TWINSEN'S ODYSSEY

O güzel evde sakin sakin dolanıyorduk. Sırası mıydı uçan Dino'muzun hastalanmasının? Neyse bari, ilgilenelim hayvancağızla. Kilitli kapının yanındaki komidinden anahtarı alıp, kilere girelim ki altın topumuzu (şimdilik tek silahımız) alabilelim. Bu arada dışarı çıkmadan yatağın yanındaki dolaptaki paralarımı da alayım. Dışarıda lazım olur. Karımız, Dino'nun başında bekliyor. Komşuya da bir uğrayalım acaba bir isteği var mı? Var tabii: Gallic Acid. İlaç bulmak için eczane iyi fikir ama eczacı yardım edemeyeceğini söylüyor. Diğer müşteri bize yardım edebileceğini söylüyordu ki şemsiyesini çalıyorlar. İçimden bir ses şemsiyesini getirirsem bana bir ipucu vereceğini söylüyor. Discreet'çe şemsiyesini çalan lavuğa yaklaşıp şemsiyeyi isteyince, iyi adammış hemen verdi, Al şemsiyeyi ver bakalım ilacı, bayan. Desert Island'a gitmemiz mi gerekiyor? Bu Dino da tam hastalanacak zamanı buldu: Yağmur da yağıyor zaten, Allah Allah gerçekten de garip bir hava bu. Bizim hava durumu büyücüsüne Weather Wizard'ı çadırında bir ziyaret edeyim bakalım. Çalışkan adam canım bu büyücü, eğer fenerin bekçisi Raph'ı bulabilirsek havayı düzeltebileceğini söylüyor. Şimdi kentteki hiçbir uyuşuk bu işle uğraşmaz iyisi mi ben Raph'a biraz bakınayım. Bir iki sordum da Raph'ı en son cliff'lere giderken görmüşler. Büyücünün çadırının oralarda bir yerlerde olmalı yani. Raph'ı ararken, yılanlarla uğraşmaktan kaybolacağız neredeyse. Şu mağaraya da girdik, çıktık bir mağara daha. Yol devam ediyor ve içimdeki ses, tehlikeli bir iki atlayış yapacak olmama rağmen yolu takip et diyor. Sonunda Raph'ı demir parmaklıkların arkasında buldum. Raph'ı kurtarsak hiç fena olmayacak. Bunun için ünlü kaftanımızı giysek diyorum artık. Kaftan dedik ya, müzeden kaftanı alabilmek için müzenin üst katındaki açık pencereden içeri girip kaftanı koruyan camları kaldırmak için düğmeye basalım ve diğer düğme ile önceden açtığımız kapıdan hızla (Sporty) kaftanımıza ulaşalım. Kaftanı giyince kendime güvenim geldi valla. Şimdi Raph'ı kurtarabilirim işte. Hücreye gelmeden sağda bir yer var. Variller izin verse şu kol muhakkak buralarda bir kapıyı açıyordur. Variller izin vermiyorsa ben de altın topumu atarak kolu iterim. Evet, işte arkadaki kapı açıldı. Burada devam edersek Raph'a ulaşabilirim herhalde. Ama yolda da beni uğraştıracak bir sürü canlı var, Şu koca yaratık Tralu'yu da halledince Raph'a ulaştık. Burada durmanın bir alemi yok, dışarı çıkalım. Merak ettim acaba Weather Wizard ne yapacak kulede. Karımızla birlikte bir bakalım kuleye en iyisi. Oh be! Hava düzeldi sonunda, ama o da ne? Bunu hiç beklemiyordum doğrusu, Dost olduklarını söylediklerine göre, ben orada kıvranan

Dino'ma ilaç bulmak için Desert yolunu tutayım, Hava düzeldiğine göre deniz otobüsüne bir bilet aldım mı ver elini Desert Island. Sahilin yanındaki healer'dan Dino'm için ilaç alacaktım ama yerinde yok adam. Şu şişedeki Gallic Acid değil mi? İyi ya, komşuya götürürüm, alayım buraya kadar gelmişken. Hemen arka binada da dostumuz mucit Baldino var. Arabamızın onarılacak parçasını da alarak ne kadar iyi bir koca olduğumu düşünüyorum. Deniz otobüsü ile eve dönüp onarılan parçayı karıma vereyim bari, eve gelmişken komşuya da acid'ini veriyorum. Komşu bize piramit şeklinde bir anahtar veriyor. Bu adam kanalizasyon haritası ile falan uğraştığına göre oralarla ilgili bir anahtar herhalde bu da ben artık gidip dinleneyim biraz. Karımın dediğine göre Baldino bana telsizi vermeyi unutmuşmuş. Demin Desert'ten geldim. Biraz dinleneyim sonra giderim diyecek oluyorum ki kadınların ne kadar kaprisli olduklarını hatırlayıp susuyorum ve tekrar Baldino'ya gidip radyoyu alıyorum. Hemen de arar, anlayamıyorum bu kadınları ben canım. Ne diyormuş bakalım bu sefer: Aaa, canım karım, günahını aldım, arabamı buraya