MYTH

Bu ay bir sürü güzel şey oldu. Nerden başlasam ki? Başlamasam daha iyi gibi. Neyse, sağolun siz yine de. Niye mi? Her ay diyordum hayatım düzene girsin diye sonra size dönüyordum, amin deyin diyordum ya, işte demişsiniz besbelli. Yoksa beni kimse kurtaramazdı. Tamam, abartmayalım, kurtarabilirdi de, kurtarmazdı. Ay yine baydım geçelim. .. Bir sürü güzel şey oldu dedim ya, işte o güzel şeyler başıma geldi. Kimisi de başıma gelmedi Kamer'e geldi. Mesela ne geldi? ... Evet, cevap verin. Kopya mı lazım? (yok o manada değil, CD kopyası diye bir şey yok artık) Tamam. Şöyle sayfanın orta kısmına doğru bakın. Ne gördünüz? MYTH, The Fallen Lords. Hah işte o geldi. Peki o ne demenizi gayet doğal karşıladım. Ben de öyle demiştim.

Real Time Strategy işi ayağa düştü artık, öyle ki az daha ben bile bir Real Time yapacaktım, para bulamadım. Yoksa nedir ki? Bir Harvester koy (ama adına harvester deme, taklit olur. Mesela Mavrester (mavra toplar. Patlattım espriyi)), bir iki ırk çiziktir, düşmanı ayı gibi kuvvetli yap, aptal olsa da olur. Sonra kimse sormasın, niye düşmanın kalesindeki askerlerin yarısı benim kalemi beş-on kere ezebilecek güçteyken adam (değil, bilgisayar) bana saldırmıyor diye. Herkes oyunu çok beğensin, zengin ol, paraya para deme, money de (buradaki kötü espri gibi görünen cümlenin altında derinin bir mana vardı, kaçırdınız) Benim de holly editör Topçu tarafından öldürülmem söz konusu. Hani mavra yaptım, komik olsa bir şey değil, komik de olmadı. Aslında orda irdeleyici bir yazı var ama herkes

Gameshow'lar böyle gereksiz bir şekilde yazılıyor, bu da Topçu'nun bir kampanyası olsa gerek, kampanya moda bir şey, bir de aklıma geldi ya bu Topçu kıllık diye GameShow'u normal bir şekilde yazarsa) komiklik bekliyor.

Yapayım o zaman. Tüh, yapamadım. Yaparım da, ben komiklik yapayım dedikten sonra havada ağzımla kuş tutup yere düşmeden iki bardak kahve içsem siz kötü espri dersiniz. Yeter bu kadar güldürü(hö? ). Ne diyorduk? MYTH. Güzel oyun yapmış eloğlu. Bu Sid Meier's Gettysburg'le (oyunun ismini yanlış yazdım, editörüm, düzelt (ne işe yarıyorsun başka)) başlayan bir oyun türü sanırım. Ya da ben yanlış biliyorum. Sorun değil aslında size hemen anlatayım. Oyun bir Real Time Strategy. Ama öyle klişeleşmiş Harvester, spice, credit, üs kur, oha düşmanın üssü hayvan gibi güçlü, ama şu arkadan geçen yol iyi korunmuyor, salak düşman, 150 bölümdür hep arka kapıyı korumayı unutuyor, saldırdık, yendik, gibi şeyler yok. Onun yerine iyi bir senaryo var. Fallen Lords denen adamlar mı ne, işte öyle bir şeyler var. Bunlar Evil, yani kötüler, kötü. Normal yollarla ölmüyorlar (yollara tuzak kurmak gerekiyor. Zaten düz yolda ölmek zor iştir. Ayrıca madem kötü espri yapıyorum, niye yapayım. Espri olayı abandone edilmiş bulunuyor), sonra siz oyunun başında kuşatma altındaki bir şehri koruyorsunuz. Daha da sonra bu Fallen'ları öldürmenin yolunu falan arıyorsunuz. Aslında düşündüm de senaryo çok da iyi değilmiş. Ama yine de iyi-kötü bir senaryo var. Bu bile bir şey. Oyunun başında size bir miktar asker veriyorlar. Daha önceden size okunan görevi (ayrıca: burada görevi okuyan adamın sesine ve konuşma tarzına tapmış durumdayım. Sizi oyunun havasına öyle bir sokuyor ki inanamazsınız) yapmaya çalışıyorsunuz. Ama bu öyle pek kolay değil. Zor yani. Ayrıca beş adet zorluk seviyesi var. Ben genelde Normal'da oynadım. Ve oyun yine de zor. Notlar: 1-Oyunda iki-üç bölümde bir çizgi film grafikli, kısa demolar var. Bu demolar benim takdirimi topladılar açıkçası. Sebebi için bakınız madde 5. 2-Yapay zeka takdir toplayıcı değil. Ama oyuna hiçbir şey kaybettirmiyor. Sebebi için bakınız madde 5. 3-Grafikler çok iyi. Bende 3D kartı yok ama, yine de iyi. S3 VIRGE 4 MB'de hızlı çalışıyor. Bir alakası var mı bilmiyorum ama söyleyeyim dedim (öyle ya hız meselesi Pentium'la alakalı olabilir). 4-Görevler iyi dizayn edilmiş. Bazen önceden engelleyemeyeceğiniz yollarla yeniliyorsunuz ama, yine de iyi. Sebebi için bakınız madde 5- Ben madde bakıyorsunuz lan? Hah ne

