Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 60
ize çok parlak görünen ve tek kurtuluş yolu olduğuna inandığımız bu fikrin, ileride başımıza türlü belalar açacağını tahmin edemezdik elbette. Göremediğimiz ancak yaşamımızın her anında hissettiğimiz baskı, bizi geniş çaplı planlar yapıp bunları uygulamaktan alıkoyuyordu. Aradaki görünmeyen kalın ip gittikçe inceliyordu. İlk olarak devlet laboratuarına başvurarak iki manyağın aletlerine ve kullandıkları programa neler olduğunu öğrenmeye çalıştık. Önümüzde bürokratik engeller olmadığı için en azından bu konuda zaman kaybetmiyorduk. Sanıyorum ki zaman, o anda bizim için yemek, içmek veya uyumaktan daha değerliydi. Laboratuar görevlileri aletlerin tok olmadığını (tahmin edildiği gibi), aslında başka bir grubun da orada bu aletleri ve programı tekrar incelemeye aldıklarını söyleyerek suratımıza bir tokat daha atmış oldu. Şaşırmıştık ama içimizde kaynayan bir çoşkuyu da gizleyemiyorduk. Fakat bu “diğer grup” nedense bizden gizlenmişti. Durumun politik yanını ve perde arkasını hiç umursamadan gerekli ekipmanı kurup hemen laboratuara yol aldık. Ortak düşüncemiz ise çok basitti: Oradaki bilgisayarı ve programı inceleyerek, “Thing” denen sahte Manyağı ortadan kaldıracaktık. Düşüncede herşey © kadar basitti ki, kendimizi çocuksu bir mutluluktan alıkoyamıyorduk. Karmaşık bir problemi çözerken doğru yolu izlediğine inanan bir öğrencinin tutkulu ve kararlı bir ruh hali vardı hepimizde. Laboratuara vardığımızda diğer uzman grup bizi samimi bir havada karşılayarak suç aletinin olduğu odaya götürdü. İşte oradaydı. Görünüşte çok masumdu fakat yaptıklarını bir düşününce masum gibi bir sıfatı haketmiyordu. Heyecanımızı engelleyemeyerek hemen bilgisayarı incelemeye aldık. Ekibin başı otoriter bir sesle: - Biz de yeni incelemeye aldık. İlk ekip gereken incelemeyi yapmış ancak tek yaptıkları bilgisayarı açıp kapamak olmuş anlaşılan. - Algoritmayı buldunuz mu? - Hangi algoritmayı? - Siz burda oyun oynuyorsunuz galiba. Kimin olacak “Thing'in algoritması. - Tam üstüne bastın dostum. Çünkü bizi de o lanet algoritmayı bulmakla görevlendirdiler ama tek bulduğumuz o 2 manyağın oynadığı “Brave New World” oyunu oldu. - Dediğimi duydun. Oyun. Bu bilgisayardaki tek algoritma o oyunun ki ve ismi de “Thing' değil. Zaten kaç gündür bu saçma oyunun algoritmasını inceliyoruz, belki bir ipucu yakalayabiliriz diye. Bundan daha kötü bir hayalkırıklığı olamazdı. Durum zaten yeterince kötüydü ve önümüzdeki seçeneklerde bize “daha kötüyü” işaret ediyordu. Hala şaşkınlığımızı koruyarak. - Peki kim sildi “Thing'in algoritmasını burdan? - Dostum biz dedektif değiliz. Sadece işimizi yapmaya çalışıyoruz. Biz de bilmek isterdik kimin sildiğini ama elimizden gelen bu kadar. Kimbilir belki de ilk inceleyen ekipten birisi yapmıştır veya şu lanet “Thing'de yapmış olabilir. Biz gelmeden önce bilgisayar çalışır durumdaydı. - Thing'in birşeyler yaptığı fikrinize katılabilirim ama o konuda daha sağlam kanıtlara ihtiyacımız var. Sizden önceki ekiple bir bağlantı kurmanın yolu var mı? - Dostum siz bilgisayar uzmanı değil dedektif olmalıymışsınız. Çağımızın çok soru soran “Sherlock Holmes'lara ihtiyacı var. Aslında | daha geçen ay burda çalışıyorlardı ancak sebepsizce işten ayrılmışlar. Bizim de sonumuz onlar gibi olmadan ben işime döneyim izin verirseniz. Tüm bunların