LAST EXPRESS

r A 4 ) r A

Robert Trenin esas oğlanı. Bütün problemleri tek başına çözmek zorunda. Ölümlerden onun sorumlu tutulması da cabası. Yakışıklı ve çapkın!

Kronos Kötü adam. Tehditleri ile uşak ediyor. Anna'da kesin gözü var. Dikkatli olmak lazım. Şişko ve casus.

Anna Trenin Ablası. En zor anlarda sahneyi kurtarır. Robert'ın biricik aşkı. Güzel ve becerikli ama manyak, kesin manyak (bütün kadınlar gibi)!

vu

Tatiana Büyükbabası ile uğraşmaktan dünyevi zevkleri terk etmiş. Rusça biliyor. Çirkin ve saf. Ve tabii ki Manyak.

1914, yer PARİS. Genç bir Amerikalı doktor olan Robert CATCH arkadaşı olan Tyler WHİTNEY ile Orient Express'in Paris-İstanbul seferinde buluşmak için biraz rötarlıda olsa trene yetişil Paris 24 TEMMUZ 1914 saat 7:15 Trene biner binmez birşeylerin ters gideceği sanki içime doğmuştu. Hadi hayırlısı diyerek sağ taraftaki kapıdan içeri daldım. Gayet nazik ve saf olan kondüktör beni Tyler sanıp 1 numaralı odada kaldığımı söyledi. Eski dostumla bir an önce kucaklaşmak için odasına girdiğimde zavallı dostumu yerde kanlar içinde yatarken buldum. Bühüü! Zavallının zaten hiç bahtı gülmemişti hayatta, Herneyse belki üzerime kalır diyerekten odanın camını açtım ve zavallı arkadaşımın cesedini camdan aşağı atarak son yolculuğuna uğurladım (bühüü!) Ama oda ne? Adi herifin kanı üzerime bulaşmış iyyy!.. İğrenirim ben kandan. Hemen merhumun duvardaki yeşil ceketini üzerime çektim (zaten onun işine yaramaz artık ehue!). Heh! cuk oturdu valla. Arkadaşımın ölümü canımı sıkmış olacak ki etrafı biraz araştırayım dedim. Birden gözüm yukarıdaki merhumun çantasına takıldı. Hemen indirip içine baktım, buradaki scroll dikkatimi çekti. Ama o da ne bu Rusça yazılmış bu scroll. En iyisi ben bunu yanıma alayım dedim ve aldım. Çantada bir de telgraf buldum ama bu bendekinin aynısı idi zaten. Arkadaşımın ölümü karnımı açıktırmış olacak ki odamdan çıkıp Dining Room'a gideyim dedim. Yolumun üzerinde (Smoking Car'da) Alexi denen Rus'u gördüm. Belkim yardımı olur diye scrollu ona gösterdim ama kaba herif beni tersledi. Dining Room'a geçtim ve August Schmid ile sohbet ettim biraz. August'un sohbeti sarmayınca odama geri dönmeye karar