bigBEN
Retro bilgisayarBile bile lades... Ne kadar saçma. Hem ortada bir lades var biliyorsun, hem ladesi kaybedince neler olacağını biliyorsun ama yine de bile bile zorlayarak lades. Buna Türkçemizde “kerizlik” derler. Aslında öyle demezler biliyor musunuz arkadaşlar (samimiyet göstergesi). “Umut” derler umut. Sen bana bir ışık göster sonra beni kölen yap. Hiç önemli değil. Aynı dolap beygirleri gibi. Koyarlarmış hayvanın önüne yemini, hayvancağız yeme yetişeceğim diye bütün gün döndürürmüş beygiri, ay pardon dolabı (Şaşırma). Beygir işte ne olacak demeyin. Kimimiz farklıdır, o beygirden. Hatta kimi zaman beygiri bile beygirliğinden utandırırız. Ne beygirlikler yaparız biz. Umut beni hayata belki de birçok kişiden daha fazla bağlayan bir olaydır (Yetersiz Türkçe - fakir kelime arşivi - az kitap okuma belirtisi). Bir “Seni ileride müdür yapacağız” deyin ve alın beni tepe tepe kullanın (Nevroz göstergesi - histeri krizi). Böyle bir olay var mı yahu (IRC kalıntısı). Yok ama var işte. Eski dostluklar, eski sevgililer, eski umutlar ve hayaller. Hep bir yerde içimde bir umut ışığı ile yanar dururlar (Güzel). Kötü tat bırakmış o yaşanmışlıkların bir gün bir büyü ile (FRP çağrışımı) biteceği ve her şeyin eskisi gibi olacağı ümidi. Göz göze gelmek istemem, onlarla karşılaşmak istemem kimi zaman. Korkarım çünkü, korkarım o umutlarımın da sönmesinden (tırsma olayı (olay için bkz: yukarısı)). Ve yaşam bizi bir maçta, bir kahvede, bir sokakta veya bir sinemada karşı karşıya getirir. Karşımda duruyordur işte umutlarım. Ama ne kadar da uzaktadır şimdi. İşte bunu fark edersiniz, umudunuza öldürücü darbe o anda inmiştir, artık o can çekişecek ve yavaş yavaş ölecektir (bir şey yok). Ama kaynak sizdedir, üzülmeyin. Açın musluğu yeni umutlar dolsun hayatınıza. Her şeyin değişeceğini düşünerek, umut ederek çıkacağım bir yola, gideceğim buralardan. Belki de geri gelmemecesine. O umudun hatrına, suyu hürmetine. Öyle bir yere gideceğim ki “yüzü suyu hürmetinin” o dildeki anlamını sittin sene öğrenemeyeceğim. “Herkese abidik gubidik bize mi lolo” lafını bir türlü o dilde söyleyemeyeceğim. “Oğlum biz senle kanka olduk” diyemeyeceğim. Bile bile lades işte bu. Sen kafayı değiştirme, git çareyi başka yerlerde ara. Olur mu öyle. Olmaz ama ne yapalım. Belki bu kafa oralarda değişir umudu ile gideceğiz işte (His yaptım). Peki hiç mi suçu yok beni bu kadar büyük bir yola iten hayatın. Hiç mi suçu yok televizyonların, Silicon Valley'in. Var tabii. Benim suçum burada mı doğmuş olmak. İnterneti çökmeyen bir ülke hayal etmek çok mu yanlış. Kırmızıda geçmeyen, rüşvet yemeyen, saat 9'da ışıkları kapamayan bir ülke hayal etmek çok mu yanlış. Bilemiyorum ama bildiğim salt bir gerçek var ise o da içimde olan bu isteğin varlığı. Yanlış bir şey var ise o da bu isteğe anlam olarak çok yüklenmek. Gidelim bakalım oralar nasılmış demiyorum da neler diyorum. Güzel bir macera olur, yaş 60'a geldiğinde “Ulan, oralara bir gitseydik şimdi şöyleydik böyleydik” demeyiz demiyorum da neler diyorum. Mantıklısı bu tabii ama benim neyim mantıklı ki. Sorsanız en güvendiğim şeyim mantığım derim. Alın görün işte bendeki çelişkiyi. Siz bakmayın benim böyle konuştuğuma. Benim bu yazıyı yazdığım tarih 25 Şubat. 1 Mart'ta askerlik işim belli olacak. Bir bakarsınız ki bu yazı bir yerden kesilmiş ve şöyle devam ediyor. “Şu anda cephedeyim, oradan bildiriyorum... Belki de vurulmam...” See'ya next time, we love'ya, good night, thank you. (Çünkü benim gerçeklerim var ve ben onlarım). Please visit. http://www.gsmnet.com/bigben