Desert'e getirmiş. Sahile bırakmasaydın polis çeker diyecektim ki kapattı. Neyse araba ile dolaşmak çok daha eğlenceli ve hızlı. Dino için ilaç almayı düşündüğümüz dükkandaki kadın Büyü Okulu'ndan (School of Magic) bahsetmişti. İlgimi çekti, biraz araba ile dolaşayım hem hava almış olurum hem de şu okulu sorup soruştururum. Konuştuğum insanlar adanın bir ucundaki otelden bahsediyorlar. Alla alla, bir bakalım neler oluyor orada. Tam Türk işi bir otel burası. Paravanın arkasındaki görevli ile konuştum. Hamamdan falan bahsediyor. İçeri bir göz atayım. Soldaki kapı erkekler hamamı, sağdaki de kadınlar hamamıymış. Yahu işte be kadın, ne bağırıyorsun. Otel menajeri de hemen kapıya gelmiş. Dur ben sana bir oyun oynayayım o zaman. Madem yerinden kalktın geldin, kapıya kadar ben de arkadaki merdivenden çatıya çıkarım. Bir teleskop ve yılan dansı. Önce teleskoba bir göz atayım. Bir mağara, pek bir şey ifade etmedi şimdi. Hintli yılan ustası ile konuşmak da nasip oldu ya bu çatıda gözüm arkada gitmem artık. Demek, Büyü Okulu mezarlığın oradaymış. Hemen mezarlığa süreyim benim dört tekeri. Ama mezarlığın kapısı kapalı. Sanki her şey beni uğraştırmak için ters gidiyormuş gibi bugün. Neyse dört tekerimi park edip, yürüyerek bir giriş bulabilirim herhalde, İşte kapının solundan yürüyünce bir geçit buldum bile, Mezarlıkta da garip bir bina var. Merak işte, hemen içeri daldım. Konuşmasından filin ne kadar üzgün olduğu hemen belli oluyor. İçerilere doğru devam ediyorum ve aralarında mavi hayaletlerin dolaştığı bir oda burası, Aralarından şöyle bir sıyrılıp ilerleyince önüme bir sandık çıktı. Tam hamle yapıp sandığa doğru yürüyecektim ki Indiana Jones filmi geldi aklıma ve ben de discreet discreet yürüdüm sandığın başına. Bir anahtar çıktı içinde güzel. Tıpkı bilgisayar oyunlarındaki gibi, bir bilmece diğerini takip ediyor. Hoşuma gitmeye başladı bu iş. Buraya gelirken kapalı bir kapı dikkatimi çekmişti zaten. Bu anahtarla oraya girdim mi... Büyü Okulu'nu buldum galiba. Ama büyücü olabilmek o kadar kolay değil tabii. Önce biraz nakit para lazım. Sonra da bir iki sınavdan geçirilecekmişim. Olsun, elimden geleni yaparım, olmazsa da olmaz, paşa paşa evime gider yatarım (eğer yanınızda yeterince para yoksa, Bu Tapınağına (Temple Of Bu) gidin, ördekleri vurup balon kazanın ve balonların sizi düşürdüğü pasajın alt katlarındaki yoncalarda nakit paralar saklı, paralanıp buraya geri gelin). Para işini hallettikten büyücü usta 3 testten bahsediyor. Bu testleri başarabilirsem Dino için de bir ilaç verecekmiş bana. İlk önce hemen arkadaki kapıdan geçip atış ispat edeceğim onlara. İyi ki evde dart'larla çalışma yapmışım. Çevremde dönen bu plakaları ben teker teker indiririm ama zaman çok kısıtlı be usta. Neyse beni duyduğu yok, nasılsa iyisi mi bir düzenle vurayım hepsini: Tekini vurunca biraz sola doğru biraz dönüp tekrar ateş ediyorum ve hepsini vurabiliyorum böylece... Birinci testi hallettik. İkincisi mezarlığın biraz kuzeyinde ulaşılmaz bir yerde gibi gözüken çiçeği alabilmek. Bizim dört teker işime yarayabilir. Mezarlığın çevresinde biraz turlayarak çiçeğin bulunduğu yüksekliğin karşısındaki yüksekliğe tırmanabilinecek bir yer buldum, Ve şu kırık tahtalardan da arabamı uçurup karşıya atladım mı çiçeği aldım gitti. Usta, Dino için ilaç yerine iyileştirici bir borazan verdi. Neyse buna da şükür. İşimi görür herhalde. Bizim karı, beklemekten sıkılmıştır, hemen deniz otobüsü ile Dino'nun yanına gidip Horn of Healing ile Dino'yu domuz gibi yapalım. Yani lafın gelişi canım. Dino ayağa kalktı sonunda. Üçüncü testimizi de tamamlamak için Dino'ya bizi Island of Dome of the Slate'e götürmesini söyleyelim. İşin içinde büyücü olmak da varmış, Adaya iner inmez kapının solundaki harita dikkatimi çekti, Hemen not ettim bir yere, Kapıdan içeri girince karanlıktan