Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 64
Geçenlerde yine Game Show'a gittim. MEG'le bu ay hangi oyunları yazmam gerektiğini tartışmak için. İçerde her zamanki gibi eğlence herkesi sevmeye hazırdım o gün. Fakat ben tam bö!
bir şaşı
A. vardı: Serkan'ın aşık olduğu kızla saatlerce telefon tellerinde romantizm yapıp salaklıklarına yeni bir tanesini eklemesini, her zaman muayyen gününde bulunan Engin Abla'nın, burnunu karıştırarak ona buna saldırırken hiç de kadınsı olmadığını, Patron-müdür-müfettiş karışımı Meg'in etrafa bağıra çağıra otorite kustuğunu ve Mert'in de Ömer Hayyam şiiri mırıldanıp, volkanik patlama efektli gülmelerini (deli mi ne?) görüp acaba başka hangi dergide böyle bir ortam vardır diyerek iyimser düşüncelere kapıldım. Anlayacağınız tüm duygu borularım patlamış olarak düşünürken Engin Abla'nın burnunu karıştırarak ve sağa sola tükürükler saçarak üstüme saldırmasını, Serkan'ın “Zebani gelmiş” diyerek anlamsız sırıtmasını ve Meg'in “nerdesin lan?” diyerek beni azarlamasını görünce, sanki beni yıllardır hareketsiz bırakan kötü bir lanetten kurtuldum. Sonuç: Yazmak yasakmış azizim. Neyse sıkıldım. Bu ay da iki oyunumuz var, okuyun da sinir etmeyin.
POLAT “zebani” YARIŞÇI
Benim anlamadığım bir şey var: Oyun oynamak gerçekten bir zevk mi, yoksa dışımızdaki katı gerçeklerden kaçmanın bir yolu mu? Veya kendinizle dünya arasına bir boşluk koymak için mi oyun oynarsınız? Hadi bunları boş verin. Peki neden en çok oynanan oyunlar, şiddet içeren oyunlardır? Acaba bunlar, her zaman yapmak isteyip de yapamadığımız veya ispat etmeye çalıştığımız kahramanlığımızı tatmin etmenin bir yolu mu? (Şimdi bunları yazıyoruz ama dur bakalım konuyu nasıl bağlayacağız) İlk baştakilerin cevapları tartışılabilir ama son soru bence kesindir. Hepimizin içinde gizli bir kahraman vardır. Bu kahraman, hayallerimizde her şeyi gerçekleştiren genelde iyi ve gözde bir kişilikken, gerçek hayatta ise aciz, çıplak ve zavallı bir yaratıktır (Hala bağlayamadık). Ve bize her zaman mantık aşılayan zavallı bilincimiz gerçek hayatta bu kahramanı yadsır, yok sayar. Buna rağmen biz gerçek hayatta da bu kahramanı canlandırmak ister ve bir şeyler yaparak başarılı olmak, kahrolasıca egomuzu tatmin etmek isteriz. Fakat gerçek hayatta bunları yapmak zor ve sınırlıdır (Eeee?). Sonunda ne olur, teknoloji imdadımıza yetişir. Alırız bir tane en sevdiğimiz oyunu ve başlarız kahramanlaşmaya. Kimimiz usta bir uçak pilotu (Levent), kimimiz el ayak koparan karateci (Engin Abla), kimimiz savaş kumandanı (Şahin), kimimiz araba yarışçısı (ben), kimimiz strateji uzmanı (MACintosh) falan filan olur. Peki kim klostrofobik bir ortamda (bu ortam lafına sinir oluyorum) hâlis nem ve küf kokan bir havada, fare labirentini andıran dar koridorlarda oraya buraya koşturup, garip ucubik yaratıklarla kılıç tokuşturmak veya ilginç büyüler yapıp kahraman olmak ister? Evet, yukarıdaki sorunun cevabına ben diyenler: Hemen Trapped oyununu bir yerlerden bulup alsınlar (Joy Bilgisayar). Perspektifi dar ve hayal gücü kıt olanların adını duydukları zaman öörgh, börgh gibi kusmuk sesler çıkarmasını göz ardı edersek (ki etmeliyiz) FRP, oyun türleri içinde en iyilerinden biridir. Oyunumuz Trapped da bir FRP. Hem de real time texture mapping'li. Zaten bundan sonra Amiga'da çıkacak olan oyunların böyle, bunu bilin. Şimdi zaten yerimiz dar; bu yüzden oyun hakkındaki düşüncelerimi maddeler halinde yazıyorum. Artık bundan sonrası size kalmış. Şimdi okuyun: 1- Sizi ne kadar etkiler bilmiyorum ama başında ufak bir 3-D demo var. 2- Oyunda Lord Tarrak diye bir şahsiyet var (isim çok kötü
