“Yıldız Savaşları” Savun
Amerika Birleşik Devletleri B: Ronald Reagan'ın, uzayda ya bir füze savunmasına ilişkin kendi | Bi YAY 7 dı erek 23 Mart (96 a u Projede Savaş ve Barış şamı halka açıklamasından bu yana, yüz “Yıldız Savaşları” artık yalnızca bir ld Sözkı Ol film öyküsünün adı olmaktan çıkmış- e$l ir Sözkonusu An, tır. Buna göre, çok güçlü yöneltilen lazer silah- Yalnızca toplar belki de ank yüzyılın sonlarına doğru uzayda aklar ama, Reagan'ın konuşmasından sonra, | luğu ve bilgisayar endüstrisinin temböylece, saldırıya geçen kıtalararası | Pentagon'un ve NASA'nın görevlile. | silcileri faaliyete geçtiler. Aradan y füzeler daha hedeflerine ulaşamadan ri, üniversitelerin ve fizik laboratuvar- | — di ay geçtikten sonra, NAS imha edilebileceklerdir. larının bilim adamları ve uzay yolcu- | — mes C.Fletcher yönetimindi grubu, Stratejik Savunma Girişimi (SDI)'nin gerçekleşme şansı konusunda teknik bakımlardan “iyimser” bir yargıya varmış olduğunu beyan etti. Gizli olarak hazırlanan “Fletcher bazı maddeleri bugüne kadar kamuoyuna sızmış bulunmaktadır. Buna göre, nihai amaç olarak, kademeli bir savunma sistemi, kıtalararası bir savunma sistemi, kıtalararası düşman füzeleriyle dört aşamada mücadele edecektir. İlk aşama, füzenin fırlatılıp yeryüzü atmosferinin çıkışından başlayarak, füzeye azami hız kazandırıldığı ve yakıt katlarının ana gövdeden ayrıldığı âna kadar geçen zamanı kapsar. İkinci aşamada, atom bombaları taşıyan savaş başlıkları sıyıcılarından (“bi k ayrılırlar ve eğik bir balistik uçuşa ge- İkinci aşama en yüksek noktasına ulaştıktan sonra “ara aşama” denilen üçüncü aşama başlar. Dördüncü aşama ise, savaş başlıklarının yeniden yeryüzü atmosferine tek tek girmesinden başlayarak patlama anına kadar geçen zamanı kapsar. “Fletcher göre, uçuşa geçen füzeler, uzaya yerleştirilmiş lazer silahlarıyla ilk üç aşamada yakalanmalıdırlar esas olarak. Ama bu arada, planın aynen böyle kalıp kalmayacağı konusunda tartışmalı bir durum ortaya çıkmıştır. En önemli savunma silahlarından biri olarak elektronik toplar yeniden gündeme gelmiştir. Bu konudaki eski ciddi kuşkulara karşı bir kanıt olarak, Askeri Araştırma Dairesi'nin merkezlerinden biri olan “Lawrence Livermore Laboratuvarı”nda, Şubat ayı içinde, bir elektronik topun parçacık ışınlarının çok uzun mesafelerde de tahrip güç lerini korudukları gösterildi. Lazer ışını, ince atmosfer kalıntısının gaz parçacıklarını iyonlaştırır ve bu suret atılan elektronların, içinde toplu bir halde hareket edebilecekleri iletken bir kanal meydana getirir. Lazer ışınıyla 1500 km'ye kadar uzanan bir mesafedeki füzelerin imha edilebileceği daha bugünden tahmin edilmektedir.
Bilgisayar Ancak Saniyeler Süren Bir Şansa Sahiptir
Fletcher Raporu'nda, savunma şemsiyesinin son aşaması için yere yerleştirilmiş anti-füze füzeleri öngörülmektedir. Füzelerle mücadelede, askerlerin gözünde başarı yüksek olduğu aşama, füzenin ilk haen rekete geçtiği aşamadır. Bu aşamada 10 kadar savaş başlığı hep birden bir taşıyıcı üzerinde bulunduklarından tek bir hedef oluştururlar. Bu durumda, roket motorlarının egzosundan çıkan alev, kızılötesi “sensor”'ların yardımıyla kolayca saptanabilir. Ama daha ikinci aşamada hedefler on misli çoğalmış olur. Gerçi ilk uçuş aşamasında da, savunma büyük güçlüklerle karşılaşır; çünkü ne de olsa aynı zamanda uçuşa geçen 3000 kadar roket sözkonusu olabilir ki, bunların teşhis edilmeleri, yörüngelerinin hesaplanması ve tahrip edilmeleri için yaklaşık olarak ancak 180 saniyelik bir zaman. kalmıştır. Bunlarla ilgili gerekli hesaplamaları, iş çıkarma kapasitesi en son düzeyde olan veri-işlem birimleri sağlayabilir olsa olsa. Bilgisayar tekniği ve bu tekniğin görevleri Stratejik Savunma Girişifüzelerelilişkin|ham verileri değerlendirmek zorundadır. Ancak bundan sonradır ki, tek tek nesneler kendi büyüklükleri içinde ayırdedebileceklerdir. Uzay uçuşan metoorlar, eski uydu parçaları ya da düşmana ait şaşırtma başlıkları (“decoys”') ise, depolanmış programları ve karşılaştırma verileri aracılığıyla ayıklanabileceklerdir. “Fletcher Raporu”'nda bu konuda şöyle denilmektedir: “Sensorlar tarafından saptanan tüm nesneler, ilkece, imha edilmeye aday olarak kabul edilirler ve ilk ağızda “tehditkâr değil” tarzında sınıflandırılamayan her şey, savaşın genel durumuna ilişkin bilgi veren veri işleme bölümüne gönderilir. “Demek oluyor ki, kuramsal olarak bu nesnelerden her biri en çok 10 başlık taşıyabilen bir atom füzesi olabilir.”