üzerine bir de adamların eğlencesi olmuştuk. Uğradığımız yeni hayal kırıklığını saklamaya çalışarak diğer ekibe “ iyi oyunlar” diledik ve oradan uzaklaştık. Planımızın birinci bölümü hiçte iyi gitmemişti ama ikincisinin iyi gideceğine dair tekrar umutlarımızı bilemiştik... Hoşgeldiniz baylar |ve varsa bayanlar). Bir göz açıp kapama, bir soluk alıp verme kadar sürecek ancak bu kısa sürede hayatınızın en tutkulu ve heyecanlı anını yaşatacak bir Overdose macerası daha başlıyor. Ve berbat bir kılavuz olan ben, size böyle bir macera da kargalık edecek olmaktan dolayı çok heyecanlıyım. Bu ay mektup yağdı Overdose'a. Her zaman altında dans etmekten hoşlandığım türden bir yağmur bu. Bu mektuplarda her birinizin isteklerini, hayallerini, çoşkularını gördüm. Mektuplara dökülmüş yardım isteyen ellerin devinimlerine bakıp heyecanlandım. Harflerden, sayılardan, kelimelerden ve cümlelerden inşa edilmiş kocaman bir ülkenin çekim gücünü ruhumun en derin yerlerinde hissettim. Aramızda kalın bir bağ oluşturan bu ütopik ülkenin sınırsızlığı karşısında bocaladım. Ve berbat bir kılavuz olan beri size ancak bir göz açıp kapama, bir soluk alıp verme kadar yakınım. Eğer yardım istiyorsanız, ben yardım etmekte gönüllü bir elçiyim. Muhabbet isterseniz, bir dost sıcaklığı içerisinde sonsuzcasına muhabetçiyim. Bilgi isterseniz en geniş kütüphaneyim. Sevgi isterseniz, hayallerinizdeki sevgiyim. Yalan, palavra isterseniz, ben mükemmel bir yalancı ve palavracıyım. Hayal, fantazi isterseniz, ben bir fantazi dünyasıyım. Sadece isteyin, size güneş ve yıldızları alayım. İsteyin, size bunlardan oluşan aydınlık bir ülke kurayım, içinde de siz yaşayın. Ama bunlara rağmen hala bir soluk, göz açıp kapama, yalnız ve titreşen bir gölgeden başka bir şey değilim. Hem aydınlığım hem karanlık, hem herşeyim hem de hiçbirşey, hem her yerdeyim, hem de hiçbir yerde, hem varım, hem de yokum. Ama sizler hep buralardasınız. Kendiniz olmasanız bile... Bu ay da ilginç geçti. Dergi sürüsü olarak yine durmadan gece gündüz çalıştık. Küçük bir dişisi Engin Abla, kontrol edemedikleri bir kaçma içgı üyle, hayatın baskısını kısa bir sürede olsa üzerinden atabilmek ve karınca yuvasına dönmüş beyinlerini rahatlatmak için 3 günlük kısa bir İzmir turu yaptılar. Ah, ah nasıl kıskandım onları. O sırada bir sürü makinanın, kabloların, menülerin, eğrilerin, frame'lerin, field'ların, tangent type'ların boğucu karmaşıklığından nasıl da kaçmak isterdim. Ama olmadı. Israrlı tatil talepleri karşısında hayatın beni kontrol eden bazı güçlerine “defolun lan! Ben arkadaşlarımla gidiyorum” diyemedim. Hayatta çok az şeyden pişman olan ben, bu durum karşısında pişman değilim diyemedim. Artık başka bir zamana (öyle bir zaman diliminin olmadığını daha sonra tartışırız). Görüldüğü üzere bu ay 80 sayfa olduk. Yönetim kurulu toplantısında yapılan ateşli tartışmalar şunu gösterdi ki: Biz artık kabımıza sığmıyoruz. Hem sizi, hem de kendimizi memnun etmek amacıyla bazı mükemmel kararlar aldık ve bu ay bunlardan ilkini uygulamaya geçirdik. Daha çoooook süprizimiz var, bekleyin görün. Fakat yönetim kurulunun pek saygın kibirli üyelerine “Overdose'a gelen mektup yağmuru siz çok değerli üyelerin de gördüğü gibi had safhadadır ve bu mektup yağmuruna gerekli çözüm ise Overdose'un sayfa sayısının artırılmasıdır. Kuruldan isteğim, Overdose'un sayfa sayısının 8'e