verdim. Ama o da ne ! Bu izbandut gibi herif (Milos) benim odamda ne arıyor. Üstüne üstlük bir de bıçak çekmez mi. O an bildiğim tüm duaları okudum ve merhumla tahminimden daha önce karşılaşacağımı düşünmeye başladım. Milos'un bana yaptığı bir kaç hamleden geri kaçarak kurtuldum ve en sonunda acayip bi kung-fu hareketi yaparak onu saf dışı ettim. Milos ile biraz lafladıktan sonra tren EPERUAY'a vardı zaten. Zavallı merhumun cesedini bulan polis trende bir arama yapmaya karar vermiş. Şimdi saklanmam gerektiği kanısına kapıldım ve hemen odamın pencerisini açıp dışarı çıktım, polis gidene kadar orda kaldım. Tren EPERUAY'dan ayrılınca gidip Prens Kronos'u özel vagonunda bi ziyaret edeyim dedim. Kronos'dan ayrılıp Sleeping Car koridorlarında dolaştım Buradaki kondüktör yerinden ayrılınca oturduğu yere gidip okuduğu kitaba baktım ve yolcuların isimlerini ve nerede kaldıklarını gösteren listeyi aldım. Bu arada başkalarının odalarına girebilmek için kondüktörlerin beni görmemesi gerektiğini hatırladım birden. Neyse daha sonra Kronos'un vagonu ile Sleeping Car arasındaki boşluğa bir sigara tüttürmek için uğradım. Burada Tatiana ile karşılaştım ama bana yüz vermedi. Tam burdan ayrılırken Tatiana benimle konuşmaya başladı. Hoş kız aslında bu Tatiana hatta bana yardımı bile olur diyerekten Rusça scrollu tercüme etmesi için ona verdim. Tüm yaşadığım bu olaylar beni oldukça üzmüş olacak ki odama gidip yatmalıyım diye düşündüm. Horul horul uyurken aniden kalktım ne oluyor gibilerinden odamdan dışarı çıkıp içeri girdiğimde merhumu gördüm. Tekrar uyandığımda bunun bir rüya olduğunu anladım ve derin bir ohh! çektim. Çünkü merhumun ceketini çok sevmiştim ehue! Etrafa bi bakındım Strasbourg'a gelmişiz ve saat sabah 3:38 olmuş. Anna'yı odasında bir ziyaret edeyim dedim (komp.F) gidip kapısı tıkladım ve içeri daldım biraz lafladıktan sonra Anna'nın peşinden Tatiana'nın büyükbabasının odasına geldim (komp A). Tatiana'nın büyükbabasını sayıklarken gördüm, zavallı adama tren yolculuğu yaramamış pek. Neyse bana ne tüm bunlardan deyip gidip yattım tekrar. Sabah olunca kalkıp Anna'nın odasının önüne geldim iki kondüktörün kayıp master key hakkındaki