(iki manada) bir strateji oyununu niye grafik gibi sudan ve önemsiz bir sebeple oynamadın? Çünkü grafikler öyle kötüydü ki, Railroad Tycoon gibiydi. Ama ben Railroad Tycoon'u köle olacak şekilde oynadım. Neden? (yavaş yavaş konuyu bağlıyorum, sessizce) Çünkü, aynı firmanın bir ay önce çıkarttığı oyundaki grafiklerin güzelliğini görünce insan şoka giriyor, "lan bu herifler üşenmişler de grafikleri ellememişler, baksana bir ana menü grafiği bile yok, ben elimle çizsem daha güzel çizerdim, yuh be!" diyor, kimsenin uğraşmamış olduğu bir oyunu oynamak hem ruhuna, hem de anti-sosyal benliğine dokunuyor (konuyu bağlamaya başladım). İşte Myth'de bunun tam tersi oluyor. İnsan görevi okuyan, atmosfere sokucu güzel bir ses, hoş müzikler ve en önemlisi gerçekçilik buluyor. Rakiplerimiz salak salak (ama kol kuvvetine iyi) tipler. Ve bunlar yapay zekanın eksikliğinden dolayı bir hata yapınca insan atmosferden çıkıp bilgisayar oynadığının farkına varmak yerine, rakibinin zaten Intelligence'ı düşük bir yaratık olduğu için böyle davrandığını düşünüyor. Peki neden? Çünkü oyun her yerinde kendisiyle uğraşılmış olduğunu hissettiriyor. Programcılar bunu kasıtlı yapmamışlar sanırım, ama bu özellik, oyuna çok şey katmış. Myth güzel bir oyun. Install için çok bir şey gerekmiyor sanırım. Neyse onu bırakın, menüye gelelim. Game: New-yeni. Game-oyun(mesela ben şimdi bunu yazmasam, aranızdan biri oyunu başlatamayabilir mi acaba? ) Multiplayer Game: İnternet Kuyruğu Kendisinden Uzun Kara Belası için yapılmış son derece gereksiz salaklıklar bütünlüğünün bu oyunda vücut bulduğu yer. Continue Saved Game: Şimdi diyelim bir oyunu save ettiniz. Sonra onu yeniden yükleyeyim dediniz. Sonra da buraya bastınız galiba. Saved Films: Tam olarak denemedim ama, galiba oynadığınız bölümleri bitirince film olarak save edip, sonra buradan görebiliyorsunuz. Ne hoş. Tutorial: Kötülüğün oyunda vücut bulduğu yer. Bunları niye koyarlar anlamam. Ben size anlatıyorum işte oyunu. Daha ne? Ses ayarı, zorluk seçimi falan dışında bir de 3DFX midir nedir öyle bir şey var ya, işte onun ayarları mı ne var (200$ verip de (halk arasında Engin Abla'nın verdiği kutsal © mebla da denir (ne iş yapıyor da buluyor bu oyun oynadım. açıklanıyorları mı bilmiyorum, ama ikisi de birbirinden kötüydü. Hele birini sırf grafiklerinin kötülüğü yüzü parayı?)) bilgisayarına 3D kartı taktıramamış yazarın aciz kalışı. . . ışık söner, perde kapanır). Intro: Baştaki demoyu (harbi demo olmuş) bir daha görüp de ne yapacaksınız ki? Oyunda bir bölümü geçemediğinizde, sıkıldığınızda, kahve bitip de yatmaya karar verdiğinizde, güneş gözünüze gelip de rahatsız ettiğinde, eğer sevdiğiniz biri varsa o aklınıza gelip yatağa uzanıp gözünüzü kapatmak istediğinizde, buraya basın. Sorununuzu “çözmez ama, en azından hafifletir. BU NE? OYUN BAŞLIYOR GALİBA, SIKI TUTUNUN BÖLÜMÜ. .. Durun ya, sakin olun. Ben buradayım. Şimdi adım adım oyunu anlatacağım. Genç yazarlar (Hüseyin mi ne, bir ufaklık geldi, oyun yazacağım dedi, hayır deyince dudağını büküp ağlamaya başladı, dayanamadık, verdik bir şeyler (ben vermedim, Topçu verdi(ne? )), yazdı) siz de iyi bakın öğrenin nasıl oyun yazılırmış (kıskancımdır da). Şimdi. . . Ortalıkta duran yeşilli yeşilli adamlar var ya, onlar sizin askerler olurlar (iyi başladım). Onların üstüne basın bakayım, ne oldu? Evet o adamı seçtiniz. Şimdi başka bir yere basın, adam oraya doğru yürümeye başladı. Çıkarılabilecek sonuç bu işlemin adama bastığınız yere gitme emri verdiğini gösterir. Ayrıca birden fazla adamı seçmek için mouse'u basılı tutup oluşan dörtgenin içinde kalan adamları seçin, ya da Shift'e basılı tutarak tek tek seçin, ya da Enter'a basıp ekrandaki sizin bütün üniteleri seçin. Burası Dingo'nun ahırı değil herhalde. O halde bu adamları düzene sokmak lazım. O zaman emir vereceğiniz adamları seçip, sonra 1-9 arası bir sayıya basın. Böylece seçmiş olduğunuz düzende yürürler. Hepsini yazmıyorum, ama 1:4'erli sıra ile, 2:8'erli sıra ile demek olur. En çok bu ikisi kullanılıyor zaten. Savaşın ortasında tek tek Shift'le adam seçmek zor. Ne yapsak? (yeni yazar, oku da öğren böyle okuyucuyu meraklandıracaksın, sonra söyleyeceksin. Öğreneceksin zamanla) Alt'a basılı tutun (kurduğum cümleyle ilgili yapılabilecek her türlü kelime oyununu pas geçiyorum), sonra 1 ile 9 arası bir sayıya basılı tutun. Böylece seçmiş olduğunuz birliğe bir İsim verdiniz. Yalnız tekrar ediyorum, sonra Kamer'i (bir nevi mutluluk yuvası) arayıp nasıl oluyor demeyin, uzun süre basılı tutacaksınız. Ona göre. Sonra numaralandırdığınız üniteyi seçmek için, Alt'a basıp (basılı tutup değil, basıp) numara verdiğiniz üniteye verdiğiniz numaraya basacaksınız. Sonra diyelim ki savaş alanı geniş bir yer, seçtiğiniz ünite ortalıkta yok basacaksınız, ünite ortaya gelecek. Bir baktınız ki, siz düşmanı pusuya düşüreyim diye düşünürken, salak okçularınız (kim aldı Özgür'ü bu birliğe) ağaçların arkasındaki düşmanlara ok atıyorlar. Space'e basın da dursunlar. Çok kızdınız okçulara onlara verdiğiniz numarayı geri alacaksınız, Delete'e basın da olsun bu iş. Sonra ok atma fikrini veren okçu Özgür'e hak ettiği ismi vermek için onu seçip "N"'ye basıp sonra "SS" ismini vereceksiniz (aramızda size ne?). Bu dumurdan sonra, pusuyu bekleyen şövalyelerinizin çevresinin sarılacağını anlayınca onları olay mahalinden uzaklaştırmak için "R"'ye basacaksınız, Part-Time Romantiğimiz Mert Topçu şiir okumaya başlayacak. Ordu da bu hareket üstüne, yapılabilecek tek hareketi yapıp, tıpkı Milli Takımımızın rakip takımı 3-1 yendiği gündeki gibi ulvi bir kuvvetle aksi yöne doğru kaçacaklar. Niye Topçu'yu kesmiyorlar diyeceksiniz, Topçu'yu direkt olarak öldürme planlarım o editörlüğü bırakıp normal bir Game-Show yazarı olana kadar ertelendiler. Neyse dağıtmayın konuyu, şövalyeleri kaçırdık, düşman da ortaya bir yere birikmiş. Bir Dwarf olsa da oraya bir patlayıcı atsa diyorsunuz. İşte sonra Dwarf'u seçip, düşmana saldırtıyorsunuz. Son anda fark ediyorsunuz ki patlayıcı uzmanı dediğiniz adam meğer "SS"miş. Hemen çevredeki şövalyelere "B" emrini veriyorsunuz, dağılarak kaçmaya başlıyorlar. Sonra meğer "SS" bombayı yere döşemiş ('T" tuşu ile) sonra da oraya bomba atıp patlatmış (Ctrl'ye basıp yere döşenmiş bombanın üstüne tıklamak(Dwarf ile)). Şoka uğruyorsunuz tabii. Olay mahaline geri dönünce, bir de bakıyorsunuz ki "SS" şansı ile kurtulmuş, ama kötü yaralanmış zavallı. Yufka yüreklisiniz ya, dayanamadınız tabii. Aldınız onu götürdünüz Journeyman'ınız Zebani'nin yanına. O ilk önce biraz ölümün soğukluğu, aslında asıl ölümün beyinde olduğunu, ruhun derinliklerindeki ölüm fikrini falan anlatıyor, siz de saygıyla dinliyorsunuz. Sonra "T"'ye basıp, Dwarf'umuzu iyileştiriyorsunuz. Şimdi az önceki geyiğin bir köşesine sığdıramadığım tuşları yazayım. W: Bakış açınız olan kamerayı öne ilerletmek için. S: Kamerayı geriye çek. Z: Sağa kay. X: Sola kay. A: Sağa dön. D: Sola dön. ©: Sola kıvır. E: Sağa kıvır.