bir adım önümü bile zor gördüğüm bir odaya girdiğimi ve testin de buradan sağ salim çıkmak olduğunu hemen anladım. Allahtan haritayı not etmişim. İşte karşıya geçebildim ve hatta yollardaki yoncaları da topladım. Usta bizi Twinsen's kapıda bekliyormuş, Usta bana büyülü bir tabaka (Magic Slate) verdi. Nerede işime yarayacak canım bu benim, ama neyse cebe, şimdi ayıp olmasın Usta'ya. Desert Island'da mezarlıkta Usta'yı bir ziyaret edelim. Büyü sertifikamı da verdi, evde salona asacağım bunu, misafirler görsün de hava atayım biraz, ehe! Ama yolda görenlerin benim büyücü olmalarını anlamaları için gereken büyücü giysileri elinde (o kadar çok büyücü mü yetiştiriyor canım bu, nasıl olmaz büyücü elbisesi, giriş parasına dahil değil miydi hem, elbise?). Allah'tan, otelin oralarda dolaşan uçan halıcıdan alabileceğimi söyledi. Hemen oraya gidiyorum valla. Usta, diğer büyücülerinin ortadan kaybolduklarının altını çizerek, onları bulup bulamayacağımı soruyor. Bize bugün eve gitmek nasip olmayacak galiba. Neyse, ben önce büyücü elbiselerimi alayım da... Nee, 50 para mı! Yuh be! Param bitmek üzere ve paraya her an ihtiyacım olabilir düşüncesi ile Bu Tapınağından yine paralanıyorum (şöyle 120 para yetebilir şimdilik), Kaybolan büyücüler de neyin nesi acaba? Herkes otelin oralarda bir şeyler döndüğünü söylediğine göre, ben de otele bir göz atayım en iyisi, Otele girip içeri devam edince, bu işin içinde uzaylıların olduğunu hemen! anlıyorum. Bu yeşil yaratığın daveti kabul etmeyip evime de gidebilirim ama o kadar para verdik şimdi, bir de merak ettim doğrusu ne olacak bu işin sonunda. İyisi mi devam edeyim ben. Oo, uzay aracındayım. Hareketli bir gün doğrusu. Ne konuştuklarını anlamam için yerdeki cihazı alsam yararı olur mu acaba? Olur olur. En soldaki kutu da turistlere gezegenlerini tanıtmak için yapılmış anlaşılan. de indik, takip edelim bakalım daha neler göreceğiz. Bu arada kim olduğumuzu anladıklarında tutukluyorlar beni. Durun be, ne yapıyorsunuz bile diyemeden. Demek beni arıyorlarmış. Eski maceramı duymuş olsa gerek bunlar. Joe'nun anlattıklarına göre bu uzaylılar hiç de öyle dost değiller ve Twinsun'ın çocuklarını kaçırmayı planlıyorlar, Bizi dinlemek için yaklaşmış gardiyanı topumuzla yere serdim mi buradan kaçmak için bir yol bulurum. Gardiyanları öldürerek ana odaya geldim ve duvardaki düğmelere basarak elektriği kaldırdım. Şu yandaki oda gardiyan odasına benziyor, iyisi mi ben aşağı ineyim. Dışarı çıkabildim sonunda ama bu robotla çitlerin içinde sıkışmak da hiç iç açıcı değilmiş doğrusu Önce robotu bir halledeyim. hoop. işte bir çatlak açıldı. Oradan dışarı çıktım ve sağ tarafta köpeklerini yetiştirdikleri alanın çevresinden dolaşıp diğer taraftaki binaya girdim. Nefes alacak bile vaktim yok. Hızla koridorlardan devam ediyorum ve dışarı çıktığımda uzay aracının olduğu bölgeye gelebildiğimi, görüyorum. Ama iki tane halledilmesi gereken görevli var. Onları da elimiz alışmışken hallettikten sonra gemiye binip gezegenimize geri dönmeyi umuyorken gemide tık yok! Beni buraya getirirlerken sağdaki ikinci panelde dönen acayip bir çark vardı. Herhalde onu bir yerlerden bulmam lazım ki bu gemi kıçını kaldırsın. Araçtan inip hemen oradaki uzun binaya dalıyorum. Buralarda bir yerlerde olmalı Allah'ın cezası çark. Görevlileri yolumuzdan temizleyerek yukarı çıkalım bakalım ve çarkı buldum işte. Hemen uzay aracına sağ salim geri dönmeliyim. Çarkı yerine yerleştirdim mi ver elini Twinsun! Yolda evimi ve yatağımı düşünüp biraz kestiriyorum. İniş biraz problemli oldu ama neyse. Eve geri dönebildik ya... diyeceğim ama bu uzaylılar çizmeyi aşıp gezegenimizi işgal etmişler. Sinirimi iyice bozmaya başladı bunlar. Bir koşu eve atayım bari kendimi. Sonra ne yapacağımı düşünürüm. Zoe'nin anlattığına göre çocukları da götürmüşler ve