Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 72
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 73
İtiraf edeyim ki, geçen ay bu tavrımdan bir dönüş yapmak zorunda kaldım. 5000 Mark'lık bu “aristokratik” bilgisayara doğrusu artık katlanamaz olmuştum. Gerçi hızlıydı, ama cansıkıcıydı da. Sevgili “Kompü”mle yeniden satranç oynamaya başladım, bilgisayarım olağanüstüydü. Tuşlar unutamadığım bir duyarlılıkla boyun eğiyordu, görüntü ise açık ve pürüzsüzdü. Bir komutun verilmesiyle yerine getirilmesi bir oluyordu. Mutluydum. Bilgisayarım da mutluydu, çünkü geçmişte kıskançlıktan epey acı çekmişti. Artık her şey unutulmuş, bağışlanmıştı. “Yeni”yi tekrar geri vermeye söz verdim ve bilgisayarımın her gözeneği bana ebedi aşk yemininde bulunuyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Akşamın geri kalan bölümünün nasıl seyrettiğini ise izninizle ifşa etmeliyim. Ancak şunu açıklamakla yetinelim ki, unutulmaz bir şölen olmuştu bu... Daha önce de işaret ettiğim gibi, bilgisayarlar ilişki kurma araçları arasında en iyi olanlarından biridir. Eğer sizler de bir kez bizzat denemiş iseniz, ortaklaşa programlama yapmanın ve değişik bilgisayar tiplerine ilişkin avantajlar konusunda saatlerce söyleşide bulunmanın gerçekten yararlı olduğunu söylerken bana hak vereceksiniz. Cansıkıntısı duygusu da bu durumda bütünüyle ortadan kalkmış olmaktadır. Geçenlerde telefonum bozulduğunda, sürekli olarak o denli tuhaf bir duyguya kapılmaya başlamıştım ki, bunu -daha sonra anlaşıldığı üzere- “sessizliğin sesi” tanımıyla ifade etmek mümkündü. Neyse ki, bu acınılacak durumun üstesinden ancak olaya dostlarımın kişisel ziyaretlerle etkin bir biçimde el atmasıyla gelebildim. Şimdi, içinde bulunduğum mekanda en azından başka beş kişi daha yoksa, evim boşmuş gibi geliyor bana. Sabahları uyanıp dostları şevkle “Kompü”mün başında çalışır bulmak da güzel bir duygu. Evvelki gün bilgisayarın etrafında oluşan akşam şenliği sırasında, ekranın camında bana tanıdık gelen bir yüzün yansısı gözüme ilişti. Bir an düşündükten sonra, arkamda duran ve tam o sırada bir dostumla yazıcı (printer) üstüne teknik bir söyleyişe dalan kişinin kim olduğunu anladım: Karımdı bu. “Kompü”ye ve bana geri dönmüştü karım. Karımın babası da bu arada bir bilgisayar satın almıştı. Karım bana bir iyi niyet gösterisi olarak, telefonla veri aktarımına yarayan bir akustik-koppler hediye etti. Her şey yeniden günlük güneşlik olmuştu, ta ki günün birinde iki felâket birden üzerime çökünceye kadar... Felâketlerin ilki, posta idaresinden yollandığı açıkça anlaşılan mavi bir mektup şeklinde gelmişti; telefon faturamı içeren bir mektuptu bu. Burada size fatura tutarını söyleyecek cesareti kendimde bulamıyorum, ama şu kadarını ifade edeyim ki, şimdiden itibaren bir posta memuru, maaşını yalnızca benden almış olacaktır. İkinci felâkete yol açan ise bu arada benim için vazgeçilmez bir varlığa bürünen Floppy olmuştu. Floppy kanımca hastaydı ya da en azından “Kompü”ye ve bana veri sağlama konusunda katı biçimde direnen bir tutum içindeydi. Ayrıca da, eğer bir disket onun içine çok büyük bir özenle sürülmemişse bu disketi artık geri vermek istemiyordu. Bu konuda ikna edici hiç bir güzel sözün, hiç bir ricanın yararı olmuyordu ve vahşice bir zorbalıktan başka hiç bir şey para etmiyordu. Bunun üstesinden ilkin sadece ellerimi kullanarak gelmeyi denedim. Daha sonra (işaret parmağımın klavyeden çıkarılması için yapılan tıbbi bir operasyonun ardından) eskisine kıyasla epey zorluk çıkaran yöntemlere geçtim. Bir kerpeteni arkamda saklayarak Floppy'ye yaklaşıyor ve kerpeteni ancak en son anda çıkarıyordum. Bununla elde edebildiğim tek şey ise protesto göstergesi olarak ortaya çıkan alaylı bir parıltı oluyordu (el kitabında bu, yanlış olarak işlev göstergesi diye tanıtılmıştı). İçimde belli bir öfkenin kabarmaya başladığını, Floppy'nin ve “Kompü”nün üzerine saldırdığımı saklamayacağım. Bundan sonra neler olup bittiğini ise artık tam olarak bilemiyorum. Ama onarım atölyesinden gelen montaj yetkilisi aygıtların durumunu gördüğünde gözleri yaşarmıştı adamın. Karımı ve beni “Kompü”müzle ilgili olarak haftalarca sürecek bir ayrılık bekliyordu. Sonunda “O”nu tekrar alıp getirebileceğim gün geldi; bilgisayar, karım ve ben şimdi yine gerçek bir aile olmuştuk.