The NEED for SPEED

Hayatın acı kurallarından biri (ben sadece elçiyim, ne kızıyorsanız, bu kadar acı kural olması benim suçum mu?), elinizdeki malzeme çirkinse ne kadar allayıp pullayıp süsleseniz yine de çirkin kalacaktır. Öte yandan zaten güzel olan bir şeyi biraz parlatsanız değeri iki kat artacaktır (ama her parlayan şey altın değildir, ama o başka acı kural). İşte Electronic Arts bu kuralı çok fena bir şekilde kavramış durumda (ben söylemedim, kimden duydular acaba?). Zaten kaliteli harbi oyunlarını alıyorlar, CD'nin verdiği imkanları birer database ve show'a çeviriyorlar. Bakınız NBA SB, bakınız The Need for Speed. İnsan bu oyunları aldığında (oyun zaten otomatikman hoşunuza gidiyor, çünkü kaliteli) o Kamer'de yazan kalem bulmak kadar ender 'CD'ye verdiği paranın karşılığını almış olma' duygusunu yaşıyor. İşte bu duygu The Need for Speed'i çıkan bütün orta realite yarış oyunları arasında bir numara yapıyor. Kaza yaptığınızda arabanız hemen patlamıyor da, önce iki takla atıp patlıyor, lastikler yerde iz bırakıyor, her arabanın tarihçesini anlatan bir database ve bol açıdan seyredebileceğiniz videolar değil. Tabi stres giderme açısından diğer oyunlardan biraz geride, realitesi Fatal Racing'den çok Test Drive'a yakın olduğundan ilk başlarda stres gidereceğine biraz stres

Şi Tul ize EŞİ var. Bu kalite karşısında hayran olmamak elde değil, yaratabilir (ya da benim ehliyetim yok diye bana zor geldi), ama sonra, işi bir kere kapınca dişli rakipleri ve orta halli pistleriyle uzun zaman oynayabileceğiniz bir oyun. Orta halli pistler diyorum çünkü grafikleri muhteşem olsa bile dizayn olarak o kadar da yaratıcı değiller. Tepeciklerle dolu dağ yolu ve sahilde, kayalıkların yanında geçen plaj yolu dışında diğerleri biraz tek düze. Ama öte yandan altınıza verilen arabalara bir bakın. Araba sapıklarının rüyalarını ıslatan her araba bu oyunda var. Ferrari, Diablo, Porsche ve artı bir dolu gereksiz ufaklık. Bunların herbirine ya da topuna karşı birden yarışabiliyor olmanız ve iki player da oynayabilmeniz oyunun ömrünü uzatıyor. Bizim gibi aldığı oyuna en fazla 15 dakika şans tanıyacak kadar şımarmış (bir de buraya gelip oyun başına 100 Mark vermeyi deneyin) insanlar için uzun ömürlü bir yarış oyunu bulmak bayağı zor doğrusu. Şu anda piyasadaki en iyi basarım giderim tipi yarış oyunu olan The Need for Speed'i mutlaka almalısınız. Plus'ımı extra'sımı ne, o da yakında gelecekmiş (belki de şimdi gelmiştir) daha şimdiye kadar almadıysanız onu da bekleyebilirsiniz. Her tür bilgisayarda iyi kötü çalıştığına da göre (486'da hızı fena değil) The Need for Speed'i almamak büyük büyük bir hata olur, stres yapar, bunu da istemeyiz tabi.