Alone in the Dark

Alone in the Dark. Carnby, bazı dostlarım beni “Reptile” diye çağırırlar. Ofisimin kapısında da yazdığı gibi bir özel dedektifim. Bu aralar gelen mektupları açmaya ara verdim. Bütün mektuplar, tehdit ve faturalardan oluşuyor. Bunlar bütün günümü öldürmeye yetiyor. Bir gün Gloria Allen adında bir antika satıcısı benimle irtibata geçti. Hemen en güzel gömleğimi giydim ve .38'liğimi kapıp büyük bir hızla dükkanına gittim. Benden Derceto Malikanesi'ne gidip antika bir piyanoyu araştırmamı istedi. Bu gizli çekmecelerle dolu bir piyanoymuş. Derceto Malikanesi antika denilen gereksiz döküntülerle dolup taşan bir evdir. Mobilyalar, kitaplar, tablolar ve bilimum eski eşyalar. Tam konuyu para meselesine getireceğim sırada, bana $150 ve bir anahtar uzattı. Eh, bu parayla borçlarımın bir kısmından kurtulabilirdim. Polis raporunun bir kopyasını inceledim. Derceto Malikanesi'nin sahibi olan Jeremy Hartwood, kendini evinde asmıştı. Adli tıp bunun tamamen bir intihar olduğundan emindi. Bayan Allen'a eve gidip bir göz atacağıma dair söz verdim. Raporum birkaç gün içerisinde hazır olacaktı. Derceto'nun tarihini biraz incelemem gerektiğini düşündüm. Bu evden hayaletlerin bile dehşet içinde kaçtıklarını söyleyen birkaç yazı okudum. Cinayetler, lanetler ve diğer bütün delilikler... Bu konuda şanslıydım, şeytani saçmalıklar beni her zaman güldürmüştür. Bir taksiye atlayıp derhal Derceto Malikanesi'ne gittim. Ön kapıdan girdikten sonra kapı dehşetle arkamdan kapandı. Her neyse, çatı katına doğru çıktım ve gün batmak üzereydi. İşte hayatımı değiştiren macera başlıyor. Pencereden gelen seslerden tırsarak, pencerenin solundaki gardırobu pencerenin önüne ittim. Dışarıda bir yaratık vardı. Yerdeki kapağın titremeye başladığını görünce, hemen aklıma sandığı onun üzerine itmek geldi. Neler olduğunu bilmiyordum, fakat içgüdülerimle hareket ediyordum. Sanırım bu ev hakkında söylenenler doğruydu. Sandığı açtım ve içinden çıkan tüfeği aldım. Masanın üzerinden lambayı aldım. Piyanoyu incelemem gerektiğini hatırladım ve yan tarafını incelerken bir mektup buldum. Bu J. Hartwood'un intihar mektubuydu. Mektupta şunlar yazılıydı: “Geliyorlar. Cehennemin güçlerini serbest bıraktım ve şimdi bunun hesabını vermeliyim. Derceto Şeytan'ın yuvası. Sonunda gün battı. Benim cesedimi bulacaklar fakat asla ruhuma sahip olamayacaklar. Şeytanın yüzündeki öfkeyi ve kölelerinin içindeki korkuyu tahmin edebiliyorum. Ayak seslerini duyuyorum. Belki birileri benim ne yaptığımı anlar. Tanrım beni affet. Elveda. Jeremy Hartwood.” Evet, bu satırlardan sonra kanımın çekildiğini hissetmeye başladım. Korkuyordum, buradan çıkmalıydım. Dolabı açtım ve içinden çıkan kilimi aldım. Kitaplıktan kitap okudum, bunlardan bir şeyler çıkarmalıydım. Çatı katından ikinci kata indim. Rafları araştırırken, yağ buldum ve lamba için gerekli olacağını düşünerek aldım. Dolabın yanında duran yayı aldım ve kapıdan çıktım. Koridorda soldan birinci kapıdan girdim. Masayı araştırdım ve bir anahtar buldum. Odada duran sandığı bu anahtarla açtım ve içinden eski bir süvari kılıcı çıktı. Kapıyı açtığımda karşıma çıkan zombiyi görünce kanım dondu. Fakat birkaç tekme ve yumrukla onu indirebildim. Tekrar koridora çıktım ve karşımdaki kapıdan girdim. Odaya girdiğimde arkamdan bir zombi daha geldi. Kendimi onunla dövüşebilecek kadar güçlü hissediyordum ve onun da işini bitirdim. Bereket zombiler hantal yaratıklar. Buradan yandaki odaya geçtim. Yatağın yanında duran vazoyu aldım. Antikalara ilgi duymadığım için vazoyu duvara fırlattım. Aha, vazo kırılınca içinden bir anahtar çıktı ve hemen aldım. Birisinin