Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 59
PP (9 A” PP
deniyor galiba. Biz çok hastayız, bağımlılık had safhada. Süper Ayın Kampanyası: Sekiz sayfa olduktan sonra geçen ayki güme gitti. Şimdi ne kampanyası yapayım diye kara kara dü: Şahin'in aklına birşey geldi: Şöyle ki: “mektupları kağıtta yazı diskette gönderme kampanyası”. Hem kolay, hem ucuz |ne ak hem de dinamik |ne alakası varsa 2). Ne diyorsunuz? Ayın Sorusu: Canim sıkıldı da böyle bir soru cevap muhabbetine dedim. Hem göndereceğiniz mektuplarda |mektup değil, disket muhabbet olur. Şimdi ben bir soru soracağım |Işişşstt ciddi < isterseniz cevap yazıp göndereceksiniz. Merak etmeyin sorular öyle A Ayşe'nin yaşlarının toplamı 40 dır, Ali 20 yaşındaysa Ayşe kaç yasıncısı olmayacak. Benimkiler biraz daha ciddi (ciddi olun demiş Cevabınızı yazdığınız mektubun (disket dedikl!)| bir yerine iliştirsen dersiniz? İyi olur diyenler şu soru hakkında düşünsünler bakalım (On sınavı başlıyor. Sessiz olun). Soru şu: Küfür eden birisi ile, aynı küfürün içeriğini ve anlamını bilipte küfür etmeyen ama küfür edene de terbi diyen birisi arasında fark var mıdır? Yada daha basitçe Küfür eden kis: terbiyesizse, aynı küfürü bilipte etmeyen kişi de terbiyesiz midir? Hadi bakalım. Cevaplarınızı çok merak ediyorum ZEBANIİ: Meydanı boş buldunuz bakıyorum. Şaklabanlığın bini bir para.
Sevgili Zebani, Öncelikle selam! Sonralıkla (:)) köşen (sayfan?) hayırlı olsun... Mac gitti yerine sen yazıyon di mi? (Serkan'dan mı bulaştı ne?) yani Overdase'u bir Macbeth içteniğiyle kullanabiliyor muyuz? Her tür oyun sorma var mı? Pardon ama o mektuplar öncesi laf torbalarını niye yazıyorsunuz? Top secret! bunları yayınlama (?) lütfen... Senin zayıf yönün Amiaa'mı? Hani Mac'e mektup yayınlatmak için “Commodore severim, eski sevgilimdi demek gerekirdi ya”. Ben Commodore sonra Amiga sonra PC kullandım... Sana mektup yayınlatmak için n'apcaz? Kızmıyon di mi? Oh bea, bu kadar mavra yeter mi? sorular... 1- X-COM serisine bayılırım...da 3.'sü biraz karışık gibi...Neden? Ve savaşta niye böle 1 saat bekliyoz? Niye Mythos Games'in oyuna katkıları olmuş? Onların yüzünden mi oyun bol detaylı? Ben çok mu gevezeyim? O kadar şirketin açıklamalarını okumak kasıyo, bu Microprose sadist mi? Okumasak bişe olur mu? O herifleri yani şirketleri “allied” yapınca n'oluyo? En kötü derece 2- Geçen gün Magic the Gathering ve de Diablo'yu aldım... Diablo'daki dungeon kaç katlı ve de Valor görevini nası geççez? Yani nerde bu Emin ol o oyunu diil oynamak 8 yaşındaki küçüklerin izlemesi bilem tehlikeli! Zavallı kuzenim altına işedi korkudan. 3- Fifa Soccer Manager'da en Legal Cheat'leri yapıyon, bol para. aratıa tatlı yaşam, Ronaldo, Weah takımda, yaşarız paşam... 4- Magic the Gathering niye Turn Based diil de Real-Time? 5- Dergiye nası eleman olunuyo? Maaşlamı yoksa primle mi yoksa kanım tokluğuna ve de konaklamayla mı çalışıyorsunuz? 6- Magic the Gathering aldım demiştim ya, o Battlemage'miş yani Microprose'un yaptığı diil...O hiç bir yerde yok Microprose'un yaptığı Onu nirden bulucaz? Bi bilgisayarcı ismi söylesene alabileceğim? Eh bu kadar. Yayınla (lütfen lütfen)sanda yayınlama Iyapmassın sen öyle şey) sanda saol, varol. Armağan “Mr. Magic” |ya da “DasherSW” ama station wagon diil) Amcalar Zebani: Evet, Mac ölmeden...pardon gitmeden önce bana bir miras bıraktı İşte ben de o mirası yiyorum getiriyorum). Serkan'dan sana bul şeyin ne olduğunu söylemek istemem ama hoca hocayı