Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 10
öşeyi döner dönmez sırtını duvara yasladı, derin derin efes aldı. Duvarın soğukluğu onu biraz olsun kendine getirmişti. Silahını kontrol etti, matarasından bir yudum aldı, 'Belki kurtulabilirim burdan' diye düşündü. Bu lanet yere girdiğinden beri geçen 12 saatte ilk kez kendini biraz olsun rahat hissetti, telsizi bir kez daha kurcaladı, statik'ten başka bir şey duyamadı yine. Üstteki salaklara -milyonuncu kez küfür-etti, hepsi on'ann suçuydu. Ona çok kolay olacak, sadece haritayı takip et, objeyi al, telsizle bize bildirir bildirmez hemen bir transport seni alacak demişlerdi. Tabii ne harita doğru çıkmıştı, ne obje söylenen yerdeydi, ne de lanet telsize cevap veren çıkıyordu. Transport'un onu daha fazla bekliyemiyeceğini, yakıtı bitmeye başlayınca hemen geri döneceğini biliyordu. Komutan, zor zamanlarda, bir transport bir trooper'dan çok değerlidir demişti. Nefesinin altından bir küfür daha savurmuştu ki duyduğu sesle dona kaldı. Bir adım, sessizlik, bir adım daha, bir fısıltı, sonra yine sessizlik. Durmanın bir manası yoktu, ayak seslerine bakılırsa partiden herkesin haberi olmuştu. Demek buraya kadarmış diye düşündü, refleks olarak silahını kontrol etti, tanrıya inanmadığı için bu sefer kendine küfretti ve kendini yere atarak bir anda duvarın arkasından fırladı. Daha ne olduğunu çözmeden silahını yaklaşan seslere doğru boşaltmaya başlamıştı bile. Kendi bile farkında olmadan manyaklar gibi bağırmaya başladı ve deliler gibi ateş etti. Biraz ilerisinde karanlığın içinde bir kaç kişinin yere düştüklerini gördü. Kendi kendine güldü, sevindi, ta ki transport'tan kendini almaya gelen search party'i katlettiğini anlayana kadar... Murat 'NowWhat' Adanç gölgesinde yar yolu gözlerler. Beklerler de beklerler, sonra bir yarım akıllı, ta ufukta, toz yolun dağlarla birleştiği yerde bişeler görür, *geliyoooooor' diye tepeden aşağı yalınayak koşa koşa bir solukta köy meydanına ulaşır. Cuake efendi gelmiştir. Herhalde bütün zamanların en çok beklenen oyunlarından biri olan Ouake'in gelmesiyle artık Doom gibin piyasası tamamen değişmiş bulunuyor (yeni jenerasyon lafı burdan çıktı valla). Bir zamanlarda olduğu gibi iki tane editörü bir araya getiren herkes Doom gibin oyunu çıkaramaz artık, çıkarsa bile saygı göremez. Çünkü Ouake bazı alanlara kesin imzasını atmış bulunuyor. Mesela: Öyle iki tane tuğla texture'ıyla kimseleri kandıramazsınız artık. Guake'i yapanlar oturmuşlar mimar gibi dizaynlar hazırlamışlar. Herkesi patlatan bol ammo'lu bir piskopat olabilirsiniz ama bu mimari güzellikten zevk alamazsınız (demek diil. Onun için diğer firmalardaki arkadaşlar, ya ortamları geçeceksin, ya bu diyardan gideceksin. Sonracıma, sahte (3 boyut olmuyor artık. Ouake'de her cisim, her düşman belirli bir yer kaplıyor. Hangi açıdan bakarsanız bakın boyutlu olarak görebiliyorsunuz (bu da tam gerçek üç boyut diil ama onu sonra (ne zaman) tartışırız). Eskisi gibi kocaman pikselli bir sprite'ı çevirip çevirip ekrana basıp oyuncuyu kandırmaya çalışmanın manası yok. Bir de Ouake'in en önemli özelliklerinden biri, level dizaynlarının kalitesi. Şimdi “sen nerden bileceksin, hayatında bir level'dan sağ çıkabildin mi ki' diyeceksiniz. Haklısınız çıkamadım ama uzuuuun süreli level 1 sürünmelerimde anladım ki, bunlar alıştığımız koş, koş, öldür, öldür, anahtar, öldür, öldür, kapı, çık level'larından daha öte bir i değe ri
