Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 31
BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM Mİ? BİLGİSAYAR EĞİTİMİ Mİ?
Amerikan okullarında bilgisayarların etkisini tanımlamak, neredeyse kullanıldıkları yerleri kategorize etmek kadar karmaşık bir iş. Bundan kısa bir süre önce bilgisayar destekli eğitimin bilgisayar dillerini öğrenmeyi engellediğini iddia ediyordu. Böyle bir iddia hiç de şaşırtıcı deçünkü herhangi bir yeni teknolojik gelişim karşısında gösterilen ilk tepki yeni tekniğin halen ne yapılmakta ise yine onun yapılması için kullanılması oluyor. İlk sinemacılar kameralarını setlerin önüne yerleştirdiler ve oyuncuları aynı bir tiyatro oyunundaymışçasına setin bir yanından sokup çıkarttılar. Ancak sonraları sinemanın kendine özgü imkânlar sunduğunu anladılar. Benzer şekilde bilgisayarlar da sınıflarda önce çarpım tabloları kelimeleri hecelemek ya da devlet başkentlerini öğretmek gibi, öğretmenlerin sürekli yapuıkları rutin işleri tekrarlamak için kullanıldılar. Bilgisayar destekli eğitiminden hâlâ aynı şey anlaşılıyor. Ancak giderek daha çok sayıdaki eğitimci bilgisayarların yeni bir öğretim biçimi yarattığını farkediyor. Bu yeni öğrenme biçiminde öğrenciler bilgisayarı kafalarının tıka basa doldurulduğu şeyleri yansıtmak için değil, kendileri için bir şeyler keşfetmek üzere kullanıyorlar. Bu tür uygulamalar yaygınlaştıkça bilgisayar destekli eğitim mi bilgisayar eğitimi mi tartışması güncelliğini kaybediyor. Bugünün başlıca tartışma konusu bilgisayar okur-yazarlığının ne anlama geldiği. Bugünün teknoloji dünyası için gereken temel becerilerden birinin bilgisayarlarla daha rahat yaşayabilmek olacağı hakkında genel bir görüş birliği var. Geleceğin Toplumu adlı kitabın yazarı Donald Michael, “Bilgisayar cahilliğinin insanları fonksiyonel olarak okuma-yazma ve aritmetik cahilleri kadar cahilleştireceğini”” iddia ediyor. Bazıları bilgisayar dilini öğrencilerin makineyi kullanma becerileri gibi bir şey olarak görüyor. Diğerleri ise, kendi başına pratik becerinin dar ufuklu bir amaç olduğunu, yarının vatandaşlarının toplumsal ve teknolojik tezahürleri anlamadıkları sürece hastalıklı bir biçimde biraraya geleceklerini öne sürüyor. Bu görüşe göre “Okullara bilgisayar sokmanın ve çocuklara bu programları kullanmayı öğretmenin daha açık ve kolay bir yolunu bulmalıyız. Onlara bilgisayar fonksiyonlarının ve kullanma alanlarının neler olduğunu göstermeliyiz ki bundan sonraki yaşamlarında akıllıca seçimlerde bulunabilsinler.”” Okul tipi bilgisayar eksperi ve Bilgisayar Dili üzerindeki Projektör adlı kitabın yazarı olan Ellen Richman yedinci sınıf derslerinin üç temel alanı içerdiğini söylüyor.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 30
EDWARD FISKE Çeviren: Ayşenur Doksat
Ülkedeki birçok halk okulu gibi Massachusetts, Provincetown Emekli Subay Çocukları İlkokulu da parasal açıdan sıkışık durumda. Buna rağmen ekonomi zihniyetli yönetim kuokul müdürü Eliot Tocci'ye kısa bir süre önce şaşırtıcı bir şey sordu: “Gelecek yılki bütçenizde bilgisayarlara ayrılmış yeterli paranız var Bu önemsiz olay bilgisayarların ilk ve orta okullardaki rolünün dramatik değişimini gösteriyor. Bilgisayarların büyük ölçüde kendileri birer bilgisayar delisi olan öğretmenlerin gayretleri sayesinde dershanelerdeki yerini sağlamlaştırmasından yaklaşık on yıl sonra -özellikle de son bir yıl içinde- asıl yerlerini bulmakta. Hardware (donanım) ve Software (yazılım) satışları giderek artıyor; ülkedeki birçok okul “bilgisayar cahilliği”'ne karşı mücadele veriyor. Öğrenciler makinenin başında geçirebilecekleri daha çok zaman istiyorlar; öğretmenler bir haftalarını bilgisayar başında geçirdikten sonra kendilerine daha çok becerikli hale gelen üçüncü ve dördüncü sınıflara üstünlüklerini koruyabilmek için uğraşıyorlar. Bazı kuruluşlar (PTas) bilgisayar alımını kamçılayabilmek için çeşitli araştırmalar yaparak yeni yeni pazarlar yaratıyorlar. Örneğin, Philadelphialı ünlü cazcı Grover Washington J.R., çocuklarının okuluna bir bilgisayar alabilmek için kendi orkestrası ile plak yapma fırsatını açık arttırma ile sattı.
