the need for SPEED

the need for

SPEED. Gerçi çoğunuz fark etmiştir ama ben yine de söylemeden edemeyeceğim. Game-Show'da bazı yazarlar, yazılarına giriş yapmakta acayip zorlanıyorlar. Bunların isimlerini size burada söylemek istemiyorum ama baş harfleri Timur, Mert ve Serkan desem kötü ve çok klasik bir espri yapmış olurum, onun için yapmıyorum. İşte ben bu oyunu yazmaya başlarken böyle bir sıkıntım olmadığını fark ettim. Ve aklıma gelen, üç tane birbirinden güzel girişi sizlere yazmak istedim. Giriş 1: Benim için fark etmez, abi. Güzel oyun olsun da, türü ne olursa olsun. İlk önce sıkı bir arcade-adventure olan Little Big Adventure, sonra gayet güzel bir uçak simülasyonu Combat Air Patrol'un açıklamasını sizlere yazmıştım. Şimdi de PC'ler için yazılmış en iyi araba yarışı ile karşınızdayım. Eğer arcade makinesi kalitesinde bir araba yarışı görmek istiyorsanız bu yazıyı okumadan geçmeyin. Evet, benim gördüğüm en iyi araba yarışı. İsterseniz şehir sokaklarında birkaç tur atabilir, isterseniz de bir Ferrari ya da Porsche ile kırlarda, bayırlarda kapışabilirsiniz. Giriş 2: 'Ben frene basıyorum, gaz frene çok yakın' demiş Ferhan Şensoy 1992 yılında sahnelediği 'Güle Güle Godot' oyununda. Siz de bu sebepten ya da hızlı gitmekten hoşlandığınız için gaza çok basıyorsanız, artık bu egonuzu bilgisayarınızın başında tatmin edebiliyorsunuz. Evet hıza ihtiyacınız olduğunda (kelime oyunu yaptım size) bilgisayarınızın başına geçip CD'nizi yuvasına yerleştirin, ve başlayın son zamanlarda çıkmış en iyi araba yarışı oyununu oynamaya... Giriş 3: Herkese duyurulur... Yenildim... Pes... Üstümden kalkın artık... Bak pes dedim.... Evet savaşı kaybetmiş bulunuyorum. Trafik artık İstanbul'un bütün sokaklarını bilfiil işgal etmiş bulunuyor. İşte biz bu ahval ve şerait içinde dahi vazifelerimizi maalesef yapamıyoruz ve ben teslim oluyorum... Artık trafiğin sıkıştığını gördüğümde kızmıyorum. Bütün insancılığımla etrafımdaki zavallılara bakıp, acayip eğleniyorum. Eskiden trafiğin bir saati vardı. Ne bileyim, saat 18:00-20:00 arası biz efendilik yapar, 'İş çıkışıdır, şimdi trafik çok' diye köprüden karşıya geçmezdik. Ama şimdi böyle değil. Bir bakıyorsunuz saat 22:00 olmuş ve kahrolası trafik belası hala köprünün üzerinde. Fakat, bütün bunlara rağmen eğer siz araba kullanmak istiyorsanız artık caddeye çıkmanıza gerek yok. Alıyorsunuz bir tane 'Need for Speed'. Çeviriyorsunuz bilgisayarınızın kontağını, başlıyorsunuz oyunu oynamaya. Daha doğrusu hemen başlayamıyorsunuz. Daha the need for money

DIABLO VT

MAZDA RX7

Japonların hız belasına katkısı. Ortalama fiyatı: Tüyü bitmemiş yetim hakkı.

PORSCHE 911

Deutschland Deutschland über Alles. Ortalama fiyatı: Boğaz hattı kaçak arsa rantı.

