Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 16
Bir kaç sayıdır oyun açıklamalarına katılamıyordum. Sağ olsun bozulan board'um yüzünden 1.5 aydır bilgisayarımdan uzak düştüm. Ama yeni yılın bu ilk ayında Game Show'un belki de en büyük adımlarından birisini daha sizin desteğinizle attığı ve karşınıza her şeyi ile biraz daha büyümüş olarak çıktığı Ocak '97'de sizlerle olmaktan çok mutluyum. Bir ay yazı yazmadık diye amma geyik bir yazar olmuşuz. Siz esas geyiğimi Cheats köşesinde görün. Biz şimdi Tomb Raider'a geçelim... 1997 senesinin bu ilk Game Show'unda bir çok güzel oyun olduğunun farkındayım. Uzun zamandır beklenen Red Alert, birincisi tutucu çevrelerce de beğenilen (ne demek şimdi bu!?) Might&Magic 2 gibi gibi. Tomb Raider bunların arasında sıralamada kendisine ne kadar yukarılarda yer alır tam bilemiyorum. Ama beni uzun bir oyunsuzluk döneminden sonra oyalayabildiği kesin. TR'in mantığı Doom gibin. Doom gerçekten de oyun mantığında bir çığır açmış. Hala aynı tipte oyunlar hazırlanıyor ve beğeniliyor. TR'de kendimizi Fade To Black'de bulduğumuz ortamda buluyoruz. Yani vektör grafikli, texture kaplı. Kahramanımız güzel Lara bile texture kaplı vücudu ile ilgimizi oyundan çok kendi üzerinde topluyor. Yüksek çözünürlükte pikseller gözümüzü almıyor ama kahramanımızın çevik hareketlerinden de eser kalmıyor, bu sefer. Yani Hi-Res seçeneği hala halka indirilmiş değil. Halk için mi Hi-Res, Hi-Res için mi oyun?! Çevik hareketler dedim de aklıma geldi: Oyunun giriş menüsünden
Lara'nın (bayan kahramanımızın isminin Lara olduğunu öğrenmiş oluyoruz) evine küçük bir ziyaret yapıyoruz. Açıkçası müthiş bir evi var ama kızcağız sportmen olacağım diye darmadağın etmiş evini. Yok efendim atlama zıplama için engeller, yüzme antrenmanı için küçük bir havuz, aletsiz jimnastik için mavi bir yer falan. Düşünsenize koskaca salonun ortasında eğik düzlem (Burak, Game Show ÖYS zedesi, söyle bakalım okuyuculara eğik düzlem hakkında bilgi ver bakayım...). Anlayacağınız oyuna başlamadan kahramanımızın marifetlerini öğrenmek için müthiş bir seçenek bu ev! Şiddetle tavsiye ediyorum çünkü oyun sırasında neler yapıp yapamayacağımızı tam olarak burada öğrenebiliyoruz. Eğer Lara'nın yüzdüğünü bilmesem ikinci bölümdeki havuza hayatta atlamaz ve o gizli yeri de bulamazdım! (Nasıl çaktırmadan tüyo yaptım size!). Tabi suyun altında da ancak mavi çizginiz yani akciğerlerinizin yettiği kadar kalabiliyorsunuz, aman dikkat derim. Suyun altında yüzmek de başlarda sorun oluyor. ALT ile ilerliyoruz. Yön tuşları ile de ilerleyeceğimiz yöne dönüyoruz. Havuzun kenarına gelip oyunun en kilit tuşu olan CTRL tuşu ile de karaya çıkabiliriz. CTRL oyunun en kritik tuşu çünkü duvarları bu tuşla itiyoruz, kolları bu tuşla indiriyoruz, sağlık kitlerini, tabancaları, cephaneleri bu tuşla alabiliyor, yine bu tuşla atlatıdığımız uçurumun kenarına tutunabiliyoruz. Ya da aşağı sallanarak inme, koşarak atlama, kayalardan aşağı sallanırken sağa/sola ilerleyebilmek gibi. Yön tuşları ile sadece koşabiliyoruz.
