Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 11
Bazı kadersiz oyunlar vardır, kağıt üzerinde ne kadar iyi fikirmiş gibi görünseler, sayfalarca reklamlarda (artık bizim de bir oyun reklamımız var) grafikleriyle sizi etkileseler bile sonunda ele geçirip başlarına oturduğunuzda deriiin bir eksiklik hissedersiniz. Grafikleri, sesleri gayet iyidir, oynanabilirlikleri de fena değildir ama yine de bir şeylerin olmadığını fark edersiniz. İşte bu tanımlanması zor his, ya da hadi hatırınız için tanımlayayım 'oyunun ruhu', iyi bir oyunla süper bir oyunu ayıran ana etkenlerden biridir. Şimdi söylemesi ayıp, CAP, yani Combat Air Patrol bu 'ruhsuzluğun' en güzel örneklerinden biri. Teknik olarak incelediğinizde tamamen yeterli, hatta çoğu oyundan daha bile iyi. Mesela texture mapleri çoğu oyuna göre daha hızlı hesaplayabiliyor, düşük konfigürasyonlarda bile iyi kötü bir frame rate'i var, ama size verilen karmaşık görevi okurken ister istemez 'şimdi ben niye kendimi yorup bu görevi yapayım ki?' gibisinden bir hisse kapılıyorsunuz. Kalkacaksın, uçacaksın, vuracaksın, döneceksin, eeee? Karın ne olacak? Bir mission successful ekranı mı? Ya da şöyle iyi çizilmiş bir madalya grafiği mi? Açıkçası beni işimden kaldırmak için (dedim ya, Serkan'ın sayfasını yapmam lazım), çok daha iyi bir şeyler lazım. Belki CAP'i yapanlar (ve gayet iyi programcılar oldukları her hallerinden belli), programlama sırasında şöyle yetenekli bir creative direktör bulsalardı (gencim, bekarım, işsizim) bu oyun bugün çok ayrı bir yerlerde olurdu. İlk geldiğinde biraz heyecan yaratmış olsa bile (açıkladık) sonraları delete edildi, unutuldu gitti. Kısacası diğer ruhsuz oyunlarla beraber, ruhsuz oyunlar mezarlığındaki (SWAT ve This Means War'ın yanında) yerini aldı.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 10
pasaport aldığım pembe gün, Emin'in salak kurs hocasının ona ehliyet vermeye karar verdiği kana bulanmış an, Serkan'a 'Sen de dergide bir şeyler yazsana' dediğimiz kabus karanlık gece, ya da dergiyi renkli yapmaya karar verdiğimiz gün (daha bugünün ne renk olduğu belli değil, alnımızın akı açısından beyaz olmasını umuyoruz). İşte Falcon3'ün çıktığı gün de bilgisayarlarda simülasyon olayının tamamen değiştiği gün oldu. Tabi, Falcon3'ten önce de 'ciddi' simülasyonlar vardı, mesela Amiga'daki F16 Combat Pilot, ama Falcon3 gerçek bir savaş uçağını (çok pahalı aletler) uçurma işinin (çok zor iş) şöyle hatırı sayılır bir gerçekçilikle bilgisayarda canlandıran ilk oyundu. Tabi zamanın ileri gelenleri (biri ben) bugünkü oyunları görseler ağızları açık kalırdı (benimki hala açık) ama o zaman için Falcon3 teknolojinin son harikasıydı. Zamanın ileri gelemiyenlerinin çoğunu gerçekçiliğiyle afallattı, kendini harbi pilot sananları da hayal kırıklığına uğrattı. Kısacası geleceğin ileri gelecekleri bilgisayarda simülasyon oyunlarının tarihini yazarken Falcon3'e hatırı sayılır bir yer ayırmak zorunda kalacaklar. Şimdi gelelim Seçmece'nin nostalji okuyucularının iyi bir oyun. Özellikle 386-486 civarlarında kaldıysanız (yalnız değilsiniz, ben de buradayım) alabileceğiniz en iyi simülasyonlardan biri. Öncelikle stratejik bir simülasyon. Eğer kafanızı yormak isterseniz pek çok orta halli oyunun aksine Falcon3'te girdiğiniz savaşın kontrolünü iyi kötü ele alabiliyorsunuz (en azından hava savaşı açısından). Kim neyle nereye uçacak, neyi vuracak, ya da nerede vurulacak, hepsine karar verebiliyorsunuz. Görevleri ve amaçlarını belirledikten sonra da emekli olmamaya kararlı bir general havasıyla uçaklardan birine atlayıp ölümünüze gidebiliyorsunuz. İşte bu anda yeni yetmelerden çoğu Falcon3'ü fırlatıp atacaklar ama zaten onları tatmin etmek çok zor. Her şeyin texture kaplı olması gerekmediğini ve CD'de olmayan oyunların da oynanabileceğini anlamıyorlar. Evet grafikler günümüz seviyesine göre çok ilkel ama mühim olan simülasyon olarak nasıl olduğu. Bunun cevabı da, bu oyunun başında saatler geçiren herkesin bildiği gibi mükemmel. Falcon3 zayıf bilgisayarı olanlar için bir ejection seat kadar kıymetli bir oyun.
En ce Re Eo Pen TunABK ADANG