Bundan sonra, yüksek verimli bilgisayarlar füzenin beklenen uçuş seyrini, başka bir deyişle, nerede patlayacağını hesaplarlar. Stratejik Savunma Girişimi sözcülerinin iyimser tahminlerine göre, her tabakadan nesnellerin 90 10'u hattı yarıp geçebileceklerdir. Gerçi bunun sayısal bakımdan anlamı, uçuşa geçen tüm füzelerin ancak 0,1 kadarının hedefe ulaşacak olmasıdır, ama 10 milyonluk New York'- un yerle bir edilmesine de | magaton gücünde tek bir hidrojen bombası zaten yeterli olacaktır. Askerlerin gözünde, bilgisayar tekniğine ilişkin olarak başlıca iki sorun vardır: Bir saldırı sırasında beliren inanılmaz boyutlardaki veri yığının hakkından nasıl gelinebilir? Ve bu, en kısa zamanda nasıl yapılabilir? Bu ikinci soru da, daha açık bir anlatımmi'nde “Savaş Yönetimi” (battle management) kavramının ardına gizlenmişlerdir. Savaş Yönetimi (sensorlar, bilgisayarlar ve yer istasyonları gibi el altında bulunan tüm birimlerden sağlanan) bir veri-işleme ve iletişim sistemini içerir ve bu birimleri olabildiğince etkili bir tarzda devreye sokar. Böyle bir sistemin görevleri düşmanın keşfedilmesine, savaş durumunun gözetlenmesine ve mevcut savunma silahlarının sürekli denetim ve yönlendirilmesine ilişkin olacaktır. Ayrıca bu sistem, toplanan tüm verileri yerdeki yönetim personeline iletmek ve -belki de en zor olanı- savaş sırasında değişen koşullara göre tepkiler geliştirmek zorundadır. Savaş yönetimi istasyonlarının uzay gemilerine yerleştirilmiş bilgisayarları, ilkin, dev boyutlardaki veri yığınının kapsamını küçültmek için, uçan la, “gerçek zamanlı” işlem talebinin dile geldiği görülmektedir. Bunun pratikteki anlamı ise, Colorado Springs'- deki Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri'nin uzay kumanda merkezlerindeki komutanının, bir saldırı esnasında, yer yuvarlağının öbür yüzündeki kıtalararası füzelerin daha ateşlenme anında nereden uçuşa geçtiklerini, hangi uçuş yörüngesini izleyeceklerini ve muhtemelen nereye çarpacaklarını bilmesidir.
Yer temelli savunma. Füzeler atmosfere yeniden giriş an'ında (12 km. yükseklikte), dev parçacık duyargaları aracılığıyla tespit ediliyorlar ve derhal tahrip edilmeye çalışılıyorlar.
Lazer topları aracılığıyla füzeler yokediliyorlar.