C: Yaklaş. V: Uzaklaş. Y: Kuyruğunun Uzunluğu — Kendisini Bile Şaşırtan Kara”, Bela Internet için bir 7 seçenek galiba(Chat Message). Oldu herhalde. BU SAVAŞ ZOR MU OLACAK, KOLAY MI OLACAK, NE OLACAK? Bu size bağlı aslında. Mesela ben ilk önce en zor seçeneği seçmişim yanlışlıkla. İlk beş bölümü oynadıktan sonra koşarak bir bufalo sürüsündeki bufaloları tek tek yakalayıp, boynuzlarından tutarak yere çöktürmüş gibi oldum (abartı da yaparım). Ama sonra normal zorluğa dönünce rahatladım. Şimdi zorluklar hakkında yorum yapayım da yapmadı demesinler: Timid: Kolay. Çok kolay. Çoooook kolay. Simple: Çok kolay bu da. Ama diyelim ki hafif yeteneksizlik var, o zaman ikinci oynayışta geçersiniz. Normal: Normal yani. Heroic: Zor, çok zor, hatta imkansız. Öyle ki ne olduğunu anlamadan yeniliyorsunuz. Legendary: Adından anladınız mı bilmiyorum ama efsanevi bir işkence çekeceksiniz. Yani zevk almaktan çok bir çeşit stratejik eziyete maruz kalacaksınız. Bunu oynayacağınıza gidin, Serkan size ben Zebani'yim geyiği yapsın. Yok ya, düşündüm de abartmışım. Serkan'a kimse dayanamaz. İMDAT, BU NE? -TAMAM GELDİM, KORKMAYIN Sizi oyunun karşısına böyle toy bir halde(tıpkı yeni yazar gibi) çıkartamam, o halde beş bölümlük bir seans yapalım sizle. Crow's Bridge: Amacınız şehrin yukarısındaki köprüyü korumak. Başta hemen köprüdeki iki adamı geri çekin. Sonra köydeki adamları yanlarına getirin. Okçularla sol taraftan sızan iki salağı, dwarf'la köprünün yanındakileri öldürün. A Traitor's Grave: Ordunuzun durduğu köyün yöneticisi bir hainmiş. Onu öldürün. Başta bir köylü göreceksiniz, o adamı takip edin, koruyun, onun için ölün hatta. Okçuları kullanın yine. Kısa bir bölüm zaten. Gördüğünüz herkese okçularla saldırın. Eğer çok beklerseniz çevrenizi sarıyorlar. Beklemeyin. En sonunda heykelin yanında haini göreceksiniz. Okçularla(ne var? ) öldürün.

