Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 53
Sevgili MAC, Derginizi 6 aydır düzenli bir şekilde alıyorum. Senden geçen mektubumda 3. sayınızı istemiştim. Ama dergi bana gelmedi. Üstelik 60.000 lira zarfın içine koymuştum. Lütfen bir zahmet gönderebilir misin? Çok lazım da. Bu ay sana bazı sorularım olacak. Soruların birkaçında derginiz hakkında eleştirilerim var. Darılmamanı ümit ederim. 1) Bizim Şileliler pek uysal, öyle PC, mc dergisi okumayı akıllarının ucundan bile geçirmeyen insanlardır. Bir gün gittim bayiden sizin derginizi aldım, başladım okumaya. Bizimkiler de resimlerine bakarız hiç olmazsa gibilerinden yanıma geldiler. Baktım hepsinin ağzı açık, gözleri faltaşı gibi açılmış biçimde dergiye bakıyorlar. Birisi dedi: “Abi ya bu dergiyi nerden buldun? Ne müthiş dergiymiş bu. Engin Avradından MAC'ına kadar, Memiş ağasından Bitli Hasan'ına kadar her şey var. Meğer böyle bir dergi varmış da haberimiz de yokmuş” deyip doğru bayiye koştular. Bizim bayi de başladı köşeyi dönmeye. Acaba onların dergiyi bu kadar beğenmelerinin sebebi nedir? 2) Geçen ay Win95 altında çalışan iki tane oyun açıklamışsınız. Bunlar sadece Win95'de mi çalışıyor yoksa Dos'ta da çalışıyor mu? Veyahut yavaş mı? Hızlı mı yoksa aynı hızda mı çalışıyor? Serdar “acıların çocuğu” KARGIN, Bursa MAC: Evet 60.000 Liran kaderin kurbanı olarak Almanya'lara kadar geldi. Cebime attım diyemeyeceğim, zaten farkındaysanız bir Mark zor ediyor. Adını Emin'e bildirmiştim, şimdi bir daha bildirmiş oldum. Umarım bu sefer unutmazlar (unutmayın lan, çocuğa ayıp oluyor). 1) Demin de detaylı olarak anlatmıştım, dergimizin sorunu beğenilmek değil tanınmak (yardım edeceksiniz di mi?). Ama genel olarak ağzı laf yapan insanlar olmamız (Hatta Engin'le Mert'i susturmak bayağı zordur) ve benim 64'ler gibi bir okuldan mezun olmuş olmam işimizi bayağı kolaylaştırıyor. 2) Bazı yeni yetme oyunlar var sadece Windows95 altında çalışıyorlar, bazıları da genel olarak Windows bağımlısıdırlar. Eğer yeterince renge ve çözünürlüğe sahip bir grafik kartın varsa her ikisinde de çalışıyorlar. Ben derin bir Win95 hayranı değilim (gerçi çalışmak için ideal ve giderek daha fazla alışıyorum) ama artık bu acı hayat gerçeğine (Pentium'a olduğu gibi) alışmak zorundayız. Direnmenin fazla yararı yok. Ben genelde Windows altındaki oyunların daha yavaş çalıştığına inanıyorum, Microsoft inkar etse bile bence bu böyle. Ama zaten yeterince güçlü bir bilgisayarın varsa (grafik kartı da çok önemli) dert olmaz. Yine de yakın zamanda Wing Commander4, ya da GP 2 gibi bir oyunu Windows altından, pencere içinde süper bir hızla oynayacağımızı sanmıyorum. KEİNEN ZAUBERTRANK Merhaba Sevgili MAC, Öncelikle sana ve Game-Show ekibine uzun bir ömür dilerim. Bu sana 3. mektubum oluyor. Eskiden ben stratejiden başka oyun oynamazdım. (Stratejiler de bir şeye benzese.) Sonraları adventure'a bir ilgi duydum. (ne karmaşık dimi) Sonra ise sağ olsun abim CD aldı. (4speed). Bundan sonra ilk önce NFS'yi sonra Warcraft2'yi ve FIFA96'yı aldım. Ben sizi fazla oyalamadan sorularıma geçeyim: 1) Stonekeep hakkında bilgi verebilir misin? Neyin nesidir bu meret. Stonekeep ile Dungeon Keeper'ın konuları aynı mı? Sence hangisi daha iyi? 2) Bana şöyle kıvamında bir CD oyunu söyler misin? Strateji olursa sevinirim. 3) Sence FIFA96 mı daha güzel yoksa Actua Soccer mi?