Ne demek şimdi bu demeyin çünkü bazen koşmak hiç de iyi güzel de, TÜRKİYE'YE GELSE
Kız okumuş arkeolog olmuş, kapı gibi diploması var ama burası Türkiye, önce iş arar birkaç ay, sonra bakar olacak gibi değil kendini bir stüdyoya atar, kliplerde 'et' olmak için çünkü..
açıcı sonuçlar doğurmuyor. Grafiklerin ve değişen kamera açılarının azizliğine uğrayıp yüksek yerlerden aşağıya, şelaleye falan düşebilirsiniz. Bu yüzden yüksekliğinden emin olmadığınız yerlerde, nereye gittiğinizi bilemediğinizde yön tuşlarını Shift ile kullanarak yürüyün ki başınıza olmadık işler açılmasın. Yürüdüğünüzde isteseniz de düşmediğinizi göreceksiniz. Yahu ben oyun hakkında genel bir kaç laf etmeden ayrıntılara, oyunu oynadığını düşündüğün oyunseverlere açıklamalar yağdırmaya başladım. En iyisi bilgi saklamadan oyunun genel hatlarını çizmeye çalışayım. Arkeolog Lara tapınaklara doğru arkadaşı ile yollara düşer ve arkadaşını kötü bir kaza sonucu kaybeder. Doğru bildiği yolda tek başına ilerleyecektir artık. Bölüm bölüm tapınakların arasında labirent vari yerlerde (doom gibin demiştim) dolaşıyor, kolları itiyor, mekanizmaları çalıştırıyor, anahtarları buluyor ve doğru kilitlerde kullanarak oyunda ilerliyoruz. Karşımıza öldürmemiz gereken kurtlar, ayılar ve çeşitli mahlukatlar çıkmıyor değil. Değişik silahlar ve cephaneler, sağlık kitleri falan bulup hayatta kalma savaşı veriyoruz. Bir bayan olarak tüm bu bilinmezlikler içinde tek başımızayız ve kendimizi de bu garip yerlerde görebiliyoruz. Hareketlerimize göre değişen kamera açıları her ne kadar oyuna hareketlilik getirmişse de bir süre sonra baş dönmesi, mide bulanmasına kadar varacak yan etkileri olduğunu anlıyoruz. Tomb Raider'dan önce mide bulantısına karşı ilaç alın derim. TR, beni şiddet yönüyle de tatmin edemedi. Arada bir karşıma çıkan kurtları, yarasaları öldürmek beni, usta bir doom oyuncusu olarak tehlikeye atmak, işimi zorlaştırmak şöyle dursun heyecanlandırmadı bile. Hele hele önceden seslerini duymak tam bir felaket.
Kız yüzme biliyor bir kere, hem de balık gibin, yani kliplerde havuzdan salına salına çıkma, sürekli ıslak durma etrafa show yapma gibi bölümler için biçilmiş kaftan...
Silah da kullanabiliyor harbiden, çekilen saçma gangster, intikam, yakışıklı şarkıcının ölümü kliplerinde hiç zorlanmaz...
