Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 46
OVERDOSE AŞIRI İSTEKLERİNİZİ KARŞILAYABİLECEĞİNİZ TEK YER
Uzun, yorucu ve kabus dolu bir gün daha sona ermek üzere; en azından benim için. Böylesine kalabalık bir şehirde akşamın bu saatlerinde ortalığın bu kadar ıssız olması oldukça üzücü. Bu tatlı yaz akşamında (artık yaz akşamları kabus dolu) hangi insan dışarı çıkıp o güzelim yaz meltemini hissetmek, o ruhu okşayıcı serinliği doldurmak istemez? Onları (evet onları!) böylesine güzel bir andan mahrum bırakan bu kötülük dolu güçler ne zaman geldikleri cehenneme çekip gidecekler? Her dönemde özgürlüğü için savaşan ve özgürlüğünü kazanmasını bilen insanoğlu neden bu kadar çaresiz? Şu anda kimbilir kaç kişi “polygon sensor'ü olmadığı için vahşi bir cinayete kurban gidiyordur. “polygon sensor ne” mi dediniz? Sen kimsin mi dediniz? Evet sanırım her şeyi baştan anlatmam gerekecek. Ama önce izin verin yıpranan polygon'larımı yenilemek üzere “RayTube”e gireyim. Hiç meraklanmayın bendeki en yeni modellerden. 2 dakika sonra 3 milyar polygon'umla tekrar karşınızda olacağım... Bu uğursuz zamanın başlangıcı sanırım 3 yıl önceye, 2082 yılına dayanıyor. Yoksa 2081'miydi? Oh lütfen kusurumu mazur görün. Organik düşünce metodundan polygonal düşünce metoduna geçtiğimden beri bunama belirtileri göstermeye başladım. Anladığım kadarıyla üzerimde uygulanan o iğrenç işlemler sırasında organik düşünce sisteminden bir parça bırakmış olmalılar ki hala bunamak gibi soyut düşünceler üretebiliyorum. Yoksa bunamak, korkmak, heyecanlanmak gibi soyut fikirler bu düşünce metoduyla asla uyuşmazlar. Sanırım bende bir hata yaptılar ve ben de bunun ceremesini ödüyorum. Diğer lanet olası polygon yaratıkların böyle bir sorunu yok. İnsana ait özellikler onlarda olmadığı için olsa gerek. Neyse konuyu dağıttığım için özür dilerim. Nasıl olsa her şeyi anlatacağım. Dediğim gibi 2082 yılında (2081 de olabilir!) varolan teknolojinin 20. yüzyılın teknolojisinin kat kat üzerinde olmasını fırsat bilen biri sibernetikçi, biri de Hardware ve Software uzmanı iki manyak (maalesef isimlerini unuttum) 20. yüzyılın klasik Hacker'lık metodlarını alıp tekrar düzenlemeye yani anlayacağınız ceplerinden paraların taşmasını sağlamak amacıyla, o metodları alıp kendi saçma deyimleriyle post-teknolojik bir hale soktular. Bunun sonucunda (bu arada iki manyağın bir türlü yakalanamamasını ve o sırada varolan devletin de bunları yakalama konusunda basiretsiz kaldığını belirteyim) öyle bir sistem geliştirdiler ki artık onların para kazanmak için yapacakları tek şey bir düğmeye basmaktan ibaretti. Nasıl mı? Şöyle: Kendilerine, tüm bilgisayar ağlarında varolabilen sanal bir kahraman yarattılar. Bu kahraman (ve tüm sorunların başlangıcı olan) öyle bir algoritmaya dayanıyordu ki, elektrik olduğu sürece bir bilgisayardan, diğer bilgisayara rahatça geçebiliyor, sistemi kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor (yani efendilerinin çıkarları doğrultusunda), komut şekillerini değiştirebiliyor, tüm şifreleri çözebiliyor yani kısacası sahiplerinin saatlerce çaba gösterip elde edebileceği şeyleri kendisi (ona bir benlik yakıştırmamı daha sonra anlayacaksınız) çok kısa bir sürede gerçekleştirebiliyordu. Bu sanal kahramanın yaptığı en ilginç şeylerden biri de, girdiği sistemde gerekli işlemleri yaptıktan sonra kendini bir varlık olarak tanıtıyor ve o sistemin başına geçen her kimse ekranda her üç açıdan görülen wireframe (tel çerçeve şeklinde) olarak zafer işareti yapmış niteliksiz bir insan şekli görüyordu. Fakat bu şekil iki manyağın algoritmasında kesinlikle yer almayan