ya da bir şeyin beni camdan izlediğini hissettim ve hemen tüfeğimi çıkardım. Bir tüy yumağı camı kırarak içeri girdi. İki el ateş ederek onu ortadan kaldırdım. Çekmeceleri aldığım anahtarla açarak içinden çıkan iki tane aynayı aldım. Kapıdan çıkarak koridora geri döndüm ve karşıki kapıdan içeri daldım. Dolabı açtım ve ilk yardım çantasını aldım. İçinde ne olduğuna bakmak için ilk yardım çantasını açtım ve içinden çıkan şurubu bir dikişte içtim. Daha sonra çantanın ve boş şişenin bir işe yaramayacağını düşünerek, ikisini de attım gitti. Koridora geri döndüm ve koridorun sonundaki kapıdan girdim. Merdivenin başını iki tane yaratık tutmuştu ve yanlarında da iki tane eli boş heykel vardı. “Acaba bu yaratıklar kendilerini hiç aynada gördüler mi?” diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. En sonunda aynaları heykellerin eline koydum. Yaratıklar inanılmaz bir biçimde ortadan yok oldular. Ben de merdivenlerden aşağıya indim. Evet şimdi birinci kattayım. Önce sağdaki odaya girdim. Dolabı araştırırken mermileri buldum ve hemen onları da cepledim. Masanın üzerinde duran gramofonu ve şöminenin yanındaki kibrit kutusunu aldım. Bütün bunları yaparken koltukta oturan bir hayalet dikkatimi çekti ve onu rahatsız etmemeye çalıştım. Odadan çıktım ve bir alt kata indim. Burası zemin kattı, sola doğru ilerledim ve sağdaki kapıyı açtım. Bahçenin ortasında duran heykeli araştırırken, elime üç tane ok geçti. Bir anda örümcekler yukarıdan teker teker dökülmeye başladılar. Koşarak kapıdan geri çıktım ve merdivenlerden tekrar birinci kata döndüm. Tekrar birinci kattaydım. Soldaki kapıdan içeri girdim ve karşıma bir koridor çıktı. Koridordaki ikinci kapıyı açtım fakat karşımda küvette oraya buraya saldıran bir yaratık çıkınca dona kaldım. Fakat dolabın yanında gözüme bir sürahi ilişti. Şansımı denemeliydim, koşarak sürahiyi aldım ve çıktım. Bir an için kalbimin yerinden fırlayacağını sandım. Koridordaki üçüncü kapıya daldım ve kaldım. Oda karanlıklar içindeydi. Hemen lambaya yağ doldurup kibritle yaktım. Şimdi biraz daha iyiydi, masanın üzerindeki kitabı okuyup bıraktım. Heykeli aldım, biraz ağır olsa da fazla zorlamıyordu. Çekmeceleri ararken mermileri buldum. (Tesadüfen) Odadan çıkıp koridorun sonundaki dördüncü kapıdan girdim. Yanımda duran resmi beğenmediğim için üzerini kilimle örttüm. Karşıdaki resme sırf sadistlik olsun diye bir tane ok attım. Resimden bir enerji boşaldı. Resmin yanına gidip kapıdan girdim. Masanın üzerinde duran sahte kitabı iş olsun diye aldım. Saatin yerini beğenmedim ve yana doğru ittim. Duvardaki oyuktan anahtarı alıp dışarı çıktım. Resimlerin olduğu odanın ortasındaki büyük kapıdan içeri atladım. Lambayı yakıp, yere koydum. Burası bir kütüphaneyi andırıyordu. Rafların içinden geçerek beni kovalayan mor enerji kütlesinden koşarak kaçtım. Kaçarken, gizli bir geçit olduğundan şüphelendiğim kitaplığı gördüm. Hemen sahte kitabı sağdaki raflara yerleştirdim (içime doğdu) ve gizli bir geçit açıldı. Geçitten içeri girdim, talismanı ve rafta duran üç tane bıçağı cepledim. Kıvrımlı bıçağı dolaşan mor yaratığı öldürmek için kullandım. — | Lambayı alıp, kütüphaneden çıktım ve merdivenlere döndüm. — ; Heykeli büyük zorluklarla şövalyeye fırlattım ve kılıcını alıp alt kata indim. Şimdi tekrar zemin katta bulunuyordum. Sağdaki kapıdan mutfağa girdim. Mutfakta sağdaki kapıdan girip anahtarı aldım. Şöminenin üzerinde duran insan etinden yapılmış çorbayı aldım. Soldaki ikinci kapıdan girdim ve gaz tenekesini aldım. Kömürlerin içine bakarken ayakkabı kutusu elime çarptı. Kutuyu açıp silahı aldım ve kutuyu fırlattım. Su