YAPAY ZEKA VE YAPAY YAŞAM
Bilgisayarlar dünyayı ele geçirecek mi? Geleceğimiz tehdit altında mı? Kendi kendimize sık sık sorduğumuz bu soruların yanıtları iç rahatlatıcı ama bilim kurgu meraklılarını düş kırıklığına uğratabilir.
5 Numara, Hal, Landru, Colossus ve bilim kurgunun başka birçok ünlü bilgisayarı bilim kurgu yapıtlarının ana temaları arasında yer almaya yıllardır devam ediyorlar. İlk vakum tüplü ENIAC bilgisayarları çıktığından beri, felaket habercileri bir gün bilgisayarların dünyayı ele geçireceğini söyleyip duruyorlar. Yapay zekayla ilgili ilk deneyler yayınlandığında, aynı haberciler işte size söylememiş miydik diye ortaya dökülmüşlerdi. Hazır bilgisayarlar elektrikli konserve açacakları kadar zararsız hale gelmişken ve ortalıkta kongreye aday olan ya da Güney Amerika'da darbe yapan bilgisayarlar yokken Yapay Zeka kavramını ciddi ciddi inceleyip nereye doğru gittiğini görmenin zamanıdır. Her ne kadar yapay zeka bugün bir gerçeklik haline gelmişse de, bilgisayarların zıvanadan çıkıp dünyayı ele geçirmeye kalkışabileceği düşüncesi ne şimdi gerçekleşebilecek ne de ileride mümkün olabilecek bir düşüncedir. Bu korkuya yapay zeka korkusu adını vermek de yanlış zaten. Bilgisayardan korkanların burada sözünü ettikleri, aslında “yapay bilinçtir”. Yapay bilinç bir hayal ürünü ve günümüz bilimini alt üst edecek bir takım gelişmeler olmadıkça öyle de kalacak. Bugün yapay zeka iki ayrı alanda yoğunlaşmış durumda: Uzman sistemler ve öğrenme sistemleri. Bu iki konu insan zihninin iki kapasitesine tekabül ediyor. Öğrenmek bir database'i genişletmek, uzman düşünce de bu database'e doğru olarak ulaşabilmekten başka bir şey değil zaten.
Uzman Sistemler
İlk yapay zeka örnekleri olan uzman sistemler, database'lere ulaşma programlarıdır. Bir uzmanın kendi düşünme sürecinde kullanabileceği kuralları kullanarak, çapraz indeksli bir database'e ulaşmak için hazırlanmıştır. Bunu en iyi bir örnekle gösterebiliriz. 1988 yılında, Savunma Bakanlığı Küçük İşler Öncü Araştırma Programı Savunma Bakanlığı'nın geliştirilme listesini çıkartmıştı. Bunlardan birinin amacı, su altı seslerini tanımaktı. Denizaltılarda normalde sesleri ayırt etmek konusunda tecrübeli birisi bulunur. Bu uzman her tür gemi, denizaltı, torpil ve deniz canlısının kaydedilmiş seslerini yüzlerce saat
JEFF SPIRA dinleyerek onları ayırt etme yeteneğini geliştirir. Denizaltı sonar uzmanları öylesine ustalaşmıştır ki, duydukları denizaltılar arasındaki farkları bile söyleyebilirler. Millerce uzaktan duydukları bir Rus denizaltısının adını söyleyebilirler. Bu uzmanların, denizaltının savaştan galip çıkabilmesi için hayati önemi olduğu açıktır. Eğer o savaş sırasında herhangi bir şekilde etkisiz hale gelseydi, denizaltı adeta kör ve sağır olurdu. Sudaki sesleri dinleyip, yüzlerce kaydı tarayarak benzer sesi bulan ve sonucu bildiren bir uzman sistem bunun gibi bir şey olurdu. Seslerin çeşitliliğini düşünürseniz bu azımsanacak bir başarı değildir. Örneğin bir sonar uzmanı, yan yana giden iki geminin seslerini ayırt edebilir. Uzman bu farklı sesleri dinleyip kafasında bir pervaneli ve iki pervaneli iki gemiyi ayırmak için bilinçsizce bir kural oluşturarak öğrenmiştir. Böyle bir uzman sistem kurmak için, atılacak ilk adım her tür ses kombinasyonunu bilgisayara büyük bir database ile vermek, daha sonra sonar uzmanını çağırıp, sesleri ayırmakta kullandığı bilinçsiz kuralları anlatmasını isterdiniz. Bu kuralların her biri uzman sistem tarafından bilinmeyen bir ses hakkındaki verileri azaltıp doğru yanıtı bulmak için kullanılır. Bu uzun ve karmaşık bir problemdir. İnsanların kestirmeden gitmesi mümkünken, bilgisayar her kurala bir karşılık bulabilmek için tüm database'i taramak ve en uygun datalara göre mümkün olduğu kadar iyi bir tahmin yapmak zorundadır. Böyle bir uzman sistemi kurmak için, çözülmesi gereken birçok sorun vardır. Örneğin, uzmanların tümü o benzersiz sonuçlarına nasıl vardıkları konusunda hemfikir değildir. Başka başka uzmanlar başka başka sonuçlara bile varmaktadır. İki uzmana, yanıta nasıl ulaştıklarını sorduğumuzda, aynı sonuca çok farklı yollardan ulaşabildiklerini görürsünüz. O zaman problem kimin kurallarının daha etkili olduğunda düğümlenir. Buna karşılık bilgisayarlar değerlendirmelerini çok hızlı yapabilirler, bu nedenle bir genel değerlendirme sistemi içine birçok uzman kuralı yerleştirmek mümkün olabilir. Yani tüm uzman görüşlerin bir konsensusunu alıp, en uygun görünen yanıta ulaşabilirler.