bir şeydi. Bunun farkına vardıkları zaman şaşırmaktan ziyade gittikçe eğlenceli olmaya başladığını düşünen bu iki dahi manyak bu kahramana bir de isim taktılar: “Thing”. Artık her istediklerini yapabilecek, dünyayı parmakları ucunda çevirebilecek son derece tehlikeli ilginç bir kahraman yaratmışlardı. Fakat dükkanı kapattıklarında “Thing”in fonksiyonsuz kaldığını düşünen bu manyaklar, farkında olmadan kendi kendine hareket eden üçüncü bir manyak yarattığının farkında değildiler. Çünkü “Thing”, girdiği her sisteme -hiç kimsenin bulamayacağı- kendinden bir kopya bırakabilen (veya ona benzer bir şey), akıllı bir programdı (veya varlık). Bir sistemde elektrik kesildiğinde, başka bir sistemde varolabilirdi ve elektriği açık bir sistem mutlaka vardı. Oh özür dilerim, “polygon count”a girmem gerekiyor. Ne yani siz “check-up” yaptırmıyor musunuz? Bir yere ayrılmayın geliyorum... Merhaba popülasyon. Hazır mısınız Overdose'un zevk, heyecan, macera, tutku ve ihtiras dolu labirentlerinde dolaşmaya? Aşırı isteklerinizin kışkırtıcı dürtüsünü hissedebiliyor musunuz? Öyleyse hoş geldiniz diyorum. Bu ayki Overdose menümüz okuyan herkesi tatmin edecek düzeyde. Geçen ayki talihsiz kazanın ardından Overdose'un üzerinde biriken lanet geldiği karanlığa tekrar geri dönerken, bir takım kişilerce gösterilen ilgi ve olgunluk sayesinde yeni köşemiz yükselen güneşin parlaklığına bürünmeye başladı (optimist olmak amma zor be abi). Efendim, şimdi geçen ay elimde hiç mektup olmadığı için bizim hıyar holy editörü muhatap almıştım ya kendime, sağ olsun bazı okuyucular beni böyle saçma bir duruma düşürmemek için mektup yollamışlar. Ne dilim esas Overdose bu ay başlıyor. Eh bu başlangıcın sürekliliğini isteyen varsa ne yapacaklarını biliyorlar (mektup yollayın laan diye zırlamak pek hoşuma gitmiyor anlayın işte). Şimdi bu ay bazı aktivitelerde bulundum şöyle ki:
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 47
Ayın Oyunu: Kesinlikle X-Com Apocalypse. Zaten tüm detayları oyunda da yazdım (bir PC dergisine ilk PC oyunu yazmam). Yaratık avına yine devam ama bu sefer süper teknoloji emrinizde. Özellikle real-time modda yaratık avlamak çok eğlenceli. Strateji ruhumuzun çok önemli bir bölümünü doyuracak olan X-Com'u almayanlar varsa mezarlarını derin kazsınlar (ne demekse?). Ayın Albümü: Bu ay sizi çok güzel bir müzik ziyafeti bekliyor. Megadeth- Cryptic Writings. Hiç meraklanmayın, albümün Youthanasia ile hiç alakası yok (Youthanasia'yı sevmem de). Bu albüm şimdiki Megadeth ile eski Megadeth'in çok güzel bir birleşimi. Bir tür yeni tarz thrash diyebiliriz. Metallica'nın Load gibi bir rezaletinden sonra Megadeth hala altıncı telde kaldığını Cryptic Writings ile mükemmel bir şekilde kanıtlıyor. Kulaklarınızı dört açın. Ayın Filmi: Bu ay gittiğim filmlerden en iyisi olan Gridlock'd; uyuşturucu sorunu, para, bürokrasi, insanların korkutucu bencilliği, yabancılaşma ve tablonun (Amerika) görünmeyen taraflarını anlatan çok iyi bir film. Gayet dinamik temposu ve yerinde alaycılığı ile bu ayın filmi. Hala gitmediyseniz 7 denizin albızları canınızı alsın. Ayın Kitabı: Taa, 1994'ten beri Amerika'da yayınlanan Lawrence Block'un hırsız dedektif serisi nihayet Türkiye'de çıktı. Komik bir hırsızlık öyküsünün ciddi bir dedektiflik hikayesine dönüşümünü gayet akıcı ve esprili bir üslupla anlatan Lawrence Abi'nin (tanırım kendisini) 'Umduğunu Değil Bulduğunu Yiyen Hırsız" ve "Dolaptaki Hırsız" kitaplarını almak farz hatta ondan da öte bir şey. Sakın kaçırmayın, kaçırırsanız da gözüme gözükmeyin. Evet arkadaşlar şimdi sizi keyifli ve her satırında haz alacağınızı (ısrar ediyorum bu konuda) dolu dolu 3 sayfayla baş başa bırakıyorum. Ve eğer izin verirseniz şu bizim şahsiyetsiz holy editörü tokatlamak için kendimi huzurlarınızdan def ediyorum. Sevgili Zebani abimiz, Mektubuma başlarken büyük kaybımızdan dolayı ne kadar üzgün olduğumu belirtmek istiyorum. Mac'e dergiye olan katkıları ve bize yaptığı yardımlardan dolayı teşekkürü borç bilirim. Mavra dolu bir mektup yazmıştım Mac'e ama Mac artık yok ve mavra yapacak kadar iyi halde değilim o yüzden sorulara geçiyorum: 1- Müzik muhabbeti almış başını gidiyor. Ben de olaya bir dalıp çıkayım dedim. Hepiniz unutun diğer grupları ve müzik türlerini oturun Amorphis, Pantera, Obituary, Cannibal Corpse, Slayer ve en önemlisi SEPULTURA dinleyin. Ayrıca Zebani'nin Metallica hakkındaki görüşlerine katılıyorum. 2- Abi Dungeon Keeper çıktı. Tüm yabancı dergiler haziran sayılarında kapak yaptı. Yere göğe sığdıramıyorlar oyunu. Temmuzda da piyasaya sürülür herhalde. İki sayfalık reklamları bile var bir civcivin parçalandığı. Herhalde mektup yayınlandığında oynuyor oluruz. 3- Bana şöyle düşük sistemli bir simülasyon önersene (Apache Longbow?). 4- Ya yazacak sorularım var da sen ne halt edersin bilmediğimden (Yani hangi oyun türlerini oynarsın anlamında)
sormuyorum. 5- FRP mi Magic kartları mı? Cost ve zevk açısından kıyaslama lütfen. 6- Dune diye bir filmden bahsettin son sayıda. Biraz açıklama lütfen.
7- Bilgisayarımı upgrade edene kadar nostalji yapmayı planlıyorum. Vaktim de bol. Bana her türden birkaç oyun önerebilir misin? 8- Warhammer: Shadow of the Horned Rat diye bir oyun var. Tanıtmayı düşünüyor musunuz? Yoksa geçti oğlum mu diyeceksiniz? Ayrıca o oyunu her yerde arıyorum. Nereden bulabilirim? 9- Red Alert çok iyi bir oyun değil bence. Aşırı kolay, tek zorlayan bölüm Allied'ların son Cannon Fodder tipi bölümüydü. Anlaşabileceğimizi umuyorum. Bir dahaki mektuba kadar herkese RIP (Rest in Pain). Osman Volkan Zebani: Büyük kaybının seni ne kadar üzdüğünü tahmin edebiliyorum ama bu senin mavra yapmana engel olmamalı. Şimdi sakin ol, yat.
cevap verebilirim. Durumu
Kendini iyi acıklı izah ve payım
Çok kaliteli sesini dinlediğim güzel gruplar çok sevdiğin söyleniyor ama umarım şan çil yavruları gibi dağıldı (hö?)
iza kadar sürmez. Bak soytarı, merak biz dervişi
Gördüğün gibi oynadık ve de açıkladık bile parçalandığı sahnede ise ağzımızdan kanların sızdığı ağzımızdan kanların g zırtapoz gıcık küş T ru (çizgilik Sırad
Siyvest film manyağıyım di rabim f gbo değil üç tan
Apache Lor halt sor bakalım o altı bilip
Bana o
4- Sen bana bi
(<P ev bilmediğimi söylerim V
5- Kesinlikle FRP. Çünkü FRP hayal gücünü körükler, zekayı açar, sorunlardan uzaklaştırır, eğlence aşılar, kilo aldırır, sosyal yönünü güçlendirir, maneviyatını tatmin eder falan filan. Diğerinin ise -bana göre- herhangi bir kahvehanede pişti oynamaktan farkı yoktur. 6- Bazı filmler vardır. Artık kült olmuşlardır ve her türlü tartışmaya da açıktır. Dune da böyle bir filmdir. Frank Herbert'ın mükemmel romanından uyarlanan Dune, bilim-kurgu filmleri tarihinde önemli bir yeri olmasına rağmen entellektüel sinema dilinden uzak kişilerce lanetlenmiş ve hiç gişe yapmayarak yapımcı şirketin batmasına neden olmuştur. Nereden bulursun bilmem ama kesinlikle al ve seyret. Tadına varamazsın, tekrar tekrar seyredersin yine varamazsın. 7- Valla burada yazamayacak kadar çok ve çeşitli menümüz. Bence eski Game-Show sayılarından 'not enough memory' köşelerine bir göz at. 8- Söylediğin oyunu biz Game-Show'un küflenmiş çeyiz sandığında bulduk. Yani anlayacağın 'geçti ooolum'. Bu oyun evrende sadece tek bir yerde var: Kamer Bilgisayar (hehehe!) 