çıkarılması ve burayı okuyan insanların bir an önce mutlu edilmesidir. Aksi halde sosyal ve psikolojik doktrinler bize gösteriyor ki...” diyemeden “Tamam lan kes, saçmalama da git yazını yaz” gibi gayet ferahlatıcı bir cevap aldım (aslında onlar birşey söylemedi ama ben böyle anladım). Neyse bu konuda bir başka bahara kaldı (tamam, tamam konuşucağız bu olmayan zaman dilimini). Siz sayfa sayısının artmasını istiyorsanız zaten ne yapacağınızı biliyorsunuz. Elalemin dandik kampanyalarına boş vakit harcamayın da bu konu üzerinde durun bence. Neyse, bakalım başka neler yapmışız: Ayın Oyunu: Bu ay iki oyuna fazlaca takıldım: Birisi Shadow of the Empire, diğeri de Dark Reign. Shadow of the Empire fazlaca popüler olan Star Wars konulu ve grafikleri, sesleri, atmosferi, oynanabilirliği ve sürükleyiciliğiyle kesinlikle mükemmel. Hele iki kişi oynayınca tadına doyum olmuyor. Yalnız oyunun tek gıcık tarafı 3D hızlandırıcı kart istemesi. Bakmayın siz benim böyle konuştuğuma, bende de 3D kart mart yok zaten. Bizim Kamer'de var. Orda oynadım. Ha bu arada 3D kart almak isteyenler 200$ civarında bir parayı cepten çıkarsınlar. Zaten oyun firmaları yavaş yavaş bu 3D kart olayına yöneliyorlar bilesiniz. Diğer oyun olan Dark Reign ise Red Alert'in geliştirilmiş bir versiyonu. Birçok yenilik sizi bekliyor bu oyunda. Mesela 'resource' kaynaklarınız artık bir taneyle sınırlı değil, ayrıca yine iki tane ırk var savaş halinde olan ama bu sefer hazır komutlarla yetinmek zorunda değilsiniz. Duruma göre türlü türlü komutlar verebiliyorsunuz (saklan gibi mesela). Bunun yanında grafikleri, sesleri ve sürükleyiciliğle alınması ve oynanması gereken bir real-time strateji. Tez kapışın diyorum. Ayın Albümü: Bu ay tek albüm dinledim: Paradise Lost'tan “One Second”. Bu grup müzik piyasasının en kaliteli gruplarındandır. “Shades of God", “İcon” ve “Draconian Times” gibi şaheser albümleri vardır. Fakat gel gör ki olumsuz değişim rüzgarına bunlar da kapılmış olacak ki, yeni albümleri tam bir “New Age” olmuş. Dinlerken az daha yere yuvarlanıyordum. Birden kendimi Depeche Mode dinliyormuş gibi hissettim. Nerde eski güzelim albümlerinde ki “o mükemmel ton ve muhteşem uyum”. Bitmiş, gitmiş. Depeche Mode'a yeni ve ciddi rakip artık Paradise Lost. Bize de geçmiş kaldı. Ve farkındaysanız bu da ayın albümü olmadı. Ayın Filmi: Bu ay da bir sürü filme gittim ve hepsi de iyi filmler. Sıradan gidelim: 1-Twin Town: Trainspotting filminin yapımcılarından ilginç bir film. Bu sefer Galler'de ki olumlu ve olumsuz duruma bir göz atıyoruz. Film spotunda da dediği gibi “Gallerin, İskoçya'ya cevabı”. Seyredilir. 2- Fifth Element: Muhteşem Leon filminin yönetmeni Luc Besson'dan tam bir eğlencelik bilim kurgu. Bol bol efekt, espri, aksiyon ve az biraz mesaj. Bir Fransız'ın bolca Hollywood kokan 2 saatlik eğlenceliği. Gidilmesi gerek. 3- Breakdown: Benim Kurt Russell hayranlığım vardır ve nedense bu adamın oynadığı filmler kötü olmaz (bana göre). Breakdown'da da bu aynen böyle. Bol kaslı ve her türlü gerçek dışı becerisi olan film kahramanlarının aksine başına gelen onca belaya karşın normal bir hayatta benim veya sizin gibi tavırları olan, korkan, bocalayan ama sonunda olayı çözüme kavuşturan mütevazi ve inanılır bir tip çizmiş. Alacalı bulacalı Hollywood yapımları arasında fazlaca bir yer bulamayan süper bir film. Kesinlikle gidilir, eğer vizyondan kalkmışsa video'su bulunur ve seyredilir. 