Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 39
Gerçi akrep karşımıza çoğu kez bir başka burcun daha etkisi altında çıkar ama, çehresi hemen kendini belli eder. Yay zarif ve kıvraktır, boğaysa ağır ve derin. Akrebin yuvarlak yüzünün ilk göze çarpan özelliği ise tanıdıklığı ve sükunetidir. Kendisini kendi taşkınlığına kaptırmadığı sürece, bu sükuneti tedirgin edemezsiniz. Aynı yanıltıcı sükunet hayatı yaşama ritmine de egemendir. Akrep bize basit ve homojen bir hayat ritmi sunar gibi görünür, oysa akrebin bulunduğu yerden karmaşa hiçbir zaman uzak değildir. İçedönüklüğü atıl ve statik değil, saldırgan ve dinamiktir.
Azalan Zaman Akrep savaş tanrısı Mars'ın “askeri” özelliklerini devralmıştır: Askerde ilk bakışta soğukkanlılık ve serüvencilik göze çarpar. Ama aslında onun ayır edici özelliği, ciddi bir görev ve fedakârlık bilinciyle savaş planını kurmasıdır. Benzer bir biçimde akrep insanı da hayatının gidişatını sarih bir biçimde bilmeye ihtiyaç duyar; bu onda aktif bir ihtiyaçtır, bu bilgiyi mümkün kılmak için elinden geleni ardına koymaz. Yani “olumlu” değerler skalasında, ahlakiliğe ve sorumluluk bilinci denen şeyin bazı dinamik ögelerine rastlıyoruz. Ama bu sorumluluk tamamen kendi tarafından tanımlanan bir sorumluluktur, dünyevi bir sorumluluktan çok uzak olabilir. En olağandışı nesne ve hedeflere yönelebileceği gibi, kimi zaman kutsallığa varan yolun temel taşlarından biri bile olabilir. Asker kadar, sanatçının da, eylem adamının da, sorumluluk tarafından dürtülen, özeleştiriyle yoğrulan bu mücadeleciliğe ihtiyacı vardır. “Olumsuz” uçta ise, ruhi asabiliği, aczi ve mizacının tedirginliğini buluyoruz. Çelişkiler yumağı. Özellikle cinsellik konusunda çözümsüzlük ve aciz; bütün bunlara bağlı olarak da delice güçlü, hep doyumsuz, sonu belirsiz bir arzu: Hiçbir zaman en temele inememek, hep yarı yoldan dönmek. Korkudan korkmak. Ve bireyin doğuştan taşıdığı bu çelişkisi artık dayanılmaz olduğunda, son çare olarak kendini yok etmek. Sonbahar doğasıdır: Kasım'ın alçak, fırtınalı havası. Bütün coşkulardan bir yudum soyunmaktır. Aslan, yaz ateşini son demine kadar içmek, tüketmek ister. Oğlak'ın kış mizacı ise sadakatten, köklerden, gelenekten ve disiplinden dem vurur. Sonbahar doğası, zaman duygusunun tutsağıdır. Azalan bir zamandır, hayatı kemirir. Akrep'in içindeki o çelişkinin, o simetrinin ters yüzü karşı konmaz bir simetri özlemi değil mi? Belki de tutkusu, ölümün mükemmel simetrisinde huzur bulmaktır.
Kendi Kendinin
Düşmanı halde yeniden mistik anlamına dönelim Akrep'in: Bilincin kendine karşı açtığı savaş; hem öldüren, hem onduran iğne. Yılan soyundan gelen akrep ilk bölünmenin, ilk ayrılmanın simgesi olarak görülebilir; hayat bilincimizi yeşerten saldırgan düşüncenin simgesi. Başlangıçtaki BÜTÜNLÜK'te ilk gediği açan ve dünyayı harekete geçiren ayrılık. Zaten değişen çelişkiler içinde ilk bütünlüğü sürekli kaybedip yeniden bulmak dünyanın kaderi. Akrep bugün aynı şeylerin simgesi olmaya devam ediyor, ama daha sınırlı, daha tensel, daha dolaysızca saldırgan. Bugün müthiş dişleri dünyayı gitgide daha çok kemiriyor. Bu işarette savaşı görüyoruz, en olgun ve vakur haliyle. Erdemin doruğa ulaştığı yerde, her şey kendini potansiyel olarak yok etmeye hazır. Akrep için, hayata süreklilik ve sağlamlık katmak, onu tahammül edilir kılmak üzere insanın hayatla kendisi arasında koyduğu bütün düşünceler, süsler ve perdeler sürekli yırtılmaktadır. Akreple yaşadığı an arasındaki hareket alanı sürekli daralır, gelecek hep biter. İnsan son sınırın son eşiğinden geçmeye çabalarken, kendi kendini yok etmeye meyleder: Ya zafer, ya ölüm. İnsanın uçurumun kenarının da kenarında bir yerde durup, yaşamaya devam edebildiğini görmek hem inanılmazdır, hem de umut verici. Belki de bu yüzden tahammül ediyoruz akreplere, onları öldürmediğimiz ya da onların bizi ya da kendi kendilerini öldürmediği zamanlarda. Onlara bakarak, her sızlanmanın, her kaçışın, her mesafenin aslında bir aldatmaca olduğunu anlıyoruz. Bütün bunların hayatımızın belli belirsiz ışıklarından ibaret olduğunu ve aslında bizim hayatımızın da, ten yolundan geçen bütün varoluşlar gibi, olgunlaşmayı özlediğini, isimsizleşmek peşinde olduğunu anlıyoruz. Akrep insanının taşkın, tedirgin ve savaşkan mizacı belki de, bize ruhun kadim aldatmacasını -vicdanla, sorunlarla, umutla ve pişmanlıkla ördüğümüz, hep yeniden ördüğümüz korkuyu- kavrama imkanını veriyor. Geleceksiz akrep bize durmaksızın aldatıcı bir geleceğin kapılarını açan ve bizi durmadan erteleyen zamanı gösteriyor. Kimbilir belki de Akrep'e kulak verirsek, asıl varlığımıza, varolmak dediğimiz o kesinti bittiğinde kavuşacağımız duygusuna kapılırız. Coşkuyla birlikte, şiirselliğin son demlerinde, kendimizi bir kez daha olmakla olmamak arasındaki o yerde hissedebiliriz. Belki akrebin kuyruğu, Musa'nın asası gibi değecek yüreğimizin duvarlarına ve son bir kez ağlamanın yaratıcı suyunu akıtacak içinden.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 38
Sergio Solmi
Çevirenler: Samet Kumaş - Dilek Zaptçıoğlu
Eskilerin ilminde yılanlarla akrepler aynı adla anılırdı, bu tesadüf olmasa gerek. Şeytana da boşuna “sineklerin ya da “sineklerin, örümceklerin, akreplerin ve benzeri mahlukatın tek efendisi” dememişler. Bu hilkat garibesi gerçekten kaosun bağrından mı çıkmış, yoksa insanların karanlık hayallerinden mi?
