Gameshow sayı 27, sayfa 18

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 18

zuuuun bir aradan sonra tekrar merhaba. Aradan 3 ay geçmiş görüşmeyeli(takvime baktım da). Geçtiğimiz 3 ay boyunca bilgisayara elimi bile sürmemiş olmam sonucul(kuyruklu yalan) pek çok olaydan bilhaber(doğru mu yazdım aceba) kaldım. Mesela Gameshow web sitesi yeni yeni imajlara bürünmüş (reklamlar), bu arada dergi yönetimi erken çıkma problemine çözüm olarak nisan sayısını pas geçmiş, Mr. OZ elinde tezkeresiyle dergiye kesin dönüş yaparak klavye başındaki görevine geri dönmüş, Mad TV 2 çıkmış (dedikodulara göre Serkan, sırf bu »* yüzden bilgisayarını upgrade edecekmiş) falan filan. Bu arada Mad TV 2 dışında pek çok yeni oyun da piyasaya sürmüş. Aç gözlü Intel de bu oyunları yapan firmaları gaza getirip sırf kâr amacıyla (ne kadar çok MMX işlemci, o kadar, çok para) daha yüksek sistem konfirügasyonu isteyen oyunların çıkmasına sebep olmuş (P120 veya daha yukarısı işlemci isteyen oyun çıktığını biliyorum en son...). Bütün bunlar olurkene sen ne yaptın diyen sesler duyuyorumlallah allah müneccim de diilim, hayırdır inşallah). Elbette diğer 1 milyon 350 | bin civarında Türk genciyle aynı anda sınava girdim. Zamanımın sadece 3 saatini alan bu sınav geriye | kalan zamanın da çoğunu çalışmaya ayırmama neden oldu. Çalışırken insan bilgisayardan uzak kalmak zorunda kalıyor (çevrede herkes ders çalışırken siz onlara Ouake'de bilmemne b.k yaptım diyince üstünüze yürüyorlar, benden söylemesi). İşte sınavı başarıyla verdikten sonra gideyim de dergiyi alayım dedim. Dergiyi aldım ama oyunların istedikleri konfigürasyonu okuyunca sadece bir adventure ve klasiklerdeki Moonstone'un bende çalıştığını farkederek bu kadar şeyin arasında upgrade etmeyi unuttuğumu farkettim. Dedim ya dergiye gittim ama gider gitmez sevgili ve saygıdeğer Engin Abla'nız “Neredesin

Burak, sana oyun verelim de yaz..” dedi. Tabii ki oyunun çok önceden kararlaştırılmış olduğunu tahmin ederek içimden “inşallah klasik verirler” diye dua etmeye başladım. Dualarım ne yazık ki kabul olmadı ve MEG'in “Burak MDK' yı al, oyna ve yaz. Oyuna mutlaka pentium'u olan bi arkadaşında bak çünkü oyun çok güzel ama 486'da yavaş çalışabilir” diyince kaderime boyun eğerek aldım oyunu ve geçtim evde bilgisayarın başına... Ama oyun DOS'ta “senin hafıza fakiri (oysa 12MB ramim var) makinanda çalışmam” dedi. Ben de oyunu Win95 altında çalıştırırmaya çalıştım ama orada da İndependence Day'in

Efe'ye yaptığı kıllığın bir benzerini bana yaparak makinamın yetersiz işlem kapasitesine sahip bir bilgisayar olduğunu ve bu bilgisayarda çalışmayacağını kibarca(!) yazdı. Bu uzun paragraftan çıkaracağınız sonuç oyunun en az 16MB ram sahibi bir pentium bilgisayar istediği olmalı. Benden söylemesi. Gelelim oyuna. Oyunumuzun ismi MDK (Mission: Deliver Kindness olarak deşifre ettim). Oyun şekil itibariyle Tomb Raider'a aşırı benziyor. Tıpkı TR'de olduğu gibi dışarıdan ve kahramanın arkasından gördüğümüz oyunu gerekli konifgürasyona sahipseniz DOS altında da W95 altında da sorunsuz bir şekilde kurup oynayabiliyorsunuz. Ayrıca MMX, 3D hızlandırıcı ve züğürdün çenesini yorabilecek her şeye desteği de mevcut. Konu olarak “dünyayı kurtaran adam” rolünde siz, dünyayı kötü kalpli maden avcısı(belki de gezegen avcısı demeliydim) uzaylılardan kurtarmaya çalışıyorsunuz. Olay 2000 yılına girmeye hazırlanırken uzaylıların dünyayı istilası ile başlıyor. Siz tabii süper kahraman olarak işe el koyuyorsunuz. Ama tek başınıza değilsiniz. Destek kuvveti olarak bombardıman uçağı süren bir robot köpiş var (şaka yapmıyorum). Tek destek kuvvetinizin bu köpiş olması işinizi bayağı zorlaştırıyor ama “dünyayı kurtaran adam” olmak öyle kolay değil. Oynanış şekliyle daha önce de dediğim gibi TR'a benziyor. Ayrıca ek olarak sniper mode diye bir seçenekle adamımızın gözünden görerek uzaktaki hedeflere zoom yapabiliyor ve o hedefleri vurabiliyorsunuz. Bu mode hakkında daha sonra sizi bilgilendireceğim. Oyunun amacı da tahmin ettiğiniz gibi herşeyi ve herkesi yok etmek. Bu arada kontrol sistemi bölümden bölüme değişiyor. İlerleyen V bölümlerde sizi farklı kontrollerin | beklediğini söylemek isterim(luçmak zevklidir mesela). Oyunu oynarken dikkat etmeniz gereken önemli şeylerden biri de ekranın sağ tarafında duran göstergenin üzerindeki yeşil çizgi azalmadan bölümü geçmeye çalışmak. Bu oynadığınız bölüm sırasında uzaylıların saldırdığı şehirdeki insanların sayısını gösteriyor. Bu bittiğinde (yani gereğinden fazla zaman kaybettiğinizde) “Au revoir Paris” “Here goes Los Angeles” falan gibi mesajlar görüyorsunuz. Bu bonusu etkiliyor ve şehirde insan kalmadığı anlamına geliyor. Bu arada o göstergenin ortasındaki rakamın (ki o sizin yaşam göstergeniz oluyor) sıfırlanmaması için de özen göstermeniz gerekli. Sizi büyük patlamalardan koruyan şey ise zırhınız. Bu zırh resmen her eve lazım bir şey. Özellikler olarak patlama, mermi ve bilumum tehlikelere karşı koruma, geniş bir cebe sahip olma (bi sürü cephane ve el bombasını tek cebe sığdırabiliyorsunuz da), yükseklerde uçmanızı sağlayan motor (bu kendiliğinden olan birşey) ve kullanmasını öğrenince çok faydasını göreceğiniz bir paraşüt sayılabilir. Hazır paraşüt demişken biraz bunun ve oyunun diğer kontrollerinin nasıl yapıldığını anlatayım.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.