Baldino, beni Emerald Moon'da bekliyormuş. Bir de paket servisine bana bir paket bırakmış. Zoe'ya niye paketi sen almadın be kadın, ne kadar acelem olabileceğini tahmin etmedin mi diye sinirleniyorum ve kapıyı çarpıp, paket servisinin yolunu tutuyorum. Yolda koşarken (koşmazsan bu uzaylılar haklayacaklar beni) nedir bu başıma gelenler diye kara kara düşünüyorum ve paket servisine sağ salim geldim bile. İçeri de girdim ama burası amma karışık yahu. Bir de paket ara işin yoksa. Şu aşağıdaki paket benim olmalı ama onu dışarı çıkartabilmek bayağı bir sorun. Ben önceden paralanmayı akıl ettiğim için şurada uyuklayan hammala bastırıyorum parayı alıyorum paketimi (kendim de uğraşsam çıkartırdım ama zaten sinirlerim iyice bozuk, hiç uğraşmayacağım). Hammal da resmen soydu beni: 102 para! Ama değdi çünkü paketten, yerden belli bir yükseklikte uçabilmem için kullanabileceğim jetpack çıktı. Allah razı olsun bu Baldino'dan! Emerald Moon'a gitmenin bir yolunu bulmak lazım şimdi de. Zoe'nun dediklerini hatırlayınca tapınağın oradaki eğlence parkını uzaylıların üs olarak kullandıklarına göre oralarda bir yerlerde bir uzay gemisi bulabileceğimi düşünüyorum. Yalnız aklı başında bir adam hemen oraya gitmez. Buralarda yapılacak bir iki şey daha var çünkü: Bizim Weather Wizard, bir inciye ihtiyacı olduğundan bahsediyordu. Sanırım bu inci ile bana yararı olacak bir büyü verebilir. Bir de kentte dolaşırken duyduğum dedikodulara göre Desert Island'da bir yerlerde bir koruma büyüsü (protective

RR LL EE mma ERE speli) varmış. Bu iki büyüyü elde etmek işimi kolaylaştırırdı. Öyleyse şu inciden işe başlayalım: Desert Island'da rıhtımdaki iki silahlı uzaylıların arkasındaki sandıkların oradan bir yol devam ediyor Burayı biraz araştırsam, iç güdülerim bakalım beni yanıltacak mı? Tahta bir iskelenin ucundaki zil ne işe yarar ki? Bunu öğrenmenin en iyi yolu çalmaktır. Hmm, bu kaplumbağa beni bir yere götürecek galiba. Gerçekten de bir mağaraya geldim ve şu salkımların üzerinden uçabilirsen -ki jetpack'im ne güne duruyor, deniz kabuğunun içindeki inciyi almam içten bile değil, Mağara deyince aklıma geldi otelin çatısından da bir mağara görmüştüm. Bu mağaralardan bu kadar yararlı şeyler çıktığına göre onu da bir yoklamak lazım. Hemen otelin oraya gidiyorum ve jetpack'im ile teleskoptan gördüğüm mağaraya ulaşmaya çalışmak için karşı kıyıya doğru hareket ediyorum. Mağaranın girişinde az biraz soluklandıktan sonra içeri dalalım bakalım. Ayaklarımızı basacak bir kara parçasına ulaşabildim sonunda, Ne canım o uçan yarasalar, ateş topları falan. Hayır bana biri bir değse Allah muhafaza, aynen yani! Neyse sağ salim konacak bir yer bulup biraz ilerleyince bu defa da iskeletlerle başım dertte. Yolumuz açılınca üstteki aralıktan yoluma devam edeceğim ama oraya nasıl çıkacağım. Kafayı kullanalım. yok yani amuda Odyssey bazı mantığı ile ama zar zor mahlukatı yok edince bayağı işime yarayacağını hissediyorum. Buradan çıkması da ayrı bir sorun ama sağ salim çıkmam sırası değil ve şu inciyi olması gereken yere Weather Wizard'ın kaynamayan kazanına Nerede kullanacağım acaba ben bunu. En iyisi barda bir iki duble bir şey içeyim. İçerisi de görevli doluydu bir kaç para atınca etrafta dans edenler çoğalıyor ne güzel. Aaa, barın arkasındaki patron (da ikinci (ya da bir diğerini) şarkıyı çalınca dans etmeye başladı. Hep merak etmişimdir şu barın öğrenmenin tam sırası. Demek bu fıçıları biraz kurcalayınca bir anahtar buluyorsun. İnsanın içinden bu anahtarı kullanmak geliyor tabii. Merdivenin hemen başındaki kapıdan depoya giriyoruz. Tam benim ne işim var burada derken hooop delikten aşağı düştüm iyi mi? İyi değil tabii de komşunun verdiği piramit anahtar da tam şu yerdeki deliğe göreymiş. Açılan kapıdan girince ne yapmam gerektiğini deneme yanılma metodu ile buldum: Lighting