4- Contact: İşte bu ayın filmi. Yeni rahmetli bilim adamı Carl Sagan'ın romanından uyralanan bu filmde aradığınız herşey var. Özellikle temelinde yatan din-bilim çatışması filmin ana teması. Bunlardan başka çekimleri, düzeyli bir seyir izleyen konusu, atmosferi, Metafizik ve Felsefi derinliği, bol bol insanlığa ait mesajları, teknik yapısı ve tabii ki yönetmenin Robert Zemeckis olmasıyla film, mükemmel bir bilim kurgu olarak kesinlikle gidilmeyi hakediyor. Özellikle iyi bir oyun çıkaran Jodie Foster'ın galakside yaptığı yolculuk tek kelimeyle inanılmaz. Bu yazıyı bitirir bitirmez hemen gidin. Pişman olmayacaksınız, olamayacaksınız. Ayın Kitabı: Bu ay bayağı kitap okudum (hep de bayağı oluyor bunlar. O kadar işimin arasında bunlara nasıl zaman bulduğuma şimdi şaşırıyorum). Yine sıradan gidelim: 1- Kipling'ten alıntı yapmayı seven hırsız: Lawrence Block'un hırsız dedektifi yine iş başında | bu hırsız dedektifin nasıl olduğunu daha önce açıklamıştım|. Bu sefer Kipling'in az bulunan bir eserinin, hırsız dedektifimizin ismi Bernard Rhodenbarr|
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 61
(” PV e Ge başına nasıl bela olduğunu okuyacak ve çok eğleneceksiniz. Bu güzel seri zaten tüm hızıyla sürüyor. Mutlaka alın. 2- Deccal: Nietczhe okur musuz? Zordur bu herifi okumak. Karmaşık bir yazı stili ve çoğu eserlerinde görülen “insanüstü” kavramı vardır ve başlı başına bir Din düşmanı olmakla tanınır. Bu eserinde de Hristiyanlığı tanıtarak Tüm dinlere lanetler yağdırmaktadır. Yasaklandığı için uzun süre tozlu raflarda kalan bu kitabı mutlaka alıp okuyun demiyorum, size kalmış ama yaygın bir fikrin karşısında başka bir fikir olacağını da görmek isteyenler bu kitabı alıp okuyabilirler. 3- Resimli Adam: İşte bu ayın kitabı. Ray Bradbury'den nefes kesici, şaşırtıcı ve hayal gücünü zorlayan 20 nefis bilim kurgu hikayesi. Bilimkurgu'nun yetkin isimlerinden olan bu ustanın ayrıca “Fahrenheit 451” isimli mükemmel bir romanı da var. Bu kitabı sahaflarda bulabilirsiniz (söyliyim dedim). Bu arada kitap fuarı başladı ve ben ilk gün giderek bir dolu para harcadım. Alınmazsa pişman olunacak müthiş kitaplar var ve hepside 620 9030 indirimli. Kesin gidin. Ayın Patlağı: Mert hıyarı yine patladı ve bu seferkinin şiddeti diğerini gölgede bıraktı. Meg'in patlağı ise hala sürüyor. Bu patlağın kronik olmasından korkuyoruz. Engin Abla'da da gizli bir patlak olduğuna dair kuvvetli şüphelerimiz var ve her zaman ki gibi bu patlakların içeriklerini hiçbir şekilde açıklayamıyorum. Halkın bilgi alma özgürlüğünü kısıtlıyor bu patlaklar. Sinir oluyorum ve böyle devam ederse ben de bu sebepten dolayı patlıycam. Ayın Kampanyası: “Overdose kesinlikle 8 sayfa olsun” kampanyası oldukça önemli. Bu kampanyaya destek vereceğinizden hiçbir şekilde şüphe etmiyorum. Göriyim sizi. Bu arada taklitçi kafası karışıkların kampanyalarına da cılız destekler verebilirsiniz. Varlıklarının devamı buna bağlı. Yazık, acıyorum aslında... Evet şimdi soru cevap faslına göz atmanın zamanı geldi de geçiyor. Hadi size kolay gelsin. Son söz'de görüşmek üzere: MERT: Patron, biz bu herife çok yüz verdik galiba? Sevgili Zebani, Ben Ersin Cuğ (15). Nasılsın, iyi misin? Ne zamandır Game Show'u almama rağmen hiç mektup yazmamıştım. Yani bu ilk. Umarım yayınlarsın. Fazla konuşmadan sorularıma geçiyorum. 