PRESS

konuşmalarını dinledim. Kompartman G ye giderek Milos ve Vesna ile lafladıktan sonra, Dining Room'a gittim. Burada Tatiana'yı gördüm vermiş olduğum scrollun tercüme edilmiş halini aldım ondan. Smoking Room'a geçtim ve Kronos'un Anna ile konuşmasına kulak kabarttım. Saat 3'de Kronos'un özel vagonunda verecekleri konser hakkında konuştuklarını anladım hemen. Bu odadaki saatin altında bulunan koltuğa oturdum ve masaya baktım. O da ne bir böcük dolaşıyor masada. Belki bi işime yarar diye onu yakalamaya karar verdim. Bunun için cebimdeki (inventory) kibrit kutusunu açtım ve kibritleri çıkartıp kutuyu açık halde iken böcüğün üzerine kapatmaya (tıklamaya) çalıştım. Nasıl da kaçıyor mübarek heyven ehue!. Neyse bi kaç denemeden sonra yakalamayı başardım böcüğü. Burdan çıkıp Sleeping Car'a geri döndüm. Koridorda Francois denen velede yakaladığım böcüğü gururla gösterdim. Burada bir süre bekledim ve Francois veledi tekrar gelince ona düdüğüne karşılık böcüğümü verdim ve bir çocuğu kazıklamanın zevkiyle kompartman E'ye gittim. Kimseye gözükmeden içeri daldım ve buradaki sandığı açıp günlüğü okudum. Daha sonra bu odadaki camı açıp dışarı çıktım ve yan odaya geçtim (anahtarımı kaybettiğimde hep böyle yaparım). Elalemin mücevher kutusunu karıştırdım ve ortadaki taşa tıklayıp kutudaki gizli bölmeyi açtım. İşte kayıp master key. Hemencecik cebe indirdim tabi ki. Daha sonra komidinin alt çekmecesini açtım ve buradaki mektubu okudum. Bu kadar yeter deyip dışarı çıktım. Tatiana'nın odasının önüne geldim. Konserin başlamasına yakın Tatiana odasından çıktı ve ben de hemen komp. A'ya dakp banyoya girdim. Lavabonun altındaki kapağı açtım ve meşhur Firebird'ü buldum. Dışarı çıkınca büyükbaba beni görüyor.! Yaşlı bunağa aldırmadan odama döndüm ve buradaki boş kutusuna Firebird'ü koydum. Daha sonra saat 3 sıralarında konser başlayınca Kronos'un özel vagonuna giderkeneki arada olan kapıyı Master Key ile açarak biraz hava almak için trenin üzerine çıktım. Vagonların üzerinde ilerlerken yerde cam bir bölmeye takıldı gözüme. Konser gürültüsünü de duyunca burasının Kronos'un yatak odası olduğunu anladım. Belki birşeyler bulurum düşüncesiyle cam bölmeyi kırdım ve aşağı atladım. Yatağın yanındaki sehbada bulunan kağıtları inceledim dikkatle. Sonra duvardaki düğmeye takıldı gözüm. Basmazsam olmaz diyerekten düğmeye bastım ve yan taraftaki duvarda gizli bir bölmenin açıldığını gördüm. Bir de baktım bir çanta var bu bölmede. Merak işte, çantayı da açınca içinin altın dolu olduğunu gördüm (görmez olaydım). Bu kadar altın bir adama fazla deyip çantayı kaptığım gibi konsere açılan kapıdan dışarı çıktım. Kronos ve Kahina beni elimde çanta ile yatak odasından çıkarken gördüklerinde bayağı bir kıllandılar tabii ama © an birşey yapamadılar. Hemen odama gittim ve çantayı yatağımın altına sakladım. Saat 16.25 gibi konser bitti ve konserdekiler dağıldığında August Schmidt odasına girince onunla konuşmaya gittim. Ordan dışarı çıktığımda Kahina beni efendisinin çantasını geri getirmem konusunda uyardı. Nazik birine benziyor bu Kahina ama ben uyarırken niye silah çekti anlamadım. Neyse birden merhumu hatırlayarak acele etmeye karar verdim. Hemen odama gittim ve çantayı yatağın altından aldım. August Schmidt'e uğrayıp (3 numaralı oda) altınları ona da gösterdim. Buradan çıkar çıkmaz hiç vakit kaybetmeden Kronos'un özel vagonuna koştum hemen. Kronos'un konuşması bitince dışarı çıktım. Trenin Viyana'ya yaklaşmakta olduğu bağıran kondüktörün sesinden anladım. Durum böyle olunca bagaj bölümündeki muhafız yerinden ayrılır herhalde diyerekten odama gidip hemen Firebird'ü aldım ve bagaj bölümüne geldim. Tahminim doğru çıkmıştı muhafız yerinde yoktu. Hemen arka tarafa ilerleyip gidebildiğim kadar gittim ve Anna'nın köpeğinin bulunduğu kafesi açıp iti dışarı saldım. Burası daha güvenli herhalde diyerekten Firebird'ü kafese tıktım.

