla 280'e vurmuşken beşe atıp da 270'e düşmenin nasıl bir anlamı olur onu da başka zaman tartışırız ki, yapmayın, etmeyin... Bu aşamada, Pitbull (Accolade için oyunu yapan takım), Cup da cup demiş, koymuş, Masters Cup, Championship Cup, Challenge Cup, hatta iyice gaza gelip (ay araba yarışlı oyun açıklarken yaptığım şu gaza gelme esprilerime de bitiyorum) kendileri için bir de Pitbull Cup yapmışlar. Çeşitli kupa varyasyonları yani. Bunların dışında bir de Dragrace var. Kendi arabanı seç, rakibini seç ve yüzbinlerin önünde amansız bir yarışa katıl. Kısa bir yarış olacak. Mavra yapmıyorum, harbiden kısa yarış, bir kilometre bilemediniz iki blok öteye gidene dek - iki blok? - finish'e geliyorsunuz ve arkada kalan -ben- Network Options, evinde yerel network ağı besleyen, modemi olan ya da iki ucu birer bilgisayara bağlı seri kablosu olup da "iki turlayak mı abi" diyenler'in girecekleri menü. Yeri gelmişken ikiye bölünmüş ekranla aynı bilgisayarda kapışmak yok, kötü yani. Bilgisayarı geçmekten sıkılınca eve bir yerel network ağı almalı, incitmemeli mesajı çıkardım kendime buradan, ama ne oldu sonuçta oyun kaybetti, gözümde beş on puan kaybetti yani, o oldu... Options... Maalesef oyunda menüler o kadar da iyi düzenlenememiş. İşte Options'da da bu olay iyice göze çarpıyor. Tamam güzel olmuş sade olmuş da bir kaç extra seçenek de göz çıkarmazdı hani... Gireceğimiz kapılarsa şöyle; Game Options'a açılan bir kapı var, Timer'ı, trafiği açıp kapar. Display'den hız göstergesinin, hızı, kilometre ya da mil cinsinden göstermesini ayarlarsınız. Yine options'dan açılan bir diğer kapı olan Audio Menu'den ses/müzik ayarlarıyla oynarsınız. Display Menu ise ekran çözünürlüğünü ve bakış mesafesini (çeviri konusundaki yeteneksizliğim bariz, siz anlayın artık, viewing distance işte) ayarlarsınız. Load'u save'i de açıklayıp delirmenizi istemem de Configure Joystick'den joystick konfigüre edersiniz derim, çılgınım, dedim bile hatta ehue... Görüldüğü gibi menüler gayet basit, gayet sade, gayet kısa, gayet şey. Gelelim oyuna! Güzel grafikler (3Dfx'le "tütüyor" gördüm, ama oynayamadım, alamadık gitti bir kart, ama yine de 'güzel' grafikler) * (233MMX'i olan birinin yorumunu okudum, 3Dfx olmayan versiyonu oynamış ve grafiklerin halen çok yavaş olduğunu söylüyordu. Bilemem ama evet, destekliyorum, henüz o teknolojiye erişemedim ama bende de yavaş abi), müthiş manzaralar, İngiltere'de "göl'de", San Fransisco'da köprüler üstünde falan, harika), İsveç'de Alpler'in kucağında, Japonya Kyoto'da (gitmedim bilmiyorum), Amerika'nın geniş caddelerinde ve Almanya'da otobanda... Mükemmel ötesi arabalar ki, aşağıda hamuduyla anlattım, "yarışmak" tadı ki, nasıl anlatılır bilmiyorum da diğer oyunlardan biraz daha farklı bir tat var bu oyunda (ve tüm TD serisinde tabi)... Hava şartları ve trafik oyunun en çekici özelliklerinden ikisi. Değişik hava şartları... Evet, 'uzaydan gelmedik biliyoruz' diyorsunuz ama ya silecekler, hadi bakalım. Yaa... Onu geçiyorum da, trafik... O sağından solundan geçtiğiniz araçlar, 200'le giderken karşınıza çıkan bir araç, heyecan (tabii sadece oyundan bahsediyorum)... Arkada polis önde biz, trafiğin, yarışın kapışın ortasında... Hazır parantez içinde oyundan bahsediyorum demişken neden oyundaki tüm araçlarda ABS var ki, yani sizi bilmem ama bir yarış oyununda ben patinaj izlerini severim. Durun anlatamadım ama olsun. Hem bakın siz anladınız bile ehueh (Patinaj izi yok demedim güzelim, bak anlatamamışım ki ama, olmamış)... Klasik TD tadı diyerek anlatmaya çalıştığım da bu sanıyorum...
