RED ALERT

Hepinizi selamlarım efendim. Gameshow'un yeni imajıyla birlikte yine karşınızdayız. En sonunda Emin'ciğimin hayalleri gerçekleşti ve A4 olayına geçmiş olduk. Bu ay hayalleri gerçekleşen tek kişi Emin değildi. Doğrusunu isterseniz ben de uzun bir süre sonra kendimi eve kapatıp saatlerce bilgisayar başından kalkmadan oynayabileceğim gerçekten süper bir oyun buldum. Yazının başlığından da okuyabileceğiniz gibi “Red Alert” idi bu oyun. Gerek senaryolar, gerek demolar, gerekse oynanılabilirlik olarak mükemmel bir oyun. Bu arada oyun “Command and Conquer” serisinden, dolayısıyla da zaten büyük bir bölümünüze tanıdık gelecek. Ama senaryo aralarına koyulmuş demolar oyuna inanılmaz bir hava getirmiş ve bir senaryoda ne yapacağınız da bu demolarda anlatılmış. Dolayısıyla da herhangi bir sebeple sıkılıp sağa, sola veya yanınızdaki arkadaşınıza sataşmanız da çok zor bir hale getirilmiş (ben genelde bu tür oyunların senaryo aralarında ev arkadaşlarıma saldırma isteği duyarım). Oyunun demosunun sonunda kısaca konuyu da özetleyen bir cümle çıkıyor karşımıza: “He who controls the past commands the future. He who commands the future conquers the past” (yani “Geçmişi kontrol eden yöneten birisi geleceği yönetir. Geleceği yöneten ise geçmişi fetheder”). Demodan da anlayabileceğiniz üzere (Levent bunu da anlayamamış, bu arada ismi lazım olmayan bir şahıs saatlerce “Scream” oynadıktan sonra Levent'in gelip de yarım saat sonra bu şahsın bütün rekorlarını kırması da ilginç bir olay olarak tarihe geçti) 1946 yılında bir zaman makinesi yapılıyor ve geçmişe giden bilim adamı Hitler ile karşılaşıyor (pek karşılaşma denemez, adam gidip Hitler'i buluyor). Zaman yolculuğundan geri geldikten sonra asistanıyla konuşuyor ve ona bundan sonra olacakları zamanın göstereceğini söylüyor ve demo bitiyor. Daha sonradan oyun başladığında geçmişten bir sürü adamın günümüze geldiğini görüyoruz zaten (doğal olarak bunlar zaman makinesiyle zamanımıza getirilen Stalin, Einstein gibi ünlü tipler, ama “ne olurdu Marilyn Monroe da bunların arasında olsaydı?” sorusunu sormadan da geçemeyeceğim). Oyun başladığında karşımıza 5'li bir menü çıkıyor: Start new game: Yeni bir oyuna başlama. Load mission: Daha önceki bir oyunu geri çağırma. Multiplayer game: Birden fazla kişilik oyun. Bunu seçtiğiniz zaman karşınıza iki seçenek çıkıyor. Bir tanesi arkadaşınızla serial veya modem ile bağlı olarak karşılıklı oynamanızı sağlıyor. Ötekisi de (skirmish) bilgisayarın karşınıza birden fazla tipte adamla çıkmasını sağlıyor. Intro & Sneak Peek: Oyunun demosunu ve iki adet daha oyunun tanıtıcı demolarını izlemenizi sağlıyor. Mutlaka izleyin, gerçekten çok güzel demolar. Exit Game: Oyundan çıkış. Oyuna başladığımızda ilk önce zorluk seviyesi soruluyor, daha sonra da “Allied (müttefik)” veya “Russian (Rus)” olarak oynayabileceğimiz iki ayrı taraf arasında tercih yapabileceğimiz bir ekran karşımıza çıkıyor. Yaptığınız seçime göre senaryolar değişiyor ama işin güzel yanı senaryolar birbirine paralel (yani müttefik olarak casus gönderdiğiniz bir

COMMAND

senaryoda Rus olarak bu casusu yakalamaya çalışıyorsunuz). Bence ikisini de deneyin, aynı senaryoda gözünüz gibi koruduğunuz bir adamınıza karşı tarafı oynarken küfrediyorsunuz (ben çoğunlukla Rusları oynadım, tam benim gibi manyaklara göre. Bunda Rusların liderinin Stalin olmasının da payı büyük). Oyunun oynanış biçimini aranızda bilmeyenler için anlatmak zorundayım (aslında size “bilenler bilmeyenlere anlatsın” demek lazım ama neyse). Senaryoyu izleyip görevimizi aldıktan sonra karşımıza, o görevde bize verilen adamlar çıkıyor (bazı senaryolarda kurulu bir üs de verilebiliyor). Adamlarımızı seçmek için üzerine gelip mouse'u click'lememiz yeterli, belirli bölgeyi tarayarak da birden fazla adam seçebiliyoruz. Adamlarınızı gruplarken aynı özellikte olanları gruplamaya dikkat edin (mesela doktor ile makineli tüfek kullanan adamınızı aynı düşmana yönlendirirseniz, birisi adamı öldürmeye, diğeri de iyileştirmeye gidiyor). Dolayısıyla da saçma sapan bir olay ortaya çıkıyor. Adamlarınızın özellikleri de aldığınız tarafa göre değişiyor, Ruslarda el bombası atan adamlar varken Allied'ların bazukacıları var (oyun ilerledikçe her iki taraf da bunlara sahip olabiliyor), Rusların kara gücü gerçek hayattaki gibi gerçekten çok iyi, ama Allied'larda denizde daha üstünler, falan filan. Bu tip kıyaslamaları her dalda yapabiliriz ama Allied'ların Tanya adında süper bir adamları (pardon kadınları) var ki gerçekten süper (diğer C&C'lerdeki komandolar gibi). Bu kadınla oynamak bir zevk, resmen “Rambo”'culuk oynuyorsunuz. Bir üs kurduktan sonra oyunda çeşitli binalar yapmaya başlıyorsunuz. Bu sayede de yeni adamlar veya yeni birlikler yaratabiliyorsunuz. Bu binaların görevlerini kısaca anlatayım:

CONQUER

RED ALERT

tür a power plant'i diğer binaları yapabiliyor-uz. yok ederseniz Power plant: Enerji reaktörleri. Eğer rakibin güç | üssünüzde yeteri kadar enerji yoksa kaynakları

Construction yard: Bu bina sayesinde diğer binaları yapabiliyoruz. Ore factory: Bu oyunda da para yerine “ore” denen maden geçiyor. Bu da onların paraya dönüştürüldüğü yer. Barracks: Barakalar. Bütün adamlarımızın yapıldığı yer. War factory: Savaş aletlerimizin (tank, jip gibi) yapıldığı bina. Radar dome: Radar istasyonu. Gerçekten çok kullanışlı bir bina (özellikle haritada bol miktarda yer açmışken). Ore silo: Çok fazla ore olduğu zaman bir miktarını depolamanız gerekiyor, işte bu da depo. Service depot: Bozulan tank ve jiplerin tamir edildiği yerler. Bunların haricinde onlarca bina daha var, ama bunlar teknolojinizin ilerlemesiyle (bu da senaryo geçtikçe oluyor) doğru orantılı olarak ortaya çıkıyor. Biraz da adamlarımızdan ve savaş oyuncaklarımızdan bahsedeyim: Rifle infantry: Birlik piyade. Grenader: El bombası taşıyan adamlar (etkili birliklerdirler). Rocket soldier: Bazukacılar, benim favorilerim. Engineer: Mühendisler, bir binayı ele geçirmek için kullanılıyorlar. Flame throwers: Alev makineli manyaklar. Bunlarla adam öldürmek çok zevkli, yanan adam bir süre daha koşup yere yığılıyor. Tanks: Genel olarak her iki tarafın da kara araçları çok farklı (başlangıçta), o yüzden bu başlık altında hepsini dile getiriyorum. En klasikleri “heavy tank”. Bunların arasında en fazla tahrip gücü ise Rusların “Mammoth Tank”ında var. Hava araçları: Uçaklar falan. Saldırı avantajları çok fazla ama başlarda çabuk düşürülebiliyorlar. Deniz araçları: Denizaltılar, destroyerler vs. vs.. Oyunda bir de köpekler (başlangıçta sadece Ruslarda) var ve başta düşman casuslarını bulmakta kullanabileceğiniz, bir saldırıda adam öldüren ama bir kurşunla da ölen bu hayvanlar iyi kullanılırlarsa çok faydalı olabiliyorlar (aslında ben köpekleri hiç sevmem, zayıflayacağından daha kolay galibiyet elde edebilirsiniz. Oyunda Ruslar ve Allied'ların dışında bir de o yörenin sivil halkı var. Bunlar da ara sıra Allied'lara yardım ediyorlar. Bunun sebebini de Rusları alınca net bir şekilde görebilirsiniz, Rus görevlerinde Stalin sizden sadece Allied'ları değil tüm yöre halkını da öldürmenizi istiyor. Hatta oyunun bir senaryosunda “Bir kişiyi öldürürseniz bu bir olaydır fakat on milyon kişiyi öldürürseniz bu bir istatistik olur” diyor (sanırım yeteri kadar net bir şekilde açıkladım). Kesinlikle kendi üssünüzü garantiye almadan açılmaya kalkmayın, çünkü düşman sabit olarak ufak ufak birlikler gönderiyor ve sizi yıpratmaya çalışıyor. Dolayısıyla da siz savunmanızda açık verirseniz veya aceleci davranıp hemen açılmaya kalkarsanız bir anda dağılıyorsunuz. Ore toplayan araçlar (ore trucks) çok önemli bir araçtır, eğer paranız varsa en az iki tane bunlardan yaptırın, para (ore) toplama hızınız en az iki kat artmış oluyor. Aynı şekilde düşmanınız bu araçlarına saldırırsanız onun para kaynaklarını da kısıtlamış olursunuz (hayatta her şey karşılıklıdır, bunu unutmayın). Oyunun daha önceki C&C'lerden farklı bir oynanış tarzı yok, fakat ısrarla belirttiğim gibi senaryo aralarına koyulmuş olan demolar olayın rengini değiştiriyor (olay rengarenk oluyor). Oynanılabilirlik çok iyi ayarlanmış, bir tarafı oynarken diğer tarafın birliklerini gördükçe taraf değiştirmek istiyorsunuz (kalleş miyim neyim?). Oyun hem DOS ekranında hem de Win95'te oynanılabiliyor, ama DOS'ta lores (düşük çözünürlük)'te oynayabiliyorsunuz. Oyun 2 CD, henüz diskette rip'leri de yok ve buna rağmen bence almaya değer. Bu aylık da bu kadar. Geçen ay da ismimin yazılmaması faciasından sonra bu ay en sonunda adımızı da dergideki yazarlar arasına yazdırdık. Sizlerden gelen on binlerce hatta yüz binlerce telefon, faks ve mektuptan sonra Emin de fikrini değiştirmek zorunda kaldı (bu bana oldukça pahalıya patladı, buradan ev arkadaşlarıma bana yardımlarından dolayı teşekkür ederim, kolay değil o kadar mektubu, faksı yazmak). EdAykut Güner

WESTWOOD

REAL-TIME STRATEJİ

PENTIİUM 75 8 1CD 25 MB HARDISK