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 52
dikilenlere, soğuk bir kış sabahı karların üstünde kendi kanının sıcaklığına sevinerek gözleri açık ölenlere saygısızlık etmek istemem ama insanoğlunun bunca yüzyıldır birbirini yönetmek için verdiği anlamsız mücadelenin hiç ama hiçbir manası yok. Bir varlığın başka bir varlığı yönetmeye daha karar vermeden bile önce kendi saflığından emin olması gerekmez mi? Yönetmeyi bırakın, etkilemek bile inanılmaz derecede saflık gerektiren bir kavram. Tesadüfen bile olsa iki varlığın hayat çizgileri çiçekler dökülenlere, ocaklarına incir ağacı kesiştiğinde ortaya taciz, sömürü, aldatma gibi çok yakından tanımak şanssızlığına eriştiğimiz kara lekeler çıkmaması için etkileyen konumundaki varlığın küçük beyinlerimizin algılama kapasitesini aşan bir seviyeye ulaşmış olması gerekmez mi? Oysa bir de zavallı bizlere bakın, taa işin en başında, formüller hazırlanıp, diagramlar çizilirken insanın yapısına koyulan ya da kazara sızan lekelere, ya da bug'lara bakın. Yalancıyız, öyle yalancıyız ki, kuyruğumuz sıkıştığında, çıkar umudu gördüğümüzde ya da sırf o gün bıçağı alıp başkalarını doğrayacak halimiz olmadığından birilerini yoldan acı çektirmek istiyor olduğumuzdan kafamıza estiği içimizden geldiği gibi, yalan söyleyebiliyoruz. Genelde de kendi zaaflarımızı kapatmak için çatallı dilimizi çalıştırmıyor muyuz? Çünkü zayıfız, çok şükür en azından herbirimizin belası farklı, en azından monoton değiliz ama geldiğimiz yerin, yaşadığımız zamanın sağladıklarına göre (ki bu asla bir bahane değil) çok ama çok zayıfız. Kimileri kendilerini çekemediklerinden, kaçmaya çalıştıklarından o ya da bu maddeye karşı zayıflar, içerler, çekerler bilemem, kimileri kutuptaki pusula misali bir o yana bir bu yana, bir ona bir buna taparcasına, acınacak bir zayıflıkla bağlanırlar, statüye takarlar, paraya takarlar, bazıları Mecnun gibi başka bir insana takarlar, hiçbir şey bulamazlarsa da aynada gördükleri kendi zavallılıkları takarlar. Mühim olan neye taktıkları değil, o da eğlencenin bir parçası ve ben görücüye gelmiş damat adaylarını sorguya çeken kayınbaba olmaya da çalışmıyorum ama başkasından üstün olmaya, onun hayatını günün yasaları el verdiğince eline almaya çalışan, ya da elinden geldiğince karşısındakini biraz o yana, biraz şu yöne ittirmeye çalışan birinin açıkçası bizim sahip olduğumuzdan çok daha gelişmiş bir sağduyuya, çok daha yüksek seviyelere ulaşmış bir olgunluğa ihtiyacı olmalı. Bugünkü acınacak zavallı halleriyle kendilerini dokunulmaz, ulaşılmaz sanan biz garibanları işimiz bittiğinde tuvaletten kalktığımızda arkamızı temizliyor olmamız bile bir mucize. Ama netekim en azından bizim zaafımız zararsız (biraz zararlı ama kimselere söylemeyin) hatta eğitici bile sayılır. Şöyle güzel bir strateji oyunu gelsin, canımı yesin derim hep ama hiç bu kadar güzelini beklemiyordum açıkçası (patlama çocuğum Intel Inside, seni unutmadım, sıra