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 17
Tehlikeyi sezdiğiniz anda Shift ile silahlarımızı elimize alıyoruz ve favori tuş Ctrl ile başlıyoruz sallamaya. Yön önemli ama zaten doğru tarafa bakıyorsak gerisi sorun teşkil etmiyor. Sen önce doom gibi vahşet ve kan dolu bir oyun yap, bizi kana susat sonra da TR gibi bir oyunla bizi tatmin edebileceğini san. Olmadı beyler. Yani küçük kardeşlerimize rahatça oynatabileceğimiz bir oyun, Tomb Raider. Anlayacağınız, keşfetme, dolaşma, gizli geçitler bulma, atlama, zıplama, 3 boyutlu görüş kabiliyeti geliştirme yönleri daha ağırlıklı bir oyun. Oyunun zorluk derecesini arttırma gibi bir seçenekle de karşılaşmadım doğrusu. Ben oyunun CD halini oynadım. Eğer disket olarak piyasalara düşerse denenecek bir oyun. Örneğin, şelalenin olduğu üçüncü bölümde nereye gideceğimi, ne yapacağımı bir türlü çözemediğimde bayağı bende takıntı yapacak kadar bağımlılık yaptığına, bir kaç saat başından kalkamadığıma tanık oldum. İlk bakışta oldukça etkileyici olan Tomb Raider, oynadıkça sürükleyiciliğini kaybediyor. Bir film yada kitap gibi oyunlarında sürükleyiciliği bence oldukça önemli. Hele hele böyle bölüm geçmeli oyunlarda, mekan değişimi, oyunun zorluk derecesinin gittikçe artması, yeni yaratıklarla tanışma fırsatları yaratması, değişik sistemlerle karşılaşmamız önemli faktörler. TR, sallanan büyük bıçaklar, sağlı sollu atılan oklar fena değil ama tatmin edici değil. Yazıma şöyle bir baştan bakıyorum da olumsuz eleştiriler ağırlıktaymış gibi gözülüyor. Aslında göz ardı edilmemesi gereken şey, oyunun kendini bayağı oynatabildiğidir. Ama türünün de en iyisi olmadığı ve biz Game Show okuyucularının (kendimi de bir okuyucu olarak görüyorum) oyun standartlarının gittikçe yükselmesidir. Yiğidi öldür, yoğurdu da üfle ama. Ben fazla üfledim galiba, kusura kalmayın. Lara'nın yapabildiği atletik hareketler, yüzmek, zıplamak, tırmanmak, kenar kenar sallanarak ilerlemek gibi oyun mekanizmasındaki özellikler, tıkandığınız yerlerde yapabileceğiniz olasılıkların sayısını arttırarak oyunun zorluk derecesini oldukça iyi bir seviyede tutuyor. Her ne kadar vektör grafikler, texturelar bazı yerlerde kafamızı karıştırıyor olsa da (yani daha hızlı oynayabilmek için çözünürlüğü düşük tuttuğumuzdan nereye gidebilip nereye gidemeyeceğimizi tecrübe etmeden -yani duvara toslamadan anlayamıyoruz- hatta bazen anladığımızı sanıp hızla 'işte çıkışı buldum, bu girişi nasıl da görmemişim' diye koştuğumuzda Lara'nın 'Ihh' gerçeğe dönüyoruz) oyunu hareket arttırması bakımından (öyle di'mi?) iyi bir seçim. Koskoca Core Design firması öyle 4 boş atar mı hiç? Bölümler ilerledikçe, oyunu bitirme hırsınız artacaktır. Hele hele benim gibi 'her yere gittim, na'apçam ben şimdi' gibi bir düşünceyi saplantı yapıp sonra da çıkışın nehrin diğer tarafına koşarak atlamanız gerektiğini anladığınızda keyfinize kimse dokunamaz. Sizlerle yeni bir boyutta, yeni bir yılda, yeni bir oyunda buluşmak hoşuma gitti. Bu ay hoşuma giden başka bir şeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum: 'Yaşam oyunun yüzbinlerce oyunun tüm taşlarının cebimde olduğunu da biliyordum artık. Bir irkilmeyle yaşamın anlamını kavramıştım. Oyuna yeniden başlamaya kararlıydım ve yeniden onun acılarına katlanmaya, anlamsızlığından dehşete düşmeye ve bir kez değil, çoğu kez içimdeki cehennemden geçmeye.' (Hermann Hesse, Bozkırkurdu). Ne yazdığımı okumuyorsun ve beni aramayacaksın değil mi?
Motor kullanmayı da öğrenmiş eski bir sevgilisinden, motorsikletsiz Türk pop klibi olur mu
yoldan kaldırı kellere yüz vermez, Ida kal
Topçu.
Ve hepsinden önemlisi texture'dan yapılmış daracık şortlar