Gameshow sayı 8, sayfa 52

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 52

Ün olur alır başımı giderim... Gidebilir miyim, cesaret edebilir miyim, bunca zamandır beni bağlamadıklarına kendimi inandırmaya çalıştığım onca baskıdan bir çırpıda kendimi kurtarabilir miyim bilemem, ama tek bildiğim gitmeliyim. Gitmeliyim çünkü artık bıktım. Görmek istemediklerime bakmamaktan, duymak istemediklerimi dinlememekten, değiştiremeyeceğimi bildiklerimin kıyısından köşesinden geçmekten bıktım. Ait olamayacaklarıma imrenmekten, ait olmadığıma şükrettiklerime acımaktan bıktım. Her yeni yüze şüpheyle, her iyi söze de korkuyla bakmaktan bıktım. Üstte kalmak için altımdakini boğmaktan, daha yukarı çıkmak için tepemdekileri aşağı çekmekten bıktım. Oturduğum yerden dünyayı kurtarmaktan sonra da işin aslını görünce kuyruğumu indirip gerisin gerisi kaçmaktan sıkıldım. İki harbi laf her şeyi anlatacakken bin türlü yalana mana vermeye çalışmaktan aşındım. İşime sokulan burunlardan da, sırtıma sokulan bıçaklardan da nefret ettim. Aynı dakikanın içinde hem cenneti, hem cehennemi, hem doğruyu, hem yalanı, hem yoldaşlığı hem de kalleşliği yaşamaktan, sonra da hiçbir şey olmamış gibi omuzumu silkeleyip devam etmekten iğrendim. Yarına bakıp korkmaktan, düne bakıp pişmanlık duymaktan, bugün tapındığım şeyleri yarın önemsememekten utandım. Gece yattığımda kendimi gerçekten inanılmaz derece yalnız hissetmekten, yalnız olamadığımda da yalnız olmayı özlemekten daraldım. Milim milim tırmanıp sonra kendimi aşağı bırakmaktan, dibe yapıştığımda kendime acımaktan bezdim. İstediğimi söyleyememekten, söylediklerimi de gerçekten istememekten pişmanlık duydum. Kaçan fırsatlara yanmaktan, yakaladıklarımı da harcamaktan artık iyice rahatsız oldum. Ölmeyi, kaybolmayı, bitmeyi, yeniden başlamayı, ayrılmayı, yok olmayı arzulamaktan ürktüm. Her darbeden sonra tekrar kalkmaktan, her ucuz aferinden sonra sevinmekten çöktüm. Kendi yaptıklarımın yarısını bile kontrol edememekten dehşete düştüm. Bin kez, yüz bin kez gitmeliyim, gideceğim demekten yoruldum. Artık yeter, gitmeliyim ve gideceğim de. Nereye gitmeliyim bilemem, oraya varınca anlar mıyım onu da bilemem, vardığımı anlayınca pişman olur muyum tahmin bile etmek istemem. Tek bildiğim eğer aklınız varsa siz de benimle gelirsiniz... Ya da gelmezsiniz, o sizin bileceğiniz iş, ama siz de biraz düşünürseniz olduğunuz yerde olmamanız için bin tane iğrenç (ve çok da geçerli) sebep bulabilirsiniz. Şimdi bu sebepleri bir kenara bırakın, ve başlayalım. Intel o'lum sana hatırlat dediklerimi hatırlat bakiim yavrum, güzel RAM'larını biraz yor da verdiğimiz paraya değsin... - Efem Jagged Alliance'ı yazacaktınız... - Onu geç, Tolga'ya verdik o yazıyor. - Ama efem okuyuculara söz vermiştiniz... - O'lum sana kaç kere diyeceğim, bana tutamayacağım sözler verdirtme diye, sen ne işe yararsın, getir bana içerden lehimi, gözüne sokacağım. - Efem, lütfen efem, zaten son yazınızı save etmeyi unuttum diye bütün devrelerimi yaktınız, daha tamirden yeni geldim, kıymayın bana... - Aslında seni ince ince kıymam lazım o'lum Intel Inside. Elin Cyrix'leri bile senden iyi çalışıyor be. Bak senin yüzünden yazı geç kalıyor, başka ne vardı? - Dün uyurken 'açıklamalıyım, mutlaka açıklamalıyım!' diye sayıklıyordunuz efem, ne olduğunu tam anlayamadım... - Tamam tamam, iyiki hatırlattın, gerçekten açıklamalıyım. Şimdi sayın okuyucularım ve merhaba arkadaşlar. Geçen aylardan anladığım kadarıyla MACBETH'i okuyanları iki ana kategoriye sokmak aslında gayet mümkün. Yani mesela, a) Eski MAC ADVENTURE'cılar. Yani bir bakıma canlarım, ciğerlerim, biz yüz atlı o gün koca bir orduyu yendik dönemlerinden beri köşeyi takip edenler, b) Yeniler, yani ya kim bu adam, ne anlatmaya çalışıyor, MAC ne demek, niye MACBETH de Hamlet değil diyenler. Şimdi *a' grubundakiler diyor ki, 64'ler kapandıktan sonra neler oldu, na'ptınız. *b' grubundakiler de soruyor ki bu köşe nereden gelip nereye gitmekte. Ben aslında bunları açıklamıştım ama açıklama yanlış (ismi lazım değil, herkes hata yapar) dergide çıktığından pek çoğunuz göremedi. Bu ay, genel istek üzerine değil de aynı şeyleri tekrar anlatmaya üşendiğimden o