sana da gelecek). Civilization 2 bir geldi, pir geldi. Zaten çoğunuz ne beklemeniz gerektiğini biliyorsunuz, onun için hızlı bir şekilde CIV2'yi analitik olarak inceleyelim bakalım. Öncelikle oyunun yeni izometrik grafikleri benim için fazla bir şey ifade etmiyor (sadece arada bir yanlış yöne basıp özenle hazırlanmış bir saldırıyı mahvediyorum), ama güzel oldukları kesin. Özellikle zoom özelliği (CivNet'de de vardı) bayağı işe yarıyor, iki kıtada birden savaşırken zoom out yapıyorsunuz, yol falan gibi ince işler için zoom in yapıyorsunuz. Genel olarak grafiklerin gelişmiş olmasının (bence) en büyük yararı günümüzün her oyundan muhteşem grafikler bekleyen nankör gençlerinin (sizden bahsediyorum, bakıyorum hiç üstünüze alınmıyorsunuz) bu oyuna olan ilgisini artırması (Bakanlık açıklaması gibi oldu). Onun dışında bir dolu yeni unitler, wonder'lar ve bilimsel ilerlemeler var. CIV'i üstadı olsanız bile en azından sırf bunların ne işe yaradığını denemek için bayağı oynayabilirsiniz. Beni üzen yenilik (ya yenilik eksikliği) oyunun hala eskisi gibi barbar metoduyla kazanılıyor olması oldu. Yani bilimsel ilerlemeleri, ya da yönetim değişikliklerini bile sırf yeni ya da daha çok askeri birlik üretebilmek için yapıyorsunuz. CIV tarihinin başlangıcından beri bana en çok koyan şey budur, şöyle İsviçre misali tuzluya acıya karışmadan ticaret veya bilim amacı güden bir ülkenin bu oyunda hiç şansı yok. Gerçi Sid Meier akıllı adam (artık öğrenmişsinizdir, bu isim geçince saygıyla eğilinecek), uzaydaki koloni gibi farklı bir kazanma imkanı da eklemiş ama bu açıkçası beni kesmiyor. Hiç savaş olmasın demiyorum, ama Sid Meier (eğiliyorsunuz di mi, gözüm üstünüzde) belki bir sonraki oyununda böyle bir şeyler ekler. Yine de, yine de diyorum bakın, CIV tarihiyle, kendi kültürüyle (bu işi ciddiye alırım) diğer stratejicik oyunları ezecek kadar güçlü. Ya alınacak çocuklar, ya da alınmayacak CD ödünç alınıp install edilecek (CD'siz çalışıyor) sonra beğenmedim deyip dükkana gidip para geri istenecek. Tamam Intel Inside, debelenmeyi kes, sana küsüm geçen ayki Hard Disk kazığın bana çok pahalıya mal oldu, getir mektupları, sonra yıkıl karşımdan, seni gözüm görmesin. NEN OBELİX Derginizi Aralık sayısından beri düzenli olarak alıp zevkle okuyorum. Fakat bu ilk mektup yazışım. Önceleri derginizin öbür dergiler gibi olduğunu sanmıştım. Fakat bir iki kere okuyunca bir daha bırakamadım. (Ne güzel de yazıyorum). Şimdi sorulara gelelim. 1) Command and Conquer adlı oyunu geçenlerde bir bilgisayarcıdan aldım. Fakat o da ne??? Install yazdığımda (her iki CD'de) ekran donup kaldı. Acaba sorun benim bilgisayarda mı yoksa CD mi bozuk? Bilgisayarım 486 DX2-50 8MB Ram, 340MB Harddisk (100MB boş), 2x CD Rom, SB16 ses kartıyla geçinip giden bir bilgisayar. 