Gameshow sayı 26, sayfa 48

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 48

Artık, insan üstün yaratık olduğunu bilenlere bir son versin. Kendine yakışır hayatı sürmeye bir an önce başlasın. Yanlışlarını Tanrı olamasa bile, temizlikte Tanrı'ya yaklaşsın. Sonra büyük bir kararı vermenin rahatlığıyla çıktılar salondan. Herkes kendi seçtiği yöne doğru gitti. Herkese duyurmak için kararı. Sadece biri kaldı. Dışarıdan gelen parlak ışıkta dans eden toz taneciklerini seyretti. Kafasında küçük bir oyun oynadı, onları uyarmadığı için kendini haklı çıkarmaya çalıştı, başaramadı, sonra büyük zekasını başka bir yöne çevirdi, kendini kandırdı. En kolayı buydu zaten. Mantık yorucuydu. O da çıktı yavaşça salondan. Hızla yayılan haberlerin sonucunu beklemek için sütunların altından geçerek büyük meydana geldi. Hazırlıklar başlamıştı bile. Meydanın ortasında büyük temizlik ateşi için toparlanmaya başlayanlar onu fark etmediler bile. Herkes yarın başlayacakları tertemiz hayatın hayalinin verdiği aptallaştırıcı mutlulukla ateşe atacaklarını toparlıyordu. Neler de getirmişlerdi. Aklınıza ne gelirse. Kitaplar çoğunlukta olsa bile, kötülükle bağdaştırmak için uzun çabalar gerektirecek şeyler bile atılıyordu yığına. Ellerindekileri atanlar hemen geri gitmek istemiyorlardı, ateşe yakın kalabilmek, yanmaya başladığında ısısıyla temizlenmek için orada bekleşiyorlardı. Daha uzaktan gelenler meydana vardıkça karmaşa, itişmece iyice büyüyordu. Yığın çoktan meydanı çevreleyen sütunların boyuna ulaşıp onları aşmıştı bile. Güneş kaybolduğunda herkes soğuk havada titreşerek olacakları beklemeye başladı. Geride kalanları, ateşten kaçmaya çalışanları toparlamak için yollanan askerler de geri geldiler. Meydanın içinde nefes alacak yer bile kalmamıştı. Kalabalığın sabrı azalmaya başlamıştı ki yaşlı adam ateşin önünde hazırlanan platforma çıktı. Yardımcıları hemen en usta sanatçılara altından yaptırılan meşaleyi getirdiler ona. Yaşlı adam kendi ışığında parlayan meşaleyi başının üstüne kaldırdı. Kalabalıktan önce deli dolu bir çığlık yükseldi, sonra korkuyla ortadaki yığından uzaklaşmaya çalıştılar. Meydanı çevreleyen kapılar çoktan kapanmıştı, en uçlarda ezilenlerin çığlıkları bir süre yankılandı. Yaşlı adam sessizlik geri dönene kadar bekledi. Sonra elindeki meşaleyi bütün gücüyle büyülenmiş gibi onu izleyen insanların arasına fırlattı. Meşalenin düştüğü yere en yakın olanlar bir anda alev aldılar. Çığlıklar ve yanık et kokusu birbirine karıştı. Kendilerini kurtarmak için koşuşturanlar daracık alanda herkesin yanmaya başlamasına sebep oldular. Bir süre sonra yığın da alev aldı. Ateş ta göğe kadar yükseldi. Yaşlı adam önündeki manzarayı gülümseyerek seyretti. Ateş yüzünü yakmaya başlamıştı. Bir an tereddüt etti, sonra platformdan kendini ateşin ortasına doğru bıraktı. Onun ve hayatlarının en önemli günü için meydana toplanan insanların vücutları kömür olduğunda temizlik ateşi hala yanıyordu. Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli değil mi? (İki ay oldu ef'em. Intel, bak daha ilk cümleme atladın, yazının sonuna kadar sana kötü şeyler yapmak zorunda kalacağımı hissediyorum, dikkat et kendine. (Peki ef'em) Özlemişim sizi. Çok garip bir o aydan (iki ef'em), çok garip bir iki aydan (ehe olmuyor böyle) sonra tekrar yazı yazıyor olmak güzel.

