Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 14
mamıştı. Hadubrand kılıcını yere yurdu ve “Renkli olanı istiyorum!” diye bağırdı. Hildebrand ise kendileri için ancak bilgisayarla aynı atölyeden çıkan bir aygıtın söz konusu olabile- ceğini söyledi gürleyen bir sesle. Sa- tıcı da onun sözlerini onaylayarak bu durumda hiç bir bağlantı sorununun ortaya çıkmayacağını ifade etti. O anda hâlâ büyülenmiş gözlerle ekran- daki -yeryüzü-ötesi uzay araçlarını iz- lemekte olan Hadubrand “sorun” kelimesini duyunca birdenbire yerin- den fırladı ve vahşi bir bakışla (eli kı- hcının kabzasına gitmişti) her türlü sorunu büyük bir zevkle kesin çözü- me ulaştırabileceğini açıkladı. Satıcı Commodore'un efsanevi 1901 mode- linin artık mevcut olmadığını, (Hil- debrand sözün burasında duygulana- rak “Nur içinde yatsın!” diye mırıl- danmıştı) ama 1084 modelinin bu bil- gisayarın değerli bir ardılı olduğunu söyledi. Bu aygıtın C64'de olağanüs- tü bir görüntü verdiğini ve aygıtta (sa- tıcı bunu söylerken sesi öylesine al- çalmıştı ki, artık onu anlamak pek mümkün olmuyordu) bir teçhizat de- ğişikliğine gidildiğinde onu C128'de ya da AMIGA'da kullanmanın müm- kün olduğunu da belirtti. Monitör
üzerinde bozukluk yaratan yansıma- ların olmadığını (satıcı sözlerinin bu- rasında ürkek bir bakışla Hadub- rand'a baktı; Hadubrand tam o sıra- da bir sineği öldürmüş ve sineğin üze- rinde durduğu yazıcıyı da aynı şekil- de harap etmişti), yani monitörün yansımadan arındırılmış olduğunu sözlerine ekledi. Bu sözler üzerine mağrur Hildebrand sözkonusu kıy- metli mücevhere sahip olabilmek için değerli kâğıttan (paradan her zaman böyle söz ediyordu) kaç yaprak ver- mek zorunda olduklarını sordu. Sa- tıcı 748 Mark talep ediyordu. Şöval- yeler yüce gönüllü bir tavırla bunu kabul ettiler. Merlin komple donatım için başka hangi aygıtların önem taşıdıklarını da öğrenmek istiyordu. Satıcı bütün programların ve verilerin ancak bil- gisayar devreye sokulduğu sürece bil- gisayarda içerilmiş olduklarını, bilgi- sayarın devreden kesilmesiyle birlik- te aygıtın öldüğünü ve içindeki her şe- yin silindiğini söyledi. Hildebrand ve Hadubrand satıcıya şaşkın gözlerle bakakalmışlardı. “Burada ekranda oynayan şu cıvıl cıvıl rengârenk var- lıklar da mı?” diye sordu Hadubrand ağlamaklı bir sesle. Satıcı bunu doğ-
ruladığında, şövalyeler ö) dürmeden memleketlerine nasıl götü- rebileceklerini yüksek sesle düşünme- ye başladılar. Satıcı onlara bunun hiç de zor ol- mayacağını anlattı; bilgisayar tekrar devreye sokulur sokulmaz yine yaşa- maya başlıyordu. Programlara ve ve- rilere gelince; bilgisayari devreden çı- karmadan önce bunlar bir yığın “*de- po”'ya (yığın-bellek) emanet edilerek kurtarılabilirlerdi. Rahatlamış oldu- ğu açıkça belli olan Hildebrand yığın “depo” işini halledeceklerini belirtti gülerek. Eskiden, kendi kalelerinde zahire ve tarladan toplanan her tür- lü ürün için devasa ambarlara sahip olmuşlardı. Merlin'e yandan bir ba- kış fırlatarak devletlerinin veri ve program yığınlarına ilişkin olarak bu tür bir yığın deponun yapımına hiç kuşkusuz izin vereceğini sözlerine ek- ledi. Merlin ise onlara çok daha ucuz ve soruna daha uygun bir çözüm yo- lu bulduğunu, yani Commodore'un disket yeri 1541'inin mevcut olduğu- nu açıkladı. Bunu söyledikten sonra Merlin onlara ön tarafında dar bir ağız bulunan küçük bir kutu uzattı,