Spell. Yalnız büyüyü yapmak için spell gücümüzün dolu olması gerekiyormuş. Eğer dolu değilse kilitli kapıya gelmeden solda göreceğiniz Kutudan anahtarı alıp kapalı kapının ardına geçin ve spell'inizi doldurun. Neyse büyümüzü işleme sokunca Sendeli Topunu aldım. İyi bari. Buradan çıkması da başka bir sorunmuş. Biz büyüydü, bardı, toptu derken Emerald Adasına gitmem gerektiğini iyice salladım. Yalnız Emerald'a varabilmek için önce Bu Tapınağındaki uzaylı üssüne gidecektim hatırladığım kadarı ile. Hatırladığım diyorum, üzerime afiyet barda biraz fazla kaçırmışız da! Hazır Desert Island'a gelmişken Eğlence Parkındaki mağaraya dalalım bakalım. Şu rayların üzerindeki alete binsem mi acaba. Nereye gideceğim ki? Neyse bindim ve okların yönünü topumla değiştirerek bir aşağı kata ve en dibe doğru ilerleyince sandıkların üzerindeki kutudan kıllandığım için aletten iniyorum. Discreet discreet yürüyerek sandığa çıkmaya çalışıyorum. Çıkıyorum ve yine hislerime güvendiğim için kendimi kutluyorum. Anahtarı aldım da şu kapının yanındaki merdiven de nereye gidiyor acaba diye düşündüğümden merdivenden aşağı iniyorum. Kapıdan da geçince uzaylıların üssüne girdiğimi hemen anlıyorum. Sola doğru ilerleyince kilitli bir kapıyı açamadığımı gördükten sonra uyuyan İki görevliyi haklamam gerektiğini anlayıp bu düşüncemi hayata geçiriyorum. Ve eşyalarını karıştırınca aradığım anahtarı buldum. Kilitli kapı falan dinlemem artık. Üssün derinliklerine doğru yol aldığıma göre, hah işte uzay gemisi de burada ama ne o çark gibi anahtara gereksinim olacak. Du ya, şu sandıkların üzerinde bir şey var. Bir bakayım Sonra da köprüden devam edip asansörle yukarı çıkıyorum. Bu pırıltılı yer beni iskelete dönüştürmeye çalıştığına göre üzerinden uçup karşıya geçmek en iyisi. Birkaç görevliyi de dönüp (hemen tabii, yolumuza bir kaç çakalim, Sıkı bir inişten sonra aşağı açılan kapının içindeki giysiyi giydim bile. Ama sordukları şifreyi olsa gerek dışarı çıkar çıkmaz. üzerime bir iki yaratık saldırdı. En yakındaki de bir işe yarasın hesabı haritayı kaydettim. Baldino'nun nerede olduğunu da bu haritadan anlamam lazım galiba. Neyse ben en iyisi içeride biraz turlayayım. Şu kenardaki düğmelerin hepsini kırmızıdan yeşile çevirdim ki karşıma kapalı kapı çıkmasın. İçerlere doğru küçük bir gezinti yaparsam Baldino'yu bulurum herhalde, Düşündüğümden daha zor olsa da buldum sonunda. Yanındaki de casus uzaylı mühendis. Takip edelim bakalım şu kaybettiğimiz mühendise de üzüldüm doğrusu. Ama son sözleri de Island CX oldu. Yolumuzun nereye gideceği belli oldu galiba. Baldino ile yolculuğumuz zorunlu bir iniş ile bitince mucit arkadaşımız benden gas bulmamızı istiyor. Buradan kurtulmanın ve Zoe'ya sarılabilmenin tek yolu bu galiba. Bir kaç kişiye sordum da bizi Island CX'e anca yaşlı sarhoş denizci götürebilirmiş. Bu da bana 100 zlitos'a (bizim bir paramız kaç zlitos acaba?) mal olacakmış. Şimdi eski bir kumarbaz olarak bu parayı acaba casino'dan mı çıkarsam! Etraftan 7 zlitos'u denkleştirince girelim bakalım şu casino'ya. Bir kaç oyun oynayarak para kazanmaya çalışıyorum ama olmuyor ya! En iyisi şu kollu canavarlarla oynayayım. 70-80 zlitos'u bir arada görüp bir de anahtar kazanınca arkadaki dev kapıdan giresim geldi. İçeride de bir show var galiba. Sunucunun ne dediğine pek anlamadım ama şu çarkı çevirmem bekleniyor herhalde. Çevirince kazandığım şey temiz bir dayak oldu iyi mi. Ulan, çok sinirlendim ya, ben sizi haklamaz mıyım bea, savulun len! Aynen tekrar içeri ve şöyle sağlam bir miktar zlitos kazanınca aynen içeri ve protection spell'imin de sayesinde iki timsahı da geberttim. Anahtarı cebe attım ve arkada da bir kapının açıldığını fark ettim ama karşıya geçmek için jetpack'im zayıf kalacak. İyisi mi ben geri çıkayım. rıhtımda bahsedilen yaşlı, sarhoş ama cesur denizciyi