DEĞİŞEN TAVIRLAR
Bir yandan da, bu alanda bariz bir tavır değişikliği gözlenmekte. Ebeveynler, öğretmenler ve yöneticiler, bilgisayarların yalnızca ek bir iş imkânı anlamına gelmediği Amerika'- da toplumsal hayatın her alanının artık bilgisayarsız tasarlanamaz bir şey haline geldiği gerçeğine uydular. Eğer okullar gerçekten çocukları hayata hazırlıyorlarsa öğrencilerin bu yeni teknolojiyi rahatça kullanabildiklerini de göstermek zorundalar. Birleşik Devletler Eğitim Departmanı üyesi Linda Roberts şöyle diyor: “Herkes çocukların bilgisayarı tanımak zorunda olduğuna inanmak durumda.” Washington Milli Eğitim Müdürü Frank B.Brouillet ise şöyle diyor: “Bilgi-işlem devrimi başladı. Ne kadın ne erkek, hiç kimse bunu durduramaz. Çocuklarımız bu devrimin ya galipleri ya da mağlupları olacaklar.” Bilgisayar karşısındaki bu yeni tavrın Amerikan okulları üzerindeki etkisi istatistiklerde görülebilir. Bir araştırma şirketine göre 1982 yılında 77.000 okuldan yaklaşık 23.000'inde mikrobilgisayar vardı. Bu, liselerin 9050'si ortaokulların ve ilkokulların Yo20'si demektir. Asıl çarpıcı olanı ise bu rakamların büyüme hızı. 1981-1982 yıllarında bu teknolojiye sahip okulların sayısı liseler için 9033, ortaokullar için de 9048 oranında arttı. Bilgisayarlı ilkokulların sayısı ise yaklaşık iki katına çıktı. Araştırmalar 1982 yılı mikrobilgisayarı olan okullardaki rencilerin makine başında 9 saatten fazla zaman geçirdiklerini göstermektedir. Okullarda bilgisayar kullanımını kanuna bağlayan ilk eyalet, 1981 yılında Florida oldu. 229.8041 sayılı yasaya göre “öğretme ve öğrenmeyi daha etkili ve verimli hale getirmek ve eğitim programlarını topluma daha uyumlu kılmak için bilgisayar teknolojisini kullanmak eyalet politikasıdır.” Okulların bilgisayara yaklaşımı hizmet verdikleri topluluklar kadar çeşitlilik gösteriyor. Cope Cod'daki Emekli Subay Çocukları İlkokulu küçük yatırımlar yapan bir okul olarak iyi bir örnek. Okul geçen yıl bir bilgisayar aldı, ancak kullanmayı bilen kimse yoktu ve Elliot Tocci, üç öğretmeni Boston'daki bir haftalık bilgisayar kursuna gönderdi. Bu öğretmenler de diğer 18 kişilik öğretmen kadrosuna bu makineyi kullanmasını öğrettiler. Diğer öğretmenler 6'şar kişilik gruplara bölündüler; 3 öğretmenden her biri, her bir grubun ilk öğretimi için yarım saatlik bir süre kullandı ve ardından gruplarını değiştirerek denetimli pratikler ve ödevler yaptırdılar. Daha sonra bilgisayarın kendisi dershaneden dershaneye taşındı ve geçen yılın sonunda 10 sınıfın her birinde ikişer hafta süreyle kalmış oldu. Anaokulundaki çocuklar dahil, herkes bazı pratik bilgileri öğrendiler ve çok geçmeden bütün üçüncü sınıf öğrencileri kendi programlarını yazar hale geldiler. Çocuklar ihtiyaç duydukları durumlarda okuldan önce ya da sonra kütüphaneye gidebiliyorlardi. Müdür Tocci tek bilgisayarın bile daha heyecanlı bir öğrenme ortamı yarattığını yalnızca “soyut kavramları somutlaştırmaya” yardımcı olmadığını aynı zamanda “insanı yaratıcı düşünme biçimleri araştırmaya yönelten beklenmedik sonuçlar” ürettiğini ve