tekkede... neys burayı bir Machbeth içtenliğiyle kullanamıyorsun. Ayrıca “Macbeth içtenliği ile neyi kastettiğini de belirtmemişsin. Her türlü oyun sorabilirsin ama karşılığında cevap alabileceğin kuvvetle şüpheli. Tutupta Putt Putt's Fun oyunuyla ilgili birşey sorarsan |Kamer'de var çok güzel oyun| karsılığında ne cevap geleceğini tahmin bile edemessin. Mektup öncesi laf torbalarını da “laf olsun torba dolsun” diye yazıyoruz!!...Makina olarak tüm sistemleri kullandığım için zayıf yönüm kalmadı. Başka bir zayıf yönümü keşfetmeye bak bence (o kadar çok varki üühh'!) 1- Bü da “bir soruya ne kadar çok soru sıkıştırırsam o kadar iyi taktiği galiba Tabii bunların hepsini maddelersen çok soru olur, mektup uzar ve de Zebani yayınlamaz diye düşündün di mi? Yeni jenerasyon cok kurnaz ama yetersiz Yemem bu numaraları. Neyse bir daha yapmayacağını umuyor ve gökler adına seni şimdilik bağışlayarak istediğin cevapları aşırı derecede kısa olarak yanıtlıyorum: a-Çünkü adamlar oyunun biraz komplike olmasını istemişler. b- Real time oyna o zaman, bekleme. c-Mytos Game demekki bu islerin uzmanı (ne?) d-Hayır. e-Kesinlikle. f-şirketlerin acıklamalarını okuyacaksın canım benim, çünkü şart: g-olur inşallah. h-müttefik oluyorsun p-(bak alfebeyi de şaşıttın bana!) oyun bitiyor, tabii başarısız olarak. 2- Bu Diablo oyunu 14 katlı. Senin aradığın zırh yanlış hatırlamıyorsam |çok oldu oynamayalı| 6. ya da 7. katta. O katlardan birisinde Blood Stone'ları orda burda dağılmış küçük fıskiyelere atıyorsun ve bazı kapılar açılıyor. O kapılar seni doğrudan zırhın olduğu yere götürüyor fakat içinden çıkan yaratıkların “hoşgeldin” partisini bir güzel dağıtman gerekiyor. Ondan sonrası kolay 3- Oyunu alın teriyle oynayıp o saydığın şeyleri yaparak gurur duymak varken, sen tut hıyar editör Cheat'lerini kullan sonra da cık Cık cık, çok ayıp hatta utanç verici hatta ve hatta büyük küstahlık Bu Cheat olayı eğer benzetme yerindeyse çok afedersin “kasırganın yanında osuruktan medet ummak” olur sanırım ben. 4- Sen bana adresini versene!!! Konuşmamız lazım 5- Başımızda yeteri kadar geveze var zaten. Bence sen politikaya soyun. Yazarlık işlerinde para yok. Biz burda 8 çocuğa bakmak için mecburen çalışıyoruz (hepimizin 8 çocuğu 6- Ben de inanmamıstım zaten. Okuduğum anda “bu şaşkın çocuk olsa olsa ana de YE
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 58
lanımızın ilk bölümünün başarısızlığı izi olumsuz olarak etkilediyse de hala içimizdeki umut kırıntılarıyla beslenmeye çalışıyor ve tek çıkış yolunu ise “yeniden kazandırılan” iki manyağın sorgulanmasında arıyorduk. “Yeniden kazandırılma işlemlerinin çok sıkı bir şekilde, e uygutandığ yorduk, ancak hala içimizdeki o umut kırıntılarını koruyarak bu sorgulamadan tatmin edici bir sonuç elde edeceğimizi umuyorduk. Artık tüm hayatımızın anlamı bu “Thing” denen bilgisayar manyağını ele geçirmeye adanmıştı sanki. Bilgisayar uzmanlığından başka oradan oraya koşuşturup bir de dedektiflik yapıyorduk. İnsanlar hala kızgındı. “Thing” hala görünüp kayboluyor, gerekli gördüğü kişilere ve yerlere zarar verip gerilimi derece derece artırmaya devam ediyordu. Yeniden kazandırılma işkemlerinin yapıldığı laboratuardan aldığımız bilgiler bizi doğrudan, tüm bu belanın sorumlusu olan iki manyağa götürüyordu. İşte planımızın ikinci bölümü başlıyordu: Tekrar topluma kazandırılan eski bilgisayar dahileri, yeni tekstil işçileri olan iki manyakla konuşmaya hazırdık (daha önce bu manyakların