Hepimiz varken de görüşemediğimiz de (hah, y deneyince oluyor) ben de güzel bazı şeyler oldu. Mesela (laf süratle bu ay bahsedeceğim oyuna doğru geliyor, dikkatinizi çekerim) Titanic geldi, ben de yine bozulmakta olan CD-ROM'umun (ula bu kaçıncı bea? 3 ef'em. Intel uyarmıştım değil mi seni? Auaarghh ef'em) izin verdiği kadarıyla bu oyunu oynadım. İlk başta geminin ve etrafının render olmasından çok pis kıllandım (acı tecrübeler) ama birazcık oynayınca neredeyse eski stilde sayılabilecek güzel bir adventure'la karşı karşıya olduğumu anladım (cinim ben, CİN!). Özellikle oyunun geçtiği geç saatte bile etrafın insanlarla dolu olması ve konuşmaların (ne seçseniz oluyor aslında) işe yarıyor olması gözlerimi yaşarttı. Grafikleri sayfadan görürsünüz, 256 renk olsalar bile bayağı iyiler. Bulabildiğim şikayetlerin en önemlisi oyunun birazcık kolay olması. Koşuşturmacaları son bölüm hariç (sürprizi bozmayayım, oynayın görün) her yerde oyun siz onu bitirin diye elinden geleni yapıyor. Bir nevi ipuçları silsilesi halinde üstünüze geliyor. Bir an ne yapacağınızı bilemezseniz mutlaka karşınıza biri çıkıp size yardım ediyor. Bu amatör dostlar için iyi bir şey de mesela ben kendimce cinlik yapıp kazan dairesine yol bulduğumu sanırken biri gelip bana kazan dairesine şöyle gidersin deyince birazcık bozuluyorum tabii (bu örnekti). İlk baştan (tr 22:00), en sonuna kadar (tr 6:00) kısa sürede (8 saat ef'em.) bitirebildiğimi düşünürseniz iki CD'lik bir oyun için biraz az olduğunu anlarsınız (aaauurrghhh ef'em, dövmeyeceğim sandın değil mi, kandırdım seni, ehe). Ama olsun, çok eğlenceli bir sekiz saat oldu benim için (özellikle değişik sonlarla bitebildiği için). Bir de oyundaki karakterler biraz fazla karikatürize olmuşlar. İrlandalı adamın İrlandalı, dedikoducu kadının da dedikoducu olduğunu bir alınlarına yazmadıkları kalmış. Her özelliği maksimuma kadar abartmışlar. Gerçi bu çok kötü bir özellik değil ama normalde ciddi bir oyuna (batıyor lan gemi, tabii ciddi olacak) gereksiz (belki de istemeden) çok da komik olmayan bir komedi unsuru eklenmiş. Bunun dışında gemiyi tarihi olarak gerçekçi yansıttığı için ve daha geçen sene yapılan araştırmaları (çürük çelik işi) senaryoya kattığı için aferin demek de lazım. Kısa olmasına rağmen (mümkünse çözüme bakmadan oynayın) gönül rahatlığıyla 10 üzerinden (9 ef'em. Lan salak her sayışa atlama bea, bu değerlendirme, sen ne anlarsın. Uhuhu ef'em) yazıyla dokuz verebilirim. Uzunca bir süre (herkes oynayana kadar) tavsiye edeceğim, haberiniz olsun. Intel, kes ağlamayı da mektupları getir. Hepsini getir, kendine göre salakça seçimler yapma. SLAUGHTERHOUSE V Sevgili MAC, Yazmaya nasıl başlayacağım bilmiyorum. Artık bir şekilde gireceğiz. (Yanlış anlama, yazıya) Ben şu anda ÖSYM'nin uyguladığı işkenceye maruz kalan gençlerden biriyim. Bu nedenle Intel Inside'ıma hasret kaldım. 3 aydır eli elime değmedi. Şimdilik kendimi 24 Haziran'dan sonra uygulayacağım fantazileri düşünerek tatmin ediyorum. Tabii senin tuzun kuru, oyna oyunlarını. Dua et ben oynayamıyorum. Oynasam her halde benim mektup ÖYS soru kitapçığına benzerdi. Neyse şimdi sorular: 1- Abi sen X-Wings ve Tie Fighters'ı görmüşsündür. (En azından resimlerini) Grafik olarak WC4 kadar iyi mi? (Bu arada serinin gerçek yeni bölümleri 98 sonunda) 2- Şu Jetfighter 3'ü de soracağım. Hani Şubat sayısında Jetfighter eğlenceli, Retaliator türü bir oyun diyordun. Şimdi çıktı, gördün, nasıl? Yoksa artık yenilerden böyle eğlenceli oyunlar yok mu? Uçmak için illa ACE mi olmak lazım? 