bulup 100 zlitos'a anlaşıp beni Island of Celebration'a götürmesini istedim. Görevliler bu sefer benden kıllandıkları için bayağı başımı ağrıttılar yukarı çıkarken ama neyse. Denizcinin bahsettiği adamla konuşunca gerisin geri ponpon kızın çıktığı bara dönüp Rick'in grubunu bulmam gerektiğini anladım. Bara geri gidince bu işlerin hep kapılar ardında yapıldığını bildiğimden arkadaki kapının önündeki bodyguard'ı bir şekilde halledip anahtarı ile içeri girdim. Rick bana kentin üst tarafındaki oteldeki birinin yardım edebileceğini söyledi. Ama bildiğim kadarı ile şu anda kentin üst tarafına geçilmiyor. Peki ben ne yapayım. Bara gideyim bir iki duble bir şey içeyim desem zaten bardayım boş ver, Zoe'ya gideyim desem çok uzak, aklıma Baldino geldi. Mucit arkadaşım benden gas bekliyordu yahu. Gas İstasyonunda küçük bir araştırma yaptım da gas tankerini bekliyorlarmış ama geleceği pek yok gibi. Deniz taksisine: Gas Refinery Island'a çek usta diye çığırdıktan sonra ne olduğunu anlıyorum ama neyse benim derdim başımdan aşkın. Şu uzaylıların koruduğu saklı bölgeye girmenin bir yolu olsa: Eğik iki borudan alttakine atladım ve onun da üzerinden hooop saklı bölgeye. Arkasına düştüğüm binanın Gas Rafinerisi olması kuvvetle muhtemel, Dumandan göz gözü görmüyor desem biraz abartmış olacağım ama bu dumanları açıp kapıyor. Şimdilik, bu labirent gibi yerde ilerledikçe küçük kırmızı kutuların içindeki anahtarlar beni daha da ileri gitme isteği ile dolduruyor. İlerliyorum da, yalnız o kadar kolay değil. Nasıl anlatsam size, nasıl nasıl!!! O kadar kolay değil dedik işte. Kıyıda köşede kalmış yerler atlamanız, zıplamanız eğilmeniz gerekiyor. Köpeğin ve mühendisin olduğu yere gelince topumla mühendisi öldürüp yine topumla anahtarı alıyorum ve dalıyorum içeri. İşte mucitimiz için gas bidonunu buldum. Rafineriden hemen oradaki kapıdan çıkıp Baldino'nun yanına gidiyorum. Yolda dikkatimi çekti de duvarlara resmimi asmışlar. “Wanted Dead Or Alive" hesabı mı acaba?!? Baldino, bütün bu çabalarım için super jet-pack ile ödüllendirdi. Şimdi otele gitme vakti: Casino'ya girip eski hikayenin aynısı yaşayıp arkada açılan kapıya super jet-pack ile ulaşıp dışarı çıkar çıkmaz sağa dönünce karşıma çıkan patika beni kentin üst kısmına ulaştıracak, yani otele. Ulaştım bile. Otele dalınca belboy'un beni içeri sokmadığını fark edip ondan önce davranarak çekiyorum silahımı ve dan dan dan (tabi pek böyle olmuyor ama neyse)!!! Artık içeri girdim ve Mr. Rocket'i sorabilirim. Havuz başındaki züppe o olsa gerek. Beni odasına davet ediyor, takip edeyim bari. Bu adamın niyeti kötü galiba yoksa niye versin ki o yüzüğü. Yok yok, benim uzaylılara karşı savaştığımı temsil eden bir yüzük o! Esas adadaki hediyelik eşya satan dükkana (Twinsunian Souvenir) gitmem gerektiğini anladım bir de, Hemen oraya vardım ve yüzüğümü gururla satıcıya gösterince gizli bir bölme açtı. İçeride uzaylılara karşı mücadele grubunu buldum. | Ne komik bir oda burası böyle. Teker teker yoldaşlarımla konuşunca planlarını öğrenebiliyorum. Bir de silah verdiler bana ama çalışması için gereken kristali Island Of Celebration'dan almam gerekiyor. Daha sonra yoldaşların planlarına göre Island Of Francos'a gideceğim. Yoldaşların planlarında Zoe'nun olmaması beni bayağı üzdü

doğrusu. Neyse Island Of Crystal'da yukarı tırmanıp