isimlerini bilmediğimi, daha doğrusu hatırlamadığımı söylemişmiydim?). Onları bir süre alıkoyarak kendi laboratuarımıza götürdüğümüzde gözlerinde oluşan şaşkınlıkla karışık pırıltı aynı anda umutlarımızla birleşerek çıkış yolunu aydınlatıyordu; veya biz öyle sanıyorduk. Zaten o anda işlerin yolunda gittiğine dair en ufak bir işarete bile ihtiyacımız vardı. Konuşmaya (daha doğrusu sorgulamaya) ilk ben başladım: - Beyler sizi bir süre alıkoymak zorunda kaldığımız için özür dileriz ama neler olup bittiğinden umarım haberiniz vardır. - Haber mi? ne haberi? - Pekala açık konuşacağım. Siz şu anda “yeniden kazandırılmış” uyumlu bireylersiniz. Esas işiniz tekstil değildi ancak... - Neden bahsediyorsun? Ne kazandırılması. Ben kendimi bildim bileli tekstil fabrikasında çalışırım. Arkadaşımda öyle, yıllardır orada çalışırı: - Bakın üzülerek söylemeliyim ki sizler aslında daha önce bir bilgisayar suçu işleyerek ve sahte bir bilgisayar kahramanı yaratarak herkesin başına bir sürü bela açan “yeniden kazandırılmış kişilersiniz. Şu anda sizin korkunç bilgisayar yakalamak ve yoketmekle . Fakat artık işler çığırından çıktı ve yarattığınız bilgisayar algoritması neredeyse serbest bir iradeye sahip, zeki ancak kötü bir varlığa dönüştü. Belki hatırlarsınız ismi “Thing”. - Bakın bayım siz yanlış kişilerle konuşuyorsunuz. Daha öncede söylediğim gibi tekstil fabrikasında çalışırız ve sizin bilgisayarlarınızdan da hiç anlamayız. Ayrıca “Thing” ne kötü bir isim öyle. İddia e saçmalıkları yapmış olsak bile inanki böyle kötü bir isim takmazdık. Ancak zırvalarınızdan hiçbir şey anlamadığımız gibi bu şekilde devam edecek olursanız benden alacağınız her cevap koskoca bir “Hayır, bilmiyorum” olacaktır. Değil mi XV-13? - Kesinlikle, hiçbir şey anlamıyorum. - Pekala beyler; eğer size fabrika işçisi nızı, aslında zeki ve kaçık birer olmadı. bilgisayar dahisi olduğunuzu kanıtlarsam bana çok ufak da olsa yardım edeceğinizi garanti eder misiniz?
- Fakat bayım biz... - Lütfen, Evet veya Hayır. En azından yok edilmiş geçmişinizde neler yaptığınızı duymuş olursunuz. - Eh! madem öyle dediğiniz gibi olsun. Sence XV-13? Eğlenceli olur ha ne dersin? - Kabul, peki Ekip arkadaşlarımın bana inanmaz gözlerle baktığını gördüğümde bir anlık riskli ve uçarı bir hareket yaptığımı anlamıştım. Aslında “yeniden kazandırılmış” kişilere bu şekilde davranmak kesinlikle yasaktı ama yapılması gerekenin bu olduğuna dair inancım sonsuzdu. Risk yoksa, başarı da yoktu. Ve bu manyakların beyninin karanlıkta kalmış, ulaşılmaz bir yerinde kesinlikle işimize yarayacak bilgiler bulunduğuna inanıyordum. Böylesine akıllı tiplerin kendilerinde farkında olmadığı bazı bilgileri sağlama almış olması geörel işte ben bunları ortaya çıkaracaktım... Geçenlerde yatağımın yanındaki sandalyeye oturup, yatakta yatan kendimi seyretmeye koyuldum. Sanki kağıttan kesilmiş, her taraftan aynı 2 boyutlu profili görünen bir karikatür kahramanı gibi görünüyordu. Kendisi ile dışındaki dünya arasında bir boşluk bırakmak isteyen ve bu boşluğu tehdit eden her türlü unsurun karşısına görünmez oyuncak bir silahla dikilen yanlız bir kahraman: İşte o bendim. Özne N ve nesne ilişkisini kendisi adına yok eden, kendi kendisinin oyuncağı olduğuna inanmış bir varlık İlginç ama yine de o bendim. İyiliğin ve kötülüğün sınırlarında dolaşan, yalnız ve yorgun bir ruh: Istırap verici ama o bendim. Geçmişe doğru kasvetli bir yolculuğa çıkan ve önüne dikilen 24 Polat'a da aynı yumruğu indiren