Geri dönüp Anna'nın kompartmanına geldim. Anna dışarı çıkınca onu bagaj bölümüne kadar takip ettim. Burada daha önceden kapalı olan kapının açıldığını gördüm ve içeri daldım. İki kez sağa döndükten sonra yerdeki sandığı açıp bakayım dedim (merak işte!). O sırada Anna geldi ve onunla konuştum. Konuşma esnasında Vesna bir bıçak ile sinsice Anna'ya arkadan saldırdı. Ben de aslanlar gibi atılıp Anna'yı korudum tabi ki. Çıkan kavga bölümünde hep defans oynadım ve bir süre sonra nihayet Anna silahını yerden alıp Vesna'yı kaçırmayı başardı. Anna ile konuştuktan sonra tren Viyana'ya ulaştı. Alexi'nin odasına gittim (2 numaralı oda) ve yukarıdaki valizini açarak içindeki saatli bombanın saatini aldım (ne demekse !). Tüm burdaki malzemelerden Alexi'nin bir bomba yapabileceği geldi aklıma hemen. Alexi'nin odasında çıkarken Abbot beni gördü. Anna'nın odasına gidip onunla konuştuktan sonra saat 9'a 10 kala gibi odama döndüm. Tatiana benimle konuşmaya gelmiş. Onunla lafladıktan sonra iyice yorulduğumu hissettim ve yatağıma uzandım. Gene saçman sapan bir rüya gördüm. Rüyanın ardından çıkan demoda Tatiana'nın büyük babası Alexi'yi haklıyordu. Hemen kalktım ve Kompartman A'ya koştum. Alexi son nefesini kollarımda verdi. Her ne kadar aramız iyi olmasa da severdim Alexi'yi. Yazık oldu adama. Neyse adam öldü ama yaptığı bomba biryerlerdedir onu bulmalıyım kahraman olmalıyım diyip hemen bombayı aramaya koyuldum. Sleeping Car'ın girişindeki kondüktörün oturduğu yerin yanından geçerken "tik tak" sesleri çalındı kulağıma. Buradaki sigorta kutusunu açtım ve içeride sol üst köşede bulunan ufak kutuya daha yakından baktım. Bu kutuyu yukarı doğru ittirdim ve kabloları kibritle yaktım. Kutuyu açmamın sağlığım açısından pek yararlı olmayacağını anlayıp kutuyu çevirmeye karar verdim. Arka taraftaki menteşeleri söktüm ve kutuyu tersten açtım. O zamanki bombalarda kırmızı veya mavi tel olayı olmadığı için biraz afalladım ama bombanın sağ tarafındaki hareket eden kontakları görünce aklıma dahiyane bir fikir geldi. Hemen cebimdeki telgrafı çıkartıp hareket eden kontakların arasına soktum ve bombayı devre dışı bıraktım. Böylece herkes derin bir nefes aldı. Birşeyler içip rahatlamak için Smoking Room'a gittim ve Abbot ile konuştum. Daha sonra kalktım ve Sleeping Room koridorunda Anna ile konuştum onun yorgunum olmaz demesine aldırmadan odasına girdim ve öpüşmeye başladık. Bir kaç öpücükten sonra olanlar oldu (iş yarım kaldı tüh!). Vesna ve adamları treni ele geçirmişler. Bir dipçik darbesiyle beni de saf dışı ettiler münasebetsizler. Korkunç bir baş ağrısı ile gözlerimi eşya vagonunda açtım. Ellerimi ve ayaklarımı bağlamışlar ama bunlardan kurtulmak çocuk oyuncağı benim için önce yukarı daha sonra da aşağı bakıp yerden destek alarak ipleri yerdeki kibritleri kullanarak yakıyorum. Hemen neler olup bittiğini anlamak için kapıya yöneldim ama denen herif çıkıyo karşıma. Ona seri hareketlerle dersini verdikten sonra ileri devam ettim ve iplerle bağlanmış olan Anna'yı kurtardım. Daha sonra Sleeping Car ile Smoking Car arasındaki boşluğa gelip trenin üzerine çıktım heyecanla. Biraz iterteyince karşımı Salko çıkıverdi elinde demir çubuğuyla. Bir kaç yumruk ile onu trenden aşağı atıp demir sopasını kapıyorum lavuğun. Birden arkamdan bir kılıç çekme sesi duyuyorum hemen arkamı dönüp baktığımda Vesna'yı elinde kılıcıyla bana saldırır vaziyette görüyorum. Vesna'nın öncekiler gibi kolay lokma olmadığını yaptığı değişik hareketlerden anlıyorum hemen. Demir çubukla ona bir kaç kez vurunca Vesna birden kendini yere atıyor. Ben de vardır elbet bir pislik diyerek onun gibi yatıyorum hemen. Netekim bu sırada tren karanlık bir tünelden geçiyor. Etraf tekrar aydınlandığında kendimi trenin yanından aşağı sarkarken buluyorum. Hain Vesna ise ellerime basıp beni aşağı düşürmeye çalışıyor. Onun ayağını kaydırıp trenden aşağı atıyorum ve yukarı çıkıyorum. Bu kadar heyecan yeter deyip Dining Room'a giderek yolcuları kurtarıyorum Sleeping Car ile

