Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 65
Bu dünyada ölmek isteyeceğim sadece 3 ölüm şekli var: 1-Üstümü başımı soyunup, yatağa yatıp uykuda ölmek. 2-Bilmem kaç bin metreden paraşütle atlayıp ipleri açmadan yere çakılmak. 3-Formula 1 yarış arabasında 300 km hızla giderken duvara toslamak. Bunlardan en çok üçüncüsünü düşündüğümde, ölümün aslında o kadar korkulacak bir şey olmadığını, aksine onu daha da çekici kıldığı sonucuna varıyorum. Xtreme, adından da anlayacağınız gibi saatte 300 km hızla gidip, duvara toslamadan, rakiplerinizi geçemeden, joysticklerinizi kırmadan ve sinirlerinizle gözlerinizi bozmadan oynayabileceğiniz basa bas gaz!, göze göz, dişe diş bir yarış oyunu. Real-time texture mapping gazına gelip de çıkarılan bu oyunda, içlerinde FRP dünyasından fırlamış bir canavarın da bulunduğu, düşük hayal ürünü çılgın pilotlardan birini seçip (öyle olması gerekiyor ya!) başlıyorsunuz kapışmaya. Bir zamanlar yemyeşil çimenlerin bulunduğu, hafif meltem esintisi eşliğinde güllerin üzerine konan kelebeklerin dans edip şarkılar söylediği bu lastik yanığı ve benzin kokan asfaltın üzerinde, saatte 250 - 300 km hızla giderek ölümle dans etmeye ve aç kalmış egonuzu doyurmak için düşman pilotları geçip en büyük olmaya, birinci olmaya çalışıyorsunuz (çok uzun ve çok düşük cümle 1). Sonunda kazandığınız ödül ise bilgisayarın size bahşettiği uyduruk dijital birincilik kupası ile mutluluğun belirtisi olan ve suratınızın her yerine yayılan anlamsız bir sırıtma. Kaybettiğiniz zamanda bunun tersi oluyor tabii. Zaten oyun esnasında sağınızdan veya solunuzdan sesten hızlı bir araç geçerse bilin ki onun pilotu Meg'dir ve bilin ki siz yarışı kaybetmişsinizdir. Şimdi oyun açıklamada çok önemli bir yeri olan menü anlatma bölümüne geçiyoruz. Eğer menü açıklamazsam kendimi gereksiz bir varlık gibi hissediyorum (Saçma benzetme 1). Hatta kasaba panayırına yeni düşmüş aciz, özürlü ve çirkin bir yaratık gibi hissediyorum (Daha saçma benzetme 1). 1-Main Options: Birden dört kişiye kadar oyuncu seçilen ve üstünlük-aşağılık hiyerarşisi oluşturmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir seçenek. Siz siz olun siz kendiniz siz oynayın (Nasıl yani ?). 2-Setup Options: Oyundaki tek düzeliği azaltmak için ve oyuncuyu göz göre göre kandırmak için konmuş bir seçenek. Cup, Season, Single ve Death diyorum başka bir şey demiyorum. 3-Link Up Options: Siz rahat koltuğunuza kurulup yarışmak ve sahte de olsa bir kupa, bir madalya kazanmaya doğru tam gaz, hızla ilerlerken aynı anda babanızın cebinden çıkan paraların hızla kablodan geçip PTT'nin kasasına girmesine yarayan son derece yararlı bir seçenek. Babanızın haberi olmadan bir kere deneyin. 4-Save: (Noktalı yerleri siz doldurun ben yazmaktan sıkıldım). 5-Quit: Defol, çık, yıkıl, gözüm görmesin, yok ol, doğru konuş, elini çek, hareket yapma. Menüler bu kadar. Şimdi size bazı Technical Specifications bilgileri vereyim ve ben artık yatmaya gideyim. Bir kere oyun zor. Daha başlar başlamaz arabalar size tur bindirmeye başlıyorlar (joysticki sağlam olanların böyle bir sorunu yok). FRP canavarı devamlı sırıtıyor. Arka plandaki degrade çok güzel. Oyunda 2x2 pikseller var. Müzikler çok kötü, efektler ise kulağınızın çevresinde uçuşan ikiyüz bin sivrisineğin çıkardığı sese eşdeğer (Çok daha saçma benzetme 1). Renkler tam RGB (O ne be ?). Koskoca AGA makinede renk tasarrufuna gitmişler. Real-time texture mapping; pek real-time değil. Ekranda bir sürü yazı ve rakam karmaşası var. Burada sizi ilgilendiren tek şey hızı km cinsinden gösteren rakamlara bakmak. Lastikler Good-Year, arabalar Bad car (Kötü espri 2). Oyun üç disket, bir A1200, joystick ve bir de monitör. Yarışı kazanmak için şunlar yapılmalı: 1-Virajlar ne kadar keskin olursa olsun hızı azaltmayıp aksine artırmalı. 2-Ses ve müzikleri hemen kapatmalı. 3-Rakiplere devamlı çarpmalı, onları yolun kenarına atmalı (MEG dahil). 4-Yolun devamlı sağından gidilmeli (Kötü espri 3). 5-“En iyi yarış birinci olduğum yarıştır” ilkesi benimsenmeli. 6-“En kötü yarış, kaybettiğim ama rakiplerin de öldüğü yarıştır” ilkesi çöpe atılmalı. 7-Bütün arabalar birlik olup MEG'i yok etmeli, 8-Yanlışlıkla yarışa katılmış bir taksi görüldüğünde şaşırmamalı. 9-Serkan dövülmeli, Engin Abla da ....... Dövülmeli! 10-Tek başına yarışmalı ve kazanıldığında bilgisayar ve monitörün önünde şampanya patlatmalı. Extreme, hayat felsefesini km cinsinden ölçenler ve “Hayatın her anını hızlı yaşamalıyım” diyenler için. Yok eğer böyle bir felsefeyi benimsemiyorsanız yakında ortalama 50 km hızla çıkacak olan “Life and Death of a belediye otobüsü racer” isimli oyunu beklemeye başlayın. Evet ben şimdi soyunup yatağa yatacağım ve rüyamda 300 km hızla yarıştıktan sonra uçağa binip paraşütle aşağıya atlayacağım ve ...