Bu Tarrak denen adam (lord olduğuna göre adamdır herhalde) sizin için tekrar diriliyormuş falan filan (yani konuyu boş verin). 3- Mahzenler genelde karanlık ama ışık oyunları çok güzel. Lens flare FX bile var. O ne diye sormayın çakarım bir tane. 4- Bir yerlerde salak bir Serkan var, onu öldürmeyin yazık... 5- Gördüğünüz her healing potion'ı alın ama zart diye içmeyin sonra zurt olursunuz (yani FRP dilinde ölürsünüz). 6- Bazı kapıları evinizin kapısını açar gibi anahtarla, bazılarını da duvarlarda bulunan özel bir mekanizma sayesinde açıyorsunuz. Ayrıca şunu unutmayın paranın açamayacağı kapı yok. 7- Mahzende ilerlerken, sanki baloya gidermiş gibi giyinen kaslı ama aptal bir paladin, dudaklarından başka her yeri kirli bir cübbeyle kaplı sinir bir wizard, gözünüzün önünde bir Elf'ten bir Ayıya dönüşebilen ve ağzının kenarından yeşil çimenler sarkan bir Ranger ve kendini seksi zannedip elinin hamuruyla erkek işlerine karışan bir Thief görürseniz onlara saldırın. Experience Point'e ihtiyaçları var (hihohaal!). 8- F tuşlarıyla bir sürü özellik ayarlanıyor. Bir göz atın. 9- Atmosfer grotesk; yapılar gotik (ne diyon lan?). 10- Sağlığa dikkat, Alt tuşu ateş, grafikler çok güzel, sesler çok güzel, yine gelecek ben... 11- Bazı yaratıklar hapiste. Bir tanesinde Engin Abla var ona fıstık atın. 12- Garip cisimler var. Kendi kendilerine deviniyorlar (bu da entel lafı). 13- Değişken bir sürü yer var, monotonluğu azaltıyor, Lord Tarrak uyanıyor, yine gelecek ben! 14- Oyun AGA makinelerde çalışıyor. 15- Şimdilik bu kadar, hepinize iyi aylar. 16- Bu arada gönderdiğiniz mektuplar elime geçti ama cevap veremiyorum. Malum sebepten. Yine de teşekkürler.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 65
irgün canınız sıkılıyor ve şöyle neşeli fakat fazla zeka gerektirmeyen bir oyun oynamak istiyorsunuz. Atlamalı hoplamalı, | göz zevkinizi okşayacak cinsten. Şans bü ya, babanızın o gün iyiliği üstünde. Hemen onun yanına gidiyorsunuz ve 'Baba, baba! Derslerim çok iyi bana para ver' diyerek o koskoca adamı, küçük emelleriniz için kandırıyorsunuz. Tabii, bunu yaparken suratınıza sahte bir sırıtışı, sempatinizi, ölçülü şımarıklığınızı, kedi gibi yaltaklanışınızı yani kısacası küçük şeytan cübbesini almayı unutmuyorsunuz. Bunun sonucunda babanız etten ve kandan oluşmuş kendi kopyasının bir kağıt parçasından daha değerli olduğunu düşünüyor ve mevcut hazinesinin yarısını size veriyor. Sizde yılların tecrübesi bir babanın, hoşgörüsünü istismar ettiğinizin farkında olmadan, küçük zaferinizin tadını çıkarmak için sevinç çığlıkları içerisinde doğruca kapıya doğru fırlıyorsunuz. Artık bir şeyler istemeye, bir şeyler r almaya ve bir şeyler yapmaya hazırsınız. O zaman doğru bilgisayarcınıza | giriyorsunuz ve yeni oyunlara bakınca, Bograts isimli oyun dikkatinizi çekiyor. çalışıyorsunuz. Oyunda fiziksel özürlü bir tek siz değilsiniz. Daha bir sürü Uzatmayalım; BogRats, kahramanın ahtapot kurbağa karışımı olduğu, etrafa garip ve uçuk yaratıklar var ve hepsi tam bir baş belası. Onları öldürün dağılmış bir sürü nesnenin orasından burasından koşup sıçradığınız ve desem, ölmüyorlar. Artık ne yaparsanız yapın, ben anlamam. Ayrica düşmanlarınızın boğazını kesip oluk, oluk kan akıtmadığınız, hareketli, akıcı olabilecek her yerden garip garip nesneler buluyorsunuz (her yerden değil, ve cıvıl cıvıl renkler eşliğinde oynanan bir platform oyunu. abarttık!). Herhangi bir merdivenin altında, başkasının birşeylerini bulursanız Bu seferki amacınız, bu kurbağa ahtapot karışımı ucibik yaratığı bulunduğu şaşırmayın. Oyun basit. Sağlam bir joystick, iyi bir Çift göz, hızlı el-klavye level'dan kurtarıp bir sonraki level'a geçirmek. Zaten klasik hep böyledir. koordinasyonu ve oyun oynarken sizi rahatsız edecek yabancılara tekme Bence bu tip oyunları yapan programcıların psikolojik sorunları var. Söyleyin atmak için şöyle kaslısından iki bacağınızda varsa oyunu bitirirsiniz. bana hangi beyin, garip bir kahraman yaratıp da (gereğinde şirin) oradan Bunların dışında, oyun genel olarak zevkli, renkli, iki diskli, ses efektli, güzel oraya koşturup, sıçratıp bir de üstüne üstlük, ölmesini sağlayıcı etkenler grafikli ve üstelik A500'de de çalışıyor (önemli bir özellik). Platform | yaratır ki? Üstelik cıvil cıvıl renklerin ve çeşit çeşit çiçeklerin, yeşilliklerin canavarlarının (hiç görmedim) bu oyunu beğeneceği kesin, diğerleri ne > içinde. İşte sizde bu oyunda sapık programcının kafasında evrim yapar bilemem! Son olarak da burada açıklanan oyunları ve daha geçirmiş, yukarıdaki beyinsiz yaratığı kurtarmaya ze # fazlasını Kadıköy Joy Bilgisayar'da bulabilirsiniz. || ©