Öğrenme Sistemleri
Bugünlerde incelenmekte olan diğer yapay zeka modeli ise “öğrenme sistemleri”dir. Bu sistemler kendi database'lerini bir insanın öğrenme sürecine benzer bir şekilde oluştururlar. Bilgisayar deneyimlerdeki başarı ve başarısızlıkları takip eder ve başarıları kaydederek başarısızlıkları atar. Keşke insanlar o kadar akıllı olsaydı. Bir yanlış yapınca öğrenilen tek şey nasıl yanlış yapılacağıdır.
Yapay Zekanın Geleceği
Yapay Zekanın şimdiki durumunu bir yana bırakıp, gidebileceği yer üzerinde duralım biraz da. Bellek kapasitesinde görülen büyük artışlar ve işlem hızlarındaki gelişmeden sonra, bugün bilgisayarın zihinsel kapasitesi ve bilgi işleme hızı bir fareninkine denk hale gelmiştir. Beş on yıl kadar önce zihinsel kapasitelerinin bir hamam böceğininkine denk olduğu düşünülecek olursa, bu hiç de azımsanabilecek bir gelişme değildir. Beş on yıl sonra şempanzenin zihinsel kapasitesine, kimbilir bir on yıl kadar sonra da insan zihnine ulaşabilirler! Bu makinelerin düşünmesi bir gün mümkün olacak mı? Hayır, yalnızca yüklediğiniz programları çalıştıracaklar ve C-64'ünüzden daha fazla bir düşünce kapasitesine sahip olmayacaklar. Ama yapay zeka araştırma ve geliştirme çalışmaları şimdiki temposunda devam edecek olursa çok ilginç birtakım özellikler kazanacakları kesindir. Kucağınızda taşıdığınız küçük bir bilgisayar, yaptığınız tüm konuşmalara kulak misafiri olabilecek. Sizinle okula gelip kimya dersini dinlerken kimya bilgisi database'ine ilaveler yapabilecek. Bu kişisel bilgisayar, hayatınızdaki her olayı, tanıdığınız her kızın telefon numarasını, her maç skorunu ve hatta her açık saçık fıkrayı kaydetmeyi ve anımsamayı başaracaktır. Birçok insanın kişisel bilgisayarlarına bundan sonra iyice bağlı ve bağımlı olacağını buradan anlayabilirsiniz. Bu bilgisayar müzik çalabilir, sizi sabahları uyandırabilir, arabanızın aldığı yolu ölçebilir, arkadaşlarınızın adreslerini anımsayabilir, gazeteleri tarayıp size Zimbabve'deki hava durumu, Orta Doğu'daki olaylar hakkında bilgi verebilir; kısacası hayatta anımsadığınız ve unuttuğunuz her şeyi, ona verdiğiniz her elektronik gazetedeki her olayı ve yüklediğiniz her kitabı anımsayıp size sunabilir. Herkes oldukça büyük bir kütüphanede bulunan miktarda veriyi içeren küçük bir bilgisayarla ortalıkta dolaşabilir. Uygun yapay zeka programıyla donatıldığında, önerilerde bulunabilir, değerlendirmeler yapabilir ve öyle kısa bir zamanda öyle çok informasyona ulaşabilir ki insan düşüncesi neredeyse gereksiz hale gelir. Ama insan davranışının bir öğesi her zaman eksik olacaktır: risk alma yeteneği, bire karşı on olasılığa karşı şansını zorlayabilme gibi. Diğer bir eksiklik de hiç bulunmaması. Olasılık ve daha önceden girilmiş verilere göre yapacaktır tüm değerlendirmelerini. Olaylara yeni bir bakış açısı getirmesi ve yeni kavramlar geliştirmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ama bu yetersizliklerine karşın müthiş bir araç olacaktır. İnsanların çoğunun bir Brüksel lahanası kadar düşünebildiği kanısındaysanız, hiçbir şey anımsamalarının gerekmeyeceği zamanı düşünün. Uzaktan kontrol düğmesine basılmasının bile gerekmeyeceği zamanı düşünün. Bilgisayar onların en sevdikleri şovları anımsayacak, sevdikleri film tiplerini değerlendirip o gece hangisini seyredeceklerine karar verecek ve otomatik olarak kanal değiştirecek. Ama birçok insan için, bu zihinlerini meşgul eden bir sürü gündelik ayrıntıyı taşımak zahmetinden kurtulmak anlamına gelecektir. Böylece zihinleri gerçekten yaratıcı çalışma için serbest kalacaktır. Böyle bir sistemde en korkulacak unsur yanlış verilerdir. Basın o an mevcut olan verilere göre yazar, ama yeni bilgiler geldikçe bu veriler hızla değişir. Örneğin bilgisayarınızdan son gelen haberlere göre Watergate skandalının bir değerlendirmesini yapmasını isterseniz, kısa devre yapması işten bile değil. Bilgisayarın verilerinin şöyle olduğunu düşünelim: “Okulda iyi notlar almazsanız çöpçü olursunuz” ya da “ayakkabılarınızı giymeden dışarı çıkarsanız üşütürsünüz” gibi genel doğru ya da doğru kabul edilen sözler vardır. Ya bunlara dayanarak bir database oluşturmaya kalkışırsak? Bu tür bilgiler, çelişkili düşünceler bilgisayarın şizofrenik belirtiler göstermesine yol açabilir.
