Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 46
Ekip olarak uğradığımız bu başarısızlığı (hayal kırıklığı da diyebilirsiniz) pek tabii ki kamuoyuna yansıtmadık. İnsanlar kaybettiklerinin verdiği üzüntü ve nefretle yaşıyorlar, artık kötü haber duymak istemiyorlardı. Bunların üstüne bir de bizim uğradığımız hüsranı bilmeleri, nefretlerinin bir parçası haline geliyordu. Daha doğrusu onların bilgilerini kullanmaktan. Fakat değişime uğramış genlerden dolayı bu 2 manyağın tüm bu olup bitenler hakkında bir bilgisi de olmayabilirdi. Hatta bilgisayarların ne olduğu konusundaki bilgileri çiftlikte süt sağan birisininkiyle aynı bile olabilirdi. Bu iki manyak A sınıfı suçlu olduğu için gelmemizi istemiyorduk. En azından bu konuda hükümet oldukça başarılı sayılırdı. Politikanın asla gerçekleşmeyecek vaatlerini çok ustaca kullanıyor ve insanların bir süre daha sabırlı olmalarını isteyerek kısaca “uykuya devam” mesajını vermeye devam ediyordu. Bu arada “Thing” gelişmiş avcılık araçlarını çok iyi kullanıyor ve “ava giden avlanır” sözünün ne kadar yanlış olduğunu kanıtlarcasına sürpriz üzerine sürpriz yapıyordu. Hepimiz baskı altındaydık. Bir yandan dışarıdaki insanlar, diğer yandan hükümet bizden bir an önce bu belayı yok etmemizi istiyorlardı. Bu ısrarlı ve tehlikeli talepler karşısında sürekli çalışıyor, yeni yeni teoriler ve araçlar üretiyor ve tüm enerjimizi bu uğurda harcamaya devam ediyorduk. İki manyağın nasıl olup da bu kadar akıllı bir program yazdığını anlamaya çalışıyorduk. Bir kısmımız sürekli düşünüyor, diğerleri ise bunları uygulamaya geçiriyorlardı. Fakat hiçbir sonuç alamıyorduk. “Thing” her seferinde bizi atlatıyor ve tehditlerine devam ediyordu. Bu arada kendi görünüşü de sürekli bir gelişme gösteriyordu. Artık ekrana tel çerçeveli olarak değil de sanki moda defilesindeymiş gibi şık ve farklı görünümlerle beliriyordu. Durum hiç değişmemişti: Yine bilgisayarlar kapanıyor, açılıyor, gerekli dosyalar siliniyor, bozulmalar baş gösteriyor ve sonunda “Thing” çıkıp tehdit etmeye devam ediyordu. Ve tabii gündemin baş konusu da bu sahte gerçek kahraman oluyordu. Sürekli fikir geliştirmeye devam ediyorduk. Bir fikre göre ülkedeki tüm elektrik şebekesinin bir süre kapalı kalması önerildi. Fakat böyle bir işe kalkışmak şu gergin durumda o kadar gülünçtü ki bu, çözüm olmaktan çok bela demekti. Ayrıca “Thing” çok çabuk yayılma özelliği gösteriyordu. Tüm elektrik sistemi kapansa bile kendini var edecek başka bir yöntem bulması zor değildi (başka kıtalardaki, başka bilgisayarlarda mesela). Hem insanlara “elektriklerinizi bir hafta kapatacaksınız” gibi gülünç bir isteği en azgın faşist bile isteyemezdi. Anlayacağınız bu fikir bir daha açılmamak üzere kapandı. Sonraki “insanlar bilgisayar kullanmasın” fikri ise sadece sözü sarf eden kişinin utancından kıpkırmızı kesilmesine neden oldu. Bir başka fikir ise diğerlerinden çok daha akılcı ve uygulanması çok daha kolaydı: Bu fikir ikiye ayrılıyordu. Birincisi 2 manyağın aletleri hükümet tarafından incelendiği sırada tümden yok edilmiş olamazdı. Genelde hükümetlerin böyle sıradışı güçleri bir gün kullanma ihtimali vardı. Böylece gerekli olan kısım mutlaka saklanır ve çok gizli damgasını yiyerek bir gün ortaya çıkacağı zamanı beklerdi. İkincisi ise bu aletlerin