Çocukluğumun bahar temizlikleri... Büyükannem kiliseyi baştan aşağı temizleyeceğim diye eline kazanları alıp oranın yolunu tutarken, bana da kıyıda bucakta gizlenmiş akrepleri öldürmek düşerdi. Bu tuhaf mekânda büyük bir avcı edasıyla gezinirdim. Taşları bir bir yerlerinden kaldırırken, kalbim güm güm atardı da, kimseye belli etmezdim. Akrep düşmanını fark etmezdi. Düşman sanki onun o sarih, sınırları belli dünyasının ötesinde bir yerlerdeydi, ayrı bir dünyada... Oysa o düşman verdiği akıldışı kararı ona uygulamak üzereydi. Hayvanın narin kabuğu kuvvetli darbenin etkisiyle hemen ezilir, parçalanırdı; çevresinde yayılmış bir damla hayat suyu, hafif bir ıslaklık. Artık dişleriyle kurbanını kıskıvrak yakalayamayacak, kuyruğunun iğnesi hızlı bir atakla kurbanının çırpınmasını durdurmayacak, bitti. Hafif kemik yapısının kesin hatları taşa amblem gibi çıktı. Artık o da burçların arasındaki yerini almaya, insanın talihini yorumlayan işaretlerden biri olmaya hazır. Sürüngenlerin, böceklerin hatta bütün canlıların içinde akrebin, o sağa meyilli kuyruğuyla, mükemmel simetriye uymayan yegane canlı olması beni çok etkilerdi. Sağa doğru dönmüş habis bir kıvrım. Savaşçının sağ elinde tuttuğu kılıç gibi. Oysa tabiat aleminde simetri ilkesinden uzaklaştıkça, yalnız atıl ağırlıklarıyla sonsuz yerçekimine itaat eden cansız maddelerin dünyasına yaklaşıyoruz. Üstelik akrebin kendini öldüren tek hayvan olduğu söylenir: Çıkış yolu bulamadığında zehirli okunu tereddütsüz batırır ensesine. Böylelikle kuyruğunun duruşundaki bu anormallik, doğa yasasının daha da gizemli bir biçimde, hatta zorla çiğnenmesi demek oluyor; hayat kendi kendisini kasten yok ediyor. Çocukluğuma dönüyorum yeniden hatırlıyorum. İlk serinlikler başladığında, yapraklar sararıp yavaştan dökülür. İşte gökte ilk yağmur bulutları belirdi, gök deliniyor, ırmaklar, göller taşıyor. İşte güneş, omuzunda elmayla armut sepetlerini tartan Terazi'yi bırakıp, Akrep'in diyarına, Mars'ın evine giriyor.
Uğursuz Sonbahar Diğer Mars burcu olan Koç, Mart'ın sonlarından başlayıp Nisan'ın ortalarına dek hüküm sürer. O Akrep'in tam tersine, doğanın uyanışını, ışık ve suyla kaynaşmaya can atan köklerin arzusunu simgeler. İnatçı ve mücadelecidir. Kapalı kış halkasını kırıp açmak, dışarı çıkmak, patlamak ister. Akrep burcunda ise doğa soyunur, kendini bırakır, silahlarını kendine çevirir. Geleneksel astrolojide Mars burçları şayet uğursuz sayılırdı. Daha sonra bu olumsuzluklarını yitirdiler. Uğur ve uğursuzluk da, iyilik ve kötülük gibi, adalet ve zulüm gibi, doğaya içkin olmaktan çıktılar. Artık yaşadıkları yer, kendini dayatmaktan vazgeçmeyen hayal dünyamız. Dolayısıyla bu değerler hâlâ dünyamızın bir parçası olmaya devam ediyor, ama ruh alemi denen o yerde. Bu yüzden, hallerinden akrebin diyarına ait oldukları belli olan insanlarda ille de uğursuz bir eğilim fark edilmeyebilir. Algılanan artık, yalnız şekl-ü şemaldir, derinin rengi, hayatın temposu, davranışlar, yani hepsinde ortak olan nesnel özellikler.
Kaşların hizası, genelde koyu renge kaçan saçların alnın ortasına doğru uzaması, bakışlarında, kendi üzerinde kurduğu o mükemmel denetimden kurtulan ani bir parlaklık. Bunlara genelde güçlü bir iskelet yapısıyla, göze neredeyse kötü gelen bir solukluk da eklenebilir.