Aman bu patlamalar bana çarpmasın diyerekten en sağımızda kalan mağma şelalesinden aşağı inerken sağımızda kalan merdivene tutunabilmeliyim. Nasıl olacak bu iş diye düşünürken o şelaleden geçen taşa konup oradan merdivene atlamak fikri düşüyor aklıma ve acilen uyguluyorum. Suyun da üzerinden uçarak kazmamla kristalleri parçalayınca artık benim de bir silahım oluyor. Ve bu gazla ileri, ilk hedefim Island Of Francos diye bağıra bağıra adaya çıkıyorum, çitin üzerinden zıplayıp en batıdaki binanın içine sızıyorum. Koridordan ilerletince iki kapalı kapı ve iki görevli ile karşılaştım. Uzaktan yeni silahımı kullanmanın verdiği heyecan ile iki görevliyi de öldürüp yine silahınla duvardaki kolların soldan sağa Yukarı Aşağı, Yukarı, Aşağı olmasını sağlayınca önümde kapılar açılıyor. Rıhtıma çıktım ve katamarana koşup yola çıktım. Çıkmaz olaydım. Çünkü vardığım yerde dört kollu bir canavar beni bekliyor ve öldürmesi de oldukça zor. Ama artık geri dönüş merdivenlerden devam edeceğim, Ediyorum da. Bir fırsat kolladığı, patlayıp patlayıp durduğu Allah'ın cezası bir yer. Burada kırmızı kırmızı gözümüzü alan tüm gem'leri (değerli taş) toplaya toplaya madenin içerlerine doğru ilerliyorum. Ateş toplarını geri atabileceğim bir eldiven ve daha da içerilerde tapınak gibi bir yerde de bir anahtar parçası buluyorum. Tabi gari gibi girdim. Burada da yaşlı bir adam, bir çocuk ve beni davet eden bir aile ile karşılaştım. Yemek kabul edince masadan turtayı kek kek

İçerideki adam bana Sivrisinekler Adasına gitmemin yolunun sandalcı adamdan geçtiğini, onu çağırabilmek içinde yanında çalıştırdığı kadından şarkıyı öğrenmem gerektiğini anlattı, Küçük çocuğun odasındaki hizmetçiden şarkıyı öğrenmek ve dışarı çıkıp yolun sonundaki tapınak gibi yerde şarkıyı söylemek farz oldu anlayacağınız. Sandalcı amcanın da beni Mosauittes Island'a götürmesi farz oldu. Bu arada bu farzlar kaç oldu? Beş olduysa, amin! Adaya varır varmaz yerdeki gem'i cebe atıp ilerliyorum. Sivrisineğin teki de beni Kraliçelerine götürüyor. Kraliçe kendisine gösterdiğim yüzüğüme inansa da beni bir doğruluk sınavından geçirmek istediğini söylüyor, Biz ne sınavlar gördük Kraliçe Abla, söyle yapayım diye düşünürken kendimi bir arenanın ortasında buluyorum. Yuvarlanan taşlara vurunca anahtarı buldum ve bir kapının ardında da aradığım silahı buluyorum. Ben her ne kadar testi geçsem de uzaylılar burayı da istila ettikleri için başımız dertte. İçerilere doğru ilerleyip çıkışı bulmam lazım. Aşağı doğru sallanan ipin olduğu odada bir de sağa doğru giden bir çukur var. Oradan çıkıp, köprüyü geçerek ilerliyorum. Çatıdaki uçan yaratığın attığı ateş toplarını eldivenimizle gerisin geri döndürerek onu hakladıktan sonra çıkan anahtarla açtığımız sandıktan ikinci parça anahtarı buluyorum, Sahile inip sandalcı amcayı çağırıp Volcano Island'a doğru yola çıkıyorum. Çıkmamla varmam bir oluyor tabi. Burası da amma karışık bir yermiş. Aşağıdaki plakanın üzerine atlayıp oradan düşündüm doğrusu. Yine zıplaya zıplaya yola devam edince hem adadaki gem'leri buldum hem de gizli bir mağarada sivrisinek arkadaşları. Ama kraliçe yok. İyisi ben Wannies'deki binanın içine gideyim. İçime doğdu da. Ama yan kapıdan girmem gerekiyormuş. Çünkü diğer taraftan hiçbir yere ulaşamadım. En içeride yöneticiyi bulup heykelini itince sakladığı 150 zlitosu da cebe indirmem bayağı iyi oldu. Bu arada son kapıdan içeri giremiyorum, ne yapsam acaba? Şu mağaraların birinde bir gem'leri taşıyan bir bant vardı, oradan belki yine bu binaya girebilirim. Gerçekten de mağaradan kayan banta binip, girdiğim odadaki görevliyi öldürüp, kolların ikisinin de yukarı doğru olmasına dikkat ederek sandıkların birisinin içine daldır ve har dediğimi yaptığım gibi bunu da yaptım. Hemen Sivrisinek Adasına gitmem ve tahta ulaşmam lazım. Sivrisinek Adasında Kraliçenin tahtını koruyan yeşil adam ve görevlileri hallederek içeri girdik. İçeri doğru ve yukarı çıkınca CX'e geldiğimi anlıyorum. Şimdi dümdüz yola devam edersem ve jetpack'imle de bu sıvıyı aşıp şu imparator mudur nedir onu bulacağım ama kapalı kapılar canımı sıkıyor. Taramalıyı kullanan adamın olduğu yerdeki anahtarı alıp kapıdan değil de karşıya atlayarak soldaki kapıdan devam edersem imparator'un odasına erişmem içten bile değil. Herifi haklamama rağmen ölüm ay'ını dünyamızın