E in tane yarım akıllı çıkmışlar köy yolunu gören tepeye kavak ağacının şeyler. Birileri, herkesler umutsuzca oyunun çıkmasını beklerken geçen süreyi insana (becerebilirse) zevk verecek level'lar hazırlamışlar. Uzun lafın kısası, özellikle bir iki kişiyle beraber oynama imkanınız varsa ve orta karar bir Pentium edinebildiyseniz alın, ben de bu arada Doom-Gibin lafını, Cuake-Gibin'e çevirmek için bir yasa tasarısı hazırlamaya başliim, kral ölmüş, yaşasın yeni M kral (belki bizi de görür)! imdi ini
ASSASER
Jend
Yeni
ASSASSIN 2015 INSCAPE
Koşturmak hoşuma gidiyor, koşuyorum koşuyorum durmadan. Hıhıhihi, bam bam bam, düşmanlarımın beyinleri patlıyor. Harharharhar, sonra duvara yapışan parçaları toplayıp parmaklarımı yalıyorum. Ama uhuhuhuhu, annem bu iş böyle gitmez oğlum diyor. Gılırrrr, her gün beni terapiye yolluyor. Oradaki kel kafalı doktor bana iğneler yapıyor. Aaahaahahah acıyor tabii iğneler ama iyiliğim içinmiş, annem öyle diyor. Yakında sırf öldürmeli Doom gibi oyunlardan öldürmeli ama en azından, az biraz konulu Doom gibi oyunlara geçebilecekmişim. Ama zor bulunuyormuş böyle oyunlar, annem bana Assassin 2015 almış. Daha hazır değilim ama hazır olunca onunla oynayacağım. Bu öbürlerinden farklıymış, bir kere en önemlisi, bir tane dostunuz varmış, bütün görev boyunca bıd bıdı konuşup size ne yapacağınızı söylüyormuş. Çok bir işe yaramıyormuş ama en azından insanı yalnızlık hissinden kurtarıyormuş (annem yalnızlık senin için zararlı diyor). Bir de aralarda AVI'ler varmış. Hikayeyi anlamamıza yardımcı oluyorlarmış ama biraz oyunun akışını bozuyorlarmış (annem ben aklımı oyunla bozmuşum diyor). Oyunda MikroKomm'un binasında dolaşılıyormuş, ama bazen dışarı da çıkılıyormuş (annem niye hiç dışarı çıkmıyorsun oğlum diyor). Hepsi iyi güzel de çok kuvvetli bir bilgisayar istiyormuş, 486'da falan oynamak hayalmiş (doktor dozajı kuvvetlendirelim diyor). Fikirler iyiymiş güzelmiş de oyun bütün olarak bir numara olmaktan uzakmış. Belki ikincisi çıkarsa daha kaliteli olurmuş (annem keşke bir oğlum daha olsaydı diyor).
koştumak hoşuma giyo, koguyn kog ym dipece dipma-far,
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 11
Yeni jenerasyon da ilginç laf nitekim, istersen övgü oluyor 'sapasağlam yeni bir jenerasyon geliyor', hakaret de oluyor 'yeni jenerasyon'dan hayır yok', reklam da oluyor 'yeni jenerasyon, yeah', Duke Nukem 3D hakkında söylendiğinde tam olarak ne oluyor çözebilmiş değilim. Çünkü aslına bakarsanız Duke tam olarak 'eski toprak' değil. Yani başını bağlayıp odanın bir kenarından, gelene geçene söylenmesine gerek yok, ama bu ayki diğer oyunlara göre genç ve cool da sayılmaz. Duke'u iki taşın arasında bırakan şey grafik sistemi olarak eski, fikir ve içerik olarak yeni olması. Normalde geçen sene konuk ettiğimiz Doom 2 ya da Hexen'den çok bir farkı yok ama programcıların iyi bir espri anlayışına sahip oldukları kesin. Yalnız asker, şeytanın ordularına karşı konuları yok, yarı inanılır yarı inanılmaz bir uzaylılar kadınlarımızı çalıyorlar hikayesi var. Bir de Duke'da hemen her şey oyuna dahil. Düğmeleri kurcalayıp ışıklarla oynayabilirsiniz, garip filmler gösteren video makinalarını seyredebilirsiniz, bir dolu dükkana girip çıkabilirsiniz. Kısacası Doom'daki askerler hangi okula gitmişlerse artık, orada yasak olan her şeyi yapabilirsiniz. Bu ufak tefek, nasıl desem soytarılıklar (hakaret diye almazsınız inşallah), işte bu soytarılıklar sayesinde Duke Nukem 3D oynaması zevkli bir oyun haline geliyor. Ama zaman akıp gittiğinden Quake, Skynet, yakında çıkacak olan Jedi Knight (nerede kaldın kız Jedi) ve diğer yeni yetmelerin gösterdikleri ilerlemelerin gerisinde kalıyor açıkçası. Şimdilik biz genç ve güneş de kuzeydeyken alıp bir bakın. Büyük bir ihtimalle 2 ay sonra yolda görseniz tanımamazlıktan geleceksiniz...