Endişe Verici Bir Düşünce: 255 Defa Yanlış Alarm
Saldırıya geçen kıtalararası füzelere lazer ve parçacık ışınları gönderilmesi gibi savunma önlemlerinin tamamlanması için buna özgü algoritmaların, yani bilgisayar diline geçirilmiş özel kuruluşların geliştirilmesi gerekir. Bu konuda Pentagon, bilgisayarların geliştirilmesi çalışmalarına katılan firmalara ve üniversitelere yeni bilgisayar dili olan ADA'nın kullanımını şart koşmaktadır. Ünlü PAS-CAL diliyle benzerlik gösteren ADA, 1975-1980 yılları arasında, Avrupa firmalarının ve Federal Almanya üniversitelerinin (Karlsruhe ve Münih) de katkılarıyla, Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı'nın talimatı uyarıncı yerleştirilmiştir. ADA, silahlı kuvvetler bünyesindeki farklı birliklerinin, örneğin Hava ve Deniz Kuvvetleri'- nin, kullandıkları pek çok bilgisayar programının birleştirilmesine katkıda bulunacaktı. Pentagon, program ve yazılımın standartlaştırılması yoluyla, bilgisayarların da birbirlerine uygunluğunu elde etmek istiyordu. Bu konuda askerler, fazla yüklenmiş ve harap olmaya yüz tutan büyük sistemlere ilişkin olarak geçirdikleri deneyimleri değerlendirmeye çalışmaktadır. Çünkü bu sistemlerde arızalar her zaman ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Devletler Barış Hareketi'ne yakınlık duyan Muclear Time adlı derginin edindiği bilgilere göre, Kuzey Atlantik Savunma Sistemi'nin (NO-RAD) sensorlarına ait elektronik ölçümler, 1983 yılında 255 defa bir Sovyet füze saldırısının imkân dahilinde olduğuna işaret etmiştir. Buna benzer bir duruma, gene NA-TO tarafından kullanılan ve Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm dünyada yaygın olarak Askeri Kumando ve Yönetim Sistemi'nde de (“WWMD-
CCS”) tanık olunmuştur. Sistemi harekete geçiren (başka şeylerin yanısıra keşif verilerini bir sonrakilere ileten) bu programda, zaman içinde evrilerek gelişen bir kod temel alınmıştır. Bu kod, birçok programlama dilinde yapılmış olup 17 milyon program satırı içerir. Programcılar bu olağanüstü karışıklığa kendi aralarında “Dikenli Tel Örgüsü” adını takmışlar ve herhalde bunu yaparken bu ifadenin yüklü olduğu askeri anlama göndermede bulunmak istememişlerdir. Berlinli bilgisayar bilimcileri Reinhard Kail ve Menuela Reisin'in bildirdiklerine göre, bileşim (informatik) uzmanları, her bin satır başına bir yanlış düşeceği varsaymaktadırlar. Bu oranın olağanüstü kritik askeri programlarda ne dereceye kadar geçerli olduğu ise bilinmemektedir. Kendisinden çıkan verilerin bugün bir atom savaşını başlatabileceği bir sistemin hata yapma olasılığı karşısında insanı ürkütücü bir duygu kavrıyor. Buna rağmen, bilişim profesörü Jörg Siekmann'ın da, önde gelen doğa bilimcilerinin atom savaşına karşı 1984 yılının Mayıs ayı başlarında Göttingen'de düzenledikleri kongrede, belirttiği gibi savaş konusunda nihai karar sahibi teknolojiye dönüşmüş durumdadır.
10 Temmuz 1984'te Kaliforniya'da kıtalararası füze Minuteman'la gerçekleştirilen bir deney (1); füze infraruj duyargaları tarafından tespit ediliyor (2); füze yerden 160 km. yükseklikte tahrip ediliyor (3); ve 4.5 m. çapında bir patlamaya yolaçıyor.
Sorunlar “Yapay Zekâ” ile Çözülebilir mi?”
Şu anda tartışma konusu yapılan bir füze savunma sisteminde, işleme tâbi tutulması gereken veri yığınları, bilinen ölçüleri çok büyük oranda aşmaktadır. O nedenle, yeni projeler bu konuya büyük bir ağırlık vermektedir. Askerler bilgi taşkınından tek çıkış yolunu, uyduların ve Savaş Yönetimi istasyonlarının otomatikleştirilmesinde görmektedirler. Somut olarak ifade edilirse, bunun anlamı, örneğin, sorlar yerde bir patlamayı ya da fi zenin hareketine işaret eden bir alev kümesini saptadıktan sonra, uydunun insan etkisi olmaksızın ve yer istasyonu ile bağlantı kurmaksızın konumunu değiştirmesi demektir. Uzaydaki | bilgisayar sisteminin depolanmış bilel atarak kendi sorumluluğunda belirli görevleri üstlenmesi gerekmektedir. Bunun ardında yatan düşünce, pek çok yerde sözü edilen “uzman sistemler”dir; bunlar, araştırmacılar tarafından “yapay zekâ” alanında geliştirilmiş olan ve bilgisayarı şimdiye kadar ancak “insan” uzmanların halledebileceği sorunları çözebilme yetkisiyle deneten bilgisayar-programlarıdır. Bunlar sadece verileri değil, aynı zamanda bilgiyi de işlerler. Uzman sistemlere ilişkin tecrübeler on yılı aşkın bir süredir yapılagelmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'in kliniklerinde çeşitli hastalıkları ortalama bir hekimden daha iyi teşhis edebilen ya da yerbilimcilerden daha keskin bir seziş yetisiyle onlarca milyon dolarlık maden yataklarını açığa çıkaran sistemler büyük bir başarıyla hizmet vermektedirler. Pentagon'un Araştırma Dairesi (DARPA)'nin Müdürü Robert Cooper'in değerlendirmesine göre, “Gelişmiş bir füze savunma sistemini mümkün kılacak bir tekniktir bu.”
