Commodore sayı 9, sayfa 38

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 38

Sergio Solmi

Çevirenler: Samet Kumaş - Dilek Zaptçıoğlu

Eskilerin ilminde yılanlarla akrepler aynı adla anılırdı, bu tesadüf olmasa gerek. Şeytana da boşuna “sineklerin ya da “sineklerin, örümceklerin, akreplerin ve benzeri mahlukatın tek efendisi” dememişler. Bu hilkat garibesi gerçekten kaosun bağrından mı çıkmış, yoksa insanların karanlık hayallerinden mi?

Çocukluğumun bahar temizlikleri... Büyükannem kiliseyi baştan aşağı temizleyeceğim diye eline kazanları alıp oranın yolunu tutarken, bana da kıyıda bucakta gizlenmiş akrepleri öldürmek düşerdi. Bu tuhaf mekânda büyük bir avcı edasıyla gezinirdim. Taşları bir bir yerlerinden kaldırırken, kalbim güm güm atardı da, kimseye belli etmezdim. Akrep düşmanını fark etmezdi. Düşman sanki onun o sarih, sınırları belli dünyasının ötesinde bir yerlerdeydi, ayrı bir dünyada... Oysa o düşman verdiği akıldışı kararı ona uygulamak üzereydi. Hayvanın narin kabuğu kuvvetli darbenin etkisiyle hemen ezilir, parçalanırdı; çevresinde yayılmış bir damla hayat suyu, hafif bir ıslaklık. Artık dişleriyle kurbanını kıskıvrak yakalayamayacak, kuyruğunun iğnesi hızlı bir atakla kurbanının çırpınmasını durdurmayacak, bitti. Hafif kemik yapısının kesin hatları taşa amblem gibi çıktı. Artık o da burçların arasındaki yerini almaya, insanın talihini yorumlayan işaretlerden biri olmaya hazır. Sürüngenlerin, böceklerin hatta bütün canlıların içinde akrebin, o sağa meyilli kuyruğuyla, mükemmel simetriye uymayan yegane canlı olması beni çok etkilerdi. Sağa doğru dönmüş habis bir kıvrım. Savaşçının sağ elinde tuttuğu kılıç gibi. Oysa tabiat aleminde simetri ilkesinden uzaklaştıkça, yalnız atıl ağırlıklarıyla sonsuz yerçekimine itaat eden cansız maddelerin dünyasına yaklaşıyoruz. Üstelik akrebin kendini öldüren tek hayvan olduğu söylenir: Çıkış yolu bulamadığında zehirli okunu tereddütsüz batırır ensesine. Böylelikle kuyruğunun duruşundaki bu anormallik, doğa yasasının daha da gizemli bir biçimde, hatta zorla çiğnenmesi demek oluyor; hayat kendi kendisini kasten yok ediyor. Çocukluğuma dönüyorum yeniden hatırlıyorum. İlk serinlikler başladığında, yapraklar sararıp yavaştan dökülür. İşte gökte ilk yağmur bulutları belirdi, gök deliniyor, ırmaklar, göller taşıyor. İşte güneş, omuzunda elmayla armut sepetlerini tartan Terazi'yi bırakıp, Akrep'in diyarına, Mars'ın evine giriyor.

Uğursuz Sonbahar Diğer Mars burcu olan Koç, Mart'ın sonlarından başlayıp Nisan'ın ortalarına dek hüküm sürer. O Akrep'in tam tersine, doğanın uyanışını, ışık ve suyla kaynaşmaya can atan köklerin arzusunu simgeler. İnatçı ve mücadelecidir. Kapalı kış halkasını kırıp açmak, dışarı çıkmak, patlamak ister. Akrep burcunda ise doğa soyunur, kendini bırakır, silahlarını kendine çevirir. Geleneksel astrolojide Mars burçları şayet uğursuz sayılırdı. Daha sonra bu olumsuzluklarını yitirdiler. Uğur ve uğursuzluk da, iyilik ve kötülük gibi, adalet ve zulüm gibi, doğaya içkin olmaktan çıktılar. Artık yaşadıkları yer, kendini dayatmaktan vazgeçmeyen hayal dünyamız. Dolayısıyla bu değerler hâlâ dünyamızın bir parçası olmaya devam ediyor, ama ruh alemi denen o yerde. Bu yüzden, hallerinden akrebin diyarına ait oldukları belli olan insanlarda ille de uğursuz bir eğilim fark edilmeyebilir. Algılanan artık, yalnız şekl-ü şemaldir, derinin rengi, hayatın temposu, davranışlar, yani hepsinde ortak olan nesnel özellikler.

Kaşların hizası, genelde koyu renge kaçan saçların alnın ortasına doğru uzaması, bakışlarında, kendi üzerinde kurduğu o mükemmel denetimden kurtulan ani bir parlaklık. Bunlara genelde güçlü bir iskelet yapısıyla, göze neredeyse kötü gelen bir solukluk da eklenebilir.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.