varilinden sürahiyi doldurdum. Bunları yaparken, birkaç zombi arkadaşımızla ilgilenmek zorunda kaldım. Bu odadan çıkıp yandaki kapıya girdim ve karşıma bir kapı daha çıktı. O kapıdan da içeri zıpladım. Has....... Ana!!! Zombilerin yemek odasına girmişim. Hemen aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Yani; çorbayı masanın sonuna koydum. O hıyarlar tıkınırken bende karşıdaki ufak kapıdan içeri daldım. İçerisi duman altı olmuş kardeşim, bu kadar da içilir mi? Hemen masanın üzerindeki çakmağı aldım ve sonra suyu küllüğe boşalttım. Kilitli kapıyı anahtarla açtım ve içeri girdim. Burası çalışma odası olmalıydı. Rafları araştırdım ve bir plak buldum. Sanırım aradığım buydu. Odadan çıktım ve karşıdaki kapıya girdim, buradan da karşımdaki kapıya girdim. Korsan kılıklı hıyarın teki bana kılıç sallayıp duruyordu. Kendisi kaşındı, bende şövalyeden aldığım kılıcı çekip onu hakladım. Korsandan çıkan anahtarı aldım ve yandaki balo salonunun kapısını açtım. Hayaletlerin eşleriyle ayakta durduğunu görünce, acıdım ve plağı gramofona takıp çaldım. Hayaletler dansa başlayınca hiçbirine dokunmadan şöminenin üzerindeki anahtarı alıp kaçtım. Jeremy'nin çalışma odasına döndüm. Duvardaki kılıçla eski süvari kılıcını değiştirdim. Biraz değişiklik olsun istemiştim fakat birden yatağın altında bir merdiven açıldı. Merak edip aşağı indim. Sanırım burası mahzendi. Köprüden şüphelendiğim için koşarak karşıya geçtim. Geçerken köprü arkamdan yıkılmaya başladı. Tabii ki bu pantolonumda ufak bir ıslaklığa neden oldu. Tünele girdim ve bir süre sonra karşıma çıkan solucandan, koşarak kaçtım. Karşıma tekrar o tüy torbalarından biri çıktı ve iki el de ona ateş ettim. Solucanın arkasından koşarak su dolu odaya vardım. Tahtalardan koşarak odanın sonuna vardım. Eğer suya düşersem tüfek mermilerimin ve kibritimin ıslanacağını biliyordum. Fakat çakmağım ve tabancam beni idare ederdi. Neyse yukarı çıkınca karşıma dev bir örümcek çıktı onu da vurduktan sonra sütunların olduğu sularla dolu bir odayı bulana kadar gittim. Bu odada kuşa benzer bir yaratık dolaşıyordu. Bunun bana zararı dokunacağını düşündüm ve av mevsiminin açılmasını beklemedim. Sonra sütunlardan zıplayarak karşıya geçtim. Tünelde yoluma devam ettim ve tahta köprülerle dolu bir odaya vardım. Köprülerden karşıya geçtim ve sandığı anahtarla açtım. Sandıktan çıkan elması cebe attım. Orada kendi halinde duran kayayı yana doğru ittim ve arkasından yoluma devam ettim. Karanlık tüneli bulana kadar tünellerde ilerledim. Tünele gelir gelmez lambayı yaktım ve buranın kahrolası bir labirent olduğunu anladım. Tünelde bir çıkış aramaya başladım ve sonunda bir kapıya rastladım. Bu kapıyı nasıl açsak diye düşünürken elması kullanıverdim ve tesadüfen açıldı. Burada etrafa alev topu saçan bir ağaç ve su yaratıkları vardı. Büyük çabalarla ağacın önündeki taş masaya vardım. Bunun üzerindeki kancayı aldım ve talismanı taş masanın üzerine koydum. Artık bütün kötü güçler yok olmak üzereydi. Son olarak lambayı yakıp ağaca fırlattım. Artık bütün kötü güçler evi terk etmişti. Yandaki kapıya tırmandım ve kancayla kapıyı açtım. Karanlık labirente doğru ilerledim. Hayret karanlık labirent artık aydınlanmıştı. Sağdaki kapıyı kancayı kullanarak açtım ve solucanın olduğu tünellere doğru ilerledim. Bu tünellerden şarap mahzenine bir giriş buldum. Mahzendeki merdivenlerden yukarı çıktım ve zemin katta ön kapıya doğru ilerledim. Ön kapıyı açtığımda artık özgürdüm. Sevinçle havaya zıpladım ve yola doğru ilerledim. Bir araba yaklaşmaktaydı. Arabaya bindim ve büyük bir sevinçle ilerlerken Gökhan 'Madman' Tarcan

Min. PC 386