Yerdeki kapağı açıp 4 vagonları birbirinden ayırıyorum. Tekrar trenin üzerine çıkıp lokomotife doğru gidiyorum bu kez. Burada Milos ile konuştuktan sonra bana silah çekiyor ama sevgilim Anna onu haklıyor. Anna treni durdurmamız gerektiğini söyleyip beni silahla tehdit ediyor (bu kadınları da anlamak zor bea!) Ona aldırmıyorum tabiiki, lokomotif ekranında sola bakıp oradaki kolu ittiyorum. Sınırı son sürat izinsiz geçince peşimize askeri bir tren takılıyor haliyle. Ayrıca / bizi başka bir track'a yönlendiriyorlar. Bu track'taki köprünün dandik olduğunu ve geçemeyeceğimiz söylüyor makinist. Ona aldırmadan ya istiklal ya ölüm deyip treni daha da hızlandırıyorum ve köprü biz geçince a yıkıma uğruyor, böylece peşimizdeki trenden kurtulmuş oluyoruz. Makiniste bilmiyorsan bu işi git okulunda öğren diyerek Smoking Room'a gidiyorum ve Tatiana'nın büyükbabası ile konuşuyorum. Tatiana'nın kafayı yediğini görür görmez anlıyorum zaten. Ne haliniz varsa görün diyerek bagaj bölümüne gidiyorum ve sol taraftaki odaya dalıyorum. Burada Anna ile konuşuyorum biraz. Az bir konuşmadan sonra ateşli öpücükler başlıyor ve tren en nihayet İstanbul'a varıyor. Anna odadan ayrılınca ben de peşinden gidiyorum tabi ki. Dining Room'a gidince kötü bir süprizle karşılaşıyorum. Kronos Anna'yı rehin almış ve benden Firebird'ü istiyor. Sevgilimin delik deşik olmasını istemediğimden vakit kaybetmeden bagaj bölümüne gidip kafesten Firebird'ü alarak hemen geri koşuyorum. Kronos benden yumurtayı açmamı istiyor. Haydaaa !.. diyip birden aklıma Tatiana'nın tercüme ettiği scroll geliyor. Yumurtanın üzerindeki elmaslara sırasıyla, Avustralya (mavimsi gem), İngiltere (mavi gem), Çin (kırmızı gem), Güney Pasific'deki ada (mor gem), ve Ortadoğu (yeşil gem) basıyorum. Yumurtanın altında bir delik açılıyor ve biraz da tırsarak parmağımı buraya sokuyorum. O da ne! yumurta birden bir kuşa dönüşüyor. Bu esnada zevke gelen Kronos Anna'yı keman çalması için zorluyor. Ufak bir konserden sonra Kronos yumurtayı kapatmamı emrediyor. Ehue! Hay hay deyip yumurta ekranında cebimden (invertory) düdüğü çıkartıp çalıyorum ve Firebird birden şahlanarak Kronos ve Kahina'nın üzerine atlıyor (besle kargayı oysun gözünü hesabı) Böylece merhum Tyler Whitney'inde nasıl öldüğünü anlıyorum bir anda. Hızını alamayan Firebird bize doğru da yönelince Aney! diyip Anna ile beraber trenden atlıyorum. Bu esnada savaşlar bitsin, kuşlar uçsun, kelaynakların nesli tükenmesin diyerekten bagaj bölümündeki silahları kullanıp treni havaya uçuruyor. Tüm bunlardan sonra Avusturya ve Sırbistan'ın harbe girdiğini öğreniyorum. Sevgilim Anna ise beni son kez öpüp itini elime tutuşturuyor ve gidiyor. Ben de İstanbul'un © muhteşem manzarası altında ağzım bir karış açık kala kalıyorum. En nihayet bir daha Orlon Express'e binersem ne oliim diyorum ve bu macera da buradâ bitiyor. HÖzgür “Constantinople değil İSTANBUL” GÜLTEKİN 1

BRODERBUND

ADVENTURE

PENTIUM 60 8 MBRAM WINDOWS95 35 MB HARDISK