9- Bir oyunun zor veya kolay olup olmamasını belirleyen bazı etmenler vardır. Ve bu etmenler sende fazlasıyla olduğundan Red Alert'e aşırı kolay demişsin. Valla ya çok zekisin veya yeteneklisin, ya da abartıyorsun. Umarım aşırı kolay olduğu için Red Alert'in kötü olduğunu savunmazsın. Evet Osman umarım sana faydalı olmuşumdur. Ayrıca ben anlaşamamamız için ortada (veya başka bir yerde) herhangi bir neden göremiyorum. Bir dahaki mektubunu merakla bekliyorum. Anlaşmak üzere. Bye 4 now HOLY EDİTÖR: İŞTE İLK MEKTUBUN. GÖZÜM ÜZERİNDE! Sevgili Zebani, Mac gitti, üzüldüm. Hatta çok çok üzüldüm. Acaba ona ulaşabileceğim bir adres var mı (mektup ya da e-mail)? Neyse geçen gün acayip bir şey oldu. Bak şimdi söyleyeceğim, inanmayacaksın. Geçen gün içtiğim koladan böcük çıktı. Hem de kocaman bir böcek çıktı. Ne olur yardım et! 1. Şu Simon 2'de bir yarışma için bir tane çadır var. Orada bekleyip duruyorum ama hiçbir şey yapamıyorum. Burada ne yapılır? 2. Diablo'yu bitirdim ama ona benzer bir oyun da bulamadım. Böyle bir oyun var mı? 3. Daggerfall'da bankadan borç alıp da ödemeyince ne oluyor? 4. Sence C&C CounterStrike alsam mı? Yoksa Tiberium Sun'ı mı beklessem? 5. Rama serisini okudun mu? Okuduysan nasıl buldun? 6. Şu Blood çok mu güzelmiş yoksa Quake 2'yi mi beklesek (gerçi beklesek bile bizim 75'te çalışmaz ama olsun)? 7. Şamo'yu sevsem ısırır mı? 8. Hani Engin Abla'yı anladık da (yani anlamaya çalıştık). Bu Zebani ne demek? 9. P2'lerin çıktığını biliyorum ama en son hızlarını hiç kimseden kesin olarak öğrenemiyorum, sen biliyon mu? 10. Şu anda bir P75'e yapılacak en akıllı şey ne olur? Bekleyip modem alsam nasıl olur? 11. Dungeon Keeper'ı oynadım ve 12. bölümüne kadar geldim. İlk başlarda çok güzel geldi ama sonraları basit ve monoton bir oyun olduğunu belli etti. Sence nasıl? İşe bütün sorularım bu kadar sana ileriki OverDose köşelerinde başarılar dilerim. Mert “dwarf” Esemenli Zebani: Ne diyim gitti işte. Böyle bir durumda (hepiniz Mac'ciler) ondan ağıt yakmaktan başka ne düşünürsünüz. Bakın ben sizle düşündüm: şimdi size bir e-mail adresi vericem ve bundan sonra Mac-ağıt'larınızı oraya yakacaksınız tamam mı: mac@gsmnet.com
Koladan böcük çıkması artık olağan bir durum. Hatta her bir böceğe isim bile takıyorum. Sende böyle yap ama sonra yok et. İsim bulmak zor oluyor. 1- Çadırda ne yapacaksın bir bilmem. Hatırlamaya çalıştığım kadarıyla bombasını almış olman lazım ki çadırda kullanabilesin. Sonra da çadırda kullanıyordun hatırladığım kadarıyla. 2- Ona en çok benzeyen Crus:
seviyesi biraz fazla. Yine de sen alabilirsin. Şaka bir yana kalan kişinin cihaza milk shake'i var. Fakat bunların action'ları kadan borç alıp da
3- Türkiyedeki bir ba ödemeyince ne oluyors; oluyor diye punun farkına varmayıp da hala dolandırıcı usu, Repetuation'nın k yapmaya © peşine karanlık güçleri olan bir takım adamlar takılıyor Y sız, Ayrıca niye a vatandaşlık bilgisi
1 yalan olacak da bankad dan borç alıp sonra sıvışmak borç alıp da ödemiyorsun ki? Sa mi hiç? Hanı n ahlak? Han cart curt? Cık cık üre oyalanmak deal. Bir tür aperatif gib meye • rabi ki okudum. Tum bilm kurqu odullenni SilD Supuren dir Sel mayayım da kimler okusun (herkes okusun'). Zaten Arthur ( ten swlusundan bir ask romani bile yazsa alp okounum. Bu konul gm var. Rama nin oyunu bile var hatta fitt cavriyor nabert bo - Wata pir Dopm-obin nasil olursa Blood da cve. Yeni bif Sey yok di
Tüm bilirr okudum en bek
5- Bit tabii k üren bir seriyi Arthur C ten a
Clark € önyargım var. Ra
Nasıl bulduğuma 6: Walla bir r oluk kan akıtıp. önüne her gı