Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 25
HELEN
1CD 17 MB HARDISK
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 24
ma olmuyor işte. Diyorum ki, güzel şeyler yazayım, içimdeki fırtınaların yerine serin meltemleri anlatayım diyorum; masamın, klavyemin başına oturmadan öyle şeyler görüyor ki bu gözler, öyle sert darbeler alıyor ki bu yürek, kelimelerime yansımaması kaçınılmaz oluyor. Diyeceğim o ki ateşten günler geçirdim, yumruklar yedim kalbime, kapkara bu aralar kelimelerim. Allahtan bu ay üzerinde sohbet edeceğimiz oyunda da sert rüzgarlar esiyor: Hexen 2! Hexen 2, adından da anlaşılacağı üzere serisinin ikincisi. Doom gibi salgının arasında kendine kişilikli bir yer edinebilmiş Hexen'in devamı... Doom gibilerin sadık bir oyuncusu olarak Hexen 2'yi kaçıramazdım doğrusu. Oyun doom-gibilere yepyeni özellikler falan getiriyor değil. Gerçi birincisinden birçok konuda çok çok daha iyi ama maalesef Hexen 2'de çok büyük bir yenilik bulamıyoruz. Son dönemlerin lüks modası 3D ekran kartını da destekleyen H2'yi Hüseyin sayesinde (bkz. Shadow Of Empire) GL versiyonunda oynayınca grafiklere ve atmosfere hayran kalmamak elde değil. 5 değişik texture-mapped ayaklarınızın (klavyenizin)
altına serilmiş durumda: Ortaçağdan kalma bir köy, Meso-Amerikan tapınağı, Mısır Mezarlığı, Yunan sarayı ve göz kamaştırıcı bir katedral. Tüm bu ortamlardaki görsel efektler (suda aksimiz, duvarlardaki hiyeroglifler...) beni gerçekten çok etkiledi. Etkiledi etkilemesine de ben H2'nin başına otururken hiç de güzel mekanlar görmek istemiyordum. Aksine vahşet istiyordum. Hemen gözlerinizi açıp bu adam çıldırmış gibisinden bakmayın bana. Siz de istemiyor musunuz size saldırmaya hazırlanan okçunun ellerini vücudundan ayırıp havada uçuşlarını ağzınızın suyu akarken seyretmek? Hayır eğer istemiyor ve siz de psikoloğum gibi bunların insan ruhuna zararlı olduğunu düşünüyorsanız ne H2'nin ne de herhangi bir doom-gibinin yanından bile geçmeyin. Diyeceğim O Ki.. Grafikler bir kenara, silahlarımız neler, karakter olayı varmış bilip de söylemeyenin... 4 değişik karakterden birini seçerek assassin, necromancer, paladin ya da crusader olarak oynayabiliyoruz. Nedir peki farklı karakter seçmenin avantajı? Her karakterin farklı özellikleri var: Güç, saldırı gücü, özel büyü ve güçler gibi... Bu ayrıntılar her ne kadar iyi düşünülmüşse de, değişik karakterlerin değişik görüntüleri ve silahları oyuna zevk katıyorsa da, ben karakter seçiminin göz boyamaktan başka bir etkisini göremedim. Yalnız iki psikolojik vaka network, internet ya da serial port vasıtası ile karşı karşıya gelirseniz durum biraz daha değişiyor ve karakterinizin farklarını biraz daha içten hissediyorsunuz. Deathmatch'lerde de daha çok item'ı olan işi götürür, aklınızda bulunsun. Bu arada biz de paladin olduk gitti mesela... Her karakterin topu topu 4 silahı olması da psikoloğumun yok etmeye çalıştığı hayvani güdülerimi tatmin etmek şöyle dursun yanından bile geçemedi. Demin de sözü geçti, ben atladım siz atlamamışsınızdır item olayları H2'de bilumum düzeyde bulunmakta. Item Detail olayına girmiyorum çünkü ben öldürmek için silahımdan başka araç kullanmam! Hexen 2'de en çok hoşuma giden chase camera oldu. Geçen ayki dergimizin Cheats köşesinde de yazmış olduğum gibi oyun esnasında klavyemizdeki 1 tuşunun solundaki tuşa basınca karşımıza çıkan komut satırında chase-active 1 yazınca karakterimizi sırtından görerek yönetebiliyoruz. Bu da oynadıkça monotonlaşan görüntü açısının değişmesi babında (var mı böyle bir kelime yahu) yararlı bir cheat. Cheat'lerden laf açılmışken H2'nin yapımcıları oyunun zorluk derecesinin farkındalar