Birleşik Devletlerin Hava Kuvvetleri dergisi “Air Force bir raporuna göre “insan gücünden oluşan” savaş yöneticileri ile bilgisayarlar gelecekte sıkı bir işbirliği içinde çalışacaklardır. Bilgisayarlar, savaşın seyri içinde, bir sonraki evreleri önceden hesaplayarak bunlara uygun düşen davranış imkânlarını insanlara göstereceklerdir.
Bütün bunlar dikkate alındığında, iki önemli görünüm ortaya çıkmaktadır: İlkin, “Yıldız Savaşları” projesinin gelişim grafiği ile, dünya, yeni bir mimari yapıya büründürülen (iş yapma kapasitesi çok yüksek) “paralel bilgisayar''a uzmanların şimdiye kadarki beklentilerinden daha erken kavuşmuş olacaktır. “Uzman sistemi” programları doğrudan doğruya bu yeni mimariye gereksinme duymaktadır. İlk anlamlı sonuçlar, Pasadana'daki CALTEC-Enstitüsü'nün bilim adamları tarafından elde edilebilmiştir. Bunlar, 64 işlemciyi birlikte çalıştırmışlardır ve oradaki araştırmacıların öngördüklerine göre, üç yıl içinde yüzlerce işlemciyi az sayıda yongada tümleştirmiş olacaklardır. İkinci olarak da, Lawrence-Livermore Laboratuvarı'ndaki araştırmacılar multi-işlemci sistemini tamamlamak üzereler; bu, içinde her biri bugünkü süper bilgisayar Cray'ın iş yapma kapasitesine sahip 16 işlemcinin birlikte çalışacağı bir makinedir. Doğrusu, işlemcilerin birlikte etkinliğini hedef alan organizasyonda henüz aksayan yanlar olduğunu söylemek gerekir; bunların her birinin esas olarak yaptığı iş, önde gelen bir işlemcinin talimatı üzerine aynı türden görevi yerine getirmekten ibarettir: Dağ gibi verileri işleme tâbi tutmak. Ama, gökteki bir savunma sistemi çerçevesinde genel “strüktür”, yüksek bir duyarlığa sahip sensorların yakaladığı ham verilerin yıldırım hızıyla değerlendirilmesini mümkün kılabilmeli. “Uzman sistemler” de işlemciler ortak bir çalışma çerçevesinde bir sorunu çözmek için nerede yararlı olabileceklerine büyük ölçüde bağımsız olarak karar verebilirler. Uzman sistemlerdeki bilgi, her bir uzmanlık alanına ilişkin kavramlarda ve bunlar arasındaki çok sayıda kurallara oturtulmuş ilişkilerde saklıdır. Burada “çıkarımlar yapmak”, sayısız kuralı denetlemek anlamını taşır. Bu yapılırken de, bir işlemci başka bir işlemci isabetsiz olarak saptadığı şeyin üzerinde bir daha oyalanmaz.
Bilgisayarın Mola Vermeye Gereksinmesi Yoktur
Daha güçlü olan ve ren bilgisayarların geliştirilmesi sivil kullanımlar için ne denli erişilmeye değer ise, bunların kendi bağımsız, “çıkarımları” sonucunda uzaydaki olaylara müdahalesi de o denli kaygı vericidir. Saldırıya geçen füzeleri yakalama savaşı sırasındaki zaman ögesinin müthiş baskısı karşısında, ekrandaki subay için bilgisayarın şüpheli olarak nitelendirdiği olayları denetleme imkânı pratikte kalmamıştır. Yerdeki savaş yöneticisi, bilgisayarın iş gören bir aletine indirgenmiş olmaktadır. Bu derecede otomatikleşmiş davranışların akışı içinde, sözde “zorlayıcı nesnel durumlar” artık siyasi bir denetime imkân tanımayacaktır. Silahlanmaya karşı olmalarıyla tanınan Williiam Arkin ve Peter Pringle, Reagan'ın konuşmasından bir ay sonra bu konuda şöyle bir saptamada bulunmuşlardır: “Artık molalar olmayacaktır ve dolayısıyla mola sırasında, sorumluluk bilinci içinde alınacak kararlar da!” İşte o zaman, “Yıldız Savaşları”'nın yazgısını gerçekte bilgisayarlar belirleyecektir. O
Thomas Horlohe-Holger Iburg'dan Çeviren: Güven Savaş Kızıltan