tümden yok edildiği varsayılırsa (ki umudumuz yok edilmediği yönündeydi), yeniden kazandırılan iki manyağı bulup konuşturmak için yeniden kazandırılma işlemi her şeyleri yenilenene kadar sıkı bir kontrolden geçiyordu. Seçeneklerimiz çok sınırlıydı ve zaman giderek daralıyordu. Bu fikri uygulamamak için nedenlerimiz olmadığından hemen harekete geçtik... Merhaba Overdose Fanları. Aradan bir ay geçti ama bana sanki yıllar geçmiş gibi geliyor. Özlemişim hepinizi be, gelin bi sarılayım size (ühü ühü). Haberim olmadan sonbahar da gelmiş. İnsanın suratını yalayıp geçen hafif bir rüzgar, yaşlı ve yorgun ağaçların sanki ağlıyorlarmış gibi ses çıkaran ama aynı anda huzur veren yaprak hışırtıları, gökyüzünün sanki bir resim tablosundan çıkmış gibi duran muhteşem renk uyumu, tüm bunlar ve buna benzer “sonbahar'a özgü mevsim resitalini” ilk defa geçenlerde fark ettim. Güne merhaba derken. Benim cephemde gündüzler ve geceler birbirine karıştı. Zamanın karanlık ve aydınlık arasındaki geçişlerine bakıp bakıp hayran oluyorum ve şaşırıyorum. “Bunca zamandır bu bitmek bilmez inat niye?”. “Zamanın bu karanlık ve aydınlık seyahatları arasında ben gerçekten ne yapıyorum?”. Bu soruları sık sık sordum kendime. Ama ne cevabı, en ufak bir ipucu bile yok. Zaten bu soruları sormanın bir anlamı da yok. Basit bir rastlantının koskoca bir kaosa dönüşmüş biçimi değil mi bize bu soruları sorduran? Tamam, 5 dakika sigara molası. Sıkılan ifadeler hissediyorum nedense. Bu ay da GameShow'la olan münasebetlerim bir hayli fazlaydı. Hıyar Holy editörün yüzünden 85 Kb'lık yazım bir anda silindi. Kafası karışık biraderler çaptan düşmelerini önleyecek ve eski şöhretlerini yenileyecek bazı planlar kurdular ismimi kullanarak. Engin Abla aybaşı stresini atmak için sürekli dilsel ve bedensel saldırılar düzenledi bana. Mutlu “sus beee salak”, Tuğba “Naber Polo'cuğum”, Banu da “Ohaaaa, sen manyaksın oğlum” dediler. Meg ise bu tam anlamıyla Patlak olduğundan benimle fazla uğraşmadı. Patronum Çağrı'nın “ısrarlı ve sürekli” pimpirikliği yüzünden tatil yapamadım. Üstüne bir de azar işittim. Yeni yeni tipler tanıdım fakat hiçbirisini hatırlamıyorum. Bir ay boyunca “toplumsal patlama eşiğini” çoktan aşmış Türk insanının yorgun, bıkkın ve nefret dolu davranışlarını gözlemledim, inceledim. En sonunda da kendimi bozuk bir bilgisayar ile parmak kirleriyle dolu bir klavyenin başında buldum işte, dağlar kadar mektupla birlikte. Karanlıklar ve Aydınlıklar arasında ki ufak yolculuğum işte böyle sona erdi, ama ben hala ne yaptığımı bilmiyorum, gerçekten. Neyse bakalım bu ay kendimi bilmeden başka neler yapmışım: Ayın Oyunu: Bu ay bol bol Dark Colony oynadım. Yine Red Alert, C&C tipi Dune2-gibin bir oyun aslında. Kesinlikle Pathfinder gazına gelip de çıkarılan oyun, İnsanlığın Marslılığa (ne?) olan istilası anlatılıyor. Oyun teknik olarak çok güzel yapılmış. Özellikle Marslıları oynamak çok zevkli ve yenilik dolu. Bunun yanında özel efektleri, görevlerin zorluğu, karakterlerin büyük oluşu ve hızını da göz önüne alarak Dark Colony'i bu ayın oyunu seçiyorum. Tiz alına. Ayın Albümü: Bu ay iki albüm dinledim. İlki Flotsam&Jetsam'in son albümü “High Voltage”. Açıkçası bu albümü beğenmedim. Grup kendi müzik çizgisinden (Trash) gitgide uzaklaşıyor. Bir önceki