Yokuşlar, inişler çıkışlar, müthiş manzaralar (eheuhe), daha ne diyeyim. Bak yokuşlar... ay... Ve işte arabalar: Önce modern zamanların arabaları: 98 Dodge Viper; otoriteler onaylamış, bir çok dergide notunu vermiş "süper" diye. V-10 motoru, 450 beygirlik gücü ve 100km hıza 4.4 saniyede çıkabilen bu araç için "abi manyak bi şey" ya da "bundan bi tane olsa elimde götürmediğim kız kalmaz" (yani evine bırakmadığım anlamında eheuheu) demekten öteye gidemiyor ve kesiliyorum. 98 TVR Cerbera için, ingiliz yapmış diyorum, sadece 1050 kg ve hız kadranı yanlış hatırlamıyorsam köprüden uçmadan önce en son 298'i gösteriyordu. Uçtum ama ne oldu, batmadım, çünkü sadece 1050 kg. Yani insan ister istemez 360 beygiri bunun neresine sığdırmışlar esprisi de yapıyor şimdi durduk yerde. 94 Jaguar XJ200, sayılı üretim, 'uyuyan güzel'in böyle durduğuna bakmayın, gaz pedalını öpünce, 351km'yi vurur kadran, öyle kalırsınız. O değil de arabadaki 549 beygirlik o güç karşısında ezilip büzülüyorum, ta o kadar yani. Hem güzel hem güçlü. 95 Nissan 300 ZX de 430 beygirlik güç var, 291km max hızla yerini almış oyunda. 98 Chevy Corvette'e gelince, şöyle şimdi, 37500 $ borç verebilecek biri varsa ben atlayım geliyim bununla, size pratikte de arabayı güzelce anlatmış olurum. 345 beygirini de 277 km'lik max hızını da beraber test ederiz. Oki mi? Hadi bakalım. Klasik arabalara gelince, 66 Shelby Cobra, 67'de sonuncusu üretildi. O tarihe yetişemedim ve bu güzel arabayı acentasından alamadım. Ancak koleksiyoncuların gözdesi bu "güzel" için yollarda 490 beygir gücündedir derler. Hayır abi anlamıyorum 4 vitesli diye bi garip baktınız, 301 yaptığına inanmıyor musunuz yani? 71 Plymouth, "Hemi" Cuda, Hemi derler çünkü Hemispherical Head'i ('yarımküre kafa' diyeceğim demek isteyen bir insan değilim) uzunca söylemek istemezler. İçine binmeden tarttırdım 1582 kg çekti. Ağır mı ağır bir araç diyorsunuz ama, içine bindim 282 km yaptı ki, saygım sonsuz "Hemi, abi müsait bi yerde" dedim ve indim. 69 Chevy, Camaro, ben de inanmadım Ostim'den arkadaşım Alper Usta, 600 beygirdir bu, 4 vitesi var diye gülme, kızları alır da 330'a basardık biz bunla gençliğimizde, o zamanlar kasis-çukur yoktu, valla yaptım sen bilmezsin deyince... Hatta olayı abartıp 4.3 saniyede 100km hıza ulaştığını falan da anlatmıştı da ben dinlemedim. 70 Chevy, Chevelle, 1762 kg'lık dev bir canavar. 500 beygir güç, 4 vites, 296 kilometre hız... İçi varya bizim salondan büyük ta o kadar. 69 Chevy, Corvette ZL-1i, güç ve estetik bir arada 1 diyeceğim yok basma kalıp olacak ama yine de 600 beygirlik güce, 325km'lik max hıza, karizmasına, hadi bunları geçtim de o güzel farlarına benden 9/10... Bilmiyorum, sanırım aşık oluyorum.. 67 Pontiac GTO, 1582 kg ama yokuşta bana mısın demiyor, adamlar yapmış, bu arada beygir beygir diye diye bitirdim yazıyı, bari bununkini de söyleyeyim; 565. 311 yapar düzde, yokuşta yavaşlar, güzel direksiyonu ve vites kutusu vardır. Tamam mı, oldu mu, güzel dedim mi? İzninizle yazının bu bölümünde, Muder'in "Ekrandaki bu şeyler de nedir?" isimli akıllara ziyan eserinden küçük bir alıntı yapmak