kızgın bir mizaç: Yo! hayır, böyle birşey yapıyor olamaz ama o bendim. Şu anki zamana kadar olan yaşantısını olanaksız istekler, boş imgeler, boş tasarılar ardında kullandığına inanan kötü bir yürek: İtiraz ediyorum, çok büyük haksızlık ama yine de o bendim. Geçmişin rahatsız edici dikenlerini tek tek koparan; yaşamını bir yandan ileriye götürüp, bir yandan da dönüp ayak izlerini silmeye çalışan zayıf bir karakter: Yo artık bakmaya dayanamıyorum ama o bendim. Hep yalnız kalmayı düşleyen fakat yalnız kaldığında bunun acısını çekme cesareti gösteremeyen yarım kalmış bir varoluş: Hayır yeter, bu saçmalıklara şahit olmak istemiyorum, ancak ne yapabilirim o bendim. Evet ne yazık ki bendim. Umutlardan, coşkulardan, isteklerden, hayallerden, içgüdülerden oluşmuş karmaşık bir yapıydım. Bunlar olmadan ben neydim ki?... Geçenlerde yatağımın yanındaki sandalyeden kalkıp yatakta yatan kendimin yanına yattım. > Kendimle kendim arasında bir boşluk bırakmak | istemiyordum. Kendi kendime gülümsedim: İşte o bendim. Hoşgeldiniz Overdose dostları. Yeni bir sayı, yeni bir macera, en taze, en yeni istekler ve yeni bir Overdose. Bu ay da dahil tam 6. Overdose bu; ve şüpheci bir karakteri olan ben, gösterilen bu ilginin karşısında sizlere ve bana güvenen diğer arkadaşlarıma (onlar kendilerini bilirler; zaten 3-5 kişi) teşekkür borçluyum. Yine mektup bombasına tutulduk. Kamer'in posta kutusu Overdose'a gelen mektuplarla doldu taştı. Ne diim: Sağolun ve bittabii ki mektup yazmaya devam edin |dilencilik başlangıcı). Şimdi açıklamam gereken bazı maddeler var, birikti, bi zahmet okuyun: 1- Gelen mektupların bazılarında baştaki hikaye ile ilgili anlaşılmayan birkaç nokta olduğunu tespit ettim. Şimdi bu baştaki hikaye aslında her ay yazılan ayrı bir hikaye değil, devamlı süren bir hikaye. Tek başına ayrı bir hikaye olarak okunduğunda anlamsız kaçacak ve doğal olarak “Ne lan bu?” denilecektir. Yanlış anlamayı hemen düzelteyim: Bu birkaç ay daha sürecek devamlı bir hikayedir, sakin makin olun (türkçeyi katletme başlangıcı 1). 2- Yine tespit ettiğim |hep tespit ederim, işim bu) bir başka nokta da tarzımla ilgili (diğerlerine göre sorun). Şimdi yazacaklarımı tarzımdan şikayeti olanlar okusunlar, diğerlerinin şikayeti yoksa burayı geçebilirler: Bi kere Overdose'a mektup yazan herkesi yakın arkadaş, samimi bir kişi gibi görürüm ve bunu yazılarıma yansıtarak saçma sapan bir ciddiyet ve mesafeden uzak durmaya çalışırım. Madem 2hayatta bir araya gelip de konuşmamız olmassa bu yoldan samimiyet kuralım. Ey asılsız alınganlığın kıskacındaki Türk gençliği: Size sıcak bir dost, yakın bir arkadaş gibi davrandığım için beni suçlayabilir misiniz? (tarzımdan şikayetçi olanlar size söylüyorum). 3- Gördüğünüz gibi bu ay yönetim kurulunu toptan bir şekilde tokattan geçirdim, yerlerde süründürdüm, kırbaçladım, tekmeledim ve Overdose'u 8 sayfa yaptırttım. Güle güle kullanın. Biraz güç toplayayım yakında 10 sayfa oluruz merak etmeyin (bu arada geçen ayki kampanya da güme gitti yaw) 4- Bu da bir rica: Lütfen artık mektuplarınıza Mac'le ilgili yorum veya soru yazmayın. Yani artık 6 ay geçti ve ben Mac Mit'inden çok fena sıkıldım. Adam özgür iradesini kullanıp çekti gitti işte. Bunun “nedenlerini” ve “nasıllarını” cevaplamak sizde takdir edersiniz ki benim sorumluluk menzilimin tamamen dışında kalmaktadır. Bu ricayı göz önünde bulunduracağınıza inanıyor ve hassasiyetiniz için şimdiden teşekkür ediyorum (ayol, çok kibarım). Eveeeet, bakalım