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 15
Eğer 1541 aygıtının C64 ile bağlantısı gerçekleştirilirse, o zaman depolanacak bütün veriler ve programlar belirli komutlar aracılığıyla küçük bir camda toplanabilmekte ve bunlar 1541'in ağzına sürülebilmekteydi. Bir bütün olarak bu camların görünümü çok küçük ise de, bunlardan bir tekinin içine (disket ya da Floppy deniyordu bunlara) yüzaltmışsekizbin'i aşkın işaret sığabiliyordu. Hadubrand'ın bir diskete el attığını gördüğünde ise Merlin insanın böyle bir disketi elinde tutarken sanki disket çiğ bir yumurtaymış gibi davranması gerektiğini ekledi sözlerine çabucak. Ama şövalye yine şaşırtıcı ölçüde bir duyarlılık göstererek -gerçi ters yapıyordu- ve sakınan bir tutumla bir disketi disket sürücüsünün ağzına sürmüştü. Satıcı kahramanlarımızın her ikisine de camın nasıl içeriye sokulduğunu gösterdi. Onlar da yavaş yavaş, bu işlem sırasında parmaklarına bir şey olacağından korkmamayı öğrendiler, Sürücünün ağzı gerçekten de yalnızca disketle ilgilenmekteydi. Şövalyeler 398 Mark'lık fiyattan ise pek memnun kalmışlardı; büyük bir “ambar” onlara bunun en azından yüz misline mal olacaktı. Merlin bilgisayarın bir yazıcıyla da donatılmasına ilişkin önerisini dile getirdi. Gerçi Merlin'in her iki dostu da bu arada yazmayı oldukça iyi öğrenmişlerdi, ama iri elleri (özellikle Hildebrand'ınkiler) çoğu kez ancak güçlükle okunabilen şeyleri kâğıda dökebiliyordu. Hepsi de bu öneriyi coşkuyla kabul ettiler ve satıcı sabit bir yazıcı ile iyi bir metin-işleme programı sayesinde bu sorunun çabucak çözüme kavuşacağını ifade etti. Satıcı burada bir “kesim yeri” (arabirim) sorunu bulunduğunu öne sürerken Hadubrand'ın Merlin'in deri ceketinde biraz önce açılmış olan deliğe kaygıyla eğildiğini görünce sözlerini düzeltmek zorunda kaldı; yazıcının bilgisayara bağlanmasından söz etmek istediğini açıkladı. Ama C64'e uyan bir bağlantıyla donatılmış pek çok sayıda iğneli yazıcı vardı. Kahramanlarımız “iğne” sözünü duyunca biraz hoşnutsuzlukla mırıldandıkları zaman, satıcı onlara yazıcı-kafasını göstererek burada söz konusu olan ilkeyi açıklamaya başladı aceleyle: Her iğne tıpkı hızlı ve küt bir kargı gibi yazıcı-kafasının mahfazasından dışarı savrulmakta ve yönü rulo tarafından sabit tutulan kâğıda saplanmaktadır. Ama kâğıt ile kargı ucunun arasında bir de şerit bulunmakta ve bu renkli şerit, ortaya çıkan iğnenin tazyikinden ötürü renginden bir miktarını kâğıt üzerine bırakmaktadır. Yazıcı-kafasında ise birçok iğne bulunmaktadır. Bu iğneler yazıcıya yerleştirilmiş uygun bir tertibat sayesinde yazıcının içinde öyle bir biçimde dışarıya doğru savrulmaktadırlar ki, bunların meydana getirdikleri görüntüler kâğıt üzerinde harfler ya da çizimler olarak belirmektedir. Hildebrand'ın ve Hadubrand'ın buna akılları yatmıştı. Kendi çağlarında bile harflerin kazınması ilkesinin bilindiğini anlattılar. Satıcı bu sırada ağır bir aygıtı kaldırıp masanın üstüne yerleştirmişti: “Bu aygıt,” diyordu,