albümlerinde bunu hissetmiştim zaten. Bu albümde rahatsız edici bir punk soundu hemen kulağa çarpıyor. Nerede Cuatro, nerede bu. İkincisi ise İsveç'in Medar-ı iftiharı olan Unleashed'ın “Warrior” albümü. Bu albüm için söyleyeceğim tek şey “mükemmel” olduğudur. Unleashed, müzik tarzını değiştirmeden de güzel albümler yapılacağının ve değişimin de ihanet etmekten ibaret olmadığını kanıtlayan çok baba bir gruptur. O halde Ayın Albümü “Warrior” diyorum ve almayanın kafasını baltayla ortadan ikiye bölerim diyorum. Ayın Filmi: Bu ay tam 4 tane, evet evet 4 tane, inanılmaz ama tam 4 tane, evet bende inanamıyorum ama tamı tamına 4 tane filme gittim: 1- Lost World: Berbat bir dinazor Show. Senaryo da dahil yılın en kötü filmi. Steven'a yazıklar olsun diyorum. 2- Absolute Power: Kirli Harry Clint Eastwood, sürpriz entrikaların içinde kalan bir hırsızı oynuyor. Bizim hıyarlar hiç beğenmedi ama ben beğendim, gidilir. 3- Scream: Kesinlikle harika bir film. Wes Craven yine yapmış yapacağını. Her yeri sürpriz dolu ve şaşırtıcı. Kesin gidin. 4- ConAir: İşte bu ayın filmi. John Malkovich ve Nicholas Cage döktürüyorlar. Bunun yanında esprili, akıcı, heyecanlı ve hafif gerilimiyle ConAir bu ayın en iyi filmi. Özellikle mahkumların tiplerine ve klipvari kamera hareketlerine dikkat. Ayın Kitabı: Bu ay da iki kitabımız var mutlaka okunacak. İlki Jack London'ın “Cinayet Şirketi”. Roman bir cinayet felsefesi sunuyor. İnsan öldürmenin ahlaksal yönden yanlış olduğunu ve ilkelere olan bağlılığı ölesiye savunan bir grup “cinai uzmanın” nasıl korkunç ve çelişkili birer ahlakçı olduğunu gösteren gayet akıcı, sürükleyici ve esprili bir roman. Hemen alınsın. Diğeri ise Stanislaw Lem üstadın “Gelecekbilim Kongresi” romanı. Romanda “George Orwell” tarzı bir Anti-Ütopya anlatılıyor. Kemokrasi (Yanlış yazmadım, okuyunca anlayacaksınız) ile yönetilen bir dünyada, İnsanların mahvolmuş ve çökmüş bir dünyayı görmelerini engellemek amacıyla her türlü ilacın kullanıldığı bir düzende, gerçeklerin peşinden koşmaya mahkum talihsiz bir uzay pilotunun hikayesini okurken nefeslerinizin kesildiğini hissedeceksiniz (sıcağı sıcağına başlıyor). Bu kitap ne olursa olsun mutlaka okunmalı diyorum. Ayın Bombası: Ceset torbası. Artık cinayet işlemek yarı yarıya yasal hale geldi arkadaşlar haberiniz olsun. Ben 10 tane aldım, 2 tane kaldı. Neydi öyle “tüh şimdi ölüyü ne yapacağım” diye oturup kara kara düşünmek. Kes, biç, doldur torbaya olsun bitsin. Ayın Patlağı: Meg hıyarı öyle böyle değil, fena halde patladı. Her zaman ki gibi konu hakkında ki görüşlerimi kısıtlanan yetkilerim yüzünden yazamıyorum. Ama hikayeyi Haftasonu gazetesine sattım. Şimdi sıra bana ne zaman gelecek onu bekliyorum. Ayın Kampanyası: “Patlak Meg hıyarı Chat yapmasın, yapacaksa da bizden uzakta bir yerde yapsın” kampanyasına destek bekliyorum. Bu arada bizim özenti kafası karışıklar da geçen ayki “parantez kampanyamı” taklit ederek, başka stil bir parantez kampanyasına girişmişler. Destek verin zavallılara, yazıktır. Evet şimdi soru cevap faslı başlıyor arkadaşlar. Buyrun: HOLY EDİTÖR: NE O ÖYLE MANİFESTO FALAN? Sevgili Zebani Bugün size onuncu mektubumu yazıyorum (sekizini göndermedim, hala directory'de duruyor). Öncelikle size Türkiye'deki en iyi dergi olduğunuz için saygılarımı sunuyorum. Bunlarda benim aklıma gelen aylarca not ettiğim sorular: 1- Şu sıralar adventure krizim tuttu. Larry 7'de reklamı olan Larry's Collection serisi oynamaktayım. Larry 1 ve Larry 5'i bitirdikten sonra şu anda Larry 6 tüm zamanımı alıyor (rüyamda bile Larry oynamaktayım). Larry artık benim yaşam felsefem (hala bir ümit var mı doktor bey?). Bu arada sorum: Klasik köşesinde Larry 6'yı yayınlayın... 