önceden yapmanız gereken bazı ufak tefek rot- balans ayar işleri var. Ana ekrandan rahatça girebileceğiniz 'Options' menüsünde çok önemli bir madde saklı: 'Game Type'. Buradan oyunu nasıl bir amansız yarış olarak oynayabileceğinizi seçiyorsunuz. HEAD TO HEAD: Kendi belirleyeceğiniz bir rakiple (zorlanırsanız rakibinize kötü bir araba verebilirsiniz) istediğiniz pistte kafa kafaya amansız bir yarış. SINGLE RACE: İşte en eğlenceli yarış türü. Siz tek başınıza, tüm dünyaya karşı. Tüm arabaları tanıyabilmeniz için iyi bir fırsat. TOURNAMENT: Seçeceğiniz piste göre A, B, veya C kategorisinde (arabaların gücüne göre) sadece sizin tipinizde araba kullanan rakiplere karşı birkaç yarışlık bir turnuva. TIME TRIAL: Rakiple falan uğraşamam diyorsanız zamana karşı yarışın. Game Type'daki seçeneğiniz bütün oyununuzu etkileyeceğinden burada biraz düşünün isterseniz. Benim size tavsiyem Single Race'i seçmeniz. Böylece hem kalabalık bir gruba (the pack) karşı hem de arabaları tanımış olursunuz. Yarış bittikten sonra Transmission'dan vites belirleyin. Yeni başlayanlar için otomatik vites ideal ama oyundaki yüksek performanslı arabaları sürmenin tadı ancak düz vitesle çıkar. Diğer seçeneklerden grafik detaylarını, joystick kalibrasyonunu falan yapabilirsiniz. Bunları benim yardımım olmadan yapabileceğinize inanıyorum. Şimdi sıra geldi pisti seçmeye... The Need for Speed'de her pist bir alem. Bunları kısaca bir tanıyalım... THE CITY: Aslında en güzel pist olabilirmiş ama aynı zamanda en kolay olduğundan bir süre sonra sizi boğar, zevk vermiyor. Birkaç dar viraj ve etkileyici tünel efektinden başka bir özelliği yok. COASTAL: Deniz kenarında, geniş yollarda keyifli bir yarış olacak gibi görünüyor ama aşırı trafik ve ana yoldan sonra başlayan Antalyavari (bir taraf dağ, bir tarafta manzaralı uçurum) bölümler işi bayağı zorlaştırıyor. Belki de en sevdiğim pist olmasının sebebi bu. Alplerdeki dağ evinize gidiş gibi. Yolların çok dar olması ve küçük tepeciklerde tekerleklerin yerden kesilmesi başınızı ağrıtacak. RUSTY: Dağdan sonra çöl de iyi gider hani. Bu pist Grand Canyon'un oralarda bir yerde. Diğerlerinden farkı üç ayrı bölüm yerine aynı pistte 8 turdan oluşuyor olması. AUTUMN VALLEY: Gayet sade ve temiz pist. En büyük özelliği yüksek eğimli virajları. Bir Diablo'nun içinde bu virajları doğru dürüst almayı öğrendiğinizde 'The Need For Speed'in gerçek tadına varmış olacaksınız. VERTIGO RIDGE: Bir uçurumun kenarında yer alan güzel bir pist. Bence en önemli özelliği pistin sonundaki orman bölümü. Eğer oyunu High-Res olarak oynamayı başarırsanız (yani bilgisayarınız buna uygunsa) görebileceğiniz en güzel grafiklerle burada karşılaşacaksınız. İşte pistler böyle... Siz isterseniz başlangıç için The City'i seçin, bir de arabalara bakalım. Bu konuda size özel bir tavsiyede bulunmayacağım, eminim herkesin bu konuda kendine özel fantezileri vardır. Benim derdim araba seçtiğiniz bölüme tıklayarak 'The Need For Speed'in harika araba ansiklopedimsi bölümünü görmeniz. Burada her arabanın teknik bilgilerini (ben pek anlamam), düzde, yokuşta performanslarını, kısa bir tarihçesini öğrenebilirsiniz. Bir de (heyecan olsun diye sona sakladım) her arabayla ilgili kısa bir video-klip seyredebilirsiniz. Belki de bu video-klipleri seyrederken ilk kez 'Ne iyi ettim de CD-ROM aldım' diyeceksiniz. Bu kadar oyalanma yeter herhalde, şimdi atlayalım arabalara (Diablo benim), düşelim yollara (kısa süreli yükleme efekti). Aaaa, aaaaa. Ne güzelmiş değil mi? Daha başlar başlamaz vurulacağınızı biliyordum zaten. Işıklar yeşil olur olmaz 'A' tuşuna basarak arabayı vitese geçirin (vites küçültmek için 'Z'). Lastiklerden duman çıkararak kalkışımızı yapalım. İsteyenler oyunu 'Test Drive' tipi ekranda, yani arabanın içinden bakarak oynayabilirler. Zaten en gerçekçi opsiyon da bu. Ama 'Lotus' özlemi çekiyorsanız 'C' tuşuna basarak 'dış' ve 'uzak dış' kameralara geçebilirsiniz. Gerçi biraz gerçekçilik kaybı oluyor ama eğlenceli olduğunu inkar edemem. Hem böylece yaptığınız kazaları (yapacağınızı garanti ederim) daha iyi görebilirsiniz.

Şimdi yarışma zamanı. Şehrin dar yollarında hızla ilerlerken karşınıza bazı konumuzla alakasız halk tipi diğer arabalar çıkacak. Onlarla karşılaşınca 'H' tuşuna basarak onları kornanızla taciz edebilirsiniz. Korkup hemen sağa geçmeye çalışacaklardır, ama fazla akıllı olmadıklarından siz onları sağlamaya çalışırken bile sağa kaçacaklardır (yani size gireceklerdir). Onların aksine diğer yarışçılar aşırı akıllılar. Size yol vermemek için ellerinden geleni yapacaklardır. Bir de polisler başınızı çok ağrıtacaklar. Allah'tan arabanızda sizi radar tuzaklarına karşı uyaran bir araç var. Onun sinir bozucu sesini duyunca iki seçeneğiniz var, ya hemen namuslu vatandaş hızına düşeceksiniz, ya da gazı kökleyip polisi atlatmaya çalışacaksınız. İlk yakalandığınızda bir uyarıyla atlatıyorsunuz ama ikinci kez o kadar insaflı olmuyorlar. Rahatlıkla söylüyorum, muhteşem ara ekranları, arcade makinalarını aratmayan grafikleri, eğlenceli kazaları ve rüyalarınızda bile göremeyeceğiniz pahalı arabalarıyla 'The Need for Speed' gelmiş geçmiş en güzel yarış oyunlarından biri. Almayanlar (22 Hd'lik versiyonu da var) hata eder. M.Emin GÜR

the need for money

VEIEPER RT30

Agassi'de de bundan var işte. Ortalama fiyatı: Milyon tane George Washington

HONDA NSX Banzai, Hiroşima, Nagazaki Ortalama fiyatı: Barış Manço

Tabi bizim bu arabaları alacak halimiz yok, biz kendi işimize bakalım. The Need For Speed'in hakkını vere vere high-res grafiklerle oynamak için minimum bir Pentium, 16 MB Ram, 4xCDROM, bir de harbi grafik kartına (MAC'e sorarsanız Diamond Stealth) ihtiyacınız olacak. Zaten bunlar da neredeyse bir Doğan fiyatına geliyor. Dedik ya işte, the need for money...