2lNascar Racing 2) X-Win! Tİ 2 Player Man2 GP e Om. Tile M. Driving yi 5) Carabriver SIWE Academy Manalı r2
—SIR menajerlik)
Nitekim şimdi tutup da Daggerfall'ı yapan firmanın en yeni oyunlarından biri hakkında ileri geri konuşup 'olmamış' falan demek bana yakışmaz ama zaten Allah'tan öyle bir niyetim yoktu. Skynet, şu bitmez tükenmez doom-gibi dünyasında hoşuma giden ender oyunlardan biri. Büyük babası Terminator Rampage ve amcaoğlu Future Shock gibi, Skynet de insana az biraz konulu bir cinayet seansı yaşama fırsatı veriyor. Bir kere bence en önemli bonus özellik, oyunun görevlerden oluşuyor olması. Tamam diyeceksiniz, Doom'da da level'lar var. Kızdırmayın beni şimdi, biri level öbürü görev, aynı şey değil bunlar. Doom ve ailesinde kapıya varıyorsun, hop yeni bir yerdesin, Skynet aşiretinde ise ortada iyi kötü yazılmış (nankörlük etmemek lazım) bir hikaye var. Her görevi bitirerek hikayede biraz daha ilerleyebiliyorsunuz. Bu da bir süre sonra 'seni niye öldürüyorum, bilmiyorum ama öldürüyorum işte' sendromunun çıkmasına engel oluyor. Tabi genel doom özürlülüğüm içinde sarılacak bir sebep arıyorum sanabilirsiniz (sanın, ne yapayım), yok öyle değil, oynarsanız bu katliam, ara ekran, yeni hikaye bölümü, tekrar katliam formatının iyi çalıştığını göreceksiniz. Skynet'de bir de jip, helikopter gibi oyuna heyecan katsın (galiba) diye konulmuş araçlar var. Bunlara binip bir nevi Quarantine modeli alt oyun oynayabiliyorsunuz. Bir de uzun menzilli, sharp shooter tipi yeni silahlar var. Bunlar sayesinde bir yerde pusuya yatıp, tak tak yoldan geçenleri avlayabiliyorsunuz. Şu kalleş dünyada hiç arkadaşım olmadığından bilemeyeceğim ama bu silahlar özellikle çok kişi oynarken bayağı eğlenceli olurlar herhalde. Bu iyi yönlerine rağmen Skynet'de beni en çok rahatsız eden şey at gözlükleriyle oynanmıyor olması. Niye denediğimi sormayın işte, hem düşmanlar biraz kalleş, hem de mekanlar karışık olunca sadece önüne bakarak oynamak zor oluyor. Sürekli dört bir yanı kontrol etmekten insanda paranoya başlıyor bir süre sonra. Bunu becerebilecekseniz, Quake'den sonra en kaliteli doom-gibi oyunlardan biri bu aslında.
İşte biraz canınız sıkkın, hava yağmurlu, yapacak bir şey yok, az biraz da paranız var cebinizde, oyun alacaksınız, orası kesin, ama hangi oyunu alacaksınız? İşte asıl mesele bu. Seçmece size her ay yeni bir oyun türünün elemanlarının detaylı karşılaştırmalarını sunmaya çalışıyor. Eski sayıları kaçırdıysanız, ya da genel olarak kararsızsanız, Hall of Fame'deki oyunları (en azından ilk iki sırayı) gönül rahatlığıyla alabilirsiniz...
Bu hizmet siz hangi oyunu alayım abi?! sorularından sıkılan Bilgisayarcılar Birliği ve bir kere daha olarak ne tavsiye edersin? sorusu cevaplarsa öleceğine inanan MAC tarafından sunulmaktadır.
— Kısa
21 Pizza Tycoon 21 Simi 3) Zeppelin 3) Settli 4) 41D00m2 31) Rise ca rr
HA ) Need for Speed X-Com 21Warcraft Racing 2) Jagged Alliance 3)Hi-Octane Red Racing 4) Sabre Team