2- Benim bilgisayarımın Conventional Memory problemi var. Memmaker'da yapamıyorum. Bir ara Guemm kullanmaya karar vermiştim fakat sorduğum bir bilgisayarcı bunun bilgisayarımı göçerteceğini söylemişti. Doğru mu söylemiş? 3- Sherlock Holmes “The case of the rose tattoo” yu dergideki açıklamaya göre oynamaktayım. Dergide Daily Telegraph'da her şeyi konuştuktan sonra Jacob Fartinghton çıkacak diyor fakat bu güzide şahıs ben oynarken çıkmadı. Acaba beni mi sevmedi yoksa benim kötü oynayışıma dayanamayarak öldü mü? (mealen Bu karakteri nasıl çıkaracağım?) 4- Her zaman sizin dergideki yazarların Adventure oyunları açıklamasına bayılmışımdır. Sırrınızı açıklar mısınız? Özgür Övünç Zebani: Pek sevgili okur Özgür, aylarca not ede ede bu kadar mı soru not ettin abi? Sen tut 10 tane mektup yaz, ama 4 tane soru gönder! Bravo diyorum sana. Türkiye'deki en iyi dergi olmamız “Profesyonel Desktop Publishing ve 132.000 Sorunun Aşılması” kitabımda da belirttiğim gibi
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 47
LER SERE GİR
bu işte pro. olmamızdan kaynaklanmaktadır. Daha fazla söze de hacet yok. Bakalım cevaplar neymiş: 1- Walla Larry'i yaşam felsefesi olarak kabul ettiysen bazı kurallara uyman gerekiyor, mesela: a- Kesinlikle kel kafalı olacaksın (kadınlar kel kafalılardan hoşlanır), b- Dişi farkı gözetmeksizin amacına ulaşmaya çalışacaksın c- Sürekli sırıtıp, komik giyineceksin (kadınlar komik erkeklerden hoşlanır), d- Yaş ilerlediyse sürekli sağlık kontrolünden geçeceksin dememe gerek var mı?), e- Yanında abidik gubidik şeyler bulunduracaksın (kadınlar ilginç erkeklerden hoşlanır). İşte bu liste böyle uzar gider. Sen en iyisi “20. Yüzyılın Sorunlu Kadınları” isimli kitabımı oku (bi sürü kitabım vardır benim!!). Bu arada şansın var ki bu ay klasik oyun Larry 6. 2- A-emm, benim anneannemin yazdığı eski bir Dos programı. Eğer bunu kullanırsan maalesef bilgisayarını göçertirsin. Ama illa ki kullanmak istiyorsan mavi kabloyu kes (hö!). 3- Gerekli kişilerle doğru zamanlarda konuşmak hayatının her anında ve de Sherlock Holmes'da çok önemli. Bay Jacob Fartinghton ile konuşabilmek için o noktaya kadar her şeyi muntazaman yerine getirmiş olman gerekiyor. Bir noktayı bile atladıysan Bay Fartinghton sana pek yüz vermeyecektir tabi. 4- 50 yıl geçmeden sırrımızı açıklamıyoruz aslında ama ben sana bi kıyak yapayım. Sakın kimseye söyleme ama: Şimdi Elinde kırbaç olan bir adam düşün (MEGİ, ve yanında dört ayağı üzerinde çömelip uygun sesler çıkartan bir de canlı düşün (Holy hıyarı). Bu iki canlı “sen şunu sen de şunu yazacaksın” gibi gökgürültülü sözlerini kırbaç ve havlama sesleriyle desteklerse ne olur? Yaaaaa... Mektuba bir son koymamışsın ama ben bir son koyayım: Mektup gönder abi mektup, İlgi, sevgi ve şefkate ihtiyacım var. ZEBANİ: OKU DA ANLA NE OLDUĞUNU! Selam 'the fire' Zebani Nassın eyi misin? Overdose