3- Tekken PC'de yok mu? O zaman Mart 96 sayısındaki Bros Computer reklamındaki oyun ne? İsim benzerliği mi? 4- Daggerfall FRP'ye yeni başlayacak biri için çok mu ağır? Ya Lale Savaşçıları? 5- Bizim ilişkimiz bitirildiğinde Intel Inside fıstık gibiydi de şimdi yüzüne bakılmıyor. Ona bir Pentium 133 tavsiye yapacağım. Güzelliği kaça olur? 6- En çok kaç kişilik serial kablo var? (3'lü, 4'lü olur mu? (Engin Abla gibi konuştum)) Serialle oynarken hız nasıl? (Mesela bir P-166 ile bir P-133'ü bağlarsak (Fantazi no2) Quake falan fişman rahat oynanır mı? Serialle oynanırken hızı ne seçiyoruz? 7- Sizin oralarda şu yeni Lee reklamı gösteriliyor mu? Hani bir uzay istasyonunda bir kadın (EA) bir erkek.... Gördüysen sana şunu soracağım. Oradaki yerçekimsizlik efekti nasıl yapılıyor? (Yuh be soruya bak) 8- Şu aksan olayını açıkla da kamuoyu rahat etsin. 9- Eski Amiga dergisinde oyun türlerine göre (Platform, strateji) gelmiş geçmiş (gidiyor) en iyiler vardı. Böyle bir şey düşünür müsünüz? Hall Of Fame'de her tür yok. 10- Sezonun ilk yarışı, sıralama turlarının sonu. Aaaa oda ne, Hill otların üstünde (Herhalde karnı acıkmıştır.) Acaba Şahin benimle iddiaya girer mi? (Teklifim herkese açık) Çetin Duran Özdil MAC: Aman abi, sık dişini şurada birazcık daha. Gelecek sene Eylül'de istemediğin bir okula girip canın sabahları gitmek istemediğinde istediğin kadar oyun oynayacak vaktin olacak zaten. Ehu. Yani umarım sana böyle olmaz ama genelde durum budur. Özellikle dağın eteklerindeyken tepesi hep dumanlı ve gizemli görünür. Tepeye çıkıp yorulmadan söyleyeyim dedim. 1) Gördüm, şimdi bu sayfaya kadar gelmişsen sen de görmüşsündür, haberler sayfasında resimleri var. Senin de göreceğin gibi en az WC4 kadar iyi (hatta daha iyi bile) görünüyor. Ama mesela büyük gemilerdeki detay beni umutsuzluğa itti. Bu oyun P100'de hayatta çalışmaz, çalışsa da heyecanlı olmaz gibime geliyor. Oyun çıkmadan upgrade'i düşünmek lazım. 2) Çok ciddi çıkmadı aslında ama çok eğlenceli de çıkmadı. Öyle kendi halinde, pek bir çekiciliği olmayan (grafikleri iyi ama) bir simülasyon. Halen eğlenceli sim tavsiyem Top Gun olmak durumunda. 3) Tekken benim bildiğim kadarıyla yok. Toshinden var. Değişik Japon aksanlarıyla aslında aynı şey demek desem? Olmaz değil mi? Biliyorum Tekken çok iyi oyun, ama öyle bir oyun arıyorsan Virtua Fighter'a bakmakta da yarar var. Bu arada, ilanların sorumluluğu verene aittir yazıyor olması lazım bir yerlerde (içindekiler sayfasında en altta, ufacık harflerle) 4) Daggerfall'u çok ağır değil aslında, ama biraz action/frp mix olduğu için (real time) bunu oynarsan FRP'nin büyü hazırlama, camp falan gibi ince ayar (bazı insanların sıkıcı dediği) yönlerini kaçırırsın (çünkü çoğu otomatik). Onun için (zorluk için değil manasında) real time olmayan bir oyunla başlamakta yarar var. Eski oyunları olabilir mesela. Lale Savaşçıları'nı da birazcık çarpık karakterler (ehe değişik manasında) üzerine kurulmuş olduğundan ilk oyunun olacaksa tavsiye etmem. Sonra alırsın (al, çünkü Türk oyunlarını almak lazım). 5) Pentium 133'e upgrade 150-200 dolar. Şimdi P100'ü olan biri olarak (ben) söylemem garip gelebilir ama ben P133'e upgrade etmekte pek bir mana göremiyorum. Yani performans farkı olarak uğraştığına değmez gibi. Bir de ikisi de, ömürlerinin sonuna gelen işlemciler. Birazcık bekleyip MMX işi nasıl olacak falan bakmak lazım. Birden bire patlarsa (ki Sierra falan kesin atlarlar hemen) yaya kalmak da işin sonunda. Ben de sırf bundan Pentium 100'le yetiniyorum (desem inanmayın, param yok). 6) Seri kablonun iki ucu olduğundan iki kişi oluyor

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.