ki oyunla birlikte aynı anda cheat'lerini de piyasaya sürmüşler. Dediğim gibi geçen sayımızda bu kodları bulabilirsiniz ama ben kesinlikle kullanmanızı tavsiye etmem çünkü nerde kaldı delikanlılık! Chase Camera süper bir olay diyordum. Benim için Hexen 2'yi daha da çekici hale getiren en önemli özellik internet'te Hexen 2 daha doğrusu Quake Engine manyaklarının (burada manyak kelimesi Türkçe'deki gibi negatif bir anlamda değil, gavurcadaki delicesine ilgi anlamında kullanılmıştır, ilginize) H2 için birçok file yaratmış olmaları. Ne işe yarar bu file'lar diyeceksiniz: Örneğin ben iki tanesini denedim. Bunlardan biri chase camera olayını daha değişik bir şekilde kullanmanıza yarıyordu ki oyunun bakış açıları oldukça hareketli ve değişken oluyordu. Bir diğeri de örümcekleri devasal boyutlara getiriyordu. Quake Engine, kullanıcılar tarafından küçük programlar yazılarak desteklenmeye ve geliştirilmeye açık bir dil olduğu için bizim gibi oyun tüketim deliliği içinde olmayan yabancı oyunseverler bu konuda birçok üretimde bulunmuşlar ve bunları da internet üzerinde herkesle paylaşmaktan çekinmemişler. H2'ye geri dönmek gerekirse... H2 yüzlerce çeşit düşmanla dolu olmadığı için bölümün özelliklerine uygun olarak düşünülmüş düşmanlarınızın özelliklerini bir iki ölümden sonra anlıyorsunuz ve bu iş böyle olmaz diyorsunuz! H2 hakkında altı çizilerek söylenmesi gereken en önemli nokta sadece vahşi duygularımıza yönelik değil de maceraperest ruhlara da seslenen bir oyun olması. Nasıl yani demeyin, devam ediyorum: Oyun bölüm geçmekle, sadece tüm kapıları açıp, gizli geçitleri ve anahtarları bulmakla olmuyor. Belirli yerlerde karşımıza çıkmasını ümit ettiğimiz notlardaki ipuçlarında yazanları aynen yerine getirmeliyiz. Mesela kemikleri değirmende öğütüp kum yaptıktan sonra bu kumu demirci ocağında eriterek cam yapmalı ve... Hub 1 Blackmarsh Maceram... Ve'si ben en iyisi birinci Hub Blackmarsh'da başımdan geçenleri anlatayım da Hexen 2'nin macera yönü hakkında bir bilginiz olsun: Hub'a başlar başlamaz arkamdaki rampadan çıkıp kapıdan içeri girdim. Sağ duvardaki kilitle açılan tam karşıdaki gizli geçitten aşağı düştüm. Oradaki kilidi de açıp başladığım yere transport oldum. Artık diğer taraftan yoluma devam edebilirim. Tahta kapı açılır açılmaz karşıma çıkan kilidi mi açayım yoksa arka sütundaki adamı mı öldüreyim şaşırdım doğrusu. Kilitle açılan ortadaki naaşın üstünden geçince, beni çalı çimene çıkartacak yol önümde olmasa da sağımda açılmış oldu. Çimenlikte takip edebileceğim iki yol var. Solumda kalan tünel gibi yerden devam edebilirim ki tünele girdim bile. Karşılaştığım köprüden suya atlayıp serinlemek iyi bir fikir bence. Aa o da ne. Köprünün altında bir kilit ve gizli bir geçit var. Ama gizli geçitle geldiğim yerde şöyle sakin bir yer olsa gam yemeyeceğim! Neyse burada iyi bir temizlik yaptıktan sonra görüyorum ki işte bir kilit daha ve yukarı kaldırılacak bir tahta kol! Sıkı bir dövüşten sonra açılan büyük kapının ardından çıkan Bones Of Luric'i aldım bile. Sonra küçük bir transport olayı ile gerisin geri çayır çimene... Suya atladığımız köprüden bu kez devam edelim, içerilere doğru yolumuza bakalım. Ta ki bir Mancınıkla kendimizi surlardan yukarı attırmaya çalışana kadar. Çalışana kadar diyorum çünkü Mancınığın üzerine zıplayarak çıktıktan sonra bir darbe ile ancak kendimizi havalarda uçar buluyoruz. Yolumuza devam ederken açılan bir kapıdan tam kalenin girişine ulaşmışken kalenin kapanan köprüsüne yetişemiyoruz. En iyisi suya atlayıp hayvani deniz (!!) anasını öldürdükten sonra suyun altında soldaki duvardaki tahtaları kırarak açılan tünelde hızla yüzmek ve