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 64
çok zevkli), Game-Show kurallarına aynen ve harfiyen uyacağıma (yalan!), verilmiş, verilen ve verilecek her görevi; her zaman, her yerde ve lâyıkıyla bir Game-Show yazarı olarak; yazıları zamanında getireceğime (zor olacak ama), patronu uyuz etmeyeceğime (valla uyuz etmek her şekilde; hilesiz, hurdasız, pudrasız (olmadı!) yapacağıma, Game-Show malı olan her türlü güzelim Pentium, RAM, joystick, disket gibi araç ve gereci namus ve şeref meselesi yaparak koruyacağıma (bi fırsat bulsam), Game-Show'a dil uzatanların o kahrolasıca dillerini ensesinden çıkardıktan sonra sıvı yapıp boğazlarına akıtacağıma (ona göre!), Serkan'ı her fırsatta aşağılayıp (seni salak!), bu sayfanın yazarının Polat Yarışcı olmayıp Zebani olduğunu ve MegAmiga dergisini kendisinin değil başkalarının batırdığını her zaman iddia edeceğime (revenge of matbaa brothers), Popüler bir PC dergisinde (yağcılık) “Amiga sayfası da ne abi!” gibi saçma sapan şeyler söylemeyeceğime (ekmek parası), Her ay burada ufak tefek Amiga oyunları açıklayacağıma (ekmek parası), PC'cilerin beni seveceğine (umut kapısı), Amigacıların da bağrına basacağına (yine umut kapısı) milyonlarca okurun gözü önünde namusun ve şerefim üzerine and içer cart curt...
Polat 'Zebani' Yarışçı
Nasıl başlasam, nereden başlasam? Uzun zamandan beri oyun yazmaya yazmaya kalemimiz paslanmış (yoksa beynim mi paslandı?). “Oyun severler joystick başına” veya “macera severler bu oyun tam size göre” gibi giriş klasikleriyle mi başlasam acaba? Yok o da beni sıkar. Amaaan! Başlıyorum işte; aklıma ne gelirse yazacağım. Fasten your seat belts... Breathless, içinizdeki vahşeti körükleyecek, bilinçaltınızı temizleyecek, bol kanlı, one on one, hot gay action, pardon one on one combat action (Türkçesi Doom gibin) tipi oyunların Amiga'larda piyasaya sürülmüş başarılı bir örneği. Genelde bu tip oyunlarda kasları ve silahları beyinleriyle tamamen ters orantıda gelişen (ve çelişen) şapşal bir askeri (veya kahramanı ne bileyim?) oynarsınız. Hiç düşünmezsiniz bu kahramanın karısı var mı, çoluğu çocuğu var mı, işi var mı, yoksa işsiz mi, karnını neyle doyuruyor... Hababam kaç, kovala, yakala, kes, biç, öldür, parçala. Sonra? Sonrası malum: CTRL-A-A. Breathless'da da başkalarının kirli emelleri adına bilmem hangi gezegenin, bilmem hangi sector x,y'sinde, bu oyunlar için yaratılması hiç de zor olmayan bir dolu ucubik yaratığı bol kan eşliğinde kesip biçip insanlık adına zafer kazanmaya çalışıyorsunuz. Ardı arkası kesilmeyen sonsuz fare labirentlerinde 24 saat boyunca, üzerinizde bir orduya yetecek kadar silahlarla koşuyor, kaçıyor, öldürüyorsunuz; kaçıyor, koşuyor, öldürüyorsunuz; öldürüyorsunuz, koşuyor, kaçıyor; koşuyor, koşuyor, koşuyor; kaçıyor, kaçıyor, kaçıyor; öldürüyorsunuz, öldürüyorsunuz, öldürüyorsunuz (üff sıkıldım, bundan sonraki kombinasyonları siz tamamlayın!). Aç kalınca çürümüş yaratık etlerini yiyorsunuz, susuz kalınca pıhtılaşmamış kan içiyorsunuz. Sonra sene sonu gelip de derslerden çakınca önce babanızdan dayak yiyor, annenizden de azar işitiyorsunuz (bu olmadı). Neyse, şimdi adet olduğu üzere oyunda açıklanması gereken bazı menüler var. Onları yazmazsam “bak elalemin yazarı ne güzel oyun açıklıyor, sen ne biçim yazarsın?” derler sonra (Meggiller).