The Siege of Madrigal: İşte güzel bölüm. Ordunuz Madrigal'ı kuşatmadan kurtarmaya çalışırken siz de bir kısım düşman birliğini köprünün öbür yanına çekeceksiniz. İlk önce sizin bulunduğunuz kıyıda olan düşman askerlerini tek tek temizleyin. Yoksa en kritik anda arkadan saldırıyorlar, ona göre. En önden dokuz tane şövalyeyi, arkadan okçuları, onların arkasından öbür dokuz şövalyeyi getirin. Bunu yapıyoruz demeyin, sormayın, yapın. En önden gelen şövalyelerle sol taraftaki mızrak atan ucubelere saldırın. Okçuları köprünün girişinde tutun. Arkadan gelen şövalyelerle okçuları açıktan gelebilecek bir saldırıdan koruyun. Düşmanı burada hallettikten sonra, şehre giden yolu takip edin. Sonra şehirden çıkan yolu takip edin. Burada size doğru gelen bir garip ucube türü göreceksiniz. Size yaklaşıyor değil mi? Şimdi iki seçeneğiniz var. Birincisi gözünüzü kapatıp çığlık atmak, ikincisi ise okçularla (gülmeyin) uzaktan halletmeyi denemek. Yaklaşınca ne oluyor söylemeyeyim, sürpriz olsun, ama söyleyeyim, kızarmış asker pek bir işe yaramaz (manalı ipucu). Neyse, sonra hafif yukarıda duran orduya bir iki ok atın, sonra arkanıza bakmadan (opsiyonel olarak çığlık atarak) kaçın köprünün öbür tarafına doğru. Adamlar da gelince bölüm bitecek. Yalnız bir de şöyle bir durum var ki, sizin amacınız düşmanı oyalamak değil mi? Evet. Ama siz görevi bitirince adamlarınız sevinç çığlıkları atmaya başlıyorlar. Düşünsenize, siz rakibinizi sıkıştırdınız, elinizde silahlarınız, kan kokusu