soluk soluğa sağ ilerdeki delikten oksijene ulaşmak. Küçük çıkıntıya çıkıp duvarı kırarak kaleye girebildiğimi sanıyorum. Yerdeki not gözümden kaçmadı tabii. Holü takip edip kapıdan da geçince bir meydanda gibi hissettim kendimi. Yukarılarda bir yerlerdeki auto-ok atarı imha edebilmek için soldaki merdivenlerden bir kaç basamak tırmanıp sağa dönünce okatara ulaşabileceğim. Okatarla işim bitince biraz önce yarısını çıktığım merdivenlere, kaldığım yerden tırmanmaya devam ediyorum ve ilerideki kapıdan geçiyorum. İçerilere doğru devam edip kavanozları kırdıktan sonra duvardaki işaretten kıllanıp sıkı bir darbe ile gizli geçidi açtım. Gizli geçidin sonundaki okatarı kullanarak dragon'a bir iki ok salladım. Ve kule yerle bir oldu! Bu işte bir hikmet var diyerek aşağı atladım. Ve kulenin yıkıntıları arasındaki teleporter ile değirmen anahtarını aldım. “Yahu madem anahtarını aldım açalım bari şu değirmeni” diyerek kendimi değirmenin kapısında buldum. İçeri girip ortasında dönen taşın altından gözüken kırmızı sıvıya yaklaşınca elimdeki kemikleri Dust Of Bone Luric haline getirmiş oldum. Çimenliğe geri dönüp suya atladığımız köprü yolundan büyücünün havuzuna dalarak Dust Of Bone Luric'i Transmutter haline getirdim. Ve nerde kalmıştık gibisinden bir duygu içinde biraz önce kuleyi havaya uçurduğum yere geri döndüm. Diğer odadaki kolu indirerek kalenin kapısını aşağı indirdim gibi bir hisse kapıldım! Yerdeki yarıktan aşağı düşüp, sıkı bir kavgadan sonra bir anda buradan çıkış olmadığı duygusuna kapıldım. Save edip biraz hava aldıktan sonra “Olur mu öyle şey canım kesin bir çıkışı vardır” diye düşünerek kaldığım yerden load ettim. Çıkış yolu olarak kenardaki bloğun üzerinden asma kata atlayabilseydim ne de güzel olurdu. Madem öyle aradaki boşluğa şu sert varilleri iteyim. Böylece atlaya zıplaya yeni bir büyücünün odasında buldum kendimi. Masasını parçalayınca gizli bir bölme buldum ama oyun için bir anlamı var mı bilemiyorum. En iyisi açık pencereden aşağı atlamak. Suyun altında sağdaki koridora girip hızla yüzerek koridorun sonundaki yüzük ile rahat bir nefes alarak deminden beri peşimde olan ahtapotu haklıyorum. Bu arada koridordaki kapı da dikkatimi çekti. Yaklaşınca Transmutter sayesinde kapı tahtaya dönüştü ve benim gazabıma uğrayarak parça parça oldu. Arkasındaki anahtarı cebe atmayı hak ettiğimi düşünüyorum doğrusu. Bu anahtarı nerede kullanacağımı biliyorum: Auto-ok atarın bulunduğu meydandaki kapalı kapı. Koca bir meydana geldim. İşler bayağı zorlaşıyor anlaşılan. Neyse girdik artık bir boka. Stables yazan kapıdan macerama devam ediyorum. İçerilere doğru devam edip karşıma çıkan samanlarım üzerinden atlayınca, yerde başıma gelecekleri ya da daha doğrusu neler yapmam gerektiğini yazan bir yazı buldum. Diğer saman topluluğunun bulunduğu yerde yukarı doğru bir merdiven gözüme ilişti. Merdiven mi! Ben tırmanmadım desem yalan olur, tırmandım. Odadan çıkınca karşıma gelen rampalardan en yukarı tırmanarak odanın tavanındaki kütüklerin üzerinde ilerledim ve biraz arkada kalmış olan odaya zar zor da olsa girmeyi başardım. Buraya kadar geldik ya, bu anahtarı açmazsam olmaz ve açılan kapının ardındaki küreği kapıp samanların olduğu kata geri düştüm. Ortalıkta dolanırken ağacın dibini kazasım geldi. İşte Treasure Key! King's Court'a geri dönme vakti geldi de geçiyor bile. Bu kez Inner Courtyard kapısından girdim. Giyotine tırmanıp kol ile giyotini çalıştırıp kafayı bıçağın altına yerleştirdim! Bu intiharı sevmeyenler için devam edelim... Tam karşımdaki boydan boya camı kırıp o tarafa doğru uçuşa geçtim. Duvardaki sembol sayesinde Forgotten Chapel yolları taştan... Soldaki