Oyuna başlarken 3 puntoluk bazı menüler göreceksiniz. Şimdi hiçbir harfine dokunmadan aynen yazıyorum vallahi: 1
START GAME: “Ben şiddetin her türlüsüne karşı gelen bir sevgi insanı mıyım, yoksa şiddetle yatıp kalkan sadist birisi miyim?” gibi iç hesaplaşmaların sonucundaki karar aşamasının son noktası (ne dedim ben şimdi?) 2-WINDOW: Sadece Amiga'sı AGA ve hızlı olanları ilgilendiren bir seçenek. Büyük ekranda kan akıtmakla, küçük ekranda kan akıtmak arasında bariz bir fark değil mi? (600 pound kadar) 3-SOUND: “Silahlardan çıkan Şıraaaak efektinin insanların üzerinde bıraktığı yapay atmosfer etkisi” isimli kitabımı okursanız, bu seçeneğin önemini anlarsınız. 4-KEYBOARD: Dijital kahramanların yönlerini, silahlarının yerlerini, neyle ve nasıl koşacağını belirtmek için. Ne zaman bir kişilik kazanacak bunlar? 5-GAME OPTIONS: Menünün ismindeki heybete bakıp da aldanmayın. Bir sürü harfin anlamsız şekilde bir araya gelmesinden oluşmuş bölüm kodlarını girmek için burayı kullanacaksınız. Anlamsız dedim de, siz dünyalı kafanızı böyle şeylere takmayın, anlam aramayın her şeyde cart curt... 6-CREDITS: İşte içinizdeki şiddeti açığa çıkarıp da, bu yetmiyormuş gibi cebinizdeki parayı da açığa çıkaran megaloman sürüsü Breathless kahramanlarının isimleri. Bir yere not edin yoksa oyun çalışmaz!! GAME: Elektrikler kesilmedikçe yaratık öldürmeye devam eden tipler hariç herkes bu oyundan çıkabilir. İşte normal hayatınızı ve oyundaki karakterin hayatını hiç de etkilemeyecek menüler bunlar. Tekrar gelelim oyuna: Aslında Amiga'da yapılmış en güzel Doom gibin oyunlarından Breathless. Eğer hızlandırıcınız varsa büyük ekranda 1*1'e pixel modunda oynamak daha zevkli. Fakat zor. Zorluğu ise düşmanların gücünden veya labirentlerin karmaşıklığından kaynaklanmıyor. Her bölümde 3200-5000 kadar yaratığın 2'şer saniyelik periyotlarla mantar gibi çevrenizde üreyip size saldırmasında esas zorluk. “İt ürür, kervan yürür” sözünü ilke olarak benimseyip, “davadan vazgeçmeyen” tiplerdenseniz, bu 5000 kadar yaratığı teker teker yok etmek için gereken bir katliam planı hazırlayacak kadar sinirlerinize sahip olmalısınız. Gerisi laf-ı güzaf... Evet bu oyun için yazacak fazla bir şeyim yok. Zaten olsa da yer yok. Bir, iki (veya üç, 4 dört) anahtar kelime bu oyunu almanız için yeterliyse şunları yazabilirim: çok güzel, silahlar çok güzel, yaratıklar çok güzel, renkler çok güzel, sesler çok güzel, Valeri Marini çok güzel, Eva Grimaldi çok çok güzel, güzel, güzel Son olarak Pentium'u pardon AGA Amiga'sı, hızlandırıcısı, el-ayak-klavye koordinasyonu, bir çift sağlam gözü, kulağında “Bleeding” şarkısı ve içlerinde yeteri kadar bastırılmış şiddeti ve nefreti olan herkes bu oyunu oynayabilir. Hadi durmayın, alın oynayın (lay lay lom) İnsanlık adına yakın, yok edin, öldürün. Şu evrende bıraktığınız izler, attığınız adımın
PET izlerinden daha derin olsun (inşallah)...