Yapay Zeka araştırmaları bazı programcıların daha da karmaşık bir konuya el atmasıyla devam edecek gibi görünüyor. Yapay yaşam konusu henüz çok yeni ve onu kurcalamak için yeni yöntemler ve programlama teknikleri geliştiriliyor. İlk Yapay Yaşam konferansı 1988 yılında Los Alamos kentinde toplandı. Bu iş için atom bombasının geliştirildiği yerin seçilmiş olması da tarihin bir cilvesi. Yapay yaşamın ne olduğunu doğru dürüst bilen yok ama bu konuda çalışmalar yapanlar konuyu geliştirdikçe bir yandan da tanımlıyorlar. Biyologların yaşamı tanımlamak için kullandıkları ölçütlere bakılarak -üreme yeteneği, çevreye adapte olabilme ve büyüme- bazı bilgisayar kodları yaşam olarak kabul edilebiliyor. Yaşamın özüne, DNA molekülüne inecek olursak, DNA molekülü bir parça sayısal (digital) informasyondan başka nedir ki? Onunla bilgisayar kodu arasındaki tek fark DNA “bit”'inde iki değil (yeni açık, kapalı) dört durum olmasıdır. Yoksa sistem fonksiyon olarak aynıdır. Yapay yaşam peşindekiler yaşayan bir elektronik organizma yaratmaya çalışıyorlar. Ama yeniden vurgulamalıyım ki bu yapay bilinç değil, yapay yaşam olacaktır. Bu organizma üreyebilecek, çevreye uyum sağlayabilecek, büyüyecek, hareket edebilecek ve belki bir gün evrimleşebilecektir. Bir amipin ikiye bölünerek çoğalması gibi basit replikasyonlar bilgisayar programları tarafından düzenli olarak yapılıyor olmakla birlikte, bir üniversite iki ayrı koddaki iki ayrı bilgisayarın çiftleştirilmesi, yeni bir programdan da parçalar alarak, ikisinde de öğeler almış yeni bir program oluşturulması deneyi de planlanıyor. Bir evrimsel gelişmenin mümkün olabilmesi için sisteme belli bir rastgelelik (randomness) de eklenmiş durumda. Yeni doğan çocukların çoğalma yeteneğinin olup olmadığı, anne ve babanın kodlarının hangi öğelerinin bulunduğuna bağlı olacaktır. Tüm bu koşullar bilgisayarda oluşturulduktan sonra, sistemin 10.000, 100.000, 1.000.000, 10.000.000 nesil boyunca çalışması beklenecektir. Bunun sonunda ne olacaktır? Ne yaratabiliriz? Bu soruların yanıtlarını henüz bilmiyor, ama Yapay Yaşamla ilgilenenler bu sorunun yanıtını merakla bekliyor. Yapay yaşam konusundaki araştırmaların ne getireceği konusunda spekülasyon yapmak için henüz çok erken. Hepimiz bekleyip göreceğiz.
Balance of Power nasıl bir oyun derseniz size gayet şu cevabı verebilirim: Amiga ve Atari-ST için yapılmış gelmiş geçmiş en iyi strateji oyunu. Gerçekçilik faktörü mükemmel. Ayrıca başka hiçbir programda bulunmayan bir özelliğe sahip. Bu program oynayarak nasıl oynaması gerektiğini öğreniyor. Eğer böyle bir olayın mümkün olamayacağını, öyle olsa bilmem ne olacağını ileri sürmek isterseniz size tek bir cevabım: Kendi gözlerinizle görün ve ikna olun. Balance of Power güç dengesi demektir. Bu programda Dünya'daki en mühim güç dengesini korumaya çalışarak uluslararası platformda politik prestij kazanmaya çalışıyorsunuz.