koridorda sağdan ikinci kapı! Merdivenleri tırmanıp karşıma çıkan duvara yaklaşınca duvardaki ince 3 basamağı gördüm. “Gel bana tırman” diyen bu basamakları kırmadım ve soldan ikinci meleği itiştirince odanın ortasında gizli bir bölme açılıverdi. Bu çukurdan kendimi aşağı bırakıp örümceklerle boğuştuktan sonra örümcek ağlarını delip geçerek Tailor's Key'e ulaştım. Burdan Inner Courtyard'a geri dönmek ister deli gönül. Döner de. Dar gelen armor'umu biraz genişletmesi için Stables'a girdiğim kapının ilerisindeki terziye bir uğramak gerek. Üst kattaki kilidi açarak büyülü scroll'u aldım. Bu magic scroll sayesinde King Court'taki büyülü kapıdan geçebilirim artık. Bu sayede saraya girmiş oldum. İçerilere doğru, sarayda köylülüğün alemi yok misali biraz da saygıyla ilerleyerek havuzu filan geçip bir meydanla karşı karşıya kaldım. Aşağı düşerek sağdaki kapıyı açtım. Yanar döner basamaklardan aşağı inerek Treasure Room'a ulaştım. Anahtarı da var ya kim tutar beni... Amulet dahil bir sürü ıvır zıvırı sakla samanı gelir zamanı Türk mantığı ile yanıma alıp King's Court'a geri dönüyorum. The Shoppe'a girip üst kattaki gizli bölmeyi bulmak için yatağın ucundaki sandığı itmek hiç ve Lens triosundan bahsettiğine göre... Stables'a gidip ağacın arkasındaki demirci ocağının yanındaki kilitle gizli bölümü açarak gizli gizli ilerliyorum ki Stable Key benim olsun. Küreği bulduğum yere geri dönerek rampalardan bir tanesini tırmandıktan sonra Stable Key'imle ilerlerdeki kapıyı açıyorum. İçerisi bomboş ama halıyı parçalayınca yerde gizli bir kapak açıldı. Eski numara doğrusu! Buradan ilerleyerek çift kapı arasından da geçince küçük bir meydana çıktım. Soldaki anahtarı ittirince arkamda sağ tarafta kumlar birikti. Trionun birincisi tamam! Biraz ilerideki rampadan çıkıp demirci ocağının yanına gidince kumlar eriyerek cama dönüştü. Yani trionun ikinci parçası da aydınlandı: Glass. Yalnız hemen yanı başımda beliren Glass'ı biraz dikkatlice bakınca görebildim. Az daha Glass'ı almayı atlıyordum. Inner Courtyard'a dönmem gerekiyor. Sağa dönüp karşıma çıkan evin ikinci katına tırmanasım geldi. Şöminenin içine girip yukarı tırmanınca döner bir tekerle karşı karşıyayım. Trionun üçüncü parçası da tamamlanıyor. Döner teker iyice yaklaşınca Lens Of Seeing'e sahibim artık! Yine az daha Lens'leri almadan geçip gidiyordum. Giyotinin sağında hiç ilgilenmediğim bir koridor vardı. Oraya bir göz atmaya gidiyorum: Kediyolu gibi bir pasajdan ilerleyerek bir alana vardım. Bütün macera boyunca yüzlercesini geberttiğim Archer'ların Lord'larını da öldürmek nasip oldu ya gözüm arkada kalmaz artık. Odanın arkasındaki teleporter'dan port olunca geldiğim alandaki kristal arktan geçerek Crystal Golem'i öldürebilme gücünü kazandım! Kediyolunda soldan aşağı düşerek mezartaşı ustasının dükkanına vardım. Üst kattaki anahtarı kullanarak gizli bir bölmeden ilerledim. Uçan imp'leri hallettikten sonra soldaki kapıdan içeri girip holün sonundaki odaya vardım. Üzeri kanlanmış pedala basınca bir yerler açıldı sanırım. Rampadan aşağı inip soldaki teleporter'a daldım gözüm kapalı. Crystal Golem'i hallettikten sonra kırmızı teleporter ile ilk Horseman Famine ile karşı karşıya kaldı. Bundan sonrasını tahmin edebiliyorsunuzdur herhalde. Bilmem H2'nin ne kadar çok macera öğeleri taşıdığını anlatabildim mi? Gönül ister ki bundan sonraki Horseman'leri de nasıl haklayabileceğinizi anlatabileyim. Ama ne sizin zevkinizi kaçırayım ne de... Boşverdim gitti yani! En serti daha yaşamadığınız. Yani yaşayacağınız. Yaşanmamışların büyüsü kaplasın yüreklerinizi. Sert ya da yumuşak bu büyü... ElMert “Hep Daha Mı Kötüsü, Benim Payıma' Topçu