bu ay sosyal aktivitelerimi yerine getirip, makinanın çalışmasını sağlayacak uyumlu bir birey olmuş muyum? (“mesaj var” başlangıcı 1) Ayın Oyunu: Bu ayın oyunu Fallout |bu kadar kötü başlangıç da yapılmaz be!!). Oldukça ilginç bir oyun; Biraz Diablo, biraz Daggerfall karışımı ve daha çok Adventure tarafı ağır basan güzel bir FRP- Adventure. Oyunun en güzel tarafı zaman faktörünüde göz önüne alarak belli bir heyecan ve gerilim yaratabilmesi. Ve ilginç tarafı da zamanı ve görevi boş verirseniz tamamen özgür bir biçimde dolaşıp istediğinizi yapabilmeniz ama!). Diğer radikal adventure ve FRP'lerde olan sıkı kurallara uymanız gerekmiyor. Bunun yanında grafikleri, konusu, atmosferi, sesleri gayet güzel ve bağlayıcı nitelikte. Tek sıkıcı tarafı Combat'larda Turn-Based olması (real time olsa ne güzel Buna rağmen “o kadar kusur kadı kızında da olur” diyerek alınır, oynanır, oynatılır, tavsiye edilir değil, siz edin. Yeminimi bozmam!!) Ayın Filmi: Bu ay bizim GameShow tayfasıyla acayip bir filme gittik ve topumuz birden (top da dahil (kötü espri|) allak bullak olduk. Hani şu mükemmel Dune filmini çeken punk saçlı uçuk yönetmen var ya, David Lyneh, işte o ve son filmi: Lost Highway. Bu adamın Dune dışında normal bir film çektiği görülmemiştir. Söz konusu filmlerinde bir dolu ruh hastası karakter, gayet sıradışı bir hayatı yaşamak zorunda kalırlar (Wild at Hearts, Twin Peaks). İşte Lost Highway'de böyle bir film. Ask ihanet (00000!!), kıskançlık (cık, cık!!), sıradışılık (?) gibi kavramların hakim olduğu fakat bu kavramların asla normal bir yolla anlatılmadığı oldukça kompleks ve mükemmel bir film. Özellikle müziklere, konunun işlenişine ve kurguya dikkat diyorum Ayın Kitabı: Bilim Kurgu'nun en baba isimlerinden İsaac Asimov'un bir romanı var bu ay huzurlarınızda: Sonsuzluğun Sonu. Genelde zaman paradoksu üzerine oldukça güçlü bir hikaye kuran (kuran-ı kerim esprisi yapacam, dayanamıyorum) yazar aynı zamanda insanın varoluşsal durumuna da göz atıyor (bizim kafası karışık az kalsın yakıyordu kitabı!! Biliyorsunuz muhteşem salağımız Serkan gitti). Özellikle zamanda ileri geri gitmeler, gerçekliğin değiştirilmesi; sonsuzluk alanının kurulması gibi * her yeri hayal bir dolu kavram romanın temeline o kadar güzel oturtulmuş ki baştan sona kadar rahatlıkla okunabiliyor. Ama sonra kafanızda bir sürü soru işareti oluşuyor. Eee Isaac Asimov bu; kesinlikle alın. Ha birde kitap fuarından “Tanrıbilim ve Felsefe konuşmaları” isminde bir kitap daha almıştım. Bulursanız kesinlikle alın diyorum. Doktor, Doktorun arkadaşı, Teolog ve Rasyonalist'den oluşan 4 kişinin azgın bir Felsefe tartışmasına girişini zevkle okuyacaksınız. Ayın Albümü: Kesinlikle Overkill'ın “From the underground and Below adlı albümü. Şu son bir senedir dinlediğim en iyi Trash albümü. Saçma sapan değişim rüzgarına kapılmadan da çok iyi müzik yapılacağını kanıtlayan mükemmel bir gruptur Overkili. Bu albümde de sert bir yapı üzerine oturtulmuş ustaca bir vokal ve melodi hemen kulağa çarpıyor. Parçalar çoşturucu ve tempo hiç düşmüyor. Kötü parca yok. Ne diyim tez alınmalı. Metallica Reload'i önyargılarımdan uzak dinliyorum. değerli fikirlerimi gelecek ay belirticem. Ayın Olayı: Kamer'de bu ay Network Eğlencesi vardı. Topluca Warcraft 2 oynamaktan kafayı yedik: Dergiye yetişmesi gereken ne kadar iş varsa hepsi yarım kaldı. Uyarıyorum: Bu Network'den herkes de olması gerekiyor (olumsuz konuşucam sandınız dimi). Yasal uyuşturucu buna