üzerine doğru yola çıkardı. Sandıktaki kılıçla imparator görevlilerini öldürebiliriz artık. Sivrisinek Adasından gerisin geri gidebilmek için 3 gem'e ihtiyacım var. Buralarda bir tane var iki üç tane de köprünün oralarda var. 4 gem'i bir araya getirdik. Sandalcı amca beni Wannies'e götürsene, Buraya nasıl geldiğimi hatırlarsam geri de dönebileceğim. O zaman en baştaki binanın önündeki iki görevliyi takmadan içeri girip beni yukarı çıkartacak asansöre binip, katamaranımın bıraktığım yerde duruyor olmasına sevinerek Francos'a bir deniz taksisi ile ulaşıyorum. Herkesler bir yerleri kazıyorlardı hatırladım burayı. Kazmayı aldığım dükkanın karşısındaki tarafa doğru ilerleyip kuşun küçük evine bakınca bir anahtar (burgermaster'ın anahtarı) buluyorum. Adamın hemen oradaki evine de bir bakayım diyorum. Anahtar parçasının üçüncüsünü bir yerlere gömmüş bu adam ve onun notu da buralarda bir yerlerde olmalı. Duvardaki kasasını, aldığım anahtarla açınca gömülü yeri bulmak için elimde notlar oluyor ama bu notlara göre bulmak da bayağı zorlayacak beni. Anladığım kadarı ile kazmayı aldığım dükkanın arkasındaki ağaca sırtımı vereceğim ve sportif 6 adım atınca, sola doğru biraz döndüğümde yani ben çimenlerin üzerindeyken ama önümde kayalık bir alan varken kazmaya başlarsam... işte üçüncü parça! Peki dördüncü parça nerede olabilir? Otringal tabii ya. Bu adamlar orada da kendilerine bir karargah kurmuşlardır. Otringal'ın tepelerinde kurdukları karargaha görevlileri öldürüp giriyorum. Ama burası tam bir labirent. Yönümü bulmam bayağı zor oldu ama aynen odadaki anahtarları ya sandıklardan ya da yaratıkları öldürerek şöyle bir yol izlersek dördüncü anahtar parçasını bulacağım. Önce dümdüz (girdiğimiz kapının tam karşısındaki kapıdan) yolun sonuna kadar devam ettim. Sola dönüp yine sonuna kadar devam ettim. Ve sağımda kalan çiti kapılı odaya girip en sonuna kadar öldüre öldüre ilerledim ve bir anda canlanan heykeli de öldürünce anahtar parçaları tamamlanmış oldu. Bu anahtarları Celebration Island'daki tapınağa götürmem lazım, hissediyorum (amma çok hissettim bugün). Ve hissettiğimi de yapıyorum. Anahtarı tapınağın ortasındaki yere yerleştirince bir şeyler oldu sanki dışarı çıksam iyi olacak. O da ne! Funfrock. Biliyordum zaten ben yaa. Her bokluğun altından Funfrock çıkıyor. Neyse şaşkınlığımı hemen üzerimden atıp peşinden gitmem lazım da nasıl çıkacağım ben yukarı. Şu sol taraftaki yükseklere sırasıyla atlaya atlaya en yukarı çıktım. Burada da iki kere daha yukarı zıplarsam mağaraya girdim. Buradaki fillerle uğraşmanın pek bir yararı ve olumlu sonucu olmayacağı kanısındayım. Çok güçlü gözüküyorlar. En sağda hapis kalmış büyücüleri kurtarmak için monitörleri 2, 1, 4 ve 3 sırasıyla kapatıp kırmızı kolu da aşağı indirmem yeterli. Büyücüleri kurtardık ama ya çocuklar. Çocukları da Ben de buradan aşağı iniyorum. Funfrock çocukları 3. katta bir çıkış bulamadım. Eğer yeşil ve diğer iki fili öldürürsem bir anahtar alıyorum ve yukarı tarafta kalmış olan kapıyı açıyorum. Buradaki iki fili de öldürünce aşağı geçit açılıyor. Yine yeşil fili öldürmem gerekiyor herhalde, çilingir gibi fil lan bunlar. Sonunda Funfrock'u da buldum ama çocuklarım olduğu kafesi lavlara göndermesine Funfrock! Öldür öldür bitmiyor bu FunFrock'lar. Gerçek Funfrock vurunca kırmızı olmayan. Önü öldürünce etrafı da temizleyince çocukları kaybettiğimiz yere yaklaşıp bir bakmak istiyorum. “Çok üzgünüm çocuklar diyeceğim tam ama o da ne: Benim mucit Baldino çocukları kurtarmış. Heyyyy. Garip uzaylılar Esmer'lerin de yardımı ile dünyamıza yaklaşan ayı durdurabiliyoruz. Ve barış. Bu arada Zoe'yu da amma ihmal ettik. İşte bana güzel bir de çocuk verdi. Yaşasın Barış. Esmer'lerle de kanka olduk bu arada. Yorucu bir gün oldu ben

EMert Topçu

PENTIUM 60 8 MB RAM WINDOWS 35 MB HARDDISK