Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 10
Openops dikkatli olmak lazım buralarda. Bir nükleer patlama / mission / intikam / büyücü laneti / kaza / ekmek kavgası sonucunda girdik bu lanet yere ama bakalım nasıl çıkacağız. Bir an uslu uslu oturuyorsun evinde, bir an sonra bakmışsın sonsuz koridorlar, labirentler, kana susamış, 'dur bir konuşalım' demeyen canavarlar. Kendi silahlarımı hazırlamalıyım, çevikliğimi, reflekslerimi, hızımı, nişancılığımı. Onların zayıf noktalarından yararlanmalıyım, aptallıklarından, hantallıklarından, sabit fikirli programlanmış olmalarından. Tıpkı hayattaki gibi. Bir an bile aynı yerde durmamalıyım, sürekli ilerlemeye çalışmalıyım, seçeceğim yoldan emin olmayınca taa içimde gömülü unutulmuş sezilerimden yararlanmalıyım, yanlış yola girersem, zararın neresinden dönülse kârdır deyip geri dönmeliyim ama önceden başıma gelenlerden de ders almalıyım, aynı güvenli ocaklardan uçtuğumdan beri yapmaya çalıştığım gibi. Boyumu aşan darbelere göğsümü siper etmemeliyim, ya zıplamalıyım, yukarılara çıkmalıyım, oralara ait olmasam bile çaktırmamalıyım, çıkmışken yukarı biraz havalara girmeliyim, öbürlerine tepeden bakmalıyım, ya da eğilmeliyim, hayır aşağı inmişken karşıma çıkan büyükçene ayaklara kapanmalıyım, sarılmalıyım, sonuç araçtan önemlidir deyip öpmeliyim onları, yalayıp tertemiz etmeliyim, madem girdik dibe deyip işime gelmeyen dizlere tekme atmalıyım, basabildiğim ayaklara basmalıyım, 'aaa, bu da benim eserimdi di mi?' deyip önceden tükürdüklerimi yalamalıyım. Toplayabildiğim bonusları hemencecik kapmalıyım, 'nasıl olsa benimdir' demeliyim, sonradan kusacak olsam bile bir dikişte indirmeliyim mideye. Nasıl olsa varamayacağım sonuna, bari geldiğim yerden gurur duymalıyım, bütün bunları taa yolun başında bilseydim, bir platformlu arcade-adventure'ın hayatın kısa özeti olduğundan haberim olaydı, belki bu kadar hata yapmazdım. Murat 'Crouch' ADANÇ
Zamanında biz sanardık ki, polygondan 4 oyun karakteri olmaz, anca simulasyon olur, arcade adventure dediğin sprite'lardan oluşur, böyle 64x64 falan gridlerde iğne oyası yapar gibi ana karakterler, düşmanlar (hem de aynı palete göre) hazırlanırdı, biz de zevkü sefa içinde oynardık. Ama tabii ki adamlar küçük olurdu (büyük olunca pikseller belli olur, ayıp bir şeydir bu da), bir de hareketler sınırlı olur çünkü sprite bankası denir bunun adına, ama Yapı Kredi mi bu, öyle elli tane hareketin animasyonları sığsın, yok öyle işte atla, zıpla falan (onlarda az kareli), koyulurdu, hatta bazı karakterlerin hiç animasyon karesi olmazdı, onlar da ekranda nazlı nazlı salınırlardı, hani sabit şekiller oldukları çakılmasın da, belki göz yanılgısı hareketli sanalım diye. Sonracığıma, tak kapı, bak bakayım kim gelmiş, aaa Another World gelmiş, hayda bu ne ya? Başta öyle bir demo var ki (bugüne kadar bin kere seyretmişimdir herhalde), bir kaç renk ve az biraz çizimden oluşuyor, ama (o zamana göre konuşuyoruz yavrularım) en baba Sierra açılış demosuna bile beş çekiyor. Bir anda insanın dünyası yıkılıyor, anlayın yani durumu, hem poligonlu arcade adventure, hem de kaliteli, hem de öyle saçma sapan zıplamalardan falan da oluşmuyor, mantıklı bir hızda, az biraz kafa kullanılarak oynanıyor, öyle her şeyi öldürmek level geçmeyi garanti etmiyor, hatta başka karakterlerle interaksiyon bile var (biz o kocaman adama Omay adını takmıştık). Another World aslında şimdilerde çok zor bulunan, çıktığı zamanın saçma inançlarını, değer yargılarını falan altüst eden, hani gavurun 'breakthru' dediği oyunlardan biri. Çok zaman geçti aradan (diye de bir şarkı var), ama oyunun güzelliği bilmecelerinde, grafiklerin güzelliği de sadeliklerinde olduğundan dün doğmuş olup, bugün alsanız bile öyle 'ay ne kötü, tarih olmuş bunlar, babaannem sever herhalde' dedirtmez kendisine. Oyunların tarihi yazıldığında (yazıyorum şimdi, ama daha 2. sayfadayım) mutlaka önemli bir yeri olacak bir oyun, bakın söylüyorum (böylece söylemedi diyemiyorsunuz) almazsanız siz kaybedersiniz (söyledim işte).
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 11
Yok öyle joystick'te iki ateş düğmesi, dört yana, dört de yardımcı yön vardır, böyle gelmiş, böyle gider deyip hep aynı kitaba göre oyunlar çıkarmak. Bakın elin oğlu biraz kafa çalıştırınca yeni bir şeyler de bulabiliyormuş, bu elin bu oğlu, Crack dot com (çok şüphe çekici bir isimleri de var aslında) klavyeye yön işlerini yıkıp, mouse'a da ateş konularını verince ortaya yeni ama birazcık da karışık bir kontrol sistemi çıkmış. Karışık da işte alışana kadar karışık. Birazcık işi çözünce insana hem akıllıca hem de güzel geliyor, atlıyon zıplıyon, ama bu arada da istediğin yöne ateş de edebiliyon. Hattacığıma bundan sonraki platform arcade adventure'ların hepsine bu yöntem tavsiye bile edilebilir. Arcade Adventure dedim de (aslında öyle tesadüf olmadı, sırf lafı buraya getirebilmek için dedim, bunlar da ucuz yazar numaraları işte, hoş görün), Abuse öyle alıştığımız arcade adventure'lardan (bu sefer tesadüf oldu) değil, hatta arcade'i adventure'ından çok fazla ama genelde ortalarda öğrenilmesi gereken, çözülmeyi bekleyen karanlık bir şeyler döndüğünden bu ayki seçmeceye katmaya karar verdik. Crack dot com madem bir şeyleri değiştiriyoruz bari iyice değiştirelim demişler, ışıklandırmanın çok önemli olduğu bir grafik sistemi geliştirmişler. Yani ışık numaralarıyla heyecan falan yaratmaya çalışmışlar. Oyunun registered version'unu alırsanız level designer'ın (bunlar asla bir işe yaramaz, yaramaz, yaramaz!) yanı sıra Satan Paint (adamlar valla isim seçme özürlüler) bütün grafikleri değiştirebileceğiniz bir program bile bulabilirsiniz. Refleksleriniz benimkilerden iyiyse, çok da vaktiniz varsa (18 level da çok be abi), Özgür gibi (sevmişti bu oyunu) gibi acilen askere gitmeniz de gerekmiyorsa alın. Gönlünüze göre ateş edin (burası Türkiye).