Zor bölüm. Şehirden kaçma çalışmaları devam ediyor. Bilge yine ölmesin. Aynı taktikle (o. a. , ş. ö. , d. u.) düşman askerlerini halledin. Sonraaaa, elinde garip mızraklar olan adamları görene kadar ilerleyin. Onlardan ikisi yolun üzerinde olacak. Sonra kaçacaklar. Şimdi, iki şansınız var. Birincisi, açık bir saldırıyla düşmanı saklanmış olduğu yol kenarındaki ağaçların arkasından çıkarın. Ordunuz savaşırken bilgeyi kaçırın. Ya da onlara bulaşmamayı deneyin (nasıl olacaksa, sarmış her tarafı, düşman askerleri "hurra" diyerek seviniyorlar. İnsan (değil, ucube) kıllanır ya. Neyse boşverin, oyun güzel olmuş, katlanacağız. Homecoming: Ya işte bir kafatası mı, bir kitap mı, bir kadeh mi (hafızam müthiştir) ne bulmuşsunuz. İşte bir şeyler olmuş, sonuç olarak bölüm zor olmuş. Amacınız bir şehirde bulunan kitabı almak. İlk gönderilen gruptan haber yok, iyi şanslar! İşte böyle. Ne yapın? Aynı taktikle (okçular arkadan, şövalyeler önden, dwarflar uzaktan) devam edin. Çok zor bir bölüm değil (yalan söylüyorum size). Sağ taraflarda yerde bir kitap var. Bilge kitabı alsın diye kitabın üstüne tıklayın. Bilge ölürse oyun bitiyor. Sonra bilgeyi takip edin. Orada da biraz pislik olacak, ama siz kıvırırsınız (daha ne yapayım, size gelip ben mi oynayayım?). Flight From Covenant:

gelişiyorlar. Yani şöyle, varolan ünitelerinizden bazıları biraz daha iyi savaşmaya başlıyor. Ama bu adamlara çok güvenmeyin. Unutmayın ki bu bir savaş, ve savaşı sayılar yapar, insanlar değil. O yüzden askerlerinize verdiğiniz emirleri sayılara göre verin. #Ordunuzu bölmeyin. Şöyle ki; iki yerden gelen iki ucubeyi, üç tane şövalye ikişer ikişer öldürebilir. Ama iki şövalyeyi bir tarafa, diğerini bir tarafa götürürseniz üçü de ölürler, düşman da ayakta kalır. © Ayrıca okçularınızı çooook iyi kullanın. Hatırlarım bir bölümde tek okçuyla iki ucubeyi öldürdüm, kazandım. Okçuyla koşa koşa kaçıp, arayı açıp sonra ok ata ata, sonra kaça kaça başardım. Ayrıca okçularınıza düşmanın ulaşmamasını sağlayın. Bu iş için iyi taktik iki şövalyeyi okçuların yanına koymak ve de düşmanın ucubelerinin hareketini blok etmektir. #Şövalyeleriniz düşmanla yakın dövüşe girdiği anda ok atmayı kesin, sizin adamları vuruyorlar. kritik önem taşıyor, iyi oynatabilirseniz. Oynatamazsanız kendi adamlarınıza ölüm kusarlar. Püf noktası veremeyeceğim, üzgünüm. Ama beceremiyorsanız, düşman size yaklaşırken dwarfları önden gönderin, yanınıza gelince geriye kaçırın. Şövalyeler çok kuvvetli değil. Okçuları ğ ama korkmayın, oluyor). Çıkışa (bir evdi galiba) ulaşın. Bitti bu iş de. BİZİ BIRAKMA! -MERAK ETMEYİN, HEP ARKANIZDAYIM. Oyun 25 bölüm mü ne. Bu durumda Game-Show bir kaç yüz sayfa olmadan her şeyi anlatamam. O halde iyi bir yazar olarak yapmam gereken size ne yapın ne edin onu söylemek. - ©İlerlere doğru bazı adamlarınız hafif TECH Y HE

CAPCOM

REAL-TIME STRATEJİ

Pentium 166 16 MB RAM 1CD 17 MB HARDISK beceremezseniz, bir daha deneyin. Ben ruhumla yanınızda olacağım. SON DAKİKA DEĞERLENDİRMELERİ VE DE SON DAKİKA MAVRALARI #**Güzel bir oyun, alınır. Akıllı olun. **Hani başta her şeyler iyi gidiyor dedim ya, artık iyi gitmiyor. Hatta gitmiyor bile. Hep böyle mi olacak? Kaç senedir niye böyle oluyor. Ha, niye? Sorsam söyleyebilir misin? Söyleyebilir Misiniz? **Kahve için. Ne olacak birazcık zararlıysa. Sabaha karşı iyi uyku açar. **Hepiniz Game-Show okuyun. Yaşamı paylaşmak için. Her nerde yaşıyor ya da yaşatılıyorsanız. olun. Elinizde fırsat varken, rüyalar bilincin yerindeyken, ne yaptığınızı bilmezken mutlu olun. (Mert miyim neyim? Ama mazur görün, zor durumdayım). **Dileklerinizden birini seçin. Üç kere "Burçak mutlu olsun" deyin. Sonra kendi dileğinizi söyleyin. Dileğiniz gerçekleşsin(rüşvet). "Sabaha karşı, Beşiktaş'ta" BIBurçak"pourguoı je ne vors plus tes yeux"Caner