Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 20
Bu beklentilerden hangisinin gerçekleşme şansı daha büyüktür acaba? Başka makinelerle olan deneyimlerimiz göstermektedir ki, umutlara ve düş kırıklıklarına yol açan olgular çoğunlukla birbirlerini dengelemektedirler. (Her ne kadar otomobille olan ilişkilerimizde açığa çıkan düşüncesizlik ve saygısızlık ya da dünya çapında silahlanma çabaları dikkate alındığında, yeryüzünün bilgisayarlaştırılması konusunda insan bir ölçüde haklı olarak korkuya kapılıyorsa da, böyledir bu.)
Ben bilgisayarın bilinçdışına yaptığı yoğun etkinin belirtilerine aygıtı satın aldığım ilk günlerde bizzat tanık olmuştum. İlk haftalarda hemen her gece rüyamda mikro-bilgisayarla çalıştığımı görüyordum. Bunlar korkulu rüyalar değildi (olumlu duygu aktarımının göstergesi) ve yeni makineyle ilişkim dolayısıyla bilinçdışımın belli ölçüde yeniden “programlandıişaretiydi. Ne de olsa bu sırada, mikro-bilgisayarı doğru kullanmayı gerçekleştirinceye kadar, yoğun bir öğrenme sürecini yaşamaktaydım. Ancak ben gene de, örneğin bir büroda bu tür bir sistemle çalışmak zorTunda bırakılan bir kimseyi kâbuslar basabileceğini ve bu kişinin makineyle rahat bir ilişkiye asla giremeyeceğini düşünebiliyorum. Bununla birlikte, bazı hırslı amatörlerin ifadelerinden açıkca anlaşıldığı gibi, bunun tam tersi bir durumun da ortaya çıkması pekâlâ mümkündür. Bu kişiler karşılarındaki makineyi uysal bir köle olarak görmektedirler.- Bu “köle” onların güçlülük isteklerini pek güzel orun, belki de bilgisayardan korkmak ya da korkmamak değil. Üzerimizdeki etkisini doğru saptamak.
tatmin etmekte ve en önemlisi de, bütün bunları yaparken kendi ihtiyaçlarından hiç söz etmemektedir. Kanımca sorun, bilgisayarın gücü mutlaklaştırıldığında ve bu güç ruhsal yaşama egemen olmaya başladığında çatallaşmaktadır. Pek çok ilan yazısında bilgisayarın bu özelliği kişileri bilgisayarı satın almaya teşvik edecek bir unsur olarak kullanılmaktadır. Bilgisayar etkileşimli bir aygıttır. Örneğin silme tuşuna bastığımda, monitörde okuduğum “Emin misiniz?” yollu uyarı, onun bir tepkide bulunduğunu göstermektedir. ben de bu durumda gerçekten silmek mi istediğimi yoksa tuşa yanlışlıkla mı dokunmuş olduğum bir kez daha kont- TOl ederim.
Bilgisayarın bu özelliği, etkileşimli öğrenme programlarındaki çalışmalarda çok daha belirgin bir biçimde açığa çıkar. Özellikle de yalnız kişiler, karşılarında gerçek bir kişi olduğu yanılsamasına kolayca kapılabilirler. Benim için de durum pek farklı degil. İlk kişisel bilgisayarıma sahip olalı beri, yazmaktan son derece büyük bir zevk alıyorum. Eskiden daktilo makinesiyle yazı yazmanın, yolaçtığı eziyet sadece sırt ağrılarıyla ilgili değildi (artık bu ağrıyı da duymu- 'yorum). Aynı zamanda yazı masasında çalışmanın beraberinde getirdiği yalnızlıktan da tam anlamıyla nefret ediyordum. Tuhaftır, COGSY ile (Bilgisayardan Yararlanarak Yazma anlamında - benim kullandığım bir kısa-ad) yazı yazarken artık kendimi yalnız hissetmiyorum. Bence en büyük tehlike yalnızlık çeken ve ilişki kurmaktan çekinen bir kimsenin bilgisayarı bir kişi yerine koyarak karşısına alması ve böylece onu kötüye kullanmasıdır. Uzun vadede bu durumun tatsız sonuçlar doğuracağı açıktır. Endüstri kesimi çoktandır bilgisayar ağları aracılığıyla yapılan ekran konferanslarının propagandasını yapmaktadır. Elbette bu tür bir girişim hızlı bilgi alışverişi için anlamlı olabilir. Ama kendi deneyimlerimden bilebildiğim kadarıyla, gerçek konferansların bilgi alış-verişinden bütünüyle farklı işlevleri vardır. (Bu olgular, iyi düzenlenmiş bir toplantıda yazılı olarak katılanların bilgisine zaten sunulmaktadır). Bu konuda kayda değer şeyler, içten bir söyleşi havası içinde kahve içerken yeni ilişkiler kurulduğu ya da kurulmuş ilişkilere canlılık kazandırıldığı, başkalarının düşüncelerinin ölçülüp biçildiği, oylarına başvurulacak yandaşlar arandığı ara'larda olup bitmektedir. Bilgisayarın yapabileceği şey ise, entelektüel etkinliklere ve “soğuk” nitelemesiyle adlandırmak istediğim duygulara katkıda bulunmaktır. Bilgisayar bunların dışında hiçbir şeyi ikame edebilecek güçte değildir. Dostluk gibi (ya da yadsıma ve nefret gibi) “sıcak” duygulara ancak öteki insanlar aracılığıyla ulaşılabilir. Bilgisayarla temel ilişkinin birbirinden tümden farklı işlevlere sahip üç duygu organı yoluyla kurulduğuna ilişkin gözlem, buna iyi bir örnek oluşturur:
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 21
«e Gözler monitörü izlemekte ve denetlemektedir. Gözlerin kendisi de - ağtabaka biçiminde- küçük (biyolojik) bilgisayarlara sahip olduğundan, madenden, plastikten ve camdan oluşan bilgisayarın “soğuk” ortamı (Medium) daha da belirginleşmektedir. © Kulaklar yalnızca aygıtın akustik uyarı sinyallerini almaktadır. İşitme duyumuz, bilinçdışı sözkonusu olduğunda görme duyumuzdan çok daha derinlere ulaştığından, her zaman sadece uyarı sinyalleri işitildiğinde bunun ne tür etkileri olabileceği kolayca tahmin edilebilir. © Eller ise her zaman yalnızca komut verirler. Kanıtlayacak durumda olmamakla birlikte, öyle sanıyorum ki, bilgi: sayarlarla çok çalışan bir kimsenin, eğer bu kimse başka kişilerle, bir çalışma grubuyla, bir aile ile yakın birlikteliği sayesinde bir denge sağlayamıyorsa, çevresiyle giderek çok tuhaf bir ilişki içine girmesi mümkündür. Bu durumda, özellikle aşağıdaki şu üç etkinlik sonucunda kişinin yavaş yavaş dünyaya ilişkin nasıl bir bilinç edineceği sorulabilir: © Soğuk-entelektüel ve daha çok da edilgen (gözler yoluyla) bilgiler edinmek, e Yalnızca uyarı sinyalleri (kulaklar yoluyla) işitmek, e (Eller ile) sürekli komutlar vermek Acaba böylece bilgisayar aracılığıyla özel bir “isdihdam” tarzı mı yaratılmış olmaktadır? Peki bir süre sonra, diyelim birkaç yıl geçince bu durum nasıl bir görünüme bürünebilecektir? Ben kendi payıma bunu yanıtlayabilecek durumda değilim. Yalnızca, bu noktada kişinin çok dikkatli olmasının, özellikle de bu “*madeni mesai arkadaşı”'na ilişkin olarak kafasında giderek nasıl bir imge oluşmakta olduğu konusunda kendi kendisini zaman zaman gözlemlemesinin büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Joseph Weizenbaum, bugün henüz insan eliyle yürütülen etkinliklerin gereğinden çoğunu bilgisayarların üstlendiği gelecek bir dünyaya ilişkin uyarılarda bulunmuştu. Bu nedenle de yapıtlarından birine “Bilgisayarın Gücü ve Aklın Güçsüzlüğü”, ötekine ise başlığı bile başlıbaşına bir uyarı olan “Buzdağına Doğru” adlarını vermişti.
Sherry Turkle adındaki Amerikabayan Psikolog ise, durumu bütünüyle farklı bir tarzda değerlendirmektedir. “Arzu Makinesi” adlı ilginç kitabında, bu tür aygıtları kullanan kişide yavaş yavaş “ikinci bir benlik”'in, bir tür yedek kişiliğin ortaya çıktığını ve günün birinde bu kişiliğin yeni bir kültür formuna sahip olacağını, coşkulu bir dille anlatmaktadır. Kanımca bu düşünceler de, tıpkı Weizenbaum'un kötümser beklentileri gibi, haklı oldukları ölçüde abartılıdırlar. Belki de gerçekten durum Ortaçağ döneminde Prag'da yaşadıkları rivayet edilen bilgin Loew ile Golem'in öyküsüne benzemektedir. Rivayete göre, bilgin ve bilge kişi Loew yapay yolla yarattığı kendi insanına hayat verirken onun alnına (İbranice hakikat anlımanı gelen) “EMETH”' kelimesini yazmış balçıkla. Ancak, bu kelime yazılırken çok dikkatli olmak gerekiyormuş, çünkü kelimenin ilk harfi dalgınlıkla unutulacak olursa, o zaman ölüm anlamında bir kelime ortaya çıkıyormuş: “METH”. Ben bilgisayarın her iki imkânı da içerdiğine inanıyorum. Hakikati aramam konusunda bilgisayarın beni zorladığını düşünüyorum. Gene de, yanlış anlama ve kötüye kullanım, özellikle de ruhsal yaşamda, kişiyi gerçekten “ölüm”'e götürebilir. Bu ölüm, yaşamın insanlar yerine yalnızca bilgisayarlarla paylaşılmasından doğan ve büyük yalnızlığın ve tecrit edilmişliğin yolaçtığı yalnızca duygusal bir ölüm olsa da... O