kadersiz yazıyı bir daha yayınlıyoruz. Böylece herkes (ben de dahil olmak üzere) buralarda neler olup bittiğini anlamış olur. Bunu da hallettiğimize göre gelelim ana işimize, mektup cevaplamaca! Intel Inside, çıkar o'lum mektupları, bakalım neler var. ŞU BELGEYİ GETİR... Sevgili MAC, Merhaba ben Serkan. Senin sadık hayranlarından biriyim. Ve de bunca zamandan sonra senin yeni yazılarını okumaktan çok memnunum (eskilerini hala her akşam okuyorum) Hemen şunu belirteyim ki klasından hiçbir şey kaybetmemişsin. (Bu arada heyecandan olsa gerek dergide hiç dizgi hatasına rastlamadım.) Anlatacak ve soracak o kadar çok şey var ki hangisinden başlayacağım bilmiyorum. Çoğunu da sonraki mektuplarıma saklıyorum. İşte sorular. 1. Dergini 2 gün önce ilk defa aldım. 64'lerden sonra başka yerlerde de yazdın mı? 2. Day Of Tentacle'ın CD versiyonunda tüm konuşmaların demoda olduğu gibi seslendirildiği doğru mu? 3. PC'mi daha geçen hafta aldım. Her türde en iyilerinden birkaç oyun tavsiye eder misin? (eskiden bu tür soruları cevaplamazdın ama) 4. Bu aralar en sevdiğin adventure hangisi? (hala Elvira 2 deme sakın) 5. Bilgisayarı yeni aldığım için pek fazla bir şey bilmiyorum. Neler tavsiye ediyorsun. (kitap, program v.s.) 6. Bu sayıda bir ara makinanın S3 kartlı olmasından, P6 hakkında konuşuyordun. Bunlar neyin nesidir. S3 ekran kartı mı? 2 MB PCI ekran kartı iyi midir? Sorularım şimdilik bu kadar cevaplamazsan yazımı okuduğuna dair bir şeyler belirtirsen sevinirim. Sana artık düzenli olarak yazacağım. Arada bir de dergiye uğramayı düşünüyorum. Eskiden olduğu gibi. Serkan Dolma MAC: Hani demiştim ya iki tür MACBETH okuyucusu var diye, yalandı, aslında dört tür var. Açıklayayım efendim c) Sadık MAC okuyucusu, yani mesela Serkan. Uzun zamandır tanıdık bildik insanlar. Bir bakıma Abone, ya da müdavim. d) Sadık MAC okumayıcısı. Bir kez bakıp bu bana yazmaz deyip geçenler, ya da bir kez okuyup bir de üstüne mektup yazıp yazma, beğenmedim' diyenler. Şimdi 'c' grubundakilerden Serkan (aynı zamanda 'a' grubu da oluyor, aslında 'b'den 'a'ya geçmek kolay, ama 'd'den 'c'ye ve 'a'ya genelde geçilmiyor) ve diğerleri bilir ki benim şiddetli bir yazım yanlışı hastalığım var. Kırım Harbi sırasında aldığım kalleş bir kurşun yarası yüzünden — Ax mesela uzun bir zaman 'strateji' — (ği yazamadım, sadece 'starteji' ya da yazabildim. Şükürler olsun Allah'ıma, Word çıktı mertlik bozuldu Serkan, artık Türkçe Spell Check de yapılabiliyor. Intel Inside, o'lum bu başarıda senin de payın var, okuyuculara selam ver, ama şımarma. 1) Yazmıştım, bir kere. Şimdi o yazı bu yazının sonunda olmalı, tabi Intel Inside çocuğum sayfayı yaparken hatırlatırsa. 2) Doğru, CD bu, 600 küsur Megabyte. Doldur doldur bitmiyor, onun için genelde bu günlerde full seslendirmeli oyunlar yapmak moda. Yalnız her işte olduğu gibi bu işi de iyi yapan var, kötü yapan var. Mesela Full Throttle'daki sesler muhteşem ama Prisoner of Ice'dakiler bayağı (hem de bayağı) komik olmuş. Güzelim adventure'da atmosfere takılacakken seslendirmeye gülüyorsun. Yazık, hem de çok. 3) O eskidendi. Artık yemek tarifi sorularını bile yanıtlıyorum. Şimdi kafadan sayıyorum, Yarış: Indycar, Uçak: CAP, Strateji: Transport Tycoon, Adventure: Discworld, Prisoner of Ice, Full Throttle, FRP: Menzo. 4) Elvira 2 ve ben uzun bir süre önce ayrıldık. Beni zehirlemeye çalıştı da. Şimdilerde yukarıda saydıklarımı oynuyorum. 5) Program ve kitap tavsiye etmiyorum, hatta zinhar yasaklıyorum. Madem yeni PC aldın, her yeni PC'ci gibi bir süre paso oyun oyna. Kafanı bile kaldırma. Bu dönem yaklaşık iki hafta sürmeli (benimki bir ay sürdü ama ben eski vak'alardanım) sonra gözlerinin akmaya başlamasına doğru mutlaka 3D Studio (mümkünse version 4) ve Corel Draw denemelisin. Bence bunlar başlı başına PC almaya değecek programlar. 6) S3 bir kart değil, bir chip. Grafik kartlarında oluyor, Indycar oynarken saçlarının uçuşmasını sağlıyor. Benim bir Diamond Stealth saplantım var ama bunu size empoze etmek istemem. 2MB PCI kartı 1MB PCI kartından iyidir herhalde. (Kibarca bunu bana değil, Engin Hanım'a sor diyorum yani). GİT ŞURAYA İMZALAT...

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.