hayırlı olsun. Şincik sana önemli bir şey anlatacam. Dün gece bir kabus gördüm. Bir gün dergi elemanlarından birine ziyarete gittim. Kapıyı çalıyom, sonra o çıkıyo “Ne var?” diyo. “Ziyarete geldim diyom”. Diyom da der demez üstüme atlıyo, yumruk felan atıyo. Dergi elemanları zor kurtarıyor beni. Acaba ziyarete gelsem böyle olur muyum? İşte sorular: 1- Power Slave diye fıstık gibi bir doom gibin var. Niye hiç dergilerde adı geçmiyor? Hiç cheat'i mheat'i yok mu? 2- M.K Trilogy'de (biliyom yoktur ama) Cage olacak mı? 3'te niye yoktu? Ben Johny Cage hayranıyım (M.K'nın müzik albümünü aldım. Çok güzel, Cage de var) 3- Bu soru azıcık zor. Hayatımda ilk defa Adventure oynuyorum o da Frankenstain (kesin yanlış . d- Oyunu alalı 6 ay oldu. Daha oyuna başladığım binadan çıkamadım. N'edecem? e- Biz kimi yönetiyoz? O adam kim? O yer neresi? Baştaki demoda ne oluyo? 4- Power Slave'deki lav canavarı için hangi silah uygun? 5- Shadow Warrior'ın hiç Cheat'ini biliyon mu? Böyle iğrenç mektuplar yazmakta ustayım Ufuk Özden Zebani: Normaldir. Burada hepimiz vampir efsanesinin gerçek yaşayanları olduğumuzdan, gündüz veya gece rahatsız edilmek istemeyiz. Gündüz uyuma |rüyalarımız hep kırmızıdır), gece de kan şöleni zamanıdır. Fırsat bulursak da işte dergi çıkartırız. Bence sen buraya gelme, gelirsen de arkanda bir intihar notu bırak. GameShow'da bizim için 10 vampir gücündedir derlerdi)... 1- Benim bildiğim tek Power Slave, rahmetli İron Maiden'ın mükemmel bir albümünün ismi olduğudur. Şahsen ben duymadım, duyana rastlamadım, rastlayana da mani olmadim. Yani 3 maymun kuralı (halk arasında devekuşu kuralı diye bilinir). 2- M.K Trilogy'i daha yeni programlamaya başladım be koçum. Onun için bilmiyorum Cage'in olup olmayacağını. Ayrıca hayran olunacak başka bir şey yok mu ki? Çok ilginç. Buraya gel de seni bir ısırayım ben. Bu arada müzik albümünde Cage türkü mü söylüyor yoksa kavga mı ediyor? Hı? 3- Marry Shelley'in |Frankenstein'in yazarı) mezarına gidip binlerce kez dua ettim bu ay, şu Frankenstein'i yanlış yazan zavallı Ufuk'un ruhunu lanetlemesin diye. Yaşıyorsun di mi? d- Doktorun denemelerinden birine maruz kaldığımızı ve bu lanet yerden kurtulmaya çalışacağız. Ama kaçık doktorun şatosundan çıkmak hiç de o kadar kolay değil. e- Ne yapacam ne edecen diyorsun ama ben senin GameShow'un eski okuyucularından olmadığını anladım. Yakalandın koçum çünkü Frankestein gurbet ellerdeki Timur tarafından 13. sayımızda açıklanmıştı. 4- Lav silahı diyeceğim kendimi zor tutuyorum. 5- Açıkçası ben oyun oynarken Cheat kullanmıyorum. Shadow Warrior oynamadım. O halde Shadow Warrior cheati bilmiyorum (mantık yaptım sana). Ben de iğrenç cevaplar vermekte usta olurum bazen. Ama umarım işini görmüştür. Ne demişler “mektup yaza yaza insan yetkinleşir Eco). Şimdilik hoşça kal. HOLY EDİTÖR: OKUDUM OKUMASINA DA... Sevgili Zebani kardeşim Bu sana ve GameShow yazdığım ilk mektup. İnşallah son mektup olmaz... Neyse sorulara geçelim... 1- İlk sorum Larry 7 ile ilgili. Oyundaki her şeyi tamamladım. Poliçeyi verip zengin bile oldum fakat kaptanın odasına giremedim. Kapıyı aç diyorum, “knock” diyor. Knock ediyorum (bayat espri) gene açılmıyor. Yaklaşık 900 puanım var. Şincik ne yapak? 2- Oyunda dokundurduğumuz an öten pardon “yeah baby” diyen, yaz
İSİ