2) Railroad Tycoon'u bir aldım!!! Almaz olsaydım. Hayatımda gördüğüm en kötü strateji oyunu. Bir kere grafikler-0, ses-0. Böylece genelde-0. (Fazla abarttım galiba) 3) The Dig sence CD'si alınmaya değer bir oyun mu? 4) Sence Warcraft2 mi daha güzel yoksa Command and Conquer mi? (Bence ikisi de çok güzel). Engin VEHBİ, İstanbul MAC: Farklıyız tabi. Zaten ana avantajımızın bu olduğuna güvendiğimizden bu ay renkli (tamam bu sayfalar fazla renkli değil, buraların rengi benim) çıkıp evi, arabayı (bende ikisi de yok, Emin'inkileri) ortaya koyduk. Bu stratejik move'un (gerçek hayatta save olmadığından) hayırlı olmasını ve bizi göçertip hayatımızı karartmamasını dilemekten başka (ben bu filmi görmeyi bırakın, daha önce baş rol oynadım) yapacak bir şey yok. Hatta size gayet samimi bir şey söyleyeyim kararsın, yaklaşın, içten konuşacağım), dergiyi daha iyi yapmak için elimizden geleni yapıyoruz, ama fazla reklam bütçemiz, ya da kendimizi yeni okuyuculara tanıtma şansımız yok. Burda sizin yardımınızı istemek durumundayız (ben de size adventure'larda yardım ediyorum di mi?), en azından bir kişinin (beş de olur ama kendinizi yormayın) dergiyle tanışmasını sağlasanız bize büyük bir kıyak yapmış olursunuz. Kimsenin boğazına çök demiyorum (daha o kadar çaresiz değiliz, sıra ona gelmez inşallah), sadece tavsiye, dost nasihatı, telkin yöntemiyle en azından bir tane alıp okumalarını sağlayın. Ben zaten bir kereden sonra derginin içeriğiyle (tıpkı sana olduğu gibi) o kişiye kendini sevdireceğine inanıyorum (ışıklar yansın). 1) Command&Conquer bu açıdan bayağı güvenli aslında, herbir şeyi kendi detect ediyor, bu durumda CD'nin faullü olması daha büyük ihtimal, zaten konfigurasyonun da yeterli görünüyor. İstersen geri götür bir Sid Meier (eğiliyormusunuz diye deniyorum, gözüm hala üstünüzde) oyunu dene. 2) Mesela Railroad Tycoon. En güzel Sid Meier (haha yakaladım sizi, saygısızlar) oyunlarından biri. Demin de belirttiğim gibi yeni bir nesil böyle işte azizim. Her şey render olsun diye bekliyorlar. Aslında haklısınız, sizin hikayenin başını kaçırdığınızdan (64'te strateji oynamak gibi) bazı şeylerden daha fazlasını beklemekte haklısınız. Sana nasihat vermek niyetinde değilim, bu kadar kötü bulduysan durma, sil gitsin, ama yine de en akıllı yapay zekası ve karışık ekonomik modelli bir oyunu kaçırmış olursun (bu yeni taktiğim, bir şey söylemiyormuş gibi yapıp, bir dolu şey söylemek). 3) Ne desem yalan olur. Çizgine göre oynayacaksan (sayı 11) boşver. Ama çözerim, oynarım diyorsan bulabileceğin en kaliteli adventure'lardan biri (aynı zamanda bakınız geçen ayki Seçmece). 4) Haha, şimdi sende beni tuzağa düşürmeye çalışıyorsun. Şimdi ben bir daha güzel diyeceğim, sonra aylarca bir sürü mail gelecek, hatta kendi dergimin kalleş yazarları bile laf arasında bana laf sokuşturacaklar. Olsun, ben varım, bence (geçen ay da söylemiştim) C&C daha iyi. Hatta son Dune2 gibin oyun sıralamamız şöyle: 1) C&C 2) Warcraft 3) Dune 2 4) Warcraft 2. Kulübesinde ise yakında çıkması beklenen 'Z' ve Command&Conquer'in yenisi (mission disk değil)