böylece “sınıfa bir tazelik, heyecan ve özgürlük” getirdiğini söylüyor. Spektrumun diğer ucunda ise ülkedeki en verimli ve yenilikçi bilgisayar eğitim programının ne olabileceğinin peşinde koşan Houston Bağımsız Okul Bölgesi bulunuyor. Houston okullarının baş müdürü Billy R.Reagon, bilgisayar dilinin okuma, yazma ve aritmetikle birlikte temel disiplinlerin katıldığına inanıyor. “Öncelikle anaokulu öğrencilerini eğitmekle başlıyoruz. Bilgisayar dilinin ilk beş yıl içinde yalnızca okumaya yardımcı olacağına inanıyoruz” diyor. Houston bölgesi, bilgisayarı çeşitli amaçlar doğrultusunda kullanıyor. Öğrenciler bilgisayar destekli programlarla terminallerde yazarak okumayı öğreniyorlar. İngilizce konuşmayan küçük bir grup öğrenci İngilizce derslerinde konuşan bilgisayarlarla çalışıyorlar. Bölge mütevelli heyeti bilgisayar dilini öğrenmenin bir Mezuniyet şartı olmasını onayladı. New York'ta bir okulda Einstein in rölativite teorisini öğreten bir program geliştirildi. Adı Einstein olan programa öğrenciler ağırlıklarını söylemekle işe başlıyorlar; bilgisayar “MHP (Mile Per Hour-Saatte alınan mil) olarak hızınız nedir?” diye so- Tuyor. Öğrenciler daha büyük hızlara çıkarak kütlelerinin ne kadar arttığını anlayabiliyorlar. Örneğin 165 poundluk bir öğrenci 100.000 MPH hızla hareket ederse bir bilgisayar şöyle karşılık veriyor: “Üzgünüm. Kazandınız. Şimdi 165.00002 poundsunuz. Eğer daha hızlı hareket edecek olursanız ağırlığınız ciddi bir sorun haline gelecek. Daha hızlı hareket etmek ister misiniz?” Aynı öğrencinin ağırlığı ışık hızından 1 MPH daha az bir hızda 4,087,096,15 pounda yükseldi. Eğer öğrenci daha hızlı hateket etmeye niyetlenmezse bilgisayar öğrencisinin kullandığı yakıt cinsini sorar, bunu kilowatt-saate çevirir ve öğrenciye bu hipotetik yolculukta kullanılan enerjinin “Bir yıl süreyle New York City'ye koşmak için yeterli olan enerjiden daha fazla olduğunu” belirtirdi. Princeton İlkokulu'nda bilgisayar müzik derslerinde sesler çıkarıyor. Do majör anahtarını belirledikten sonra çeşitli tonlardaki gamların “haritası”'nı öğrencilere yaptırıyor, kullanılacak nota sayısı temelinde ritmleri çıkarttırıyor ve programları yazdırıyor. Böylece bilgisayar “Daha dün annemizin kollarında şarkısını ve başka şarkıları çalabilecek şekilde programlanmış oluyor. Bilgisayarların Amerikan okulları üzerindeki en dramatik etkisi özürlü öğrencilere yeni teknoloji dünyasının kapılarını açan özel bir eğitim alanı oldu. Neredeyse her sakatlık için bir devre anahtarı alet ya da bir adaptör mevcut. Bir öğrenci tekerlekli iskemlesinin aralığında küçük küp biçiminde bir şalteri kullanıyor. Bazıları da bir el ya da ayak parmağı hareketiyle veya bir göz hareketiyle bilgisayarlarına komut verebiliyorlar. Bu bilgisayarların en iyi yanı özürlü öğrencileri öğrenmeye, araştırmaya teşvik etmesi. Çünkü tekerlekli i: kemleye bağımlı olanlar, diğerlerinin kendileriyle ilgilendiklerine güvenmek zorundalar. Yaşamlarında özgür olarak kontrol edebilecekleri çok az şeyi olan bu öğrenciler bilgisayarları kendileri kontrol edebilirler.