1- Theme Hosnpital'ı aldım, oynadım, beğendim. Tam 5. bölümdeyken Eylül ayında şifrelerini yayınladınız. Bunları kullanmamayı düşünürken dayanamadım, kullandım. Ve şimdi oyunun zevki kaçtı. Sıra sıra bölümleri geçtim. Oyun çok tutuldu mu? İkincisi çıkar mı? Çıkarsa ne zaman? 2- Fifa 97'yi aldım, beğendim. Harika bir futbol oyunu ama çok kolay. Oynadığım ilk Play off'da şampiyon olarak çıktım. Hiç abartmıyorum her rakibime 3-4 golden az atmadım (rakiplerimzUkrayna, İtalya, Fransa, Brezilya). Acaba bende mi birşey var, yoksa oyunda mı? 3- Tiberium Sun'dan umudu kestik, şimdi Fifa 98'i bekliyorum. Ne zaman çıkacak? Acaba Fifa Soccer Manager, Fifa 98 yerine mi çıktı? (Yani FSM Fifa 98 mi?). Başka bir dergiden okuduğum yazıdan kafam karıştı. 4- Bence Championship Manager 2 piyasadaki en iyi menejerlik oyunu. Bunun 95-96 sezonunu oynadım. Ve şimdi bunun yeni çıkan 97 CD versiyonuyla bir farkı var mıdır? Varsa neler? Ve almaya değer mi? Ersin Cuğ Zebani: Sağol işte iyi olmaya çalışıyorum. Kötü de değilim; yani arada bir yerdeyim ama 3. halin imkansızlığı bana “ya iyisindir, ya kötüsündür; bunun arası olamaz” diyor. Mantık işte. Halbuki ben burda hayal gücünü devreye sokup “idare eder diyebilirim” ve bunun mantığa da aykırı bir yanı olduğuna inanmıyorum (ders bitti. O aldım). Senin de gördüğün gibi kendimle çatışma halindeyim. Benim bu durumumu sen kendi kafanda çöz bence. Unutma hayal gücünü kullanarak bir şekilde zihninde beni var edebilirsin. O zaman “nasılsın iyi misin?” gibi sorularına belirsiz cevaplar almak yerine, kafandaki zebani sana en doğru cevabı söyleyecektir (amma da uzattım ha!). Neyse sen nasılsın bakalım ? (he he). Bence sen şu cevaplardan sonra daha iyi olacaksın (he he, hile yaparım hep). - İyi güzel de evladım sen nefsine hakim olamıyor musun? Eğer bir şekilde bu Cheat'leri kullandıysan ihtiyaç duyduğun için kullanmışsındır diyeceğim ama şüphecilik olacak şimdi bu da. Yani sen oyunun zevkli olduğuna inanıp, 5. bölüme kadar da geldiysen bundan sonra neden Cheat kullanmak isteyesin ki? Şüpheciliğimi gidermem için bana sağlam kanıtlar sun bakayım. Oyun genelde tutuldu mu bilmiyorum ama ben çok tuttum. İkincisi içinse şu anda hiçbir bilgi yok elimde. Bekle babam bekle, belki çıkar. Sakin olmak lazım. 2- Hem sen de, hem de oyunda var. Bu nasıl oluyor diyeceksin sen şimdi, hemen açıklayayım: Oyunda, çünkü Fifa97'nin Beginner, Semi-pro ve Pro denen üç tane seçeneği var. Sen de, çünkü Beginner olduğun halde bunun farkında değilsin. Buraya gel de bir tırmık atayım sana. 3- O hangi dergi bakayım? Sen başka dergilerde mi okuyorsun? Tüh seni rezil. Tabii kafan karışır. Oyunun resmi çıkış tarihi 4 Kasım (aslında herifler 10 Kasım da çıkaracakmış ama Ata'ya olan saygılarından tarihi geri çekmişler!!!). Ama 36-42 kuzey paralelleri ile 26-45 doğu meridyenleri arasında kalan toprak parçasına o tarihte gelir mi bilinmez. Sakin olmak lazım (2). Bu arada bir daha başka dergi okuduğunu görür veya duyarsam (okursam), yaşama sevincini elinden alır, tutkuları boşalmış boş bir kabuk haline dönüştürürüm seni bilesin. 4- Bittabii ki var. Yeni takımlar, yeni oyuncular ve bir dolu şey. Zaten daha önceki versiyonunu sevdiysen (ki en iyisi olduğunu düşünüyorsun), bunu da koşa koşa alıp oynaman gerekiyor; içinden “The Incredible Hulk” oyunu çıksa bile (Kamer de var).